Suç psikolojisi uzmanı Arkın Gelişin ile söyleşimiz

Modern Türk Polisiyesi – Polisiye Yazarlarımız, Arkın Gelişin

Arkın Gelişin , ülkemizin tek  Suç Psikolojisi Uzmanı ve aynı zamanda bir polisiye yazarı. Zaman zaman Türk Emniyeti’nin de kapısını çaldığı bir uzman. Kitaplarını zevkle takip ettiğimiz Arkın Gelişin ile uzun bir görüşme yaptık. Suç psikolojisi, seri katiller ve kitapları üzerine, hemen hemen merak ettiğimiz herşeyi sorduk. Münevver Karabulut cinayetinden seri katil deyince aklımıza gelen ilk isimlere ve hatta Vampirizm’e kadar pek çok konuda konuştuk:


-Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Arkın Gelişin kimdir?

-1976 yılında İstanbul’da doğdum.
1977  senesinde babamın mesleği sebebiyle, ailece Almanya’da yaşamaya başlamışız.
İlkokul, ortaokul ve liseyi Almanya’da okuduktan sonra üniversite öğretim
hayatımı Suç Psikolojisi bölümünden mezun olarak tamamladım. Suç Psikolojisi
alanında, başta Almanya olmak üzere, İngiltere ve Amerika’da görev alarak,
aralarında çokca seri katilin de bulunduğu, çeşitli suçlardan hüküm giymiş
insanlarla ilgili analizler gerçekleştirdim. 2009 yılında tekrar Türkiye’ye
döndüm. Türkiye’de özel güvenlik şirketlerine güvenlik farkındalığı ve suç
psikolojisi üzerine seminerler verdim.
-Suç Psikolojisi uzmanı tam olarak ne yapar?
-Suç Psikolojisi uzmanı suçun gelişim evresini ve nedenlerini analiz eder. Bir nevi, suçun kök
nedenlerini araştırır. Klinik ortamda çalışabileceği gibi, hapishanelerde de
mahkumlar ile çalışmaktadır. Ayrıca mahkemede bilirkişi olarak gözlem yapar ve
analizlerini dava sürecine katkı sağlamak için sunar. Farklı açıdan söylemek gerekirse, sanığın ifadesindeki doğruluk payını analiz ederken, tanığın da şüpheli hakkındaki hakkındaki ifadesini analiz eder.
Şahitlerin tanıklığı konusundaki farkındalığı yaratmak için çalışmalar yapar.
Son olarak da Emniyet ile işbirliği yaparak danışman olarak çalışır ve profilleme konusunda destek
verir.
-Eğitim hayatınız boyunca suç veya seri katiller üzerine çalışmalar yaptığınızı görüyoruz, neden böyle bir konu seçtiniz?
-Aslında psikoloji okurken, suç psikolojisi alanı aklımda yoktu. Psikoloji denilince, sanki sadece
klinik psikoloji varmış gibi bir izlenim var. Ancak bu doğru değil. Bugün
psikoloji ile ilgili bir çok alan var. Bunu endüstriyel bakış açısından tutun,
insan kaynaklarına kadar ve hatta benim örneğimde olduğu gibi suç psikolojisi
gibi geniş bir yelpaze olarak gözlemlemek lazım. Suç psikolojisini keşfettikten
sonra, sırasıyla Almanya, İngiltere ve Amerika’da eğitimimi tamamladım. Suçu
araştırırken, bilinmeyen bir alanla karşılaştım. O da seri katiller. Evet, yüzyıllardır seri katillerin varlığını herkes bilmekte. Ancak bir insan neden seri katil olur? Niçin bir çok insanı öldürebilir? Bu soru hala yanıtlanmış değil.
Birisi bu karanlık dünyaya ışık tutmalı. Bende kandilimi elime aldım ve içeri girdim.
-İyi de yapmışsınız. Aslında biz de bu konuda bir makale yayınladık ama size
de fikrinizi soralım istedik, seri katiller ya da psikopatlar neden bu kadar
ilgi çekiyorlar? (Bu konuyla ilgili makalemizi okumak için buraya tıklayınız: )
-Öncelikle şunu belirtmeliyim, her seri katil psikopat olmadığı gibi, her psikopatın da öldürme
eğiliminde olduğunu söylemek doğru olmaz. Bugün psikopat tabirini genelde
yanlış anlamlarda kullanmaktayız. Halk arasında,  şiddet eğilimi
olan ve genelde öfke kontrolü konusunda sorunlu kişilere psikopat demek oldukça yaygındır. Ancak gerçek dünyada durum biraz farklı. Psikopatlar çok iyi yalan söyleyen, mükemmel sosyal iletişim kuran, ikna yeteneği en üst seviyelerde olan ve son olarak da gerektiğinde her yola başvuran kişlerdir. Şimdi, son cümlemdeki tarifi farklı kişilere
uyarlayabiliriz, öyle değil mi? Yani psikopati seri katillerde
gözlemlenebileceği gibi, çok başarılı işadamlarında da gözlemlemek mümkün. Seri
katiller her zaman merak uyandırmıştır. Bugün tutukevi tarihinde en çok hayran
mektubu almış kişiler seri katillerdir. Kurbanların genellikle kadın olduğunu
varsayarsak, özellikle kadın hayranlarının çoğunlukta olması dikkat çekici; ki,
bu yine farklı bir konu. Bu tip hayranlıklarda seri katillerin dominant olmasının,
kadınlarda cinsellik anlamında bir takım dürtüleri uyandırmakta olduğundan söz edilebilir.  Bir de medyanın yanıltıcı yönlendirmeleri var.
Seri katillere hayranlık duyma olgusunun  zeki olmalarından kaynaklandığı iddiası tamamen  bir medya dedikodusudur. Bir seri katilin ortalama IQ seviyesi 92-95 arasındadır.
Yani bir dahi ile karşı karşıya değiliz. Tabii ki ileri seviyede IQ derecesi olanları da var. Ama bu çok nadir.
-Yazar olmaya ya da bir kitap yazmaya nasıl karar verdiniz? 
-Aslında çocukluğumdan beri yazardım. Çocukken şiir yazardım mesela. Kısa öyküler yazmışlığım da var.
Okulda bir kompozisyon hazırlamamız gerekiyordu. Sanırım 10 yaşlarındaydım. Tek sayfalık bir öykü yazdım. Öykünün içeriği, öğretmenimi rahatsız etmiş olacak ki, akşam evi arayarak “Siz bu çocuğa ne izletiyorsunuz?” diye bir sordu. 🙂 O
günden, bugünlerimin temellerini atmışım meğer.
Kitap yazma fikri ise, üniversite yıllarında başladı. Okuduğum bölümü tanımlayan, bilimsel bir kitap
yazmak istiyordum. Daha sonra Suç Psikolojisi’ni, nasıl daha büyük bir kitleye
anlatabilirim düşüncesi baş gösterdi. Ardından bilimsel verileri, bir romanın
içerisine serpiştirerek anlatma fikri doğdu. Aslında ilk romanımı yazmaya 2005
yılında başladım. Sadece 10-15 sayfa yazdıktan sonra daha hazır olmadığımı
anlayarak projeyi rafa kaldırdım. Nihayetinde 2012 yılında “Bir Seri Katilin
Günlüğü – Uyanış” ve “Kansız – Bir Seri Katilin Günlüğü 2” ortaya çıktı.
-Pek çok seri katil ile yüzyüze görüşmeler yapmışsınız, hangi seri katillerle birebir görüşme yaptınız?
-İsimleri tek tek saymak doğru olmaz. Çok fazla örnek var. Ancak bir kaç tanesini örneklemem gerekirse,
Olaf Dätter, Almanya, 2001 yılında yakalanmış. Toplam altı kişiyi öldürmüş.
Hepsi de yaşlı olan bu insanları öldürmeden önce gaspetmiş. Çünkü ödemesi gereken borçları varmış.
Zaten cinayetleri işleme nedeni de bu borçlarını ödemek içinmiş.
Frank Gust, Almanya,
2000 yılında yakalanmış. Toplam 4 kurbanı var. Fahişeleri öldürmesi sebebiyle, Jack
the Ripper ile kıyaslanmaktaydı.
Steve Wright, İngiltere,2008 yılında yakalandı.  Toplam 5 kurbanı var.
Kurbanlarına hem tecavüz ediyor, ardından öldürüyordu.
Stephan Letter, Almanya,
2006 yılında yakalandı. Toplam 29 ispatlanmış kurbanı var. Ancak bu sayının çok
daha fazla olduğunu düşünmekteyim. Erkek hemşire olarak görev yaparken, seçtiği
kurbanlarına zehir enjekte etmekteydi.
Seri katiller haricinde, seri katil yakınları ve arkadaşları ile görüşme imkanım da oldu.
Örneğin TedBundy’nin okul arkadaşı ile görüştüm
ya da Ted Kazcynski’nin abisi ile görüşme fırsatım oldu.
-Seri katil olduğunu bildiğiniz biri ile burun buruna olmak
nasıl bir duygu?
-İlk deneyimimi paylaşmam gerekirse çok gergindim. Karşımda oturan kişinin seri katil olduğunu bilmek
gerçekten çok ürkütücüydü. Her ne kadar bu işin eğitimini almış olsan da, ilk kez
bir seri katil ile karşılaşmak oldukça gergin bir durumdu. Sonrasında işin
farklı boyutlarına odaklanıyorsun. Karşındaki artık seri katil değil, bir
insan. Görüşmeleri gerçekleştirirken tamamen analitik düşünüyorsun. Nedenlerini
irdelemek için o kişinin psikolojisine girmeye çalışıyorsun.
-Görüştüğünüz kişilerden birkaçı hakkında sizde bıraktığı
izlenimi birer cümleyle bizimle paylaşabilir misiniz?
-İşlediği suçun farkında olmayanlar var. Soğukkanlı olanlar var, duygusal olanlar var. Örneğin Stepan
Letter
, niçin cinayet işlediğini anlatırken tamamen bir tanrı kompleksi
yaşıyor. Tanrı kompleksi nedir derseniz, sağlık sektöründe Profesöründen hemşiresine kadar
rastladığımız bir durum. Çünkü bir yerde hastanın geleceği konusunda karar
verebilmekte. Doktor demek güven demek. Seri katiller dünyasında doktorlara
sıkça rastamaktayız. Stephan Letter kendince “iyilik” yapıyordu. Hastaların
acılarına radikal bir şekilde son veriyordu. Ancak dosyasını araştırırken,
kurbanları arasında ölümcül ya da zor hastalıkları olmayanların da olduğunu gözlemledim.
-Seri katillerin ortak özellikleri nelerdir?
Yine bir hurafeden bahsetmek isterim. Medya seri katili tanımlarken, birkaç ünlü seri katil
olayından genelleme yapmakta. Medyanın gözünde seri katil profili beyaz tenli, 25-30
yaş arasında bir erkektir.  Bu tanımlamalar ile eşleşen seri katil
sayısı % 12,5. Oldukça düşük bir oran. Çok farklı sebeplerden dolayı cinayet
işleyenler var. Buna karşılık Kadın seri katillerde benzer özellikler var. Genelde “kara
dul” diye tabir ettiğimiz türden seri katiller. Evlendiği erkeğin mal varlığını
elde etmek için hayat sigortası yaptırıp, zehirleyerek öldürmekteler. Genelde 3
veya 4 kez evlenirler. Cazibelerini kullanırlar. Erkeklerde genelleme
yapmam gerekirse, seri katiller arasında en çok hedonist, yani hazcı bir yapı
var. Cinayetlerin temellinde cinsellik yatmaktadır.
-Ocak 2014 tarihinde, Gaziantep’de firar eden Ali Kaya’nın, nam-ı diğer Bebek Yüzlü katil’in yakalanması için Ankara Emniyet Müdürlüğü ile çalışmışsınız. Bu çalışma talebi size nasıl ulaştı? Nasıl bir çalışmaydı? Bize
biraz bilgi verebilir misiniz?
-Ankara Emniyet Müdürlüğü bana öncelikle email yoluyla ulaştı. Ali Kaya yaklaşık 1 aydır firardaydı.
Uzmanlık alanımdan dolayı beni araştırmışlar ve Ali Kaya’nın profillenmesi
konusunda destek istediler. Psikolojik profilleme, Adli profilleme ve Coğrafi
profilleme konusunda destek verdim ve fikirlerimi sundum.  Ankara Emniyeti ile çalışmaya
başladıktan  1 hafta sonra nokta atışı yaparak, Ali Kaya’nın saklandığı yeri tespit edip yakalanmasını sağladık.
Emniyet Genel Müdürlüğü özellikle seri katiller ve profilleme konusunda, uzmanlığım
sebebiyle benden destek istemekte. Bu konuda ortak çalışmalarımız kamu güvenliği adına devam edecektir.
-Yurt dışı deneyimlerinizden bahseder misiniz bize? 
-Yurt dışında bulunduğum sürece özellikle İngiltere ve Amerika önemli bir deneyim oldu. Almanya’da
bulunduğum sürece Alman polis akademisinde görev aldım. İngiltere’de Suç
psikolojisi denilince ilk akla gelen isim Prof. David Canter’dır. Kendisi bu
alanda dünya çapında bir duayen. Kendisiyle bire bir çalışma fırsat buldum ve
stajımı yanında yapabildim. Muhteşem bir deneyimdi benim için. Amerika’da çok
farklı bir yapı var. Seri katil uzmanı denilince kesinlikle Amerika’yı
göstermek lazım. Oradaki polis memurları bu konuda çok iyi eğitimliler. Ancak
çok ilginçtir, oradayken bazı dosyaları inceleme fırsatım oldu ve bazı
detayların atlandığını gözlemledim. Bu konuda da görüşlerimi Amerikan Emniyetine
ileterek katkı sağlamaya
çalıştım.
-Tanıma imkanı bulduğunuz yabancı polis teşkilatlarına
göre Türk Polis Teşkilatı’nın durumu nedir? Hangi alanlarda iyiyiz ama hangi alanlarda polis teşkilatımızın gelişmesi gerekli?
-Kıyaslama yapmak çok doğru olmaz. Bir önceki soruda belirttiğim gibi, bir yanda seri katil uzmanlığı konusunda Amerika çok öndeyken, yine de hatalar yapmaktalar. Aynı şekilde diğer ülkelerde de var. Analitik düşünce yapısı çok önemli. Bu konuda daha çok
gelişme sağlamamız lazım. Kadro olarak altyapı eksiğimiz var. Yurtdışında her alanın bir uzmanı vardır. Bizde biraz farklı. Emniyet teşkilatında daha çok uzman kadrolar yer almalı. Ayrıca şunuda unutmayalım, Avrupa’da polis teşkilatının tam zamanlı çalışma sistemi sadece 150 senelik bir maziye sahip.
-Türkiye’de sizin eğitim seviyenizde eğitim alabilme
imkanı var mı? Suç psikoloğu olmak isteyen bir genç için hangi üniversitelerin
hangi bölümlerini tavsiye edeceksiniz? Ayrıca Türkiye’de bu alanlarda staj
imkanı bulunuyor mu?
-Suç Psikoloğu ünvanına sahip tek kişi benim.
Nedenine gelecek olursak, Türkiyede suç psikolojisine en
yakın alan adli psikoloji. Adli psikoloji okuma imkanınız oldukça fazla. Hemen
hemen her üniversite bu eğitim imkanını sunmakta. Ancak suç psikolojisi biraz
daha farklı. Adli psikoloji daha çok teknik temellere dayanırken, suç
psikolojisi beyin ve zihin yapısı ile ilgilidir. Suç psikolojisi yurt dışında
kendince bir alan olmakta. Eğer imkanı olan arkadaşlar varsa, eğitimlerini
yurtdışında değerlendirmelerini öneriyorum. Ama tekrar Türkiye’ye dönme
şartıyla. Çünkü onlara burada ihtiyacımız var. Ben bir nevi tek başıma ön ayak
oldum. Mutlaka ülkemizde de suç psikolojisi yakın zamanda eğitim olarak
görülecektir. Şu anda sadece İzmir Üniversitesinde, Kriminoloji altında bir
dersten ibaret.
-Türkiye’de de üzerinde çalışma yaptığınız vakalar,
cinayetler veya suçlular oldu mu?
-Resmi olarak sadece Ali Kaya ama kendi imkanlarımla araştırdığım vakalar var tabii ki. Kendi
oluştuduğum veri tabanı var. Bunu sürekli güncelliyorum. O yüzden daima vakalar
konusunda takipte olmak durumundayım. İddia ediyorum ki, 10 yıllık süreçte
oluşturduğum veri tabanı, dünyada bulabileceğiniz en kapsamlı veri
tabanlarından bir tanesi.
-Münevver Karabulut cinayeti hakkında ne düşünüyorsunuz? Cem Garipoğlu’nun hapishanede intihar etmesi ile konu yeniden ülke gündemine oturdu:
-Türkiye için çok marjinal bir cinayet olabilir ama dünya genelinde çok klasik bir cinayet vakası.
Dünya genelinde buna benzer cinayetler çokça işleniyor. Zengin bir genç,
ailesine de bağlı. Eğer siz onu mutlu edemezseniz, mutluluk kaynakları
tıkanmaya başlıyor. Yani artık para onu mutlu edecek unsurlardan biri değil.
Uyuşturucu bir süre sonra tatmin etmemeye başlıyor. Tatmin unsurları
farklılaşmaya başladıkça, bu tür sapkınlıklar ortaya çıkmaya başlıyor. Bence,
Cem Garipoğlu ilk cinayetinde acemice davranmasaydı, Amerika’dan aşina
olduğumuz tipte bir seri katil olma potansiyeline sahip biriydi. Münevver
Karabulut
cinayeti, planlı işlenmiş ve gerekçesi kesinlikle kıskançlık değil.
Kıskançlık işin bahanesiydi. Garipoğlu, cinayeti gerçekten işleyebilmek için
kendine suni adrenalin yaratmış. Seçtiği kurban kendinden daha zayıf bir
karakter. Üstelik planında hata zinciri var. Eğer bu cinayetten kurtulsaydı,
kesinlikle arkası gelirdi. Kaldı ki Cem Garipoğlu 10.10.2014 tarihinde intihar
ederek vefat etti. Bu durumda psikolojisinin zayıflığını gösterir. Tabii ki
gerçekten intihar ettiyse…!
-Peki ya Özdemir Sabancı cinayeti hakkında düşünceleriniz nedir?
-Özdemir Sabancı cinayeti son derece iyi planlanmış. Ama kimler tarafından planlanmış işte o tartışılır.
Planlama uzun bir sürecin sonunda gerçekleşiyor. Açıkcası bu kadar rahat bir
şekilde bir cinayet işlenebiliyorsa, mutlaka içeriden destek vardır.  Ayrıca suikastçinin elinin kolunu sallayarak
yurtdışına kaçabilmesi de son derece şüphe uyandırıcı.
-Her suçlu, suç işlediği mekana döner diye bir klişe laf
duyar dururuz bu doğru mudur? Gerçekten her suçlu, suç işlediği mekana döner mi?Doğruysa neden dönerler?
-Gerçekten de klişeden öte bir durum. Bunu özellikle seri katillerde görebiliriz. Çünkü seri katiller
işledikleri cinayeti bir tür “eser” olarak görürler. Polisin ne şekilde hareket
ettiğini takip etmek isterler. Olay yerindeki kargaşa onlar için genelde haz
duygusudur. Ama bu sadece seri katillere has bir durum değil.  Acemi katiller de olay yerine gidebilirler.
Onlarda  durum biraz farklı. Acaba ne oluyor diye merak ederler. Genelde bu, polisin bir taktiğine dönüştü. Bazen bilinçli olarak cinayet hakkında basına bilgi sızdırmazlar ya da yanlış bilgiler verirler. Bu bir tür provokasyondur.
Katili hataya zorlamaktır.
-Suçlu profilleme alanında çalışıyor musunuz? Bize bu
konuda bilgi verebilir misiniz?
-Suçlu profilleme konusunda aktif olarak psikoloji alanında çalışıyorum. Ancak Ali Kaya olayında
olduğu gibi daha geniş bir çalışma gerçekleşti. Profillemelerin çeşitleri
vardır. Bu psikolojik profilleme, fiziki profillme, coğrafi profilleme gibi çok
çeşitlidir. El yazısı analizi de bir tür profillemedir. Adli bilimdeki
profilleme türlerinin ilki fiziksel profillemeydi. Adli bilimin öncüsü olan
Lombroso,  yaptığı araştırma sonuçlarından iki ilginç örnek sundu; dolandırıcılık suçu işleyen insanların
genellikle kısa boylu ve şişman olduklarını eğer bu tipe uygun değilse
dolandırıcıların bir çoğunun gözlerini kırpmak gibi çeşitli tiklere sahip
olduğu sonucuna varmıştır.
-Karakter ile suç eğilimi arasındaki ilişki için bize
neler söyleyebilirsiniz? Neden biri katil olurken başka biri dolandırı ya da
hırsız olur? Suçun tabanında aynı çekirdek faktörler mi yatar? 
-Suçun bir kimyası yoktur. Yani suçlu olarak doğulmaz.
Bu ırsi bir durum değildir. Daha çok sosyal
etkenler bireyleri suça iterler. Örneğin, bir çocuk suç ortamı içerisinde
yetişirse, yani ebeveynler suç işliyorlarsa, o çocuğun suç anlayışı
sıradanlaşır. Dolayısıyla suça meyilli olma ihtimali, normal şartlarda yetişen
çocuklara nazaran daha yüksektir. Ancak Radford Üniversitesinde yapmış
olduğumuz bir araştırmada şu ilginç tespiti yaptık.  Şiddet suçları yüzünden mahkum olmuş 100
kişinin beyin MR’larını çektik. Sonuç ilginçti. Suçluların 92%’sinde beynin ön
bölgesinde ve beyin kökünde bulunan Amigdala bölgesinde hasarlar olduğunu
gözlemledik.
-Gerçekten çok ilginç. 
Suç konusunda bu kadar bilgi sahibi olmak, pek çok
suçluyu birebir tanıma imkanı bulmak sizi nasıl etkiledi? Mesela evde yalnız kalsanız
gönül rahatlığı ile bir akşam geçirebiliyor musunuz? Ya da ıssız bir sokakta
evham yapmadan dolaşabiliyor musunuz?
-Suçun temelini araştıran birisi olarak suç ihtimalinden korkum yok. Her aile babası gibi ben de ailemi
koruyabilmek adına tabi ki duyarlıyım. Ama mesleğin getirdiği yan etkiler
var. Örneğin tanıştığım herkesi istemdışı da olsa analiz ediyorum. Tabii ki
fikrimi beyan etmiyorum. Diğer bir yan etki ise, yeni girdiğim bir mekan ya da
ortamda tehlike oluşabilecek noktaları belirlerim ve bu tehlikeyi nasıl
bertaraf edebileceğimin hesabını önceden yaparım.
–lk romanınız “Bir seri katilin günlüğü” ile normal ya da
en azından normal görünen bir kişiliğin katile dönüşmesini anlatıyorsunuz,
gerçekten normal bir insan katile dönüşebilir mi? Yoksa genetik faktörler
baskın faktör mü?
-Kitabın kapak cümlesi, Aslında herkesin içinde bir katil gizlenmektedir.
Hiç çok sinirlendiğiniz bir anda aklınızdan şu cümle geçmedi mi?: “Bunu öldürebilirim!” Seminerlerimde şu soruyu
sorarım: “Ben katil olabilirim diyenler ellerini kaldırsın” Bir kaç elden fazla
olmaz. Sonra şu şekilde devam ederim: “Kafanızda şu senaryoyu canlandırın. Ben
size en sevdiğiniz kişinin resmini gösteriyorum. Resimdeki kişinin kafasına
silah dayalıdır ve onun kurtulması için sizden birisini öldürmenizi talep
ediyorum. Şimdi sorumu yinelemek istiyorum. Katil olmayı göze alır mısınız bu
durumda?” Salonda ki hemen hemen tüm eller kalkar. Silah taşımak yasallaşsa,
yani herkes kayıtsız şartsız silah taşıyabilir denilse, bunun karşılığında idam
cezası tekrar yürürlüğe geçse, inanın hala her gün yüzlerce cinayet olur.
Trafik tarışmasında, arkadaş arasında bir tartışmada, iş yerinde bir münakaşa
vs. Daha öncede belirttiğim gibi, katil olmak genetik faktörlerle oluşmaz.
Sosyal çevredir suça iten.
-Bildiğimiz kadarı ile bir kitabınız filme çekilecek, bu
konuda bize bilgi verir misiniz? 
-Doğrudur. İmzalar atıldı. Şu anda beklemede. Sebebine gelecek olursam, filmin belki dizi
projesine dönüşme ihtimali var. Buna benzer bir çok Amerikan yapımı diziler
var. Neden biz de yapmayalım? Doğru zamanda doğru işi çıkartmak istiyorum.
-İkinci kitabınız bir anlamda devam niteliğinde bize biraz ikinci kitabınızdan bahseder misiniz?
-Aslında her iki hikaye de bağımsız bir şekilde yazıldı. Ancak bir noktada hikayeler buluşuyor. “Kansız” yine
ilk kitapta olduğu gibi, gerçek verilere dayalı yazılmış bir roman. “Bir Seri
Katilin Günlüğü
” isimli ilk romanımdan tanıdığımız karakterler tekrar bir araya
geliyorlar. Buna ilk romanın seri katili Efe Sönmez de dahil. Bu sefer başka bir
seri katil İstanbul’a uykusuz geceler yaşatmakta. Herşey tamamen kansız bulunan
cesetler ile başlar. Okurlar için şu kadar söyleyebilirim, bugüne kadar
yazılmış en gerçekçi vampir hikayesi.
-Vampirlerin varlığına inanıyor musunuz?
-Bir psikolog olarak evet! Vampir derken kastedilenin ne olduğu önemli.
Vampir miti bir hastalıktan ortaya
çıkmıştır. Porforia hastalığı bir tür kan zehirlenmesidir. Çok nadir rastlanan bir
hastalıktır. İşin en ilginç yanı, hastalığın ilk resmi hastası bir Türk’tür.
Vampirizm denilen bu hastalığın detaylarına gelecek olursam, bu kan hastalığına
yakalananların cildinde deformasyon başlar. Ciltleri güneş ışığına daha
duyarlıdır. O yüzden genelde hava kararınca dışarı çıkarlar. Ayrıca diş
etlerinde çekilme olur, buda dişlerin uzadığı izlenimini verir. Sarmısak, bu
hastalar için tam bir zehirdir. Bundan dolayı sarımsaklı bir şey yiyemezler.
Hastalığın psikolojik etkileri de var. Hastalar agresifleşiyorlar ve saldırgan
olabiliyorlar. Eski zamanlarda bu hastalığın tedavisi için, hastalara inek kanı
içirilirdi. Tüm bu detaylar tanıdık geldi değil mi?
-Sanki Avrupa’da vampir konusu bizde olduğundan daha
popüler ve inandırıcı, bunun sebebi nedir?
-Vampir mitleri özellikle Balkanlar’dan türemedir. Çeşitli mitlerde vampire benzer varlıklardan bahsedilir.
Filmlerden ve romanlardan tanıdığımız vampirler de yine bu mitlerden yola çıkarak
yaratılmıştır. Ayrıca konuyu seri katiller bağlayacağım. Eski çağlarda insanın
ne kadar kötü olabileceği konusunda bilimsel olarak ta maneviyat olarak ta bilgi
sahibi değildik. Dolayısıyla, parçalanmış cesetler bulunduğunda, bunun bir insan
tarafından yapılabileceğine inanmak istemiyorlardı. Böylece, kurt adam veya
vampir gibi efsaneler çabuk yayıldı.
-Elinizde pek çok seri katile dahir belgeler içeren bir
arşiviniz olduğunu biliyoruz. Neler var bu arşivde? Bu arşivi nasıl
oluşturdunuz?
-Evimdeki bir odam arşiv odası misali.
Bir çok belgeyi eski usulüyle dosyalayarak saklıyorum. Ancak
belgerlerin ve dökümanların çokluğu sebebiyle elektronik arşivleme de yapıyorum.
Amerikan filmerinden aşina olduğumuz bir kripto odası misali 🙂 Bugüne kadar bir çok ülkeyi gezerek, o ülkelerin
emniyeti ve adli mercileri ile bir araya gelerek dökümanları elde ettim.
Bunlar daha çok seri katiller üzerine dosyalar. Örneğin seri katiller
biyografiler serisini Ekim 2014 itibariyle yayınlamaya başlayacağım.
Biyografileri oluştururken, internetten toplama bilgilerden faydalanmıyorum.
Tamamen kendi araştırmalarımın neticesinde ortaya çıkan biyografiler. Seri
katiller ve yakınları ile röportajlar gerçekleştiriyorum. Biyografiler
içerisinde bugüne yayınlanmamış belgeler, bilgiler ve görseller mevcut. Ted
Bundy
biyografisini hazırlarken, FBI ve mahkeme arşivine başvurarak Ted Bundy
dosyasının tamamını istedim ve bu belge bana ulaştırıldı. Malesef ülkemizde bu
konuda şeffaf davranılmıyor. O yüzden ülkemizde yaşanan vakalar hakkında
bilgilere ulaşmak çok zor. Aynı zamanda hazırlamış olduğum bir seri katil veri
tabanı
var. Arşivlerden elde ettiğim bilgileri oraya aktarıyorum. Yaklaşık 12
yılın bir birikimi. Bu veri tabanı sayesinde çeşitli kategoriler vasıtasıyla
nokta atışı yaparak her türlü profilleme kolayca gerçekleşmekte.
-Kitaplarınızın ana karakteri kimdir? Bize biraz
anlatabilir misiniz? 
-Şu ana kadar 2 romanım var. Birbirileri ile bağlantılı.
İlk romanda ana karakter olarak Efe Sönmez’i
gösterebilirim. İkinci romanda ise ilk romandan yan karakter olarak bildiğimiz
Cem, ana karakter olarak yer almakta. Romanımda önemsiz olarak adlandırdığımız
bir karakter başka bir  romanda ana
karakter olarak karşımıza çıkmakta. Birbirinden bağımsız hikayelerde de aynı
karakterlere ratlayacağız. Bu benim kurduğum kendi içerisinde bir dünya. Böyle
daha samimi bir yazar/okur ilişkisi ortaya çıkmakta.
-Bir yazar olmanın en güzel yanı nedir?
Her bir romanınızda kendi dünyanızı yaratıyorsunuz.
Bu dünya okurlar tarafından benimseniyor. Benim
avantajım şu ki, gerçek olaylardan yola çıkarak yazdığım için, hikaye yaratmakta
zorlanmıyorum. Romanlarımın yüzde yirmisi gerçek verilere dayalı, yüzde sekseni ise kurgu.
Benim için en büyük ödül, okurların bana ulaşıp bu hikayelerin gerçekliğine
inandıklarını söylemeleri. En çokta ilk romanımda ki ana karakter seri katil
Efe Sönmez’in şu anda nerede olduğunu sormaları, yazar olarak da işimi iyi
yaptığımı göstermekte.
-Polisiye yazan ancak henüz kitabı basılmamış yazarlara
neler tavsiye edersiniz?
-Polisiyenin Türk Edebiyatındaki yeri hala sınav halinde bence. Çok başarılı olduğumuz
söylenemez, ama aşama aşama ilerliyoruz. Tabii ki Ahmet Ümit veya Osman Aysu
gibi isimleri ayrı bir yerde tutuyorum. Ancak onlar da daha çok klasik polisiye
türünde yazıyorlar. Asıl dikkat çekmemiz gereken tür gerilim romanı… Maalesef
halen Türk okurları tarafından yeterince ilgi görülmüyor. Maalesef diyorum,
çünkü Türk yazar denilince, akla gelenler dram ve aşk üzerine konular oluyor.
Dram ve duygusallık bizler de daha ağır basıyor. Bu durum televizyon
dizilerimize de yansıyor. Nadiren polisiye türdeki diziler tutuyor. Aslında
“Bir Seri Katilin Günlüğü” ve “Kansız” isimli romanlarımda dram oldukça fazla.
Hatta ikinci romana az da olsa aşk unsurlarını da dahil ettim. Nasıl aşk veya
melankoli hayatımızın bir parçası ise, gerilim de bu hayatın bir parçası. Yoksa üçüncü sayfa haberleri bu kadar çok olmazdı. Son olarak şunu belirtmek isterim; bir
Türk yazar olarak bu alanı seçmemden dolayı daima olumlu tepkiler alıyorum.
Çünkü hikâyelerim orijinal ve kurguları yabancı türlerinden kopyalanmış değil.
Yani gerilim üzerine yazıyorum ve içinde tamamıyla Türk öğeleri barındıran bir
yapıya sahipler. Ancak üzülerek şunu da belirtmek isterim ki, kitaplarımın
kapağında yazar ismi olarak yabancı bir isim yazmış olsaydı, belki de daha çok
rağbet görebilirdi. Umarım anlatabildim. Ama yinede asla pes etmemelerini
tavsiye ediyorum. İsteyince güzel şeyler oluyor. Size inanan bir yayınevi ile
çalışırsanız, sonucunu elde edersiniz. O yüzden de Herdem Kitap adı altında
genç yazarlarımıza kapılarımızı açıyoruz. Çoğul olarak konuşuyorum, çünkü
yayınevini eski yayıncı ve arkadaşım olan Esen Rüzgar ile birlikte kurduk.

-Yayımlanmış olan kitaplarınızın isimlerini tekrar okuyucularımıza hatırlatabilir miyiz?

-İlk Romanımın ismi “Bir Seri Katilin Günlüğü – Uyanış”.
İkinci romanımın ismi ise “Kansız – Bir Seri
Katilin Günlüğü 2”. Belirttiğiniz gibi seri katiller üzerinde oldukça büyük bir
arşive sahibim ve bunu değerlendirmek istiyorum. Meraklısı için arşiv niteliğinde
olan bir seri yayınlayacağız. Her bir cilt ünlü bir seri katilin detaylı
biyografisini içerecek. Yani bugüne kadar alışılagelmiş toplama kitaplardan
farklı bir yapıda olacak. Araştırmalarımın tamamını kendim yaptım. İnternetteki
bilgilere başvurmadım. Dava dosyalarını tekrar tekrar inceledim. Belgeler temin
ettim. Hatta her bir kitap içerisinde kendim yapmış olduğum röportajlara dahi
yer vereceğim. Bir aksilik olmazsa Ekim 2014’de serinin ilkini yayınlamış
olacağız. Birinci bölüm, seri katil denilince ilk akla gelen kişi olan Ted
Bundy
’nin çarpıcı hayatını anlatacak. Çocukluk yıllarından başlayarak son ana
kadar devam eden bir araştırma kitabı olacak. İçinde bugüne kadar, değil
Türkiye’de, dünyada dahi yayınlanmamış görseller, bilgiler ve belgeler bulunacak.
10 ciltlik bir seriden bahsedebiliriz, ancak bunu çoğaltma olanağına sahibim.
Serinin ikincisi olan “Ted Kazcynski” ise ilki ile aynı anda, yani Ekim 2014’de
yayınlanmış olacak. Son olarak da İnkılap Yayınları’ndan önümüzdeki yılın başında
“İnsan Avcıları – Seri Katil, Adli Bilim ve Suç Bilimi Tarihi” isimli ilginç
bir araştırma kitabı çıkacak.
-Kitaplarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz. 
Romanlarınızdaki karakterleri nasıl seçiyorsunuz? 
-Seri katil karakterlerini deneyimlerimden ve arşivimden ortaya çıkartıyorum.
Diğer karakterler ise günlük hayatınızdan tanıyabileceğiniz samimi karakterler. Bir
kurguyu oluştururken, bolca gözlem yapıyorum. Yani kurguda geçen mekanlara
gidip detaylı araştırıyorum. Kişiler üzerinde analizler yapıp, hikayemdeki
karakterleri yaratıyorum.
-Efe karakteri hakkında bize biraz bilgi verir misiniz? 
-Efe, aslında ilk bakışta, son derece sıradan yaşantısı olan bir doktor…
Hatta kariyer sahibi,
evli ve çocuklu bir insan… Ancak çabuk agresifleşen ve alkol sorunları yaşayan
bir adam… Çocukluğunda yaşamış olduğu travmatik olaylar, evlilik hayatındaki
mutsuzluk ve iş hayatındaki olumsuz gelişmeler onu başka bir dünyaya itiyor. O
da karanlık bir dünya… İşini ve eşini kaybediyor. Bu durum onu kendince bir
ispatlama serüvenine itiyor. Ancak bu ispatlama tercihi son derece kötü… Çünkü
bir seri katile dönüşüyor. Son derece zeki olan Efe, polis ile akıl oyunları
oynamaya başlıyor.
-Efe’nin durumu gerçek hayat ile ne kadar örtüşüyor?
-Aslına bakacak olursanız, bu durum gerçek hayattan çok da farklı değil.
Seri katillerin belirli bir kısmı tıp dünyasından geliyor. İçlerinde doktor, hasta bakıcısı
veya hemşire olanlar var. Bu karanlık dünyada, beyaz önlüklülere rastalamak
mümkün. Çoğu doktor, özellikle cerrahlarda, “God Complex” yani “Tanrı
Kompleksi
” mevcuttur. Ölüm ile yaşam arasında karar verici durumdalar. Hatta
biraz daha ileri gidersek, birçok üst düzey yöneticide olduğu gibi, doktorlarda
da psikopatik bulgulara rastlamak son derece olağan bir durum. Tıp
dünyasındaki seri katillerden bahsedersek, ilk akla gelen isim Dr. Harold Frederick
Shipman
’dır. 250’nin üzerinde kurbanı olduğu düşünülüyor. Buna benzer nice
örnekler var. Ülkemizden de bir örnek sunmak isterim. Dr. Cumhur Akkent de,
birçok bebeğin ölümünden sorumlu bir seri katildi.
-Okuyucular için son kitabınız hakkında ne söylemek
istersiniz? Gidip hemen alın dışında
🙂
-Ne bekliyorsunuz derim 🙂 Daha öncede belirttiğim gibi “Kansız” hikayesi diğer
polisiye romanlarından farklı. Çünkü kurgu ilk başta bir Vampir hikayesi
izlenimi yaratıyor. Doğaüstü olayları ile başlayan hikaye, mantıklı açıklamalar
ile çözüm sürecine gidiyor. Diğer bir ilginç yanı ise, ilk roman ile bir
noktada birleşmesi ve ilk romanın karakterleri bir araya getirmesi. Efe Sönmez
romanları şimdilik bir üçlemeden ibaret. İlk romanımı okuyup da Efe’nin
akıbetini merak edenler, “Kansız”’da bu soruların cevabını alacaklar.
-Geri dönüp baktığınızda sizi en çok destekleyen ve köstek olanlar kimlerdi? Neler
yaptılar? Hatırlatalım İsim vermek zorunda değilsiniz.
🙂
-En büyük destekçim ailem ve eşim. Eşim Liz, son derece sabırlı davranıyor.
Çünkü hem mesleki açıdan yaşayabileceğimiz tuhaflıklar,  hemde yazım
sürecindeki zamansal harcamalar konusunda son derece anlayışlı davranmakta.
İkinci etapta ise üniversite panellerinde öğrencilerden çok ilgi görüyorum.
Bu da beni mutlu etmekte. İlk romanımı yayınlamadan önce dosyamı bir çok
yayınevine gönderdim ve genelde olumsuz tepkiler aldım. Cevaplar genelde
klişeydi. Yani, “Türk yazarı kanlı konular işlemez. Türk okuru dram
sever.vs.”  Buna katılmıyorum. Gerilim de
hayatımızın bir parçası ve birileri gerilimi eğlenceli hale dönüştürmeli.
-Beğendiğiniz yazarlar ve sanatçılar kimdir?
-Türk yazarlardan Ahmet Ümit. Yabancı yazarlardan Adam Fawer, Stephen King.
-Başucu olarak adlandırdığınız kitaplarınız var mıdır?
Hangileridir?
-David Canter “Suç Psikolojisi” ve genç yaşta okuduğum ilk roman Stephen King “ Stark”.
-Tanık olduğunuz en büyük suç neydi?
-Siyaset
-Boş zamanlarınızda neler yaparsınız? Hobileriniz nedir?
-Mesleğim ciddiyet gerektirir. Ancak özel hayatımda çok neşeli bir insanım. Boş zamanımı ailem ile
geçirmeyi tercih ediyorum. Kalan zamanda da fırsat buldukça Tenis oynamayı
seviyorum. Ayrıca müzik ile ilgilenmek de hobilerimden bir tanesi.
-Burcunuz nedir ve burcunuzun özelliklerini taşıdığınızı
düşünüyor musunuz?
-Kötü bir burç.  İkizler. Çok fazla burçlarla ilgim yoktur ama çevremdekiler burcumun iyi yönlerini taşıdığımı söylerler.
-Başka bir meslek seçmek zorunda olsanız hangi mesleği
seçerdiniz?
-Kesinlikle aynı mesleği, yani suç psikolojisi uzmanlığını yine seçerdim. Ancak suç psikolojisi
olmasaydı. Aşçılık olabilirdi çünkü yemek yapmayı seviyorum.
-En beğendiğiniz kitap hangisidir?
-Kendi kitaplarım haricinde 🙂 Yüzüklerin
Efendisi, Dan Brown “Melekler ve Şeytanlar”, Stephen King “Stark”
-En beğendiğiniz film hangisidir?
-Yedi, Umudunu Kaybetme.
-Türk polisiyesi hakkında düşünceleriniz nedir? Polisiye Edebiyatın bizde neden gelişemediğine ilişkin neler diyeceksiniz?
-Bence önyargı.
Yabancıların eserleri daima daha çok ilgi görüyor. Bunu söylerken edebiyat,
dizi ve sinemayı dahil ediyorum. Nedense bizlerin bu alanda iyi olmayacağımız
yönünde bir kanı var. Ben bir yola başlarken daima misyonlar üstelenerek
başlarım. Gün gelecek ve Türk
Gerilim yazarlarının uluşlararası platformlarda da
başarılı olacağını iddia ediyorum. Yeter ki, bu imkan bizlere verilsin. Mutlaka
olumsuz ve başarısız örnekler de var.
-Daha önce görüştüğümüz Osman Geylani, görüşeceğimiz bir
sonraki polisiye yazarına “Yazarken arada başa dönüp tuğlaları ekleyip
çıkardığınız oldu mu?” diye sormuştu, cevabınız nedir? : 
-Yazmanın ve geliştirmenin sonu yoktur. Hikayelerimin ilk satırdan itibaren belli bir
omurgası vardır. Ancak tabii ki  yazım esnasında bazı yerleri değiştirdiğim,
hatta komple bir bölümün sırasını değiştirdiğim olmuştur. Tuğla yerine oturana
kadar değişebilir.
-Siz de gelecek hafta görüşeceğiz sıradaki polisiye
yazarına bir soru yöneltmek ister misiniz? 
-Polisiye romanı yazarken, iyilerin bakış açısıyla mı ilerliyorsunuz, yoksa kötülerin açısından
bakarak hikayenin gidişatınız belirliyorsunuz?
-Peki bu soruyu ileteceğiz, yazılarınız ile sizi www.polisiyedurumlar.com da
görecek miyiz?
-Zamansal olarak engel olmadığı sürece neden olmasın.

Suç Psikolojisi Uzmanı Arkın Gelişin adlı yazımızı okumak için buraya tıklayınız.

 
Turgut Şişman

Yorumlar

yorum

Suç psikolojisi uzmanı Arkın Gelişin ile söyleşimiz” üzerine bir yorum

  1. Arkın Bey Garipoğlu'nun gerçekten intihar etmediğine mi inanıyor? Yani herkesin konuştuğu gibi hapishaneden uçuruldu mu yoksa içerde öldürüldü? Neden imalı konuşmuş Münevver cinayeti ile ilgili? Ne anlamamız lazım? Şevval

Yorumlar kapalı.