Polisiye hikaye: Yilbaşı Gecesinde Cinayet – Son Bölüm

Polisiye hikayemizin ünlü dedektifi Percule Hoirot katili açıklıyor!

Yaşlı uşağın ölümü bir cinayet miydi?

Dr. Patrick’i kim öldürdü?

Polisiye hikaye, Yılbaşı Gecesinde Cinayet’in 
ilk bölümünü henüz okumadıysanız 

 

Yilbasi gecesinde cinayet son bolum

Hikayenin Devamı:

Maxwell malikanesinde olağan üstü bir gece yaşanıyordu. Yeni yıla gireli henüz yarım saat olmuştu. Dr. Patrick’in  cansız bedeni hala masanın üzerindeydi. Lord Charles, karısı ve konuklar yan taraftaki kütüphaneye girerek koltuklara oturdular. Sadece Percule Hoirot ayaktaydı. Az önce karakolu aramış, nöbetçi memur Foster’a durumu izah etmişti. Hoirot’nun neden söz ettiğini geç de olsa anlamayı başaran nöbetçi memur, kumandan Twenty ile birlikte yarım saate kadar malikhanede olacaklarını bildirmişti.


Detektif, açık duran ara kapıdan, dev şöminedeki ateşin aydınlattığı ölüye son bir kez daha baktıktan sonra, gözlerini bu geceki trajedinin diğer kahramanlarına çevirdi. Hepsi endişeli, bir yüzle oturmuş, Hoirot’yu izliyorlardı. Onun ne söyleyeceğini merakla bekledikleri her hallerinden belliydi.

Hoirot, “Fazla uzun konuşmayacağım,” diyerek sözlerine başladı. “Maxwell malikanesinde son bir hafta içinde iki kişinin hayata veda ettiklerini hepiniz biliyorsunuz. Noel günü emektar uşak Brent ve yılbaşı gecesi Dr. Patrick normal sayılamayacak bir biçimde öldüler. Açık söylemek gerekirse ikisinin de ölümü bir cinayetti. Her ikisinin de katili aynı kişiydi. Ve o kişi şimdi, şu anda, kütüphanede bizimle birlikte…”

Bu sözler kütüphanede buz gibi bir havanın esmesine yol açtı. Lady Katherine titreyerek kuzenine baktı. Lord Maxwell bir şey söylemeye niyetlendiyse de sonra bundan vaz geçti. Brenda Cawendish iri gözlerini korkuyla açmış, detektife bakıyordu.

Hala soğukkanlılığını koruyan Conrad alaycı bir tavırla, “Yani, içimizden biri mi işledi bu cinayetleri?” diye sordu.

Hoirot, ” Aynen öyle. Ben de onun ismini birazdan açıklayacağım.Katile bir tavsiyem var. Bu havada hiçbir yere kaçamaz. Bütün yollar kar yüzünden kapalı. Kurtulmak için tek bir çaresi var. Hepimizi öldürmesi. Bunu da yapabileceğini hiç sanmıyorum.”

Ünlü detektif sözlerinin etkisinin geçmesi için bir süre bekledi. Sonra, ağır ağır konuşmasına devam etti. “Şimdi size, olayları en baştan itibaren anlatacağım.  Lord Maxwell’i uzun zamandır tanrım.Tabii benim asıl dostum onun babasıydı. İkinci Savaş yıllarında bir süre onun Yorkshire’deki malikanesinde kalmıştım. Charles ile ilişkilerimiz hiçbir zaman babası kadar sıcak olmadı. Evet bu doğru. Gene de zaman zaman, bir baba dostu olarak beni konaktaki küçük ama sevimli davetlerine çağırmayı ihmal etmedi. Lady Maxwell’i ise ilk kez düğün töreninde görmüştüm. Bana anlatıldığına ve sonradan da kendi gözlerimle gördüğüme göre tam Charles’a eş olacak bir kızdı.Kocasının tüm açıklarını kapatabilecek yeteneklere sahipti. Becerikli, güler yüzlü, insanlarla ilişkileri kuvvetli bir insandı. İşte bu yüzden, bu yeni yıl davetine katılmak için bu sabah Baker Street metro istasyonundan Metropolitan Line’a binerken  kafamda kocaman bir soru işareti vardı. Neden 31 aralık günü çağrılmıştım?

Konağa vardığımda şaşkınlığım büsbütün arttı. Çünkü, diğer bütün konuklar benden önce gelmişlerdi. Conrad 21, diğerleri ise 24 aralıkta Harrow kırlarında gezinmeye başlamışlardı bile. Bu neden böyle olmuştu? Hani biraz kötü niyetli olsam, 31 aralıktan önce gelmemin özellikle istenmediğini düşünebilirdim. Ne var ki niyetimin kötü olmasına gerek kalmadı. Bu geceki cinayetten sonra, özellikle 31aralıktan önce konağa gelmemin istenmediğini anladım. Çünkü katil, işleyeceği birinci cinayet sırasında burada olmamı istemiyordu. İkinci cinayeti ise işleyip işlemeyeceği belli değildi. Gelişen duruma göre, ne yapacağına karar verecekti. Ama diğer yandan benim konağa gelmemi sürekli biçimde ertelemesi de imkansızdı.

Bildiğim kadarıyla, malikhanedeki davetliler listesini her zaman Lady Katherine hazırlardı. Ancak bu kez, Lord Maxwell’in listeye müdahale ettiğini, gelecek olan konuklardan bazılarını onun belirlediğini öğrendim. Aslında  konukların sayısı fazla değildi. Ben, Bayan Cawendish ve Dr. Patrick. Conrad’ı saymaya gerek yoktu, o zaten yılın azımsanmayacak bir bölümünü malikhanede geçiriyordu.
Uşağın ölümü, gerçekten gizemliydi. Kuleye neden çıktığı ve Lady Catherine’in öksürük şurubunun cebinde ne aradığı sorularına cevap bulunamamıştı. Ama sonra, Lady’nin bir süre önce peruğunun kaybolduğunu öğrendiğim zaman durum aydınlandı. Yani benim için olayın üzerindeki esrar perdesi aralandı.Eğer bu gece Dr. Patrick öldürülmeseydi, belki Uşağın ölümünü bir kaza olarak değerlendirebilirdim. Ama son cinayetle birlikte herşey değişti.

Bu tarz toplantılardan hoşlanmayan Dr. Patrick’in, bir haftadan daha fazla Harrow kırlarına kendisini hapsetmesi çok ilginçti. Dr. Patrick’i bu daveti kabul etmeye iten etken ne olabilirdi?
İşte o zaman geçmişi düşündüm. Yıllar öncesini. Savaşın son günlerinde cephede yaralanan Charles, uzun bir süre bir hastanede tedavi görmüştü. Kuşkusuz burası, psikolojik sorunları olan hastalara yönelik bir hastaneydi. Yani akıl hastanesi. Charles’ın hafiza kaybı sorunu burada tedavi edilmişti. Acaba Dr. Patrick de bu hastanede çalışan uzmanlardan biri olabilir miydi? Belki de tanışıklıkları buradan kaynaklanmaktaydı.

O zaman aklıma başka bir şey geldi. Charles için bu hastane gerçekten yaşamında çok önemli bir yer tutuyordu. Çünkü, sevdiği ve ilerde evlendiği kadınla yani Lady Catherine ile burada tanışmıştı. Peki ama Lady Catherine’in orada ne işi vardı? Acaba, o, hastanede görev yapan bir hemşire ya da doktor muydu? Bu sorunun cevabının “hayır” olduğunu biliyordum. Belki de bir yakınını ziyarete gelmiş, o sırada Charles’la tanışmıştı. Ama, onun neredeyse bütün yakınlarını Alman uçaklarının bombardımanı sırasında kaybettiği gizli kapaklı bir şey değildi. Böylece geriye son olasılık kalıyordu. Aslında bu ilk düşünmem gereken  bir durumdu. Lady Catherine, o sırada akıl hastanesinin hastalarından biriydi. Tıpkı, Charles gibi. Ama onun durumu daha kötüydü. Ailesini gözleri önünde kaybetmek, genç kadında şiddetli bir travmaya yol açmış, zaman zaman ortaya çıkan bilinç kayıplarıyla kendini gösteren bir tür deliliğe sebep olmuştu.

Catherine’i tedavi eden doktor, Charles’a onun tamamen iyileştiğini söylediyse de bu tam gerçeği yansıtmıyordu. Hastalığın tekrar nüksetme riski vardı. Bu nedenle, Catherine sürekli gözetim altında olmalıydı. Aksi halde kendisine ya da başkalarına zarar verebilirdi.

Doktor’un bu tavsiyesine uyan Charles, sevdiği kadını hiçbir zaman gözünün önünden ayırmadı.
Ama son zamanlarda garip şeyler olmaya başlamıştı. Lady Catherine, sık sık kişisel eşyalarını kaybediyor, onları olmadık yerlerde bırakıyordu. Bu ani bilinç kaybı anlarında en çok gittiği yer ise kulelerdi. Durumu farkeden yaşlı uşak, Lady Caherine’i takip etmiş, onun peruğunu kuledeki odaya bıraktığını görmüş ve durmu Lord Charles’a rapor etmişti. Bunun üzerine Lord Charles da Harley Street’in ünlü doktorlarından Patrick Rooth’u malikanesine davet etmiş, karısı hakkında bir teşhiste bulunmasını istemişti. Doktorun geliş nedeni gizli tutulacak, Lady Catherine’e bir şey hissettirilmeyecekti.

Ancak Lady Catherine Dr. Patrick’in kim olduğunu biliyordu.Kocasının cebinde bulduğu tren biletinden onun aslında Harley Street’e, Dr. Patrick’le görüşmeye gittiğini anlamıştı. Tekrar akıl hastanesine dönmeye hiç niyeti yoktu. O korkunç şok tedavilerini hatırlamak bile istemiyordu. Kendisine deli gömleği giydirecek herkesi ortadan kaldırmaya kararlıydı.
Öncelikle yaşlı uşağı öldürmeye karar vermişti.  O sırada malikanede olmamam için beni 31 aralıkta davet eden mektubu özellikle yazdı. Doktoru ve Brenda Cawendish’i davet eden mektuplarsa Lord Cherles’ın kaleminden çıktılar.

Lady Catherine, Christmas sabahı uşağı çağırıp ona öksürük şurubunu görüp görmediğini sordu. Aslında kaybetmemiş, sadece uşağı harekete geçirmek istemişti. Beklediği gibi oldu. Lord hazretlerine, karısı hakkında yeni bir kanıt bulmanın telaşıyla yaşlı adam kuleye çıktı.  Lady Catherine’in öksürük şurubu şişesini gene aynı yere bırakmış olabileceğini düşünmüştü. Odaya vardığında nefes nefeseydi. Onu sesizce izleyen Lady Catherine, arkasından yaklaşıp, yaşlı uşağı daha önce açık bıraktığı pencereden aşağı itiverdi. Bunu yapmadan önce, şişeyi adamın cebine koymayı unutmamıştı.

Ondan sonraki bir hafta boyunca elinden geldiğince kendisini denetim altında tutmaya çalıştı. Ama ne yaparsa yapsın, hastalığı ciddiydi ve bunun Dr. Patrick gibi bir uzmanın gözünden kaçması imkansızdı. Yılbaşı gecesi salonun bir köşesinde Lady Catherine’e neden acilen hastaneye yatması gerektiğini izah ederken, herkes gibi ben de onun  Afrka gezilerinden söz ettiğini sanmıştım. Oysa, Doktor,  modern tedavi yöntemlerini anlatmaktaydı o sırada onu endişeyle dinleyen Lady Catherine’e. Hastanede fazla kalmayacağını, kısa sürede iyileşip eski haline dönebileceğini söylemekteydi. Tabii ki, doktor bunları anlatmakla aslında ölüm fermanını  imzalamış olduğunu farkında değildi.

Lady Catherine, mutfağa gideceğini bahane ederek salondan ayrıldı. Ama aslında mutfak yerine, fare ve böcekleri yok etmek için kullanılan ilaçların bulunduğu odaya gitmişti. Buradaki siyanür tabletlerinin çok etkili biliyordu. Birkaç tanesini cebine koyarak salona geri döndü. Artık iş, bir punduna getirip tabletlerden birini doktorun kadehine koymaya kalmıştı. Hastalığının verdiği aşırı cüretkarlıkla bu çılgınlığı kolayca gerçekleştirdi.

Bundan sonra olanları zaten biliyorsunuz.”

Kütüphanede derin bir sessizlik vardı. Kar yağışı durmuş, rüzgarın uğultusu kesilmiş, şöminedeki alevler sönmüştü. Lord Charles, karısının yanına gitti. Onun ellerini tutu. Lady Catherine, kocasına gülümseyerek baktı.

Sessizlik, birisinin malikanenin kapısındaki demir tokmağa üç kez arka arkaya vurmasıyla aniden sona erdi.

Percule Hoirot, “Sanırım, polis geldi,” diye mırıldandı.

– Son –

Yorumlar

yorum