Polisiye Hikaye: Kanlı Barınak

Polisiye öykü: Kanlı Barınak

Hayatımı tamamen hayvanlara yardım etmeye adamamın sebebi, hali hazırda onlara zarar vermeye kendini adamış bu kadar çok insanın olmasıdır.

Buddy Greyhound

Saat: 04.50 – İzmir Sahipsiz Hayvanlar Barınağı

Barınağın girişi polis arabalarının flaşörleri ile panayır yerine dönmüştü. Koyu karanlık geceyi yaran kırmızı ve mavi tepe lambalarının alacalı ışıkları gökyüzüne dek uzanıyor, yıldızların dahi terk ettiği kubbeyi alabildiğine aydınlatıyordu.

Başkomiser Musa Varol barınak girişinde park ettiği arabasından indi ve çakıl taşlı yolu hızla adımladı. Kendisini selamlayan memurlara aldırış etmeden demir tellerle çevrili bahçe kapısından içeri seyirtti. Padoklara[1] doğru uzanan merdivenleri tırmanmaya başladığında köpek sesleri hepten arşa uzanır olmuştu. Demir perdelerin arkasında yaşamak için çabalayan sahipsiz hayvanlar bu telaşlı kalabalığı dağıtmak istercesine haykırıyorlardı sanki. Kimi aşıp geçmek istercesine patilerini tellere vuruyor, kimisi yüzlerine bakanları korkutmak istercesine dişlerini daha bir haşin sergiliyordu. Köpeklerin ulumalarından, havlamalarından ürken kedilerin iç tırmalayan yakarışları da bu ses cümbüşüne karışmış ve hepten zihinlerini tırmalayan bir gürültüye dönüşmüştü. Kimisinin gözü kimisinin bacağı yitip gitmişti hayvanların. Ürküten nidalarının yanında bu sakat halleri insanoğlunun varlık sebebinin şiddet üzerine kurulduğu fikrini bertaraf etmeye yetmiyordu.
4 numaralı padoktan içeri girince steril elbiseleri içinde cesedin başında duran Olay Yeri ekiplerine yaklaştı. Cesedi fotoğraflayan memuru kenara itti. Gördüğü manzara karşısında neye uğradığı şaşırdı. Daha önce bu kadar korkunç bir şekilde katledilen birini görmemişti. Yerde yatan adamın parçalanmamış hiçbir uzvu kalmamıştı. Pıhtılaşmış kanı vücudunu bir elbise gibi örtmüştü. Göz çukurlarının yerinde bile sadece iki küçük kan gölü duruyordu. Cinsel organı bacakları arasından koparılıp alınmış, kolları diş izleriyle delik deşik olmuş, göğüs kafesi boynuna dek özensizce yarılmış, bağırsakları dört bir yana savrulup atılmış, kalbinin yerinde sallanıp duran damarları kalmıştı.

Midesinde hasıl olan bulantıya mani olmaya çalışarak ardına döndü. Cebinden çıkardığı sigara paketinin boş olduğunu görünce öfkeyle buruşturup bir kenara fırlattı. Öldürülmenin bile artık bir şerefi kalmamıştı. Adamı sadece katletmemişler, adeta haysiyet cellatlığına da girişmişlerdi. Cesedin tüm iç organları köpeklere yemek olarak sunulmuş, ölü bedenin hayvanlarca katledilmesine seyirci olunmuştu. Belki de köpeklerin bir katliam yaratıp yaşayan bir bedene amansız bir işkence göstermesine müsaade edilmişti. Hikâyeyi dinlemeye hazırdı ama aklından geçen sayısız soruya ve sonuca rağmen bir insana böyle bir ölümün reva görülmesini kabullenemiyordu.

“İster misin abi?”

Komiser yardımcısı Serkan Çukur’un sesiyle kendine geldi Musa. Uzattığı sigarayı alıp dişleri arasına sıkıştırdı. Ateşleyip dumanın beynini uyuşturmasını bekledi. Çektiği yüklü nefesi boşluğa saldı.

“Var mı elimizde bir şey?” Duman dolu gırtlağından hırpalanarak dökülmüştü kelimeler Musa’nın.

“Var abi. Hem de bu sefer öyle bir şey var ki katile mi öfkelenelim maktule mi karıştık kaldık.”

Musa çatık kaşları altına gömülü karanlık gözlerini merakla Serkan’ın yüzüne çevirdi.

“Yanlış duymadın abi.” diye sürdürdü Serkan. “Biliyorum, bana kızacaksın. Ama bu adam ölmeyi çoktan hak etmiş.”

“Yorum yapmayı bırak Serkan. Sen kanun adamısın, artık şu eşkıya ağzıyla konuşmalarına bir son ver. Bana bulduklarınızı anlat. Nasıl ölmüş adam?”

Serkan mahcubiyetle başını önüne eğdi.

“Adam köpeklerin önüne bırakıldığında hâlâ hayattaymış abi. Nasıl olmuş da bu köpeklerin eline düşmüş onu anlamaya çalışıyoruz. Kesin ölüm sebebi otopsiden sonra belli olacak ama adamın köpeklerle boğuştuğu aşikar.”

“Öldürüldükten sonra buraya taşınmış olamaz mı? Delilleri karartmak için aç köpeklere atmış olabilirler. Emin miyiz bu söylediğinden?”

“Yok abi, ne bir taşınma izi var, ne sürüklenme belirtisi. Üstelik adamın yattığı yere bakılacak olursa epey debelendiği belli oluyor. Tırnak aralarında da toprak ve çakıl birikintileri var.”

Serkan’ı sükunetle dinledi Musa. Bir katilin peşine düşme hesapları yaparken katil köpeklerin hikayelerinin ortasında bulmuştu kendisini.

Maktul Kemal Yıldırım çok kısa bir süre önce ilçe belediyesinde işçi olarak başlamıştı işe. Birkaç küçük tadilat tamirat işinde çalıştırıldıktan sonra araya girenlerin ricaları ile hayvan barınağında görevlendirilmişti. Ne de olsa burası kolay yoldan para kazanmak için ideal bir birimdi. Padokları saran tel örgülerin arkasında yaşayan, çoğu hasta yahut sakat hayvanları günde birkaç kez beslemek için yemek götürmekten başka yapması gereken hiçbir şey yoktu. Ne sevgi göstermek, ne hastalıkları ile ilgilenmek, ne de güvenliklerini sağlamakla yükümlüydü. Hatta onlara merhamet etmek zorunda bile değildi. Ki etmemişti de. Barınak korumaları hayvanları her yemek saatinde insafsızca nasıl uzun bir sopa ile dövdüğünden, yemek için bir araya toplanan hayvanları ayırmak için nasıl acımadan şiddete başvurduğundan, bazı geceler diğer padoktan aldığı kedileri köpeklerin önüne atarak parçalanan yahut kaçışan kediler ile nasıl eğlendiğinden, hatta kaç kez köpekleri düzerken yakalandığından uzun uzun bahsetmişlerdi.

Kemal buralarda sevilen biri değildi. Zaten çoğu taşeron firmaların elemanı olan görevliler arasında çoktan torpilli yaftası yapıştırılmıştı. Öyle ki barınak müdürünü bile umursamaz halleri artık herkesin canını sıkar olmuştu. Görevli veterinerlerle kaç kez tartışmaya tutuştuğunu, hayvanlara eziyet ettiği için kaç kez ihtar aldığını, onları umursamadığı için burada tutulmaması için belediyeye kaç kez görüş yazısı yazıldığını, hayvanlara tecavüz eden bir sapık olduğu için kaç kez diğer işçiler ile kavgaya tutuştuğunu unutmuşlardı artık. Ama ne fayda. Neticede bu hayvanların da birer can olduğu kimsenin umurunda bile değildi. Belediye kutsal bir vazifeyi layıkıyla üstlenmiş ve sokaklarda sefil bir hayat sürüp bir arabanın altında ölmek tehdidi altında yaşamaya çalışmaktan kurtarmıştı onları. Yiyecekleri sopaların, gördükleri işkencenin, tecavüze uğramalarının, alabildiğine sevgisizliğe itilmelerinin ne önemi vardı. Merhamet sadece insanlar için vardı bu dünyada. Ve dünya üzerinde insan dışında nefes alan hiçbir canlıya merhamet ve sevgi gösterisinde bulunmanın bir anlamı yoktu. Hayvanların da sevilebileceği fikri abes, süslü ve sosyetik bir fikirden ibaretti çoğu için. Kemal’in de bundan güç aldığı belliydi.

“Güvenlik kameralarını kontrol ettiniz mi?”

Serkan’ın yenik başı önüne düştü.

“Kameralar sadece görüntü abi. Hiçbiri kayıt almıyor. Birer maket. Belli ki barınakta güvenlik kamerasına ne gerek var diye düşünmüşler.”

“Peki gören, bilen, duyan olmamış mı? Bu güvenlikçiler filan ne işe yarıyorlarmış? Duymamışlar mı adamı?”

“Adamın ağzı bağlıymış abi. Çığlıkları işitilsin istenmemiş. Elleri ve ayakları da plastik kablolar ile sıkı sıkıya bağlanmış. Biri ya da birileri adamı paket yapıp işkence ettiği hayvanların önüne atmış. Hayvanlar da intikamlarını almışlar besbelli.”

Nöbetçi veteriner, temizlik görevlileri, barınak sorumluları, güvenlikçiler tek tek sorgulanmış, günlerce Kemal hakkında tahkikat yapılmış, toplanan deliller üzerinde titizlikle çalışılmış ancak hiçbir netice elde edilememişti. Her yeni detayda Kemal’in nasıl bir hastalıklı ruh haline sahip olduğunu irdelemekten öteye gidememişlerdi. Otopsi raporu ise hiçbir ipucu vermiyordu. Agoni döneminde taşikardi sebebiyle geçirilen kalp krizi olarak geçilmişti rapora Kemal’in durumu. Parçalanan bedeni, dişlenen uzuvları, koparılan iç organları, kanının oluk oluk akıtılması değil yaşadığı korkuyla geçirdiği kalp krizi öldürmüştü onu.

Aylar süren çalışma sonuçsuz kalınca dosya kapatılıp savcılığa teslim edildi. Herkes sadece “İlahi adalet” demişti onun arkasından. Cinayet günlerce haber yapılmış ve hayvan hakları yeniden alevli bir şekilde gündeme getirilmişti. Bir grup aktivist 35 kişilik bir grupla belediyenin önünde eylem de yapmıştı. Belediye başkanı olayı kınayan bir basın açıklaması yapıp konunun üzerini kapatmak için mensubu olduğu siyasi cenah üzerinden Emniyet’i sıkıştırmayı da ihmal etmemişti. İşkence ettiği köpeklerin elinden can veren bir sapığın siyasi istikbalini gölgelemesini istemediği ortadaydı. Fonksiyonel sıfatları “hayvan” olduğu için bu konu yine rafa kalkmıştı. Yaşanan vahşet üçüncü sayfa haberi olmaktan öteye gidememişti. Eziyet eden, mazlumların elinden can vermişti. Bu cinayet kayıtlara faili meçhul olarak geçmişti ama herkes katilin onu bu köpeklere teslim edenin olmadığında hemfikirdi.

[1] Hayvan barınaklarında, evcil hayvanların barınmaları için ayrılan alanlara verilen addır.

Yazan: Oğuzhan Aslan 

Yorumlar

yorum

gencoysumer Yazar