Loading...
Uncategorized

Peyami Safa ve Cingöz Recai

Cingöz Recai, Peyami Safa ‘nın yazdığı serüven romanlarındaki temel karakterin adıdır. İlk yayımı gazetelerde tefrika şeklinde olmuştur. Gördüğü büyük ilgi üzerine daha sonra kitap olarak da yayınlanmıştır.
Peyami Safa

Peyami Safa ve Türk Edebiyatı

Peyami Safa Türk Edebiyatının önde gelen şahsiyetlerinden biri olarak tanınır. Edebiyatımıza birbirinden güzel romanlar armağan etmiştir. Ancak bu eserlerin edebi değeri ile satış kazançları arasındaki büyük uçurum, romancıyı daha az nitelikli, ucuz, çabuk okunabilen serüven romanları yazmaya yöneltmiştir. Yaşamını sadece gazetecilik/yazarlık yaparak kazanan biri için pek de garip bir davranış değildir bu.

1918 yılında çıkarmaya başladığı bir akşam gazetesi olan 20.Yüzyıl’da, “Asrın Hikayeleri” başlığıyla öyküler yayınlayarak gazeteciliğe atılan Peyami Safa, daha sonra Tasviri Efkar ve Cumhuriyet gazetelerinde çalıştı. Fıkra ve makalelerinin yanı sıra öykülerine de devam etti. Bu öyküleri önce isimsiz yayınlanıyordu. Daha sonra annesinin adından aldığı bir ilhamla Server Bedii imzasını kullanmaya başladı. Annesi Server Bedia Hanımın ismi olmuştu Server Bedii.

Cingöz Recai’nin ilk serüveni gazetede 1924’te boy gösterdi. Kısa zamanda büyük ilgi gördü. Kısa süre sonra kitap olarak piyasaya çıktı. Peyami Safa, hız kesmeksizin Cingöz’ün maceralarını yazdı babam yazdı.

Tamamen Arsen Lupin’den araklanmış (esinlenmiş bile diyemiyorum) bir anti kahramandı Cingöz Recai. Tek farkı, Türk olmasıydı. Karakterinde Robin Hood’dan da alınmış pek çok özellik barındırıyordu. Arsen Lupin gibi bir hırsızdı öncelikle. Ama tabiri caizse kibar hırsız. Kadınların yüreğini hoplatacak kadar yakışıklı, inanılmaz soğukkanlı ve korkusuz, cesur, cömert ve eğitimliydi. Zerafette üstüne yoktu. Ama neticede serseri bir hırsızdı. Recai’nin işi gücü zenginlerin malını çalmaktı. Devamlı bunun için planlar yapardı. Öte yandan çaldıklarını fakirlere dağıtmak gibi bir başka soylu huyu daha vardı ki, arak kendisini komik durumlara düşüren Mehmed Rıza’nın en büyük hedefi, kibar hırsızı bir an önce kodese sokmaktır. kendince, bozuk olan düzeni olabildiğince iyileştirmeye çalıştığı bile söylenebilirdi. Soyulan zenginlerin genellikle gayri müslim olması ise, yazarın ideolojik tercihiyle açıklanabilirdi. Nitekim, otobiyografik romanı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu’nu Nazım Hikmet’e ithaf edecek kadar sola yakın olan sanatçı, bir süre sonra siyasetin rüzgarıyla yön değitirecek ve national sosyalizme demir atacaktır.

Sherlock Holmes Serisi

Bu siyasi değişim ve ideolojik bakış açısı, Cingöz’e de sıçramakta gecikmedi doğallıkla. O artık, dünyanın zeka ve yetenekleri önünde saygıyla eğildiği Sherlock Holmes’a karşı mücadele etmektedir. Bütün bir serüven boyunca onu defalarca alt eder, küçük düşürür. Sonunda Dr. Watson, Cingöz Recai’nin dünya çapında bir deha olduğunu kabul ve itiraf eder. Herhalde 30’lu yılların Türkiye’sinde bir kitap okurunu bundan daha fazla mutlu edecek başka bir şey olamaz.

Cingöz Recai’nin asıl düşmanı ve ezeli rakibi, polis şefinin bizzat kendisiydi. Tıpkı Arsen Lupin’in Müfettiş Ganimard’ı gibi, Serhafiye Mehmet Rıza da kendisiyle dalga geçen, alay eden, küçümseyen bu serseri hırsızı eninde sonunda kodese tıkmaya yeminliydi. 10 kitaplık 2 serinin sonunda bu emeline ulaştı. Cingöz en nihayet enselendi ve kodese tıkıldı. Server Bedii de Cingöz Recai serisine ara verdi. Onun yerine , Sherlock Holmes’la mücadele eden değişik karakterler denedi. Sonunda halktan gelen talebin de etkisiyle 15 kitaplık yeni bir serüven dizisine başladı. Artık ulusal değil uluslararası şahsiyetlerle mücadele edecekti. Serhafiye Mehmet Rıza’nın davetiyle Türkiye’ye gelen Sherlock Holmes, Cingöz’ün yakalanması için elinden geleni yapacak, ama başarılı olamayacaktı.

Cingöz Recai‘nin serüvenlerinden ikisi filme çekildi. Romanlarının baskılarıysa  uzun yıllar sürdü.   Peyami Safa‘nın bu işten çok para kazandığı hep söylenegeldi. Umarız öyle olmuştur. Cingöz Recai, ülkemizdeki polisiye romanın yeri ve tarihi açısından önemli bir külliyattır. Cingöz’ün serüvenleri tür olarak tam bir polisiyedir. Türün gerektirdiği suç ve gizem, serideki bütün romanlarda vardır. Ancak edebi değeri, yazarın “diğer” romanlarıyla kıyaslandığında çok gerilerdedir. Peyami Safa’nın polisiyeyi aşağı bir tür olarak görmesi, iyi bir edebiyatçının izlerini taşısa da derinliksiz metinler üretmesine yol açmıştır.

Comments

comments