Günay Gafur’dan bir Macera-Gerilim kitabı: Kahin

Gelecekten haberler veren bir yabancı… Fizik ile metafizik arasında yüzlerce yıldır süregelen savaş, ölüm ve karanlık kokan dizelerde son bulan şiirsel bulmacalar… Kuantum fiziği, gizemli parçacıklar ve peş peşe yaşanan esrarengiz ölümler… Her şey bir e-mail ile başladı. Ürkütücü bir oyundan ve dakikalar sonra olacaklardan bahseden gizemli, esrarengiz cümleler… Bu, Kâhin’in ilk mesajıydı ya da ilk kehaneti… Tıpkı sonraki günlerde gerçekleşecek diğer kehanetler gibi… Gerçekliğin kıyısında gezinilen ürkütücü bir yolculuk… Aklın sınırlarını zorlayan kusursuz bir plan, ürkütücü bir oyundan ve dakikalar sonra olacaklardan bahseden eşsiz bir kurgu…

Yayın Tarihi: Kasım – 2015
Yazar: Günay Gafur
ISBN: 6058407633
Baskı Sayısı: 1. Baskı
Sayfa Sayısı: 720
Cilt Tipi: Ciltli
Kağıt Cinsi: Kitap Kağıdı
Boyut: 13.5 x 21 cm

Polisiye kitap Kahin Günay Gafur

 

Lizzie Borden Davası, Amerikan kamuoyunu uzun süre meşgul eden bir cinayet soruşturmasıdır. Anne ve babasını baltayla doğrayarak öldürmekle  suçlanan Lizze Borden’in bu cinayetleri neden ve nasıl işlediği  uzun yıllar tartışılmıştır. Bugün hala olayla ilgili cevaplandırılamamış karanlık noktalar vardır. Lizzie Borden, zaman içinde çocuk tekerlemelerine konu olacak kadar ünlenmiş, giderek populer kültürün bir parçası haline gelmiştir.
Lizzie Borden Davası

Lizzie Borden baltayı aldı

Babasına kırk kere salladı

Ne yaptığına bakınca

Anacığına da kırk bir kere salladı

Lizzie Borden Cinayetlerin İşlendiği Ev

Olay 1892 yılının 4 Ağustos günü, Massachusetts eyaletinin Fall River kasabasında meydana geldi. Cinayetin işlendiği ev, Second Sokak’ta, arkasında ahırı olan büyük bir bahçe içinde ve üç katlıydı. Evin birinci katı mutfak ve oturma odası olarak kullanılırken, yatak odaları ikinci kattaydı. İkinci kat ikiye bölünmüştü. Ön tarafta kızlar, arkada ise Andrew ve Abby Borden kalıyordu. Herkes yemeğini kendi bölümünde yerdi. Aile, çok nadir olarak bir araya toplanıp yemek yeme adetindeydiler. Üçüncü kat genellikle boş olup  hizmetçi Bridget Sullivan’ın odası buradaydı.
Fall River’da korkunç cinayetlere
sahne olan evin 1892’deki hali.

Görüldüğü gibi, cinayetin işlendiği evde dört kişi yaşıyordu. Lizzie Borden, Ablası Emme, Babası Andrew Borden ve üvey annesi Abby. Bunlara bir de beşinci kişi olarak Bridget Sullivan’ı eklemek gerekir. İrlandalı bir göçmen olan Bridget evin hizmetçisiydi. 26 yaşındaki kız 3. kattaki odalardan birinde kalıyordu.

Lizze Borden Ve Ailesi

Scond Sokak’taki evde Bay Andrew Borden, karısı ve iki yetişkin kızıyla birlikte oturuyordu. Aslında kızlar için yetişkin yerine evde kalmış demek daha uygun düşer. Çünkü, abla konumundaki Emma 39, onun kardeşi Lizzie ise 32 yaşındaydı. Bir kardeşleri daha vardı ama o fazla yaşamamış, Lizzie doğmadan öce, iki yaşındayken ölmüştü. Kızların annesi ise Lizzie üç yaşındayken hayatını  kaybetmişti. Üç yıl sonra Bay Andrew Borden yeniden evlenmiş ve ikinci karısı Abby’yi kızlarının üvey annesi olarak eve getirmişti. Olay sırasında Baba Borden 70, üvey anne Abby ise 64 yaşındaydı.
Emma Borden

Andrew Borden, çevresinde sevilmeyen bir adamdı. Bunun en önemli nedeni de  adamın cimriliğiydi. Modern kolaylıkların hepsini reddederdi. Evine ne su, ne de elektrik tesisatı kurdurmuştu. Evde tuvalet yoktu. Kovalarda biriktirilen dışkılar daha sonra arka bahçeye atılırdı. Oysa Andrew zengin bir adamdı. Şehirdeki büyük bir bankanın müdürüydü. Ama geliriyle mütenasip bir hayat tarzı yaşamama konusunda müthiş inatçıydı. Aynı gelire sahip aileler, şehirde çok daha güzel evlerde oturuyorlar, ahçılara, uşaklara, at arabalarına, şık elbiselere sahip oluyorlardı. Borden’ların evi ise neredeyse 20 yıl önce kullanmaya son vermeleri gereken gaz lambalarıyla aydınlatılıyordu. Bu durum herkesten fazla Emma’yı ve Lizzie’yi rahatsız etmekteydi.

Lizze Borden Bir Kleptomandı

Zengin arkadaşlarını ziyarete gittiklerinde duydukları kıskançlık onları çıldırtıyordu. Yeterince paraları olduğu halde, istedikleri şeylere sahip olamamaları, babalarına karşı daha çok cephe almalarına yol açıyordu. Belki de bu yüzden, Lizzie Borden kentin en büyük mağazasından ufak tefek şeyler çalmayı bir zevk haline getirmişti.  Evet, o bir kleptomandı ve bu bilinmeyen bir durum değildi. Mağaza yetkilileri, Lizzie’ye kesinlikle müdahale etmiyorlar, sadece çaldığı eşyaların faturasını her ay sonunda  Bay Andrew Borden’e gönderiyorlardı.

Cinayet Öncesi

24 Haziran 1981 günü Second Sokak’taki evde önemli bir hırsızlık meydana geldi. Hem de güpegündüz. Emma, Lizzie ve Bridget’in evde olduğu bir sırada, biraz mücevherle elli bin dolar, kimsenin ruhu bile duymadan çalındı. Kleptomanlık sabıkasından dolayı kuşkular Lizzie’nin üzerine çevrildi ama aile meseleyi büyümeden kapattı. Andrew Borden, düşmanlarının çok olduğunu, ona ve ailesine zarar vermek için fırsat kolladıklarını iddia ediyordu. Bu olaydan sonra evin bütün kapılarına içerden ve dışardan kilitler koydurdu.
Lizzie Borden’le babası arasındaki bir diğer tartışma konusu, üvey annesine alınan ve akrabalarının oturduğu evle ilgiliydi. Bunun üzerine adam iki kızı için kiralık bir ev satın aldı. Fakat bir süre sonra paraya ihtiyacı oldu ve kızlarından evi satmalarını istedi. Bu olay kızlarla Andrew Borden arasında bitmez tükenmez münakaşalara yol açacaktı.
Lizzie zaman zaman  görüştüğü komşularına babasından yaşlı ve eski moda diye söz ediyor, evde tuhaf bir havanın olduğunu iddia ediyor, birinin bir kötülük yapacağından korktuğunu söylüyordu. 21 Temmuz günü evde uzun bir tartışma oldu ve iki kız kardeş evi terkettiler. Şehir dışına çıktılar ve uzun bir süre eve dönmediler.
2 Ağustos sabahı, Andrew ve karısı Abby, büyük bir mide ağrısıyla uyandılar. Zehirlendiklerini düşünerek doktor çağırdılar. Bayan Borden, birinin onları zehirlediğini iddia ediyor ve bunu kocasının zengin ve sevilmeyen biri oluşuyla açıklıyordu. Ancak Doktor, zehirlenme iddiasını pek ciddiye almadı. Muhtemelen bir gıda zehirlenmesiydi bu. Sebebi de Andrew Borden’in satın aldığı ucuz koyun etleriydi. Daha sonraki günlerde sütten ve ekmekten de şüphelenildi. Ama yapılan araştırmalarda herhangi bir zehir izine rastlanmadı.
3 Ağustos günü, Lizzie Borden, bodrumdaki böcekleri öldürmek için eczaneden pürik asit almak istedi. Ancak, eczacı Eli Bence onun bu isteğini yerine getirmedi. Aynı gün öğleden sonra Borden ailesine bir konuk geldi. Bu, Lizzie’nin öz dayısı John Morse’tu. John Morse, Andrew Borden’in çiftliğini yönetiyordu. Çiftlikle ilgili bazı transferlerin yapılabilmesi için eniştesinin iznini almaya gelmişti. Aynı akşam, Alice Russel’ı ziyaret eden Lizzie, ev çevresinde kuşkulu insanlar gördüğünü, babasına birinin bir kötülük yapmasından korktuğunu söyledi.
Cinayet aleti olduğu iddia edilen balta.

Cinayet

O sabah karı-koca Borden’ler ve misafirleri John, birlikte kahvaltı yaparlar. 8.45’de John akrabalarını ziyaret etmek için evden ayrılır. Dokuzu birkaç dakika geçe Bay Borden dışarı çıkar, postaneye ve birkaç yere uğrayacaktır. Emma da evde değildir. Bridget ve Abby Borden evişleriyle uğraşırken, Lizzie odasındadır. İkinci katta temizliğe devam eden Abby, Bridget’e pencereleri dışardan temizlemesini söyleyince, hizmetçi kız aşağı iner ve dışarı çıkar, bir saat kadar dışarda kalır. Bu sırada saat dokuz buçuktur. Saat 11’de Andrew Borden geri döner. Kapıyı ona Bridget açar. Bu sırada yukardan bir kahkaha duyar gibi olur. Lizzie aşağı iner ve babasına Abby’nin gelen bir mesaj üzerine hasta bir arkadaşını ziyarete gittiğini söyler. Yalnız kalan Andrew, oturma odasındaki kanapeye uzanır. Bu Lizzie’nin babasını canlı olarak son görüşüdür. Ahırın üstündeki çatıda, balık avlamak için misineye takılan kurşunlardan aramaya gider. Kısa bir süre sonra eve geri döndüğünde dehşet verici bir manzara ile karşılaşır: Babası kanlar içinde ve başı parçalanmış vaziyettedir. Çığlık atarak Bridget’i çağırır. Bridget o sırada çatıdaki kendi odasında dinlenmektedir. Lizzie komşulardan yardım ister. Saat tam 11.15’de polis aranır. Ev içindeki bu karmaşa yaşanırken, üst katta Abby Borden’in de aynı biçimde öldürüldüğü anlaşılır. Abby’nin cesedi yatakla tuvalet masası arasındaki kısımda, yerde ve yüzükoyundur.
Cinayetler aşağı yukarı iki saat ara ile işlenmişlerdir. Yapılan muayenede, Abby’nin cesedinin soğuduğu, Andrew’nunkinin ise henüz sıcak olduğu saptanmıştır. Bu durumda Andrew için ölüm saati 11.00  ile 11.15  arası kabul edilirse, kadının ölüm saati 9.00 ile 9.15 veya biraz daha ilerisi olmaktadır.
Cinayet bir baltayla işlenmiştir. Ancak balta bütün aramalara rağmen bulunamaz. Sadece bodrumda, sapı kırık bir balta ortaya çıkar. Fakat bu kırık sapı da bulmak mümkün olmaz. Polis, katilin kan lekeleri ve parmak izi dolayısıyla baltanın sapını yok ettiği kanaatindedir.  Giderek bütün kuşkular Lizzie Borden’de toplanmaya başlar. Lizzie 15 Ağustos günü tutuklanır.

Lizzie Borden ‘in Tutuklanma Sebepleri

Lizie Borden, vahşice öldürülen anne babasının cenaze töreninden sonra Vali tarafından, sorgusu yapılmak üzere  mahkemeye gönderilir. Burada cinayetle suçlanarak hakları yüzüne karşı okunur ve tutuklanır. Yargılanacağı mahkemeye kadar tutuklu kalacağı başka bir şehirdeki hapishaneye gönderilir. Altı gün boyunca soruşturmayı sürdüren polis, cinayet aleti olduğunu tahmin ettiği sapı kırık bir balta buldu. Ancak cinayetin bu baltayla işlendiğini ispatlayamadı. İddialar birer tahminden daha öteye gidemedi. Bunun dışında, eldeki kanıtlar şunlardı:
– Fırsat bakımından öne çıkan tek kuşkulu kişi Lizzie’ydi. Annesinin öldürüldüğü saat 9.30 sularında evde olan sadece oydu. John Morse akrabalarını ziyarete gitmişti. Andrew şehirdeki işlerini hallediyordu. Hizmetçi, evin dışına çıkmış pencereleri silmekle meşguldü. Emma ise hala şehir dışındaydı.
– Olgular, cinayetin ev içindeki biri tarafından işlendiğini işaret ediyordu. Kapı zorlanmamış, herhangi bir mücevher yahut para çalınmamıştı. Ayrıca, komşulardan etrafta yabancı birini gören de yoktu.
– 3 Ağustos günü Lizzie eczaneden kuvvetli bir zehir olan prusik asit almak istemiş, ama başarılı olamamıştı.
– Lizzie, bir gece önce komşusu Alice Russel’ı ziyaret etmiş, ve birilerinin babasını öldürmek istediğinden söz etmişti.
– Lizzie, polise verdiği ifadede, cinayet günü, üvey annesinin, bir arkadaşından gelen mesaj üzerine hasta bir dostunu ziyarete gittiğini söylemiş, cesedinin evde bulunmasına bir anlam verememişti. Ancak bu yazılı mesaj asla bulunamadı ve doğrutulamadı.
– Hizmetçi, 10.30 civarında pencere temizleme işini bitirip eve döndüğünde üst kattan gelen boğuk bir kahkaha sesi duymuş ve bunun Lizzie’ye ait olduğunu düşünmüştü. Lizzie ise annesinin ölümü ile babasının ölümü arasında kalan sürede evde olmadığını iddia ediyordu. Bu iddia önemliydi, zira doğruluğu halinde Lizzie’nin bu cinayetlerle bir alakası olmadığı ortaya çıkardı. Ancak Lizzie, üvey annesine gelen mesajdan sonra kendisinin de evde olmadığını kanıtlayamıyordu.
-Lizzie babasının öldürüldüğü dakikalarda, yani, 11.00 ile 11.15 arasında arka bahçedeki ahırın üstünde olduğunu iddia ediyordu. Birden bire balık tutma arzusuna kapılmış ve misinesine takmak için oraya kurşun aramaya gitmişti. Ancak o Ağustos sıcağında ahırın üstü fırın gibiydi. Orada onbeş dakika durmak neredeyse imkansızdı. Ayrıca Lizzie’ye ait ne bir ayak izi, ne de iddiasını destekleyecek bir başka kanıt polis tarafından bulunamadı.
– Lizzie’yle annesi arasında uzun bir süredir gerginlik vardı. Evi resmen ikiye bölmüş vaziyette kullanıyorlardı. Bir çok tanığa göre, Lizzie Abby’den nefret ediyordu. Ona “anne” demiyor, ondan bahsederken “üvey annem” diye vurguluyordu. Son zamanlarda gerginlik, bazı mülkiyet transferleri nedeniyle daha da artmış, babasıyla da arası bozulmuştu. Babasıyla arası daha iyi gibi görünse de zaman zaman büyük tartışmalar yapıyorlardı.
– Cinayetten kısa bir süre önce çıkan bir tartışma, Lizzie ve Emma’nın evi terketmesiyle sonuçlanmıştı. Onlar bir süre başka bir şehirde kaldılar. Sonra, Lizzie geri döndü. Ablası ise cinayetten sonra geldi eve.
– Bir yıl önce evde bir hırsızlık olmuş, Abby’nin yatak odasından mücevherlerinin bir kısmı ve parası çalınmıştı. Şüpheli durumundaki tek kişi Lizzie’ydi. Ailesi, onun kleptoman olduğunu biliyor, o ise kimsenin bilmediğini sanıyordu.
– Cinayetlerden 3 gün sonra, komşu Alice Russel, Lizzie’yi mutfaktaki ocakta mavi bir elbiseyi yakarken gördü. Elbisede kırmızı lekeler vardı. Lizzie, bunların kırmızı boya olduğunu ve çıkmadıklarını söyledi. Polise göre bu lekeler kan izleriydi ve Lizzie cinayet esnasında üzerinde olan elbisesini ortadan kaldırmaktaydı.
Fall River Mahkeme Binası

Lizzie Borden Suçlamayı Reddediyor

Çifte cinayetle suçlanan Lizzie Borden, kendisine çok güçlü avukatlar tuttu. Bunlardan biri eski eyalet valisi George Robinson, diğeri ise Andrew Jennings’di.  Tanınmış avukatlarla, zaten epey sansasyon yaratmış olan davanın ünü iyice yayıldı. Lizzie Borden  artık herkesin tanıdığı biriydi.
Davanın görüşülmesine 5 Haziran 1893 günü, New Bedford mahkemesinde  başlandı. İddia makamının tanıkları John Morse, hizmetçi Bridget Sullivan, eczacı Eli Bence, komşu Alice Russel, diğer bazı komşular ve polis yetkilisiydi. Çapraz sorgudan geçirilen tanıklar, yetenekli avukatların üstün muhakeme gücü karşısında bocaladılar. Savunma, iddia makamının bütün kanıtlarını birer birer işe yaramaz hale getirme konusunda çok becerikliydi. Öncelikle, savcılığın elinde birinci dereceden bir kanıt yoktu. Mahkemeye delil diye sunulan kanıtların hepsi dolaylı yani ikinci dereceden kanıtlardı. Şüphelerin Lizzie’ye çevrilmesinde büyük rol oynayan purik asit olayı aslında en zayıf ve geçerliği en şüpheli delildi. Lizzie, Purik asite sahip olamadığı gibi, yapılan otopside herhangi bir toksik maddeye de rastlanmamıştı. Hırsızlık ve kleptemoni iddiaları doğru olsa bile bununla cinayetler erasında bir bağ kurulamazdı. “Hırsızlık başka şey, cinayet başka!” Bir hırsızın cinayet işlemesi, çok nadir rastlanılan bir durumdu. Mahkeme, daha en başta, purik asit ve hırsızlık iddialarının kanıt olarak sunulmasını reddetti. Lizzie’nin babasıyla arasının açık olmasının, bir çifte cinayete yol açacak kadar derinlikte olmadığı da kolayca kanıtlandı. Kavga ettikleri doğruydu ama bu baba-kızın arasında sevgi olmadığı anlamına gelmiyordu. Andrew Borden, kızının hırsızlık hastalığını herkesten gizliyor, bütün cimriliğine rağmen çalıntı eşyaların faturasını sessiz sedasız ödüyordu. Avukatların dediği gibi, miras meseleleri yüzünden kavga eden aile bireyleri birbirlerini öldürmeye kalkışsalar, Fall Riwer’da cinayet işlemeyen adam kalmazdı.
Savunmanın önemli bir ağırlığı, mutfak fırınında yakılan mavi elbiseyle ilgiliydi. Elbisenin yakılmasınının iki tanığı vardı. Alice Russel ve Emma Borden. Cinayetlerden 3 gün sonra katilin ablasının ve komşu kadının gözleri önünde önemli bir kanıtı yok etmeye çalışması akla ve mantığa aykırı idi. Normal olarak beklenen, katilin bu işi gizlice yapmasıydı. Düşünülecek olursa, eğer katil Lizzie Borden’se elbiseyi gizlice yakmak için yeterince fırsatı vardı. En azından bunu Alice Russel’ın yanında yapması gerekmezdi.  Çünkü mahkemede bu konuda tanıklığı o yapmıştı. Kadın koyu hristiyan olduğundan, mutlaka doğruyu söyleyeceğini herkees gibi Lizzie Borden de biliyordu. Kısacası, Alice’in yanında elbisesini yakmaya kalkışması, aslında onun masum olduğunu göstermekteydi.
Böylece savcılığın iddialarındaki en zayıf halka da ortaya çıkıyordu. Arka arkaya iki kanlı cinayet işleyen birinin üstünün başının temiz olması imkansızdı. Ama cinayetlerden hemen sonra görülen Lizzie Borden’in elbisesinde en ufak bir kan damlası dahi yoktu. O dönemdeki elbiseleri düşünürsek, değiştirmenin çok zaman alacağını, buna elleri ve hatta yüzü ve ayakkabıları yıkamanın da eklenmesi gerekeceğini hatırlayalım.Diyelim ki, Lizzie Borden elbisesini değiştirmeye muvaffak oldu. O zaman bu durumu hizmetçinin farketmesi gerekmez miydi? Lizzie’yi zor durumda bırakacak yığınla ifade veren Bridget Sullivan’ın, o gün evin küçük kızının birkaç kez elbise değiştirdiğine dair herhangi bir ifadesinin olmaması garip değil mi? Tam tersine, Lizzie bütün gün aynı elbiseyi giymiş, ve üzerinde en ufak bir kan lekesine rastlanmamıştır. Bir kan banyosuna dönüşmüş böyle bir cinayetler dizisinden sonra katilin temiz kalabilmesi imkansızdır. Sonuç olarak, katil Lizzie Borden olamaz.

Feministler Lizzie Borden’i Destekliyor

Savunmanın en önemli desteğinden biri de beklenmedik kamuoyu tepkisiydi. Ülkedeki bütün feministler ayaklanmış, Lizzie Borden’i desteklemeye yönelik büyük bir kampanya başlatmışlardı. Kadınlar, ellerinde pankartlarla, davanın görüldüğü mahkemenin önünde saatlerce gösteri yapıyor, gazetelerin köşe yazarları ünlü sanık lehine yazdıkları makalelerle halkı ve jüriyi etkilemeye çalışıyorlardı. Hapishanede Lizzie Borden’den röportaj almayan gazeteci kalmamıştı. Fall Riwer halkı da nefret ettikleri cimri bankerden kurtulmaları dolayısıyla duydukları sevinci saklamaya gerek görmüyordu. Ve hepsinin ötesinde jüri üyelerinde Lizzie Borden’e karşı bir ön yargı olmadığı gibi, aksine belirgin bir sempati vardı.

Jürinin Kararı

Davanın mahkemede görüşülmesine 5 Ağustos 1892’de başlanmıştı. Jüri kararını 20 Haziran 1893 günü açıkladı. “Suçsuz.” Bu kararın alınmasındaki en büyük sebeplerden biri, Lizzie Borden’in ilk sorgulamasının yanında avukatı olmadan yapılmasıydı.
Lizzie Borden Davasının Jüri Üyeleri

Lizzie Borden’in Şarkısı

Yeniden Fall Riwer’da ablasıyla birlikte oturan Lizzie Borden evlenmemiş bir kız olarak hayatını tamamladı. 1905 yılında ablası Emma onun yanından ayrıldı ve bir daha asla geri dönmedi. Lizzie Borden çevresinde yarattığı korku yüzünden dışlanmasına aldırmayan bir yaşam sürmek zorunda kaldı. İnsanlar ondan hep uzak durdular ve çekindiler. O ise bütün bunları ölçülü bir soğukkanlılıkla karşoladı. 1927 yılında  öldüğünde bütün servetini hayvanları koruma derneğine bağışlamıştı. Ne gariptir ki, onun ölümünden sekiz gün sonra Emma da hayatını kaybetti. Onların ölümleriyle birlikte bütün sırları da mezara girmiş oldu. Geride ne bir açıklama, ne bir not, ne bir mektup, hiçbir şey kalmamıştı. Cinayetleri, gerçekten Lizzie Borden’in işleyip işlemediği bu güne dek kesin olarak anlaşılamadı. Geriye ondan, şu ünlü ve tüyler ürpertici çocuk şarkısı kaldı.
Lizzie Borden baltayı aldı
Babasına kırk kere salladı
Ne yaptığına bakınca
Anacığına da kırk bir kere salladı
Gencoy Sümer