İpucu yakalamak polisin işi, ipin ucunu kaçırmak bağımlının…

Ortaokulda hep kızlar atlardı ipten. Ve ne hareketler yaparlardı. Bizim zamanımızda kızlar pantolon giymezdi. Hem ipten atlarlar hem de eteklerini kapatıp toplayıp frikik vermezlerdi. Gerçi bizim zamanımızda ergenlik zaten günümüzde olduğu kadar da seks sığlığından ibaret değildi. Bakmazdım ben. Sevdiğim ilk aşkım ip atlarken ben zaten kimseye de baktırmazdım.

taksi ve uyuşturucu

İpten atlamasını ben kızlardan öğrendim. Zar zor da olsa, ilk başlarda ha bire küçümseseler de kızlarla birlikte ip atlama oyunlarına kendimi kabul ettirmiştim. Erkeklerin alaycı söz ve bakışları beni hiç etkilememişti. Çünkü zaten bir süre sonra hepsi benden cesaret alıp oyuna girmek için sıraya girmişlerdi. Böylece ergenliğimin ilk cesareti ip atlamak olmuştu. Ve ben bunu kızlardan öğrenmiştim.

İki harfli bu kısacık kelime hayatımızda ne uzun şeyler anlatıyordu böyle. İpe un serenleri hep gördüm. Büyüdükçe aynı ipte cambazlık yapanların birbirlerini acımasızca tepe üstü aşağı attıklarına kaç kez şahitlik ettim. Uydurup uydurup ipe dizenlerin o iplerden yaptığı kördüğümlerin içerisinde kaybolmalarını izledim.

Ve sonra narkotik Polisi olunca meşhur ajandama yazdığım ipuçları girdi hayatıma. Sayfalarca yazdım. Bazen bir kelime ipin ucu olmaya kâfi iken bazen ajandanın tüm sayfaları kifayetsiz kaldı uç vermeye. İpin ucunu çektikçe karşıma gelen torbacılarla, müptezellerin nasıl da ipin ucunu kaçırmış olduklarına sayısız kez şahit oldum. İpuçlarını yakaladıkça ipsiz sapsız bu âlemin aklı kiralıklarına defalarca ihtarname çektim kiracılarını beyinlerinden atsınlar diye. Atan oldu atamayanlar hep daha fazla oldu.

O gece takviye ekip olarak gittiğimiz tır bekleme işi boş çıkmıştı. Benzin göstergemiz çeyrek deponun altına düşmüştü. İbre, bir narkotik ekip arabasının standart takip yapma ihtiyacını karşılayacak yakıt limitlerinin çoktan altına düştüğümüzü haber veriyordu. Mesleğe ilk başladığım zamanlarda yakıt ikmali tek bir yerden yapılırdı. Şimdi ise anlaşmalı olan şirketin tüm istasyonlarından yapılıyordu. Bizim için bu yeni durum, işlerin olur olmaz yerde yakıt sektesine uğramaması için büyük nimetti.

Arkadaşım benzin alacağımız ilk istasyona girer girmez, tırı beklerken kapanan eklem yerlerimi açmak için arabadan indim. Önce gece geç saatlerde olduğu için pompacıların uyuyor olacağını düşündüm. Sonra ilerideki pompaya bakınca tüm çalışanların orada bulunan ticari taksinin etrafında toplanmış olduklarını gördüm. Çalışanlar ekip arkadaşımın kornasına rağmen bizim arabaya dönüp bakmamışlardı. Takside izlediklerinin daha ilgi çekici olduğu kesindi.

Sırtımı ovalaya ovalaya taksi etrafında dönen suareyi izlemeye gittim. Benim onlara yaklaştığımı gören pompacı, “abi gel gel” dedi, kahkaha desibelini ayarlayarak. İstasyon çalışanları bir süre ne yaptığından emin olamadıkları taksi şoförünün artık gülmecelik olduğuna karar vermişlerdi. Ve hep bir ağızdan kahkahalar atıyorlardı.

Çalışanlar henüz anlatmadan gördüğüm bana yetmişti. Taksi şoförü taksinin arka sağ koltuğuna geçip oturmuş ciddiyetle bekliyordu. Gözlerini açık tutmak için çabalıyordu. Dilini dudaklarına götürüp yalanmaya çalışsa da, kurumuş ağzının içindeki kuru dili dudaklarına anca törpü vazifesi yapıyordu. Tükürükleri olmayan adam benim için gece uç veren ipti. Tuttum…

Pompacılar adamın sarhoş olduğunu düşünüyordu. Belki doğruydu ancak neyin sarhoş ettiğinden zerre haberleri yoktu. Taksici, gece vardiyasında müşterisiz zamanını Esrarla değerlendirmişti. Benzin almaya geldiği istasyona vardığı anda içtiği esrarın yüksek THC oranı etkisini göstermişti. Paf küfçülerin tabiriyle taksici maymun olmuştu. Kullandığı taksiye benzin aldıktan sonra, taksinin arka sağ koltuğuna oturup taksi şoförünü beklemeye başlamıştı.

İpin ucunu içtiği Esrarla kaçırıp kendi kullandığı taksinin sağ arka koltuğunda taksi şoförü bekleyen maymun, Arnavutluk’tan gelen THC oranı yüksek esrarın ipucu olmuştu.

Tüküremeyen adam o gece ipi tutmuştu…

Zafer Ercan

Kriminalistik ve uyuşturucu

Uyuşturucu

Hayatımda gerçek bir uyuşturucuyu ilk kez Polis Akademisi 4. Sınıfındaki “Kriminalistik” dersinde görmüştüm. Kriminalistik; bilimsel polis metotlarıyla, suçluların ardında bıraktığı izleri değerlendirerek suçluların bilimsel yöntemlerle tespitini ve işledikleri suçların aydınlatılmasını sağlar. Zaman zaman değil çoğu zaman “Kriminoloji” ile “Kriminalistik” kavramları birbiri ile karıştırılmaktadır. Her ikisinin de Latince “crime” kelimesinden türetilmiş olması bunun başlıca sebebidir. Kriminalistik bilim değil, suçu aydınlatmak için çeşitli bilimlerin desteğini alan bir tekniktir. Krimanalistiğe Türkçe karşılık olarak “İz Bilimi” denir.

kokain

Kriminalistik ve Kriminoloji

Kriminoloji ise “Suç Bilimi” anlamına gelir. Bu bilim suç eyleminden sonra ortaya çıkmış “suç, suçlu ve mağdurları” inceleyerek insanların neden suç işlediğini anlamaya çalışır. Böylece suç bilimi, “suç önleme ve denetleme stratejilerini” geliştirir. Toplumun maksimum seviyede suçtan korunması için gerekli önerilerde bulunur.

Polis Akademisi öğrencisi olmadan evvel geçen yaşamımda çevremde uyuşturucu kullanan birisi ile hiçbir zaman karşılaşmadım. Uyuşturucu kullanan ve bahseden bir arkadaş çevrem hiç olmadı. Çevremde uyuşturucu olmaması, gençlik yıllarımda uyuşturucu ile hiç karşılaşmamış yaşamım sayesinde, elbette bağımlılık riski olmayan bir sonuca vardım. İşte kriminoloji bilimi aynı zamanda, bu çevresel faktörleri inceleyerek insanların suça bulaşmadan nasıl yaşadıklarını da inceliyor.

1996 yılında Polis Akademisi’nden mezun olduktan sonra, 1997 yılı Kasım ayında İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü’nde göreve başladım. İz bilimi sayesinde, ekip arkadaşlarımla birlikte sayısız kez başarılı operasyonlar yaptım. Elime aldığım uyuşturuculara eldivensiz dokunmamam gerektiğini teoride bilirken, pratikte yaşadım. Böylece deri gözeneklerimden uyuşturucu ile vücudumun buluşmasını engelleyerek bağımlılık riskini, gençliğimde çevremin temizliği sayesinde ortadan kaldırdığım gibi profesyonel mesleğimde de ortadan kaldırdım. Aynı zamanda Kriminalistik çalışmalarının kafasının karışmaması için, uyuşturucuya temas edip iz bırakanların parmak izlerinin bulunmasını kolaylamak adına kendi izlerimi, elime aldığım suç delillerinin üzerine hiç bırakmadım.

Bir polis, operasyon öncesi ve sonrası her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünmek zorundadır. Buna; şüpheci olup hayatta kalmak, delillerin yol göstericiliğini anında kavramak, uyuşturucunun tadına bakmamak gibi yüzlerce konu dâhildir. Uyuşturuculu durumların polisliğini yapmak zordur. Elde edilen uyuşturucular her zaman delil anlamına gelir. Elde edilen her delil ise aynı zamanda başka delillere ulaşmanın da bir aracıdır. En az bir insan ile ilişkili olan her delil, o kişinin “şüpheli”, devamında ise “suçlu” olmasını sağlar.

Uyuşturucu ile ilişkili insanları Kriminalistik sayesinde elde edersiniz ve bu polisin işidir. Ancak insanlar neden uyuşturuculu durumların içerisinde yer alır ve kimisi hapsi ya da mezarlığı boylayana kadar neden mevzunun içerisinden çıkamaz konusuysa; enine-boyuna, psikolojisine, sosyolojisine ve de biyolojisine varana kadar kriminolojinin meselesidir.

Kriminoloji uyuşturuculu durumları her yönüyle inceler, çünkü suçlu psikolojisi ile bağımlı insan psikolojisi iç içe geçmiş bir haldedir. İşte bu yüzden yıllar içerisindeki tecrübesiyle narkotik polisi; “her içici bir satıcı adayıdır!” diyerek kriminologlara büyük bir ipucu vermiştir. Deneyen, kullanan, kullanım sıklığı artan her insanın nihai varacağı yer; bağımlılıktır. Bağımlılığı ile mücadele etmeyen-edemeyen her kişi ise, er kişi olmaktan çok uzaklara vararak torbacı kişisi oluverir. Yani bağımlılığın kontrolünden çıkmadığı sürece uyuşturucu satıcısı olması bağımlının sürpriz olmayan kaçınılmaz sonudur.

Uyuşturucunun bu kadar arttığı, her ülkenin bir numaralı sorunu haline geldiği günümüzde, suç biliminin uyuşturuculu durumlar konusunda henüz ispatlayamadığı bir durum kaldı mı dersek, illa ki kaldığı konular vardır. Ancak bunca yaşanan uyuşturuculu durumlar karşısında dünya halâ yerinde sayıyor, aksine uyuşturucu tam gaz dünyayı sarıyor ise kriminoloji biliminin bugüne kadar söylediklerine pek de kulak asmadığımızı söyleyebilirim.

Polisiye Durumlara, “Uyuşturuculu Durumlar” önsözü ile başladık efendim. Sorularınız ve sorunlarınızı iletirseniz onları da tek tek cevaplamaya gayret edeceğiz. Bağımlı hayatlarda son sözü hep uyuşturucu söyler. Bilhassa çocuklarımızın hayatında uyuşturuculu durumlar asla söz sahibi olmasın diye yazmaya, anlatmaya devam edeceğiz.

İnsana sonsuz, bağımlılığa sıfır tolerans.

Zafer Ercan

zafer ercan polisiye yazarı

Polis Akademisinden polisiye yazarlığına, Zafer Ercan

Polis Akademisinden, Komiser Yardımcısı olarak mezun olduktan sonra meslek hayatına Motosikletli Trafik Timleri Bölge Amirlikleri ve Motosiklet Eğitim Amirliği’nde başlayan Zafer Ercan, kısa süre sonra bugün sekiz referans kitabına ve ilk romanına hayat verecek tecrübelerini kazandığı Narkotik Şube’ye tayin olur.

polisiye yazarı Zafer Ercan

Sokak Timleri Operasyon Amirliği’ndeki yeni görevinde uyuşturucu satışı ve kullanımıyla mücadele ederken yaptığı operasyonlar sırasında tanışır bağımlı hayatlarla. Beş yıl boyunca katıldığı tüm operasyonlar, ne kadar yakalarlarsa yakalasınlar uyuşturucu sorununun sadece yakalamayla bitmeyeceğini düşünmesine sebep olur. Uyuşturucu yakalamanın yanı sıra yeni bir şeyler daha yapılması gerektiğini düşünen Ercan, kendini geliştirmek için İstanbul Üniversitesi, Adli Tıp Enstitüsü’nde yüksek lisans programına başlar. İdari Büro Amirliği altında, Talep Azaltımı Çalışmalarına başlaması da aynı zamana rastlar. Bu kapsamda İstanbul başta olmak üzere, Türkiye genelinde gençlerin ve ailelerinin uyuşturucu kullanımı ve bağımlılık hakkında bilgilendirilmesi için bugüne kadar iki binden fazla konferans verir.

2004 yılında bizzat kendi teklifiyle ilk kez kurulan Madde Kullanımını Önleme Büro Amirliği’nde Büro Amiri olarak göreve başlayan Zafer Ercan, aynı yıl yüksek lisansını bitirir. Yüksek lisans tezi, “Testi Kırılmadan – Bir Narkotikçinin Gözüyle Erken Uyarı Sistemi” adlı ilk kitabının taslağı olur aynı zamanda. Bununla yetinmez, yeni görevinin de kendisine yüklediği sorumlulukla, uyuşturucu ile mücadele etmek için önce bağımlılığı anlamak ve bağımlıları tanımak gerektiğine karar vererek İstanbul Üniversitesi, Psikiyatri Ana Bilim Dalı tarafından düzenlenen “Bağımlılık Danışmanlığı” eğitimine başlar. Sokak operasyonlarında yakaladığı bağımlıları artık bir suçlu değil hasta olarak görmeye başlar. Çocukların ve gençlerin uyuşturucunun pençesine düşmesini engellemek için projeler üretir. İçeriğini hazırladığı ve sorumlusu olduğu Narkotik Şube’nin internet sayfasından, bağımlılara ve ailelerine yardım etmek için gönüllü psikolog hizmeti başlatır. Öyküyle Madde Kullanımını Önleme Projesi ile çocuklar için talep azaltımı amaçlı öykü kitapları hazırlar, yazdığı tiyatro oyunları okullarda oynanır.

Polisiye Yazarı Zafer Ercan

Mesleğinin kendine yüklediği resmi görevin ötesinde sokak operasyonlarında tanıdığı çoğu zaman hikâyelerini dinlediği bağımlılara ve ailelerine bağımlılık danışmanı olarak yardım etmeye başlar. İlk kitabını birer yıl arayla “Kapımızdaki Düşman: Uyuşturucu–Tedbirli Davranın Duyarsız Kalmayın” ve “Aşkın Dört Element Hali” takip eder. Şark ataması sonrasında görevine bir süre, Bingöl Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü olarak devam eden Zafer Ercan, bağımlılara yardım etmeyi ve ulaşamadığı yerlere de yazılarıyla, kitaplarıyla bilgisini ulaştırmayı sürdürür. Haftalık yazılarından oluşan “Kelebek Etkisi”, oynanmaya devam eden tiyatro oyunlarını topladığı “Bağımlılıktan Kaçışın Tiratları”, “Uyuşturucunun Harman Yeri–Bir Narkotikçinin Gözüyle Erken Uyarı Sistemi–2” ve “Pamuk Ayna” kitapları yayınlanır.

Resmi görevine, Emniyet Müdürü–Öğretim Görevlisi olarak devam eden Zafer Ercan’ın gençler ve aileleri için hazırladığı “Labirent Çıkmazı” adlı kitabıyla aynı anda yayınlanan Naylon Fiyaka: Cürmümeşhut, narkotik operasyon tecrübelerinden yararlanarak beş yıllık bir süreçte yazdığını söylediği ilk romanıdır. Okuyucuyla buluşan Naylon Fiyaka: Cürmümeşhut, Türkiye’nin ilk narkotik polisiyesi olma özelliğini taşıyor.

Naylon Fiyaka: Cürmümeşhut

Naylon Fiyaka: Cürmümeşhut, Ahmet Ümit’in önsözüyle polisiye edebiyat dünyasında yerini alırken okurlar da yeni roman kahramanı Komiser Yavuz Yaman’la tanışmış oldu.

Narkotik polisiye naylon fiyaka
Uyuşturucu ile mücadelenin tanınmış isimlerinden Zafer Ercan, Narkotik Şube’de yaşadığı olaylardan yola çıkarak yazdığı Türkiye’nin ilk narkotik polisiye kitabında bizlere uyuşturucu dünyasının kapılarını açıyor. Romanda uyuşturucu kaçakçılarının, torbacıların, bağımlıların, ailelerinin ve onların peşinde her operasyonda cürmümeşhut yapmak için mesai yapan narkotik ekibi 52–32’nin maceralarını okuyoruz. Komiser Yavuz Yaman’ı, kendi karısıyla iki kere evlenen Ömer Kaptanı, gözünün nuru biricik kızı lösemi hastası olan Nafiz’i ve edebiyat fakültesi mezunu Yaşar’ı tanıdıktan sonra 52–32’nin bu ekip için sadece bir sayı değil, dostluk, fedakârlık, güven ve ikinci bir aile demek olduğunu öğreniyoruz.Narkotik kariyerine 52–32’nin başında başlayan, roman kahramanı Komiser Yavuz Yaman, bağımlılara hem yardım etmek istemesi hem de onları gözaltına almak zorunda olması sebebiyle vicdanı ve mesleği arasında sıkışıp kaldığı anlarla, bazen ay sonunu getirmekte sıkıntı yaşadığı memur maaşıyla, eşiyle yaşadığı sorunlarla aslında bizden biri olarak çıkıyor karşımıza. Kitabı okurken, “onu bu kadar vicdanlı yapan aldığı bağımlılık danışmanlığı eğitimi mi yoksa operasyonlar sırasında karşılaştığı bağımlıların bazen gerçekten birer kurban olduklarına inanması mı?” diye sormadan edemiyor insan kendi kendine. Kahramanımız zaman zaman mesleği ve yardım etmek istediği bağımlılar yüzünden eşiyle sıkıntılar yaşasa da ne severek yaptığı mesleğinden ne de kendisinden yardım isteyen bağımlılara yardım etmekten vazgeçmeyi hiç mi hiç düşünmüyor.

Polisiye romanın her bölümünde 52–32 ile operasyona çıkan okuyucuyu romanın başlarında büyük bir sürpriz bekliyor. Ahmet Ümit hayranlarını sevindirecek olan bu bölümde roman kahramanı Komiser Yavuz, büyük üstat Ahmet Ümit’in meşhur kahramanı Nevzat Başkomiser ile Beyoğlu’nda bir cinayet mahallinde buluşuyor. İki kahraman da kendi uzmanlıklarının gereğini yaparak olayı kısa zamanda çözerken okuyucuya da İstiklal Caddesinde onlara eşlik etmek düşüyor.

Gerçekçi maceraları, İstanbul’da yaşayanlar için tanıdık bildik mekânları ve sıkmayan anlatımıyla bir solukta okunan Naylon Fiyaka: Cürmümeşhut, Zafer Ercan’ın dokuzuncu kitabı ama ilk romanı ve kitabın bitişinden anlaşıldığı kadarıyla da son romanı olmayacak. Çünkü kitabın sonunu okuduğunuzda sanki Komiser Yavuz’la beraber operasyona çıkmışsınız da operasyonun en heyecanlı yerinde Komiser Yavuz size “sen arabada kal” demiş gibi operasyonun devamını bekliyorsunuz. Umarız Zafer Ercan, operasyonun en heyecanlı yerinde okuyucuyu arabada çok fazla bekletmeden operasyonlara devam eder…