Sherlock 4. sezon başlıyor

Tam üç yıldır ekrandan uzak olan Sherlock dizisinin 4. sezonunun 2017 yılının ilk günü yeniden başlayacağı haberi, serinin meraklılarını zevkten dört köşe etmeye yetti de arttı bile. Yeni sezonun bölümlerine ait fragman ve fotoğrafların yayınlanması ise herkesi büsbütün heyecanlandırdı. 1 Ocak akşamı, televizyonun karşısında olmak için bütün randevular çoktan iptal edildi.

sherlock 4. sezon
Televizyon dünyasının bu son parıltılı serüveni 2010 yılının 25 Temmuz günü başlamıştı. Adeta ağıza çalınan bir parmak bal gibi, tadı damaklara yapışıp kalan diziye, iki yıllık aralarla 2012 ve 2014 yılbaşı günleri başlayan üçer bölümlük serilerle devam edildi. Sonra, dizinin uzun bir süre tatile girdiğini gördük.

Nihayet, geçen yılki Bafta ödülleri töreninde konuşan dizinin yapımcılarından Steven Moffat, müjdeyi verdi: Dizinin yeni bölümleri için çekimlere yeniden başlanacaktı. Böylece, Sherlock hayranlarını mutlu etmek için çekilen ve 2016’nın 1 Ocak günü yayınlanan özel bölümü hesaba katmazsak, izleyicilerin meraklı bekleyişi dört yılın sonunda bitiyordu.

Sherlock

Eski saygın ve ağır tempolu (ama bence aslına  tamamen sadık) olan Sherlock Holmes film ve televizyon dizilerinin yerine, hızlı, gizemli, daha karmaşık ve modern bir Sherlock Holmes yaratma fikri, Steven Moffat ve Mark Gatiss’in Dr. Who dizisi için sayısız kez yaptıkları Cardiff  tren yolculukları sırasında doğdu ve gelişti.

İkili, Moffat’ın eşinin önerisiyle, bu fikri başkası kapmadan hayata geçirme kararı aldılar ve kolları hemen sıvadılar. Sherlock rolü için düşündükleri kişi Benedict Cumberbatch idi. İngiliz sinemasının bu genç oyuncusunu Atonement (Kefaret) filmindeki başarılı oyunu yüzünden seçmişlerdi. Dr. Watson’ı ise, Martyn Freeman’e verdiler. Holmes’ün kardeşi Mycroft ise Mark Gatiss tarafından canlandırılacaktı.  Holmes’ün ezeli düşmanı Moriarty rolünde Andrew Scott, Lastrade rolünde Rupert Graws ve sevimli evsahibi Bayan Hudson rolünde de Una Stubbs görüneceklerdi.

Yeni Sherlock, eskisinden çok farklıydı. Artık olaylar 2010’lu yıllarda yani günümüzde geçiyor ve Holmes kredi kartı, bilgisayar ve cep telefonu gibi teknolojik gelişmelerden yararlanıyordu. Dr. Watson da kağıt kalem kullanmıyordu anılarını yazmak için doğal olarak. İnternette kendisine bir blog açmış yaşadıkları serüvenleri orada dile getiriyordu. Buna karşılık, yeni Sherlock’ta Moriarty, Bayan Hudson, Lastrade, Mycroft gibi karakterlerin yanı sıra 221 numara  gibi değişmeyen mekanlar da vardı. Dr. Watson yine savaş gazisiydi.

Sherlock 4. Sezon ‘da Neler Var?

Sherlock, 4. sezon önemli bazı değişiklikler içeriyor. Bu konuda yapımcılar ser verip sır vermeseler de fotoğraflar ve fragmandan bazı ipuçları yakalamak mümkün.  Öyle görünüyor ki, Holmes, bu kez bir köpek edinecek. Dr. Watson’ın bir bebeği olacak. Bunlar güzel şeyler. Ama kötüler de var tabii. Öncelikle Moriarty’nin diziye bir dönüş yapıp yapmayacağı kesin değil. Fragmanda görünüyor ama bu gerçek bir dönüş mü, yoksa Holmes’ün zihninden yansıyan bir bilinçaltı görüntüsü mü, onu ancak diziyi izleyince anlayabileceğiz.

Moriarty’nin dönüşü konusunda kararsızlık, biraz da diziye yeni bir kötü adamın katılmasından kaynaklanıyor: Toby Jones. Ünlü oyuncuyu, meraklıları bilir, Agatha Christie’nin Poirot dizisinde izlemiştik. Doğu Ekspresinde Cinayet’te Samuel Rachetti rolündeydi. Belli ki, Toby Jones, Sherlock’taki Culverton Smith rolüyle görülmemiş bir sahtekarlığa imza atacak gibi görünüyor. Bu sahtekarlığın, kahramanlarımıza ve bize meş’um bir öykü vadettiği söylentisi de oldukça yaygın. Zaten dizi hakkında tek bir kelime bile etmemeye özen gösteren yapım ekibi ve oyuncuların söyledikleri tek şey şu: Sherlock 4. sezon bugüne kadar ki en karanlık sezon olacak.

Yeni yılın ilk günü yayınlanacak bölümün adı The Six Thatchers. Yani Altı Thatchers. Bu Thatchers de neyin nesi diyecek olursanız, duyduğumuza göre, Margret Thatchers’ın ta kendisiymiş. Hadi biraz daha bilgi verelim. Öykü, Barones Thatcher’ın imajını zedelemeye çalışan birine karşı yapılan mücadeleyi anlatıyormuş. Altı Thatchers’in anlamı, olsa olsa altı adet Thatcher heykelciği olabilir. Veya ona benzer başka bir şey. Bu da senaryonun, Arthur Conan Doyle‘un The Six Napoleon öyküsünden adapte edildiğinin bir işareti bana kalırsa. Bu öyküdeki entrika da az yabana atılacak gibi değildir hani.

Sherlock 4. Sezon ilk bölümü çok merak ediyorsanız  The Six Napoleon macerasına bir göz atabilirsiniz. Ama işin tadını kaçırmaya ne gerek var? Bence dizinin yayınlanmasını bekleyin. Yılbaşı günü kurulun televizyonun karşısına, keyifle seyredin. Ben  öyle yapacağım. Hepinize iyi seyirler.

Sherlock

Sherlock Holmes, taksiye el kaldırdı. İngiltere’nin yağmurlu sabahında taksi bulması büyük bir şanstı. Cep telefonunun mesaj kutusuna düşen adresi taksi şoförüne söylerken, hareket etmeye başlamış olan taksinin camına vuruldu. Watson elindeki laptopu heyecanla sallıyor, bloğuna düşmüş olan bir mesajı Sherlock’ a göstermeye çalışıyordu…”

Böyle başlayan bir Sherlock romanı ne kadar ilginç gelirdi değil mi? Gülerdik belki de. Ama bunları bir dizi olarak izlemek hiç de garip gelmiyor. Bilenleri için efsane yeni sezonu ile yayında.

Sherlock, Mark Gatiss tarafından televizyon için geliştirilen, efsanenin yazarı Sir Arthur Conan Doyle‘ın romanına dayalı bir Britanya dizisi. BBC kanalında ilk yayınlandığı 2010 yılından bu yana da takipçileri için bir görsel ziyafet. Steven Moffat ismine “Coupling” dizisi ile duyduğum hayranlık, Sherlock’un senaryosunun altındaki imzasını görmemle bir kere daha arttı. Her sezonu, en azı 90 dakikalık üç bölümden oluşan dizi, tabiri caizse beklerken yaşlanılan cinsten. Ancak bu gözünüzü korkutmasın çünkü, güzellikler beklemeye değenlerde gizlidir.

Alışılagelmiş Sherlock uyarlamalarından farkı, dizinin 2010’lu yıllarda geçiyor olması. Yani Sherlock İngiltere sokaklarında gezerken rastlayacağınızı düşündüğünüz bir karaktere bürünüyor dizide. Meraklanmayın yine keman çalıyor, koltuğunda geriye yaslanarak yine piposunu tüttürüyor, siyah paltosunun eteklerini savurarak, elleri arkasında bağlı gezmekten de geri durmuyor ve ne yazık ki yine bir bağımlı ama zihninin dehlizlerinde gezebilmek için elbette.

Başrol oyuncusu Benedict Cumberbatch‘ ı, ilk bakışta bu nasıl Sherlock diye yadırgadığımı itiraf edebilirim. Kıvırcık saçları ile öyle toy bir görünüşü vardı ki romanlarda zihnimde canlanan Sherlock‘a hiç uyduramamıştım. Ancak bölümler ilerledikçe farkettim ki rolle bütünleşmiş, Robert Downey Jr., Matthew Frewer, Jeremy Brett gibi usta isimlerin yerine, artık zihnimdeki tek Sherlock; Benedict Cumberbatch olmayı başarabilmişti.

Sherlock‘un dostu, yardımcısı, maceralarının yazarı Dr. John Watson‘ı canlandıran Martin Freeman için ise söyleyebileceğim tek şey; bu rol için biçilmiş kaftan olduğudur. Jude Law gibi bir rakibe karşın benim için tek geçilecek Watson; Martin Freeman’dır. Mimikleri ile harikalar yaratan oyuncunun o şaşkın, yer yer muzip ifadeleri, ünlü dedektifimizin tipik çıkarımları karşısında ağzı açık kalışı, kendince Sherlock‘a karşı dik durma çabaları diziye yadsınamaz bir tat katıyor.

221B Baker Street adresine sadakatte kusur yok, ancak hani şu antikalarla süslü, geniş merdivenli, kadife perdeli ev ortamı hayalinize bir ara verin. Çünkü mutsuz anlarında kendini attığı eski kanepesi, Watson’la karşılıklı oturup mütalaa yaptıkları koltuklar haricinde pek de bir ayrıntı yok bu adreste. Elbetteki 221B‘nin en önemli öğesi Bayan Hudson tüm meraklılığı ama ince zekası ile karşınızda olmaya devam ediyor.

Dizi de en beğendiğim detaylardan ilki; Sherlock tespitler yaparken yanda beliren yazılar, ağır çekimde beliren düşünsel görüntüler, teknolojik nimetlerin yansımaları ki bu geçişler diziyi bambaşka bir boyuta taşıyor. İngiliz aksanı diziye sanki ayrı bir kalite ekliyor. Diğer bir detay, günümüze uyarlama sayesinde hani şu İngiltere ile özleştirdiğimiz; siyah taksiler, kırmızı iki katlı otobüsler sahnelerde sağımızdan solumuzdan akıp giderken bir Londra gezisi yapıyormuşuz hissi. Sigaranın yerini alan nikotin bandı, GPS, Watson’un maceraları bir blogda yazıyor olması, Irene Adler ile olan cep telefonunda mesajlaşma detayları ise sanki Sherlock’ ta hep bunlar vardı diye düşündürecek kadar doğal. Adler demişken, bakalım Lara Pulver sizi de bu roldeki performansı ile benim kadar etkileyebilecek mi?

Son olarak ezeli düşman James Moriarty, şimdiye kadar gelmiş geçmiş en genç Moriarty olmalı. Ancak Moffat, size öyle güzel bir sunum yapıyor ki bu kadar genç Sherlock için böyle bir rakip yeğdir dedirtiyor.

Yayınlanmış son bölüm olan The Abominable Bride ile bize yılbaşı sürprizi yapan yayıncılar, bizi yeni sezon için fazla bekletmeyecekler anlaşılan. Herbiri film tadında üç bölümü yayınlayıp yine bizi bu ikiliye hasret bırakacak olsalar da beklemek, beklenenin değeceğine emin olunca katlanılabilir birşey oluyor.

“Watson televizyonu aç, izlememiz gereken önemi birşey var…”

Sherlock Holmes İle Hercule Poirot Arasındaki 7 Fark

Yazarları, kitapları, akımları ve kahramanları karşılaştırmayı pek severiz çünkü böylelikle aralarındaki farkları görür en iyisine ulaşmayı daha zahmetsiz ve daha ucuz yoldan başarmış oluruz. Okuyucunun yazarları ve onların eserlerini karşılaştıran kritikleri sevmesinin bir diğer nedeniyse işin magazin boyutudur. Hangisi hangisini yener, en güçlü Süpermen mi, batman mi? tarzı indirgemeci yaklaşım yeni okur açısından bir spot haber başlığı kadar bilgilendirici olabilir.

Nazım Hikmet’in Necip Fazıl’dan daha iyi bir şair olduğunu ‘öğrenen’ şiir okumaya yeni başlamış okur, Nazım’ın bir iki şiirini okuyacak bunun üzerinden Türk şiirine dair güdük yorumlar yapıp ahkam kestikten sonra şiir okumayı bırakacaktır çünkü ‘en iyisi’ okumuş beğenmemiştir, diğerlerini değerlendirmek için vakti yoktur, oysa kitapla haşır neşir olmuş okur için bu tür çalışmalar okumalarında edindikleri izlenimlerin sağlamasını yaparken yeni bakış açıları, görme biçimleri için başlangıç noktası olabilir ki, yıllarca okudukları metinlerden gözden kaçırdığı küçük bir ayrıntı gerçek okur için büyük bir buluştur. Velhasıl kelam şöyle diyelim; herkes tartar sevdiğini!

hercule poirot sherlock holmes

Bu yazıda polisiyenin iki kahramanı Sherlock Holmes ile Hercule Poirot arasındaki 7 farkı yazmaya çalışacağım ama öncelikle belirtmek isterim ki bu makalede gayet objektif olmaya çalışıp aralarındaki farkları derinlemesine, akademik düzeyde değil de gayet basit bir açıdan ele alacağım. Kusur bize aittir, Bay Holmes’dan ve Mösye Poirot’dan huzurlarınızda af dilemeyi borç bilirim.
Sherlock Holmes ve Hercule Poirot arasındaki 7 fark;

1- Sherlock Holmes; atletiktir, yakışıklı, jilet gibi bir İngiliz beyefendisi olduğu halde kentte sokak çocuklarından, en adi hırsızlara kadar kayda değer çevresi vardır her ortama giren gönül adamıdır, çeşitli vakalarda tanıdığı kopillerden yardım istemekten çekinmez, gerektiğinde arpalarını verir. Hercule Poirot tıknaz, kısa boylu, takıntılı fakat nevi şahsına münhasır bir centilmendir. Çoğu zaman hikayelerinde Fransız sanılmasına sinirlenen dedektifimiz aslen Belçikalıdır. İtle kopukla işi olamayan salon beyefendisidir.

2- Mösyö Poirot sağlığına dikkat eder, yemek seçen, damak zevki olan bir gurmedir. Tek kötü alışkanlığı ikram edilince geri çevirmediği sigaradır. Kendisini herhangi bir meyhaneye sokamazsınız en fazla Büyük Kulüp’te beyaz şarap içebilir.

Bay Holmes ise Yeşilay ve narkotik için kötü örnek görselidir. Vakasız geçen boş zamanlarında morfine sarılır, önüne ne koyulmuşsa yiyen misafir gibidir. Kalender adamdır, kendisiyle bir tabak peynir iki dilim kavunla 70’lik rakı devirebilirsiniz hatta size kemanlıyla yeni bestesini bile çalabilir.

3- Bay Holmes vakaları çeşitlidir; hırsızlık, miras, adam kaçırma, casusluk, cinayet vb., her konuda hizmet verebilir. En basit gözüken olaylarda bile harikalar yaratabilir.

Mösyö Poirot’u ise bir iki olay haricinde cinayetten aşağısı kurtarmaz ve tek cesetle başladığı soruşturma ileri safhalarda çığırından çıkar ne zaman okuyucu kitaptan ilgisini yitirecekken pat birinin cansız bedeni bulunur bu sırada dedektifimiz zeka fışkıran gözlerini sabit noktaya diker ve; ‘kötü şeyler olacak!’ der, katili bulmakla uğraşırken insanların hayatına gerekli hassasiyeti göstermediği ve hatta bazen onları –kendisi bunu kati suretle kabul etmeyecektir-yem olarak kullandığını düşünmek fesat bir yorum olmayacaktır.

4- Bay Holmes hikayelerinde olay gerçekleşmiştir. Mağdur, olay şahidi veya herhangi biri Baker Sokağı 221B’ye gelir ve dedektifimizin yardımı ister, olayın çözümü esnasında okuyucu Sherlock’u izleyen Dr. Watson kadar ‘konuya hâkimdir’ ne zaman zanlı yakalanır veya olay çözülür, kibirli ve ketum hafiyemizin sonuca nasıl ulaştığını kendi anlatımınca öğrenir, zekasına hayran kalırız. Hata yapma şansımız yoktur, önümüzde bir yol vardır kahramanımızın fenerinin ışığı bizi sağ salim düze ulaştırır.

Mösyö Poirot ise katili beraber yakalamamız için uğraşır, ipuçlarını, olayı kahramanımızla aynı ayna öğreniriz, soruları beraber sorar sorgulamaya katılırız ama bu arada kendisi vakayı çözmüştür fakat ufak bir noktanın aydınlatılmasını bekler ve okurun da ‘gri hücreleri’ çalışmaya başlar. Soruşturmaya okuru dahil etmesi açısından Hercule Poirot romanları daha keyifli olabilir, yanlış tahminlerde bulunabiliriz her an büyük bir sürprizle karşılaşıp, katil hiç ummadığımız biri çıkabilir.

5- Mösyö Poirot’un Hasting isimli eski bir yüzbaşı olan arkadaşı bazı romanlarda yer alır. Bazen at yarışı, hızlı arabalar, çapkınlık gibi konuyla alakasız işlerle uğraşabilir. Ancak Bay Holmes’u Dr. Watson’sız düşünemeyiz, Watson hem hikayeleri kağıda döken kişi hem de vakalarda okurun sorması gereken soruları dedektifimize soran fahri okur temsilcisidir. Okuyucunun Sherlock Holmes kadar akıllı olamadığı konusunda hayıflanmaması Watson karakteriyle engellenir; Holmes kadar zeki olamayız ama Watson kadar da aptal değiliz!

6- Bay Holmes vakalarında kılıktan kılığa girebilir, silah kullanır gerektiğinde suçluyu derdest edebilir, gazeteler ilan verebilir hali hazırında polisin kullanmakta imtina ettiği her yolu deneyebilir. Aynı zamanda amatör bir kimyagerdir, çeşitli deneyler yapıp bilime katkı sağlar, zehir, bitki, vaka katalogu tutup, modern araç ve gereçlerden yararlanır ki pek çok kez büyüteciyle resmedilmiştir.

Mösyö Poirot ise kasaba şerifi kadar muhafazakardır, en fazla olay mahallinde polisin gözünden kaçan bir nesne bulabilir. Deney tüpüyle, büyüteçle pek işi olmaz ona gereken tek şey ‘gri hücreleridir’.

7- Ve son olarak Mösyö Poirot’un centilmenliği yazarını gölgede bırakmayışıyla bir kez daha kendini gösterir, o her zaman Agatha Christie’nin Hercule Poirot’udur, bir roman karakteridir, çünkü yazarının her romanında rolü yoktur, görev verilmesini bekleyen emektar yeşilçam jönüdür, bazıları dedektifimizi tanımayabilir ama yazarını herkes bilir.

Bay Holmes ise adına müzelerin kurulduğu ve bazılarınca gerçekte yaşadığına inanılan bir canlı bir kahramandır. Kitap kapaklarında Arthur Conan Doyle’un adı sanki yazara büyük lütufçasına kıyı köşe sıkıştırılırken Sherlock Holmes en kalın puntolarda en üstedir.

Ufuk SERİM