Çalışma hayatında her ne kadar başarısız olsa da, Üniversitede daima üst seviyelerde bulunmaktaydı. 1967 baharında tüm odak noktası tamamen yön değiştirmişti. Kendisini bir kızla hayatını tamamen değiştirecek bir ilişki içerisinde bulmuştu.

 

Ted Bundy

Marjorie Russell (takma isim) Washington Üniversitesinde öğrenciydi. Güzel, bakımlı ve zeki bir kızdı. Marjorie’nin kalitesine erişmeyi bırak, Ted ancak o tür bir kıza hayranlıkla uzaktan bakabiliyordu. Ayrıca hedefleri vardı hayata dair. Kısaca o Ted’e olmayan her şeye sahipti. O kızla çıkmaya başladığında tüm arkadaşlarına hava atıyordu.

Okul arkadaşı Warren Dodge etkilenmişti. “Ted’in böyle bir kızla çıktığına inanmak gerçekten de güçtü”. Annesiyle tanıştırmak üzere bile evine davet etmişti. Louise kızı hatırlayarak, “Çok kibar bir kızdı. Ted kıza karşı çok ciddi duygular içerisindeydi” dedi.

Yirmili yaşlarda olan Bundy, henüz lisede yıllarından beri cinsellik anlamda bir adım bile ileri gidememişti. Şu anda Marjorie’ye karşı hala arzularını bastırıyordu. Geceleri birlikte geçiriyorlardı ama cinsel anlamda hiçbir yaklaşım olmuyordu. Ted yine de bu durumdan daha hoşnuttu. Sanki işin içine cinsellik girince bu ilişki zarar görebilir gibi geliyordu kendisine.

Yaz dönemi geldiğinde Çince eğitimini ilerletmek için Stanford Üniversitesinin programına dâhil oldu. Amacı hem kendisini geliştirmek hem de Marjorie’yi biraz daha etkilemekti. Ancak bu büyük bir hataydı.

Yalnız yaşamaya alıştı tekrar. Ama yalnız kalmak hoşuna gitmiyordu. Ted aile ortamını özlüyordu. Yine sosyal açıdan diğer öğrencilerin gerisinde kalmaya başladı. Bir yandan da Marjorie aklındaydı. “Başarının standartlarını anlamaya çalışıyordum. Tespitlerim neticesinde o standartlara uymadığımı idrak ediyordum” dite anlattı Ted.

Sonra Stanford da birde en güvendiği sığınağı olan sınıfında bir sunum esnasında tam anlamıyla başarısız oldu.

Ted hayal bile edemeyeceği bir kızla birlikteydi. Kız çok güzel, aynı zamanda son derece zeki ve üstelik varlıklı bir ailenin kızıydı. Böyle bir kızın kendisine ilgi göstermesine hiçbir şekilde anlam veremiyordu Ted. Aslında çok farklı yönleri olmalarına rağmen, ender ortak noktalarından bir tanesi kayak merakıydı. Zaten bu kayak tatilleri birbirilerine âşık olmalarına vesile olmuştu. İlk defa âşık oluyordu, hatta yazar Ann Rule göre belki de ilk cinsel deneyimini yaşadığı kadındı. Ancak Ted in hissettiği yoğunluk, kız için geçerli değildi. Ted den çok hoşlanıyordu, ancak hayatına ve geleceğine yön verme konusunda ciddi şüpheleri vardı. Kızı etkilemek adına, çok çaba sarf ediyordu Ted. Her ne kadar çoğu yalanlardan ibaret olsa da. Bu yalanlar ortaya çıktıkça genç kadın kendisinden uzaklaşıyordu.

Yazar Michaud’un kitabında da ifade ettiği gibi, Ted önemli okullardan bir olarak adlandırılan California’da ki Stanford Üniversitesinde Yaz bursu kazanarak, kız arkadaşını etkilemeye çalışmıştı. Ama bu çabaları da sonuçsuz kalmıştı. Çünkü kısa bir süre sonra okul kendisini yetersiz bulmuştu. Kitabında bu durumu şöyle ifade etmişti, “Ted her defasında maskesinin düşmesine anlam veremiyordu. Üst seviyelilerin dünyasına tırmanma çabaları, bir fiyaskoyla sonuçlanmıştı.”

Kız arkadaşı 1968 yazında Washington Üniversitesinden mezun olarak California ya geri dönme kararı aldı ve Ted ile ilişkisini bitirdi. Zamanla Ted in kişilik bozuklukları olduğunu ve Eş rol modeli olmadığına karar verdi.

Daha sonradan Marjorie’nin ifadelerinde de yer aldığı gibi, Ted’in onu diğerlerinde ayrı kalana çocuksu masumiyeti bir anda çocuklaşma tavırlarına dönüştü. Genç kız artık Ted’in oyunlarından yorulmuştu. Ted sürekli kızın peşinden koşuyordu. Omzuna dokunup saklanıyordu. Bu şirin olmaktan çıkmış, artık sinir bozucu haldi. Ona artık büyü diye çıkışlarda bulunuyordu.

Ted’in abisi Glenn, Marjorie’nin onu sürekli kızdırdığını ve çoğu zaman eve mutsuz ve gergin geldiğini anımsıyordu. Louise Bundy de benzer ifadeler kullanıyordu, “Anladığım kadarıyla Ted’i daha fazla beklemeyeceğini söylemiş kız. Başka birisinden hoşlanırsa onunla çıkacağını belirtmiş. Bu onu gerçekten çok kırmıştı”.

Ted hiçbir şeye anlam veremiyordu. Maskesi niçin düşmüştü. İlk “avlanma” çabası tamamıyla bir fiyaskoyla sonuçlanmıştı. Yeni bir soyutlanma ve kendini izole etme dönemine girdi. Tekrar daha iyi bir maske oluşturana kadar o izolasyondan çıkmamaya kararlıydı. 1967 yılının kalan bölümü kendisi için hatırlamak istemediği kadar alt seviyelerde geçen bir dönemdi.

Ted bu ayrılığı asla kabullenemedi. Hiçbir şey, okul dâhil, onu mutlu etmiyordu artık. Kendisini derin ve içinden çıkılmaz bir depresyona sürükledi. Bu durum akademik kariyerini yarıda bırakmasına sebep oldu. Ama bir şekilde kızla irtibat halinde kalmayı başardı. Sürekli mektuplaşarak bu ilişkiyi yürütmek için çaba gösteriyordu. Ancak kızın fikirleri sabitti. Artık Ted onun için asla hayatını paylaşacak biri değildi. Bu sebepten karşılık verme gereksinimi duymamaktaydı. Ted için işkenceden farksız bir durumdu bu ilgisizlik. Aklından çıkamadığı gibi, artık tamamen bir takıntı olmaya başlamıştı ilk aşkı. Öğrenim hayatının 1 yılını boşa harcayarak Çince öğreniminden vazgeçti. Bir gün “Two for the Road” filmini izlerken, Marjorie oyuncu Albert Finney’nin canlandırdığı mimar karakterine hayran kaldı. Sırf bu nedenden ötürü Ted bu seferde Washington Üniversitesinin mimarlık programına yazıldı. Fakülte doluydu. Üniversite danışmanın tavsiyesi üzerine şehir planlama bölümüne yazıldı, ancak orada da başarısız oldu. O sonbaharda tek yaptığı okula gitmekti, ama derse katılma konusunda çok zorlanıyordu. Dekanların anlattıkları anlamsız kalıyordu. Ders notlarında ki el yazısı okunaksızdı. Üniversite ortamı git gide ürkütücü ve yabancı bir hal alıyordu. Artık kampüste Marjorie ile karşılaşma fobisi baş gösteriyordu Ted de. Noel’de kendi isteğiyle okulu terk etti.

Bu takıntı bundan sonra ki hayatında, tüm dünyayı sarsacak olaylara sebebiyet vereceğini kimse tahmin bile edemezdi.

Biriktirdiği bir miktar parayla, çoğu borçtu, bir ülke seyahatine çıktı. Ted sırasıyla California, Aspen, Colorado ve ananesini ve dedesini ziyaret etmek üzere tekrar Philadelphia’ya döndü. Kendine özgüvenini tamamen yitirmiş ve becerisizlik duygusuyla 1968 İlkbaharında tekrar Seattle a döndü. Ama okula geri dönme düşüncesi onu hala ürkütüyordu. Küçük bir daire tuttuktan sonra, çeşitli küçük işlerde para kazanmaya çalışıyordu.

Ted o karmaşık dönemi şu şekilde ifade ediyordu, “Tüm bilinmezliği anlamaya çalışıyordum. Ne yaptığım, nereye gittiğim ve ne olacağım konusunda ki karmaşıklığı idrak etmeye çalışıyordum. Sosyalleşme konusunda geri olduğum için, bunaldığımda tabiri caizse dağıtmayı beceremiyordum”.

Ted Bundy’nin hayatı Bölüm 3

Her anne gibi Louise, Bundy ailesinin eğitmen ebeveyniydi. Ev içerisinde ki diyaloglar ile ilgili Ted şöyle bir özet geçti, “Çok kişisel konular ile ilgili görüşmüyorduk. Cinsellik hiç konuşulmuyordu. Annem özel şeylerden veya kişisel şeylerden bahsetmeyi sevmezdi. Duygularını bastırıyordu ve açık

davranmıyordu”.

Seri Katilller Ted Bundy nin hayatı

“Çocukluğu hakkında hiç konuşmazdık. Sadece ananemin ve dedemin evinde büyüdüğü haricinde pek bir şey bilmiyordum. Lisede başarılıymış. En üst derecede bitirmiş. Okul yıllığında bizzat okudum. Sınıf başkanıydı, okul sözcüsüydü, onun başkanı bunun başkanı, çok başarılıymış. En büyük başarısızlığı lise yıllarında sadece bir kez bir dersten “Pekiyi” yerine “iyi” almış olmasıydı”.

Ted yaklaşık 1 dakika sessizliğe bürünüp düşünmeye başladı. “Sonrasını bilmiyorum,” diyerek devam etti. “Arada bir boşluk var. Hatırlıyorum, okulun tek bursu zengin bir kıza verilmesine içerlemişti. Çünkü okumak için fakir bir aileydi. Bunun haksızlık olduğunu düşünüyordu. Yıllar sonra bu anısını bana anlatırken hala sesinde bir hüzün sezinledim”.

Ted gençliğini yalnızlık ile tanımlıyordu. Gençliğinde en sevdiği şey geceleri radyo programları dinlemekti. Karanlık odasında, özel bir dünyanın misafiri gibi hissediyordu kendisini. “Kendimi bu dünyada rahat hissediyordum. İnsanlar fikirlerini savunurken, konuşma şekilleri, seçtikleri kelimeler hoşuma gidiyordu. Beni o anlar rahatlatıyordu. Ne hakkında konuştukları önemli değildi. Nasıl ifade ettikleri önemliydi. Burada insanlar birbirileriyle sohbet ediyorlardı ve ben onları dinliyordum”.

Lise döneminde, Ted bir değişime uğramaya başladı. Bundy fiziki olarak gelişiyordu artık. Genç, atletik ve yakışıklı bir erkeğe dönüşüyordu. Ama fiziki gelişimi ile zihinsel gelişimi aynı seviyede ilerlemiyordu. Ted son derece içine kapanık bir yapıya sahipti. Büyük öğrencilerle yarışmak için kendisini çok sıska buluyordu. “Okulun Basket ve Baseball takımına girmeye çalışıyordum. Ama başarısız oldum. Bu olay benim için son derece travmatik ti. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bu mağlubiyeti hazmetmek zordu. Çok kişisel algılıyordum her şeyi” diye hatırlıyordu Ted o yılları.

Bireysel sporlara yöneldi. Çocukluk ve Üniversite arkadaşı Terry Storwick o günleri anımsayarak “Ted iyi bir kayakçıydı. İyi malzemeler satın almak için bir şekilde para buluyordu. Çok ciddiye alıyordu bu kayak meselesini” diye anlattı. Bundy’nin edindiği çoğu pahalı kayak malzemeleri çalıntıydı. Bunu daha sonra öğrenen aile fertleri büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardı. Bundy ailenin büyük oğlu olarak hep örnekti. Kiliseye giden, Kilise gençlik kolu başkanı ve hukuk merakı olan örnek bir genç için büyük bir tezatlık vardı.

Terry Storwick için Ted’in bu sorunu ve her şeye rağmen neşeli tavrı daha düşündürücüydü. “Kendisi iğneleyici ve eleştirisel bir espri anlayışına sahipti. Genelde nokta atışları yapmasını iyi bilirdi. Çok komik olmayı başarıyordu. Bana göre bu alanda gerçekten iyiydi. Bazen bir mimikle, bir veya iki kelimeyle beni güldürebiliyordu. Benim aynı etkiyi yaratmam için saatlerce dile döktürmem gerektiği yerde, o bir hareketle bitiriyordu. Bence zekâsının bir göstergesiydi bu yetenek.

Ama bunu geliştirmek için kendisine ve zekâsına yeterince güvenmiyordu. Bence insanları ikna ve etkileme yeteneği çok daha fazla gelişirdi, eğer zekâsının farkına varabilseydi. Kalabalık ortamlarda daha suskundu mesela. Sadece kızlar anlamında söylemiyorum, yeni insanları tanımak onun için hiç te kolay olmuyordu.

Ted bunu bir tür dışlanma olarak görüyordu. Hâlbuki bu ortamı kendisi yaratıyordu. Benim arkadaş çevremde popüler olmak önemliydi. Düşünün ki Ted ile koridorda sohbet ediyoruz. Biri bana doğru geliyor ve ‘Hey Cuma akşamı bir parti veriyoruz. Sende gelir misin?’ diye laf atıyor. Ted’de aynı ortamda bulunmasına rağmen ona sormazlardı. Ted hassas biriydi, Çok Hassas”.

Woodrow Wilson lisesinde okuduğu 3 yıl boyunca sadece bir kızla bir günlüğüne çıktığından bahsetti bana. “Daha çok çıkmak isterdim, ama bir kızın benden hoşlanıp hoşlanmadığını anlamıyorum. Sonrada hoşlanmadığını düşünerek vazgeçiyordum” dedi Bundy. “Bir kızın benden hoşlandığını algılayamıyordum. Bu konuda iyi değildim. Sürekli yakışıklı ya da benzer boktan benzetmelerle olarak tarif edildim. Ben böyle olduğuna inanmıyorum. Yakışıklı olduğuma inanmıyorum”.

Cinsellik onu şaşırtıyordu. Arkadaşları deneyimlerini, fantezilerini veya kız arkadaşları ile neler yaptıklarına yalan söylerlerken bile Ted sadece anlayışsız bir şekilde dinliyordu. “Ben onlarla empati kuramıyordum bu konuda. Aklım almıyordu gerçekten” diye anımsadı o anları.

Sadece iki yerde kendisini huzurlu hissediyordu. Kayak pisti ve sınıfı içerisinde. “Sınıf içerisinde konuşuyordu. Nutuk atıyordum. Çünkü orada kurallar var. Başarınızı ölçmenin yolları var. Ama bunu yemekhanede arkadaş grupları arasında belirlemek imkânsız” dedi Bundy. Sunum beceresi ve kendisini soyutlaması onu başka öğrenciler tarafından daha çok bilimci gibi görmelerini sağlıyordu. Ama okulda bunca çabasına rağmen, mezuniyeti sadece “iyi” derecesiyle tamamladı. Kendisi çok daha sosyal ve yavaş yavaş sevilen bir kişiliğe bürünüyordu. Okulda popülerliği gitgide artmaktaydı. Zevkli giyimiyle, yakışıklıyla ve efendiliğe dikkat çekiyordu. Buna rağmen, kızlarla çıkmaktan kaçınıyordu. İlgi alanları, daha çok siyaset ve boş zamanlarında kayak yapmakla sınırlıydı. Gerçekten de Ted in Siyaset merakı onu çeşitli siyasi partilerde faaliyet içerisinde bulunmasına olanak sağlamıştı.

1965 yılında Liseden ortalama bir dereceyle mezun olduktan sonra Jack Amcasının Okulu olan Puget-Sound Üniversitesini kazandı. Okulun kalabalık olmaması ve rekabet ortamının oluşmaması sebebiyle, akıllı ve zeki bir Ted için bulunmaz bir fırsattı. Özgüvenini kazanması için her türlü ortam mevcuttu. Wilson lisesinden birçok kişi, Ted’in hukuk fakültesine yazılmasına ve yerel cumhuriyetçi siyasetçiler semasında yükselen yıldız olmasına şaşırmışlardı.

Etrafındakilerin Ted’e yakınlaşma istekleri onu daha da özgüvenli olmasını sağlıyordu. Çocukluk yıllarından beri çevresinde olan hassas ve çekingen bir çocuk olmasını yanı sıra, bir dizi cinayetlerinin şüphelisi olmasını anımsayacaklardı. Onu bu durumu itebilecek sebepleri algılayabilmek için, geçmişin tozlu raflarını eşeleyerek niçin bu durumda olduğuna dair ipuçları arayacaklardı. Ama bir şey bulamayacaklardı. En yakın arkadaşı olan Terry Storwick bile Ted’i anlayamayacaktı. Aralarında bazı acı veren hatıraları anımsak Terry’nin gözlerinin dolmasına sebep oluyordu. Ted bir gün Terry’nin yeğenini Wendy’yi boğulmaktan kurtarmıştı.

Storwick kendisini ifade ederken boğazının düğümlenmesinden ötürü konuşmakta zorlanıyordu. “Hiçbir şekilde tüm bu cinayetlerin Ted tarafından işlendiğine inanamıyorum. Birlikte büyüdüğümüz çocuk bir katil olamaz. Bu seri katil ile Kasım ayının ilk karı düştüğünde bizim bahçemize gelen o çocukla hiç bağdaşmıyor. Bu iki dönem arasında bir şeyler oldu. Büyük bir şey”.

Ted Bundy kimdir: Bu yazı dizisi seri katil denilince ilk akla gelen isimlerden biri olan Ted Bundy’nin hayatını detaylı bir şekilde anlatmakta ve uzun süreli bir araştırmanın ürünüdür. Bugüne kadar bu seri katil hakkında belkide görmediğiniz ve duymadığınız bilgileri bu yazı dizisinde bulacaksınız. Sadece bir seri katil olarak düşünmeyin. Buradaki psikolojik analizler seri katil olgusunu anlatmakta. Ayrıca yasaların pençelerinden ne kadar “arka kapılardan” kaçarak kurtulabildiklerini görmek mümkün. Bu kitabı okuduğunuzda idam cezasını bile sorgulayacaksınız. Amerikan polis teşkilatın Ted Bundy olayında ne kadar beceriksiz davrandığını da anlayacaksınız. Ve Ted Bundy gibi bir caninin aslında tamamen tesadüfler sonucu yakalandığını göreceksiniz. Gözler önüne serilen delilleri görmemezlikten gelerek, istemeyerekten de olsa polis teşkilatının Ted Bundy’nin gizli ortağı olduğunu okuyacaksınız. İlk karşılaşmalarında Ted Bundy gibi bir canavar ile muhatap olduklarını iyi analiz etmiş olsalardı acaba kaç kişi kurtulurdu?

seri katil Ted Bundy

Bu yazı dizinde bir seri katilin toplum tarafından nasıl bir pazarlama ve ticari rant unsuruna dönüşebileceğini okuyacaksınız.

Ted Bundy İlk Yıllar

Theodore Robert Cowell 24 Kasım 1946 yılında dünya ya geldi. Annesi Louise Cowell henüz 3 ay önce Vermont ta bulunan Elizabeth Lund Kadın Koruma yurduna henüz yeni taşınmıştı. Biyolojik baba havacılık donanmasında emekli bir askerdi. Ancak Theodore asla gerçek babasını tanımadı. Louise sakin ve huzurlu olarak tanımlanan Philadelphialı bir ailenin en büyük kızıydı. İki kız kardeşi daha vardı. Babası ise çiftçilik ile uğraşıyordu. Hikâyesi özetle şöyle anlatılabilirdi. Louise 1946 yazında liseden yeni mezun olmuştu. O dönemde Jack Worthington isimli bir asker gazisi ile tanışmış ve ondan hamile kalmıştı. Ne var ki hamile kaldığını öğrenen Jack geldiği gibi ortalıktan kayboldu. En azında bu onun resmi hikâyesiydi. Ancak aile fertleri bu hikâyede bazı açıklar yakaladıklarından dolayı bu hikâyeye şüpheyle baktılar. Hatta biraz daha ileriye giderek aile reisi Samuel Cowell önderliğinde işi psikiyatri doktorlarının önüne bile taşımıştır.

Ama bir gerçek vardı ki Louise o dönem için bu hamilelik konusunda konumu itibariyle asla hoşgörüyle karşılanmayacaktı. Evlilik dışı bir ilişki neticesinde hamile kalmak o dönemde pek de hoş sayılacak bir durum değildi. Ailesi kendisini eve kapatarak bu soruna radikal bir çözüm getirdi. Hamileliğini 7 ayını evde hapsolmuş olarak geçirdikten sonra, Burlington, Vermont’a bulunan bekâr anneler için hizmet veren Elizabeth Lund Yurduna gitti. 24 Kasım 1946 da bebeğini dünyaya getirdi. Adını Theodore koydu. Bu ismi hep sevmişti.

Doğumdan kısa bir süre sonra, Theodore ve annesi büyükannelerinin Philadelphia’da ki evlerine taşınmışlardı. Çevrede ki herkes, Ted Bundy dâhil, Büyükanne ve Büyükbabayı annesi ve babası olarak bildi. Gerçek annesi ise Ablası olarak tanıtıldı. Bu yalanın tek bir sebebi vardı, o da evlilik dışı doğan bir bebek yüzünden Anneyi çevreden alacağı tepkilerde korumak amaçlı gerçekleşmişti. Dördüncü doğum gününden hemen önce Teddy ve annesi Philadelphia’yı terk ederek, Tacoma, Washington’da bulunan amcasının evine taşındılar. Ted bu taşınmadan hiç hoşnut kalmamıştı. Dede Cowell’in huzur dolu evinde olmaktan daha mutluydu. Ted hiçbir zaman ablası Louise ve kendisi niçin amcası Jack’in evine taşındığını anlam veremiyordu. Ailesinin kendisine daha sonra ki yıllarda açıklayacağı bir gerçek, onun için daha da anlamsız hal alacaktı.

Ted Bundy İlk başlarda Tacoma’dan nefret etti. Philadelphia’dan sonra küçük bir değirmen kasabası olan Puget – Sound gri ve kahverengi evleriyle son derece renksiz geliyordu. Ted zaman geçtikçe büyüdüğü eve alışacaktı. Ama her zaman bu kasabaya küçümser bir gözle bakacaktı. Bu hissiyatı destekleyen diğer bir olguda kendisine karşı bile kuşkucu tavrı oldu. Ayrıca her zaman hayatın ona karşı büyük haksızlıklar yaptığına inanıyordu.

Jack Cowell yeğeni Louise’den sadece birkaç yaş büyüktü. Teddy ona hep amca diye hitap etti. Puget – Sound Üniversitesinde müzik profesörü olarak görev yapıyordu. Jack amca bir başarı ve mükemmeliyetçiliği ile tanınmaktaydı. Evinde ki siyah piyanosu, evde sıkça duyulan klasik müziği ve kültürlü edası Teddy’nin amcasına hep saygıyla bakmasını sağlıyordu. Bir zaman sonra amcasının izinde ilerlemeye karar verdi.

1 yıl sonra, Louise Johnnie Culpepper Bundy isimli askeriyede aşçı olarak görevini yapmakta olan bir askere âşık olmuştu. Louise şehir merkezinde bulunan kilisenin sekreterliğini yapıyordu. Aynı kilisede çalışan ve aynı en yakın arkadaşı olan bir kızla sıkça iş çıkışında görüşüyorlardı. Yine bir akşam arkadaşı tarafından John Culpepper Bundy isimli bir denizci ile tanıştırıldı.

Johnnie’nin ağır konuşma tarzı eksi puan olarak hanesine yazılıyordu. İlerde Teddy de aynı sorunu yaşayacaktı. Eğitimli değildi ve geleceği ile ilgili belirgin hedefleri yoktu. Denizcilikten ayrılan Johnnie bölgeye yerleşmeye karar vermişti. Tacoma hastanesinde aşçı olarak işe başladı. Bu onun hep hayal ettiği iş olacaktı.

İlk bakışta Johnnie ve Louise birbirilerine âşık olmuşlardı. Johnnie istikrarlı ve düz haliyle Louise’in tüm beklentilerini karşılıyordu. En önemlisi oğlunu da kabul ediyordu. Ayrıca sakin tavrı da Louise’i etkiliyordu. Oğlu Teddy üvey babasının sabrını zorlamanın büyük bir hata olacağını ilerde öğrenecekti.

Johnnie için Louise sevgi dolu ve dindar yapısıyla ideal eşti. Johnnie soru sormuyordu. Louise ise detaylara inmiyordu. Ted her zaman istilacı Johnnie’yi zihinde bloke etmeye çalışıyordu. Johnnie’nin varlığı onu oldukça sinirlendiriyordu. Ted’in hiçbir zaman zihinden bir sahneye silemiyordu. Bir gün bir mağaza otoparkında altını ıslatmıştı. Bu olay sıkça tekrarlanıyordu. Ted bu durumu kendisi analiz ederek, Louise ondan kıskanmasından ve Johnnie’nin varlığı onun dünyasına zarar verebilme korkusu olabileceğini düşünmekteydi.

Bu birliktelik 19 Mayıs 1951 de evlilik ile tamamlanmıştır. Bu evlilik ile Ted korku dolu nam salacak ismine kavuşmuştu: Ted Bundy.

Arkın Gelişin

Suç psikolojisi uzmanı Arkın Gelişin’in kaleminden yeni yazı dizisi,
Gerçek suçlar ve Gerçek suçlular yakında Polisiye Durumlar’da!

Yazı dizisi, Amerikalı seri katil ve tecavüzcü Ted Bundy ile yakında başlıyor!

Seri katil Ted Bundy kimdir