James Bond Romanları ve Sineması

James Bond Romanları ve Sineması – İlk James Bond romanı ne zaman yayınlandı?

Ian Fleming ilk Bond romanı olan Casino Royale‘i 1953’te yayınladı. Roman kısa sürede bestseller oldu. Yazarın asıl ünü ise 1950’lerin sonuna doğru arka arkaya yayımladığı eserleriyle geldi: Rusya’dan Sevgilerle, Dr. No ve Altınparmak.

Soğuk Savaş’ın en şiddetli günlerinde basılan ve bir İngiliz ajanının Demir Perde (Bugünkü Doğu Avrupa, ya da diğer bir deyişle Sovyetler Birliği’nin ekonomik, siyasi ve askeri nüfuz alanı) gerisindeki maceralarını anlatan bu romanlar bütün dünya da büyük ilgi gördü. Tabii, bütün dünya derken buna Sovyetler Birliği ve diğer Doğu Avrupa ülkeleri dahil midir onu bilemem.

1962 yılından itibaren tam beş Bond filminde rol alan Connery bir çok eleştirmen tarafından, bu karakteri en iyi canlandıran oyuncu olarak kabul edilmektedir. Connery’nin oynadığı Dr. No,  Rusya’dan Sevgilerle, Altınparmak, Yıldırım Harekatı ve İnsan İki Kere Yaşar filmlerinin de tüm Bond sersinin en iyileri olduğu yönünde genel bir kabul vardır.Roman ve kahramanı bu kadar populer olunca sinemanın ona el atmaması elbbette ki düşünülemez. Hemen bir hatırlatma yapalım, beyaz perdenin ilk James Bond’u, Sean Connery değildir. İlk bond rolünü oynama ünvanı, ülkemizde pek tanınmış olmayan bir aktör Barr Nelson’a aittir.

Sean Connery’nin , olağanüstü oyunculuk yetenekleriyle Bond karakterine büyük bir hayatiyet kazandırdığına ben de katılıyorum. Ancak, bu ilk Bond filmlerinin, Fleming’in özgün kurgusuna dayanmalarına rağmen, son yıllarda çevrilenlerin hızının yanında çok nefessiz kaldığını da kabul etmek zorundayız.

Bond’u Connery’den sonra George Lazenby oynadı. Lazenby Avusturalyalı’ydı ve bu rolü oynayan ikinci ve son yabancı o oldu. Daha sonraki bütün Bond  aktörleri İngilizler arasından seçildi.

Lazenby’nin Majestelerinin Hizmetinde filminin pek beğenilmediği, aynı oyuncuya ikinci bir fırsat verilmemesinden belli. Oysa film, 7 milyon dolarlık bütçesine karşılık 82 milyon dolarlık bir hasılat sağlamış.

Eleştirmenlerin Lazenby’nin oyununu yerden yere vurmalarının en büyük sebebi bence, Sean Connery gibi çok büyük bir aktörün daha önce bu rolü oynamış olmasıdır. Bu da Lazenby’nin talihsizliğidir aslında.

Roger Moore, 7 Bond filmiyle şimdilik rekorun sahibi. Bence en eğlenceli Bond filmleri bunlardır. Sir hazretleri bu filmlerde tam bir fırlama James Bond olmuştur. Filmlerin neredeyse tümünde Soğuk Savaş ve casuslukla dalga geçer bir hal vardır. Gerilim ve heyecandan çok, mizah duygusu hakimdir.

1987’de Timothy Dalton’la başlayan, Pierce Brosnan’la devam eden ve Daniel Craig’le günümüze ulaşan Bond filmleri, gelişmiş sinema teknolojisinin yardımıyla bambaşka bir evrene dönüşmüştür.  Bond, gene dünyamızı büyük bir tehlikeden kurtarmakta, gene kötüleri cezalandırmakta (bu kötüler eskiden komünistlerdi, şimdi manyak zenginler ve teroristler onların yerini aldı), bütün bunları yaparken, baş döndürücü bir tempoyla aksiyonun zirvesine çıkmaktadır.

Bond’un yaratıcısı Ian Fleming’in İkinci Dünya Savaşı yıllarında Deniz Kuvvetleri’nde İngiliz Haberalma Servisi adına çalıştığı bilinmektedir. Dünyanın çeşitli yerlerinde görev yapmış, gizemli bir kişiliği vardır. Başka bir kaç kitap yanında ağırlıklı olarak James Bond romanları yazmıştır. Bunların sayısı 12’dir. Dokuz adet de gene aynı kahramanla ilgili kısa öyküsü bulunmaktadır. 1964 yılında 56 yaşındayken ölmüştür.

Kahramanı James Bond’la kendisi arasında bir çok benzerlik vardır. Aynı okula gitmeleri (Eton), İkinci Dünya Savaşı’na katılmaları, İngiliz entelijansiyası hesabına çalışmaları.

Bugün Goldeneye ve çevresi yer yıl onbinlerce insanın ilgi ve merakla görmeye gittiği bir yerdir. Jamaica Bölgedeki uluslararası havaalanına Ian Fleming Airport adını vermiştir. (James Bond Airport da diyebilirlerdi!) Fleming, savaş esnasında Jamaika’da bulundu ve orada bir yer satın alıp ev yaptırdı. Bütün James Bond  romanlarını Goldeneye adını verdiği, olağanüstü güzellikteki  bir doğa parçasının içerisinde bulunan bu evde yazdı. Her yıl ocak ve şubat aylarında Goldeneye’e gidiyor ve romanını bitirp İngiltere’ye geri dönüyordu. Bu ziyaretler 1964 yılının 12 Ağustos günü Kent yakınlarındaki bir otelde geçirdiği kalp krizine kadar sürdü.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum