Dashiel Hammet Kimdir?

Dashiel Hammet Kimdir?

1951 yılının 9 Temmuz günü, Güney Newyork Eyalet Mahkemesi salonu hınca hınç doluydu. Seyirciler, gazeteciler ve telvizyoncular, erkenden yerlerini almışlar, merakla oturumun açılmasını bekliyorlardı. Tavanda hızla dönen pervanelere rağmen salon oldukça sıcaktı. Yargıç Sylvester Ryan oturumu açtığında sıcaklık gibi izleyicilerdeki heyecan da yükselmişti.

İlk sözü, Güney Newyork Başsavcısı Irving Saypol aldı. Ülkenin bir numaralı komunist avcısı diye tanınan Saypol, kısa bir süre önce Rosenberg Davası’nda savcılık yapmış ve karı kocayı elektrikli sandalyede idam etme kararının alınmasında büyük rol almıştı.

Anlayacağınız 1951 yılının 9 Temmuz günü Güney Newyork Eyalet Mahkemesi’nde yargılanan kişi bir Komünistti. Eğer komünistlerden hoşlanmıyorsanız ve eğer hala komünist dendiğinde, o soğuk-savaş kalıntısı  ön yargılar belleğinize hücum ediyorsa, yazının bundan sonraki bölümlerini okumayabilirsiniz. Çünkü, yargılanan kişi ağzıyla kuş tutan biri de olsa bir komünist maalesef. Bu adam ağzıyla kuş tutmuyordu gerçi, sadece yazıyordu. O bir yazardı. Hem de dünyanın en önemli yazarlarından biriydi: Dashiel Hammet.Bu sıra dışı yazar sadece 5 roman yazdı. Dünya Edebiyatı kitaplığına sadece beş muhteşem eser bıraktı.

Ve ne mutlu biz polisiye severlere ki, yazdıklarının hepsi  bugün birer şaheser kabul edilen polisiye romanlardı.

Hammet, 27 Mayıs 1894’te Güney Maryland’da doğdu. Çocukluğu ve gençlik yılları Philadelphia ve Baltimore’da geçti. On dokuz yaşında Pinkerton Ulusal Dedektiflik Ajansı’nda çalışmaya başladı. Ajansın o dönemde grev kırıcılığında önemli rol oynaması üzerine 1922 yılında işinden ayrıldı.

Bu arada, Birinci Dünya Savaşı’na katılmış, fakat tüberkloza yakalandığı için cepheye gidememişti. Hastanede ona bakan hemşireye aşık olan Dashiell Hammet, çok geçmeden Hemşire Josephin’le evlendi. İki kızları oldu. Ancak bu ilişki fazla uzun sürmedi. Çift kısa bir süre sonra boşandı.

Hammet, eserlerinin büyük bölümünü Pinkerton Ajansı’ndan ayrıldıktan sonra ve San Fransisco’da yazdı. Bu bakımdan, kurgularında dedektiflik yıllarına ait deneyim ve izlenimlerinin büyük etkisi vardır. Aynı şekilde, SanFransisco kenti de caddeleri, semtleri, parkları ve yapılarıyla Hammet‘in eserlerinde çarpıcı bir biçimde yer alır.

En meşhur polisiye kitap ve filmlerden biri: Malta Şahini

1920’li yıllar boyunca çeşitli dergilerde kısa hikayeleri yayınlandı. İlk romanı Kızıl Hasat ise 1929’da piyasaya çıktı. Bunu en başarılı romanı kabul edilen Malta Şahini izledi. Bu romanın 1940’da çekilen filmi, başrol oyuncusu Humphery Bogart kadar, yazarı  Hammet’i de ölümsüzler arasına kattı. 1934’te basılan The Thin Man ise Hammet‘in son romanı oldu. Yazarımız bundan sonra uzun bir suskunluk devresine girdi. Aynı zamanda, 1920’lerde başladığı politik faaliyetlerini daha da yoğunlaştırdığı bir dönemdi bu.

Hammet, daha 1920’lerde Amerikan toplumsal ve ekonomik düzenindeki bozukluğu görmüş, tercihini sosyalizmden yana yapmıştı. Bu yüzden bir grev kırıcı olarak çalışmaktansa, çok sevdiği dedektiflik mesleğinden ayrılmayı tercih etmiş ve anti faşist  mücadeleye katılmıştı. 1937 yılında Amerikan Komünist Partisi’ne üye oldu. Savaşa karşı biriydi ama Hitler’i durdurmanın bir insanlık görevi olduğunu düşündüğünden İkinci Dünya Savaşı’na katıldı. Savaştan sonra politik faaliyetlerine kaldığı yerden devam etti. 1947’de Sivil Haklar Komitesi’ne başkan seçildi.

Hammet‘in özel yaşamı ise oldukça sakindi. 1930’ların başında ünlü Amerikalı oyun yazarı Lillian Hellman’la tanışmış ve ona aşık olmuştu. NewYork’ta ilk kez bir restoranda karşılaştıkları sırada Hellman 26, o ise 38 yaşındaydı.  İki ünlü yazarın birliktelikleri, ölüm onları ayırana kadar sürdü.

Hollywood’un en nitelikli senaristlerinden biri olan Hellman da anti-faşist bir kadındı. Solcuydu ve politik faaliyetleri olan biriydi. Yıllar sonra, anılarını yazan Hammet‘in küçük kızı, Hellmann’dan çok olumlu bir dille bahsedecek, ve babasının ona aşık olma nedenini güçlü ve başarılı bir kadın olmasına bağlayacaktı. Ne var ki, 1950’lere doğru, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki siyasi hava birden değişiverdi, solcular-komünistler vatan hayinliğiyle suçlanır oldular. Senatör McCarthy’nin öncülüğünde ülkede büyük bir cadı avı başlatıldı, masum insanlar hak etmedikleri cezalara çarptırıldılar.

Hammet de Sivil Haklar Komitesi Başkanı olarak 1951’de yargılandı. Kendisinden ısrarlı bir biçimde öğrenilmek istenen şey, Komite’ye hangi  -solcu- iş adamlarının yardım ve bağışta bulunduğu idi. Komünist avcısı İrving Saypol’un tüm baskılarına karşı Hammet direndi ve sadece şunu söyledi:

“Bu konuda size hiçbir bilgi veremem.”

Sonunda, Savcı Saypol yenilgiyi kabul etti ve Hammet mahkemeyle işbirliği yapmamaktan suçlu bulunarak Batı Virginia Eyalet Hapishanesi’nde altı ay hapse mahkum oldu. Yazar, o sırada 57 yaşındaydı. Lillian Hellman anılarında, altı ayın Hammet‘i çok yıprattığını, hapishanede kendisine her gün tuvalet temizlettirildiğini yazar. Hapishaneden çıktığında Hammet‘in sağlığı iyice bozuktur. Ancak iş bununla kalmaz. Mc Carthy döneminin ünlü Amerika Aleyhindeki Faaliyetler komitesine ifade vermeye çağırılır. Cadı Avı’nın en dramatik görüntülerini veren bu komitenin sorumsuzca suçlamaları yüzünden binlece insan mağdur olmuştur. Komite’nin amacı, 1940’lar boyunca, içlerinde Komünist Parti’ye üye olanların da yer aldığı, solcu faaliyetlerde bulunan Hollywood’daki aktör, senarist ve yönetmenleri soruşturmaktı. İfade vermeyi reddedenler ise kara listeye alınıyor, onlara Hollywood’un kapıları tamamen kapanıyordu. Bu kişilerin çoğu işsiz kaldı, muhtaç duruma düştü. Bazıları ise intihar etti.

Hammet, 26 mart 1953’te ifade vermeye geldi ve komiteye bilgi vermeyi reddetti. Hayat arkadaşı Hellmann gibi o da kara listeye alındı. Gençliğinde geçirdiği tuberklozun yanı sıra içki ve sigaraya olan düşkünlüğüne hapishane koşulları da eklenince Hammet‘in sağlığı iyice bozuldu. Hayatının son yıllarını Hellman’la birlikte, göl kıyısındaki taştan yapılma bir yazlık evde geçiren ve 1934 yılından sonra tek bir satır bile yazmayan Dashiel Hammet 10 Ocak 1961’de öldü. Akciğer kanseriydi. Hastalığı öğrenildiğinde iki aylık ömrü kalmıştı.

Kendisinden sonrakip Polisiye edebiyatı derinden etkileyen Hammet‘in, toplumsal hayatta yapamadığı devrimi roman ve öykülerinde yaptığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Polisiyeye gerçek dünyayı, gerçek kötüleri ve iyileri sokan odur. Onunla polisiye sadece bir akıl ve zeka oyunun olmaktan çıkmış, ete kemiğe bürünmüştür. Gerçek insan ilişkileri, yaşamın gerçek yüzü onunla polisiyeye girmiştir. Yapaylık bitmiş, gerçeklik gelmiştir. Artık polisiye romanda, sokaklar, bilek gücü, fahişeler, argo, şiddet ve seks vardır. Dedektif ise bir kahraman değildir. Adaleti sağlayan kişi  ise hiç değildir. Evet finalde suçlu yakalanır. Ama gerçek suçlunun toplum ve toplumsal koşullar olduğu bir dünyada bu asla adil bir çözüm olamaz. Malta Şahini’nde, dedektif Sam Sheppard’ı oynayan aktör Humphery Bogart’la efsaneleşen o acı gülüşün sebebi budur. Suçlular cezasını bulacak ama düzen değişmeyecektir.

Kendisinden önceki tüm polisiyelerden farklı bir akımı başlatan Hammet, başta Raymond Chandler olmak üzere  bir çok yazarı etkilemiştir. Hard boiled denen bu akımın etkileri günümüzde de devam etmektedir.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum