Neden en iyi polisiye yazarı Agatha Christie?

Neden en iyi polisiye yazarı Agatha Christie?

Agatha Christie’yi diğer polisiye roman yazarlarından ayıran ve üstün kılan temel özellik, herşeyi okuyucunun gözleri önüne sermesine rağmen, onun gerçeği keşfetmesini engellemeyi başarmasıdır.

“Polisiye Romanların Kraliçesi” olarak anılmasını, yazdığı romanların satış hasılatından çok bu üstünlüğüne borçludur.

Evet, o herşeyi anlatıyor, ama biz göremiyoruz. Bu körleşme (yanılsama) nasıl olmaktadır?

Agatha Christie, hemen her romanında gerçeği algılamamızı engelleyecek bir yapı kurar. Hem gerçeği anlatır, hem gizler. Bu sadece onun kusursuz bir biçimde becerebildiği bir teknik değil,aynı zamanda polisiye romanın olmazsa olmaz en önemli ilkesinin ısrarla hayata geçirilmesidir.

Polisiye romanın en önemli kuralı, gizemin bütün bir kitaba yayılması,gerçeğin mutlaka, ama mutlaka en sonda ortaya çıkmasıdır. Gerçek, son sayfalara kadar saklanmazsa polisiye romanın anlamı ortadan kalkar. Öte yandan, romanın tümünde gizlenen gerçek, okuyucunun elde edebileceği bir durumda olmalıdır. Yani ipuçları, çözüme katkı sağlayacak olaylar ve kişiler okuyucudan saklanmamalıdır.

Agatha Christie’nin mükemmel uyguladığı bu kurallar, ilk kez 1928 yılında American Magazin dergisinde, Amerikalı yazar Willard H. Wright tarafından, Van Dine takma adıyla yayınladığı bir makalede formüle edildi. (Bakınız. Klasik Polisiye Romanın Altın Kuralları.) Bunlardan bazıları hala çok önemlidir. Mesela her romanda en az bir ceset bulunması olmazsa olmaz bir ilkedir. “Tek bir cinayet bile sunmadan üç yüz sayfa okutmak, bir polisiye roman okurundan çok şey istemek olur,” diye yazan Van Dine, yerden göğe kadar haklıdır. Bir diğer önemli kural, suçlunun, öyküde önemli rol oynayan bir kişi olmasıdır. Romanın sonlarında beliren, işsiz güçsüz biri katil çıkmamalıdır. Aynı şekilde, hizmetkarları da katil yapmak doğru değildir. Suç ne kadar çok olursa olsun, katil tek bir kişi olmalıdır.

Polisiye romanı diğer türlerden kesin bir biçimde ayıran asıl kuralsa, onbeş numaradaki “gerçeklerin her zaman göz önünde olması”na ilişkin olanıdır. Buna göre, “esrar perdesi bir kez kalktıktan sonra, okuyucu kitabı bir daha okursa, çözümün baştan beri gözünden kaçtığını, tüm ipuçlarının suçlunun kim olduğunu göstermeye yettiğini ve eğer kendisi de dedektif kadar dikkatle incelerse, kitabın son bölümünü okumadan gerçeği bulabileceğini görmelidir.”

Bütün bu ilkeler, Agatha Christie’nin romanlarında katı bir biçimde uygulanır. Böylece baştaki soruya yeniden dönmüş oluruz: Bu romanlarda herşey, tüm olgular ve ipuçları gözlerimizin önüne serildiği halde, nasıl oluyor da biz gerçeği keşfedemiyoruz, sorusuna yani.

Agatha Christie, aşikar (apaçık) gerçeği, okuyucusundan gizlemek için en bilinen yönteme başvurur: Yalana.

Ancak bu, kaba ve bildiğimiz anlamda söylenen bir yalan değildir. Daha sofistike ve edebi bir yalandır ve dört ayrı biçimi vardır:

  1. Kılık değiştirerek yalan söyleme.
  2. Yön değiştirerek yalan söyleme.
  3. Teşhir yoluyla yalan söyleme.
  4. Çift anlamlı cümleler ve eksik bırakma yoluyla yalan söyleme.
Kılık Değiştirme, gerçeğin okuyucunun bulamayacağı bir kılığa sokulmasıdır. Örneğin, Cinayet Reçetesi’nde cinayet intihar kılığına, Filler de Fatırlar’da ise kaza kılığına sokulmuştur.

Katilin kendisi de kılık değiştirebilir. Kişiliği, fiziki görünümü, yada Çarpık Evdeki Cesetler’de olduğu gibi yaşı olduğundan çok farklı gösterilebilir. Meslek te katili gizleyen bir olgudur. Saygın meslek sahibi katillerden kuşkulanmak çok zordur.

Katilin kılık değiştirmesi, onun kurbanmış gibi gösterilmesiyle de sağlanabilir. Bu polisiye yanılsama yaratmanın en klasik biçimidir. Cinayet İlanı romanı bunun en güzel örneğidir. Bu tür kılık değiştirmede varılacak en yüksek nokta, katilin kendisini ölmüş gibi gösterdiği durumdur. On Küçük Zenci’de katil bu hileye başvurur.

Katili soruşturmacı gibi göstermek te en eski usullerden biridir. Noelde Cinayet ya da Cinayet Alfabesi’nde bu teknik kusursuz bir biçimde uygulanır.

Katile kılık değiştirtmenin son biçimi ise onu görünmez kılmaktır. Diğer bir deyişle, cinayet esnasında başka bir yerde ya da maddeten cinayeti işleyemeyecek kadar uzakta olduğunu kanıtlamasıdır. Üç Perdelik Cinayet, Ölüm Diken Üstünde ve Ecelin Çağrısı’nda kullanılan yöntem budur.

Katil üzerinde yapılan bu saptırmalar, bizi katilin kimliğini bulmaktan uzaklaştırır.

Bir de bunun tersi bir mekanizma vardır. Yani gerçeği alalamak yerine sahtesini dikkati çekecek bir biçimde makyajlamak. Polisiye roman yazarları, okuyucunun ilgisini dağıtmak, gerçek üzerinde yoğunlaşmasını engellemek için sık sık bu numaraya başvururlar. Bu ikinci gizleme mekanizmasına yön değiştirme denir.

Bunun en yaygın örneği, okuru katilden uzaklaştırmak için şüphe çekecek başka kişiler yaratmak ve bunlardan en az birinin üstüne sonuna kadar gitmektir. ABC Cinayetleri’nde okurun baştan sona suçlu sandığı bir kişi vardır örneğin. Agatha Christie bu kişiyi öyle gözümüzün içine sokar ki, ondan başkasını katil olarak düşünmemiz imkansızdır.

Entrikanın kendisi de yön değiştirmeye uygulanabilir. Örneğin, Üç Perdelik Cinayet’te katil 3 cinayet işler ama bunların birbirleriyle hiçbir ilgisi yoktur. Sadece bir tanesi katilin işlemek istediği asıl cinayettir.

Yön değiştirme mekanizmasının en önemli işlevi, okuyucunun kafasında bir fikrin oluşmasını engellemesidir. İşte bu durum, gizemli polisiye edebiyatın, diğer edebiyat türleriyle arasındaki en önemli farkı ortaya çıkarır. Polisiye edebiyatta, diğer türlerin hiçbirinde raslanmayan düşünmeyi engelleyici özel ve orijinal bir yapı vardır.

Kılık ve yön değiştirmenin amacı, okuru gerçekten uzak tutmaktır. Agatha Christie bu iki mekanizmayı mükemmel kullanır ve gerçeği gizler. Gerçek, okuyucu ancak onun metnin içine dağıtılmış olan tanınmaz haldeki parçalarını bir araya getirdiği zaman ortaya çıkar.

Gerçeği gizleme konusunda Agatha Christie’nin diğerlerinden farklı üçüncü bir yöntemi daha vardır. Bu da gerçeğin açıkça yazıldığı halde görünmez kılınmasıdır. Teşhir adını vereceğimiz bu teknik, Agatha Christie’yi başarıya götüren en büyük yanıltma yöntemidir. Nil’de Ölüm romanı tamamen bu teknikle yazılmıştır.

Agatha Christie’nin romanlarında, bütün klasik polisiyelerde olduğu gibi, gizemin çözümü son sayfalarda olur. Ancak son kısma kadar olası bir çok çözümler vardır. Bunların bazıları okuyucu tarafından keşfedilir. Bazıları keşfedilemez..Son çözüm okuyucuya dayatılıncaya kadar bunlar potansiyel birer çözümdür. Yukarda anlattığımız gerçeği gizleme teknikleri ne kadar çok kullanılırlarsa o kadar çok potansiyel çözümler ortaya çıkar.

Van Dine ilkesine sıkı bağlılık ve tekniklerin mükemmel bir karmaşası, olası çözümleri neredeyse sonsuz hale getirir. Bu durumun bir kararsızlık yaratması beklenmeyen bir gelişme olmaz. Tek bir çözümün zorunlu olduğunu düşünmek okuyucunun hayal gücünü sarsacaktır. Çünkü son çözüm, metne gizlenmiş karmaşık oyunların sunduğu tüm olasılıkları asla ortadan kaldırmaz. Okuyucunun son çözümü kabul etmesi için aslında, suçun itirafı dışında hiçbir neden yoktur.

Çift anlamlı cümleler kurma ve eksik bırakma teknikleri, okuyucuyu aldatma açısından Agatha Christie’nin başarıyla kullandığı usullerdir. Roger Ackroyd Cinayeti, adeta bir çift anlamlı cümleler kitabına benzer. Bu yüzden, iki farklı türde okumayı gerektirir. Romanın özel yapısı, derin bir anlatı kurgusu sorununu da ortaya çıkarır. Öyle ki, kitabın her cümlesi, kabul edilen son çözüme göre iki farklı anlamda okunabilir. Roger Ackroyd Cinayeti, açıkça iki kez okunması amacıyla birleştirilmiş en az iki kitaptır.

Eksik bırakma yöntemiyse, gerçeğin tamamının verilmemesine dayanır. Örneğin, Evans’a Neden Sormadılar? romanında soruşturmacılar, öykü boyunca Evans adında bir adamı ararlar. Oysa, Evans erkek değil,bir kadındır.

Roger Ackroyd Cinayeti’nde, diğer bütün teknikler gibi, eksik bırakma yoluyla anlatım da geniş bir biçimde kullanılmıştır.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum