Polisiye Hikaye Oku İkilem

Polisiye Hikaye Oku İkilem

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 1

Yıkık dökük, ahşap köşkün üst katında, yere daire şeklinde dizilmiş siyah mumların ışığının dışında zifiri bir karanlık hüküm sürüyordu. Mumlardan oluşan daireyi kaplayan beş köşeli yıldızın tam ortasında bir kadeh şarap duruyordu. Vakit tam gece yarısıydı.

Genç kız, hazırladığı sahneye son bir kez baktıktan sonra kapının yanındaki kamerayı çalıştırdı. Başına siyah kapüşonunu geçirdi ve yavaş ama emin adımlarla yıldızın tam ortasına yürüdü.

Şarap kadehini alıp yıldızın ortasına bağdaş kurup oturdu. Simsiyah boyanmış gözlerini kameraya dikip birkaç saniye öylece baktıktan sonra siyah dudaklarından tek bir cümle fısıltı halinde döküldü.

Dünyadaki efendiye hizmet etmemek için gerçek efendimize hizmet ediyorum.

Sonra kararlı bir şekilde elindeki kadehi havaya kaldırdı; öne, arkaya, sağa ve sola hareket ettirdikten sonra bir dikişte içip başını önüne eğdi. O anda kamerada tek görünen mumlardan oluşan bir dairedeki bir yıldızın ortasında oturan simsiyah bir figürdü.

Birkaç dakika sonra figür titremeye başladı. Bir süre sonra titremeler artıp sarsıntıya dönüştü. Genç kız olduğu yerde dizlerinin karnına çekip kıvranmaya, vahşi bir hayvan boğazlanırcasına sesler çıkarmaya, kendini yerden yere atmaya başladı. Sonunda hareketleri yavaşladı, titremesi durdu ve kendini acı dolu bir karanlıkla gelen acımasız ölüme teslim ettiğinin farkına vardı.

Farkına henüz varamadığı şey ise, kaydettiği videonun o an canlı yayınlandığı internet sitesi üzerinden binlerce insan tarafından heyecanla ve dehşetle izlendiğiydi.

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 2

Oğlunun düğün töreninin yapıldığı lüks otelin havuzunun kenarında dikilen adam buruk, acı ve pişmanlık dolu bir mutlulukla gülümsemeye, davetlilerin sohbetine katılmaya çalıştı. Bir süre sonra vazgeçip müsaade istedi ve karısını aramaya koyuldu.

Kalabalık arasında biraz dolaşıp bakındıktan sonra gelinin ailesinin yanında buldu karısını. Kahkahalar atarak, gözlerinin içi parlayarak konuşuyor, çok heyecanlı ve mutlu görünüyor, sanki bu gece bambaşka biri gibi ışıldıyordu. Adam yüreğine saplanan keskin acıyı bastırmak istercesine içini çekti, geri dönüp o gecelik kiraladıkları odaya doğru yürüdü.

Odanın kilidini açıp içeri girdiğinde yatağın yanında, yüzünde soğukkanlı bir ifadeyle ona silah doğrultmuş kişiyi gördüğünde kanı dondu. Geçirdiği ani şokun etkisiyle sendeleyip duvara tutundu ve katiline acı dolu gözlerle yalvarırcasına baktı.

Katil, tek bir kelime bile etmeden, gözlerinde derin bir nefretle susturucu takılmış silahını ateşledi, bir kaç dakika zevk dolu bir ifadeyle gülümseyerek adamın yerde kanlar içinde kıvranmasını izledi, sonra kararlı adımlarla odayı terk etti.

Çıkmadan önce son yaptığı ‘Rahatsız etmeyiniz’ yazısını odanın kapısına asmaktı.

Kapanan kapının ardından adam yavaşça gözlerini açtı. Kalan gücünün son kırıntılarıyla dizlerinin üzerine doğrulmaya çalışırken hızlı hızlı nefes alıyor, tüm vücudu terleyip titriyordu. İnsanüstü bir çabayla ayağa kalktı, dişlerini sıkıp kapıyı açtı. Duvarlara tutunarak, durarak, bayılmamak için bütün gücünü kullanarak koridoru geçti, bahçeye çıktı.

Davetlilerin çığlıkları ve korku dolu sesleri arasından kanlar içinde, bembeyaz bir yüzle sendeleyerek oğluna ve karısına doğru yürürken bir an dengesi bozuldu, başı döndü ve aniden havuza yuvarlandı.

Bir anda tüm sesler kesildi. Suyun altından son gördüğü havuzun başına gelmiş oğlunun, gelininin, karısının, ve diğer tüm dostlarının çığlık atan dehşet dolu yüzleriydi.

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 3

Ece, Cihangir’deki evinin küçücük salonundaki kanepede uzanmış son bir aydır okuduğu beşinci Jean C. Grange romanının son sayfasındayken çalan telefonun ziliyle irkildi. Uzanıp sehpadan telefonu alıp ekranına baktı. Arayan Dedektif Cem’di.

‘Selam.’

‘İyi bir psikologa ihtiyacım var.’ dedi Cem neşeli bir ses tonuyla.

‘Doğru yeri aradın, dostum. İlk seans için bir saat sonrası uygun mu?’ diye cevapladı Ece de, gülümseyerek.

‘Uygundur.’ dedi Cem. Sonra da boğazını temizleyerek asıl konuya girdi. ‘Şaka bir yana, bu günlerde çok tuhaf bir davayla uğraşıyorum. Beni dinleyecek vaktin var mı?’

‘Var.’ dedi Ece. ‘Sıkıntıdan patlıyorum zaten. Bir aydır elimizde dava yok. Ateş tatilde, Yaprak ailesinin yanında, Bora da karavanına kapandı.’

‘İyi.’ dedi Cem. ’16 yaşında genç bir kız, doğumgününün gecesinde, Kasımpaşa’da, eski, ahşap bir konakta bir şeytan ayiniyle zehir içerek intihar ediyor ve…’

‘Vay!’ dedi Ece. ‘Gerçekten garipmiş.’

‘Dahası var.’ diye devam etti Cem sıkıntılı bir ses tonuyla. ‘İntiharın tamamını videoya kaydedip internet üzerinden canlı yayınlıyor ve bir gecede izlenme rekorları kırıyor. Günlerdir tüm sosyal medya bu kızdan bahsediyor. Kızın intihar etmeden önce söylediği bir cümleden dolayı annesi olayın cinayet olduğunu düşünüp suç duyurusunda bulundu.’

‘Cümle neydi?’ diye sordu Ece merakla.

‘Şu anda videoyu e-posta adresine gönderdim.’dedi Cem. ‘İzledikten sonra beni ara.’ Telefon kapanmıştı.

Ece hemen cep telefonundan mail adresine girdi ve videoyu açtı. Simsiyah giyinmiş bir genç kızın mumlardan yapılmış bir dairenin içindeki yıldızın ortasına oturmasını, fısıltı halindeki cümleyi, kadehi kafasına dikmesini ve acı dolu ölümünü izledikten sonra hemen Cem’i aradı.

‘Annesi haklı.’ dedi buz gibi bir ses tonuyla. ‘Bu intihar gibi görünen bir cinayet… Tam bir ikilem…’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 4

Olimpos’ta kaldığı ağaç evin rahatsız yer yatağında gözlerini açan Ateş, bir süre ahşap tavana boş gözlerle baktıktan sonra yavaşça doğruldu. Dün gece sabaha kadar sahilde içtiği sayısız bira, ona şu an bıçak kadar keskin bir baş ağrısı olarak geri dönmüştü.

Yatağın yanındaki yarım kalmış bira şişesine takıldı gözü. ‘Çivi çiviyi söker…’ diye mırıldandı ve bir dikişte hepsini bitirdi.

Tam yeniden yatmak üzereyken aniden çalmaya başlayan telefona bakarak okkalı bir küfür savurdu. Güçlükle ayağa kalkarak odanın öbür ucunda, bir ayağı kırık, ahşap komodinin üzerindeki telefonu aldı. Arayan Yaprak’tı.

‘Nasılsın demek için aradıysan kendini yok bil.’ diye açtı telefonu.

‘Sana da günaydın Ateş. Oraya yerleşmeye karar vermedin, değil mi?’ Yaprak’ın sesinde eğleniyormuş gibi bir hava vardı.

‘Söyle.’ diye homurdandı Ateş. ‘Ne var?’

‘Yeni bir dava aldık.’ dedi Yaprak tereddütlü bir sesle. ‘Yani, daha doğrusu ben aldım.’

‘Bana sormadan mı?’

‘Dünden beri arıyorum ama açmadın. Bir aydır boş oturuyoruz zaten. Hem bence…’

‘Kısa kes Yaprak.’ dedi Ateş bıkkın bir sesle. ‘Davayı anlat.’

‘Oğlunun düğününde silahla vurularak öldürülen bir baba.’ dedi Yaprak heyecanlı bir sesle. ‘Delil yok, şüpheli yok.’

‘Bu mu?’ dedi Ateş sinirli bir sesle. ‘Katil yakınlarından ya da tanıdıklarından biridir. Bunu polis de çözebilir.’

‘Ama işin ilginç yanı…’ dedi Yaprak. ‘Cinayet işlendiği dakikada, düğünün yapıldığı oteldeki herkes, çalışanlar dahil güvenlik kamerasının ve töreni çeken kameranın görüntülerinde var. Ayrıca düğün başladıktan sonra otele hiç kimse girmemiş. Yani bu cinayeti işleyebilecek hiç kimse yok.’

‘Cinayet gibi görünen bir intihar mı?’ diye sordu Ateş. İşte şimdi olay gerçek bir davaya benzemeye başlamıştı.

‘Ya da tam tersi…’ diye yanıtladı Yaprak düşünceli bir sesle. ‘Tam bir ikilem…’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 5

Cem’in telefonundan hemen sonra Subaru’suna atlayıp polis merkezine giden Ece, ‘Bu olay göründüğü gibi değil.’ diyerek hışımla Cem’in odasına girdi.

‘Neden şüpheleniyorsun?’ diye ayağa kalkarak sordu Cem. Ece, elleri eski, bol kot pantolonun ceplerinde, hızlı adımlarla odada ileri geri yürüyordu.

‘O videoda beni rahatsız eden bir şeyler var.’ dedi bir anlığına durup ve sonra yine yürümeye devam etti. Cem sabırla, merakla ve düşünceli bir gözlerle Ece’yi izliyordu.

Bir ay önce birlikte çalıştıkları ‘Köle’ davasından, Ateş’le bir sinema salonunun kapısında içerideki bombayla ölmelerine saniyeler kaldığından beri ve o olayı çözme tarzlarından dolayı Büro’da çalışanlar onun için insanüstü varlıklardı. Çok özel, çok farklı, çok yetenekli ve çok zeki insanlardı.

O yüzden bu garip davada psikolojik eğitim aldığını ve profil çıkarma ve sorguda uzman olduğunu bildiği Ece’nin yardımına başvurmuştu.

‘Ve o kaydı izlediğimden beri beni neyin rahatsız ettiğini bir türlü bulamıyorum.’ dedi Ece yorgun bir sesle, koltuğa çökerek. Elleriyle kısacık saçlarını karıştırıp düşünceli gözlerle Cem’e baktı.

‘Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.’ diye devam etti bir süre sonra. ‘Videoda görünen genç bir kızın bir ritüel eşliğinde intihar ederek ölmesi.’ Uzunca bir süre sustu. ‘Ama o cümle… Dünyadaki efendiye hizmet etmemek için gerçek efendimize hizmet ediyorum… Çok derin…’

Uzun bir sessizlikten sonra ilk konuşan Cem oldu. ‘Videoyu bir kez daha izlemek ister misin?’

‘Hayır.’ diye cevapladı Ece. ‘Kız hakkında bilgi istiyorum. Belki beni rahatsız eden şey kızın hayatında saklıdır.’

‘Pekala,’ dedi Cem ciddi bir sesle. ‘Damla Uğurlu, 16 yaşında bir lise öğrencisi. Ailesiyle birlikte Şişhane’de yaşıyor. Ama Kasımpaşa’nın ara sokaklarındaki ahşap, terk edilmiş evlerde sık sık görüldüğü söylendi. Zaten ölümü de orada gerçekleşmiş.’

‘Başka?’ diye sordu Ece.

‘Lise’ye başladığında sıradan hatta çalışkan denebilecek bir kızmış. Ama ergenlik çağında siyah giyinmeye, tuhaf arkadaşlar edinmeye, içine kapanmaya başlamış. Aile, orta halli bir memur ailesi. Normal, sıradan bir hayatları var.’

‘Benim kafamı kurcalayan…’ dedi Ece gözlerini kısarak. ‘Normal bir okulda okuyan, normal bir ailesi ve geçmişi olan, sıradan bir genç kız neden siyahlara bürünüp intihar eder?’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 6

Ateş telefonu kapattıktan sonra aceleyle bir kaç parça eşyasını sırt çantasına atıp bulduğu ilk uçakla Atatürk Havalimanı’na indiğinde, güneş İstanbul’un semalarını hafif bir sisle kızıla boyayarak batmak üzereydi.

Yarım saat sonra, Büro’ya gitmek üzere taksiye bindiği anda hafif bir yaz yağmuru çiselemeye başladı. Bitmek bilmeyen araba seli, korna sesleri ve aniden hızlanan yağmurla birlikte Ateş oflayarak içini çekti. İstanbul’un bu yanını hiç özlememişti.

Onun için İstanbul, bu gereksiz ve öfkeli insan ve metal yığını değil; İstanbul’un yaşlı benliğini dinlendirdiği Beyoğlu, İstiklal Caddesi, Tünel, Galata, Cihangir demekti zaten. İstanbul’un görmüş geçirmiş ruhunun büyülü izlerini taşıyan yerlerdi bunlar ve Ateş’in doğup büyüdüğü yerler…

Trafikte öfke ve sıkıntı dolu geçirdiği yaklaşık iki saatten sonra Büro’ya vardığında, Yaprak ve Bora toplantı odasında onu bekliyorlardı. Ateş hızlı adımlarla girdi ve hafifçe gülümseyerek arkadaşlarını selamlayıp oturdu. Yaprak ‘Selam’ diyerek önüne bir bardak koyu, sade kahve koydu.

‘Olimpos nasıldı?’ diye sordu Bora.

‘Harikaydı.’ diye cevapladı Ateş. ‘Gelmediğin için köpek gibi pişman olabilirsin.’

‘Ben karavanımda mutluyum, dostum. Radyasyondan uzak kalıp temiz hava almak benim dengemi bozuyor.’ dedi Bora gülümseyerek. Ateş ve Yaprak da gülmeye başladı.

‘Başlayalım.’ dedi Ateş, kahvesini iki sigara eşliğinde bitirdikten sonra. ‘Olayı en baştan anlatın.’

‘İş adamı Metin Yürekli’nin oğlu Kaan Yürekli, Ataköy Meridyen Otel’de evleniyor.’ diye başladı Yaprak.’ Havuz kenarındaki düğün töreni esnasında bir ara baba, Metin Yürekli içeri, otele giriyor. Yaklaşık 10 dakika sonra kanlar içinde dışarı çıkıyor ve herkesin gözü önünde sendeleyip havuza düşüyor.’

‘Güvenlik kameraları?’ diye sordu Ateş, Bora’ya bakarak.

‘Koridorlarda yok. Havuz kenarında, otelin girişinde ve çalışanların katında var.’ diye yanıtladı Bora. ‘Ama bunlar bizim o gece düğün başladıktan sonra otele hiç kimsenin girip çıkmadığını ve çalışanlar dahil herkesin cinayetin işlendiği dakikalarda görüntülerde olduğunu anlamamıza yeter.’

‘Çok tuhaf…’ diye mırıldandı Ateş belli belirsiz bir sesle…

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 7

Telefonu çaldığında Ece evinde, eski sehpasının üzerinde, pür dikkat olay yeri fotoğraflarının Cem’den aldığı kopyalarını inceliyordu ve hala onu rahatsız eden noktayı bulamamıştı.

Özenle hazırlanmış bir intihar sahnesi vardı karşısında; eski metruk bir ev, mumlar, kadeh, simsiyah giyinmiş bir genç kız. Bunun bir çeşit şeytan ayinine benzediği konusunda Detektif Cem ile görüş birliğine varmışlardı. Telefonu düşünceli bir şekilde açtı.

‘Detektif Ece.’

‘N’aber?’

‘Ateş! Döndün mü yoksa? Nasıldı tatil?’

‘Evet. Yaprak aradı. Yeni bir dava üzerindeyiz. Neredesin?’

‘Evdeyim, bazı olay yeri fotoğraflarını inceliyorum. Cem’in elinde garip bir dava var. Ona yardım etmemi rica etti.’

Ateş cevap vermedi. Bir süre derin bir sessizlik oldu. İkisi de söyleyecek bir şey bulamadılar. Büro kurulduğundan beri ilk defa ayrı davalarda çalışacaklardı. Uğraştıkları insanlar tehlikeli ve sıra dışıydı ve her davanın kendine özgü bir ölüm riski vardı.

‘Kendine dikkat et.’ dedi Ateş, telefonu kapatmadan önce.

Ece derin bir nefes alarak arkasına yaslandı. Bir süre sonra sıkıntılı bir şekilde fotoğrafları bir kenara koyup tekrar bilgisayarına döndü ve Damla Uğurlu’nun videosunu 8. kez izlemeye koyuldu.

Tam o sırada tuhaf bir ayrıntıya takıldı gözü. Damla kadehi içmeden hemen önce yukarı kaldırıp öne, arkaya, sağa ve sola hareket ettiriyordu. Bu, şeytan ayinlerinde doğu, batı, kuzey ve güney demekti ama Ece’nin dikkatini çeken bu değildi. Videoyu durdurdu, biraz büyüttü ve dikkatlice tekrar tekrar baktı. Sabahtan beri onu rahatsız eden şeyi sonunda bulmuştu.

Genç kız kadehi tam yukarı kaldırdığı anda kadehteki belli belirsiz yansımada bulanık bir insan figürü gördüğüne yemin edebilirdi…

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 8

Ateş, Ece’yi aradıktan sonra kendine yeni bir kahve hazırladı ve camdan dışarıyı izlemeye koyuldu. Yaprak ve Bora, bilgisayar başında o geceki davetlileri ve otel çalışanlarını araştırıyorlardı.

Ancak her hangi bir şüpheli durumla karşılaşsalar bile bir sonuca varmaları mümkün değildi. Herkes kameralarda görünürken ve ortada bu cinayeti işleyebilecek hiç kimse yokken bu davayı çözmek çok zor olacaktı. Geriye bir tek Metin Yürekli’nin kendi kendini vurmuş olması ihtimali kalıyordu.

‘Balistik raporu ne diyor?’ diye sordu Ateş camdan dışarıyı izlemeye devam ederek.

‘Rapora göre 9 mm’lik bir silahla yaklaşık 2 metre öteden ateş edilmiş.’ diye yanıtladı Yaprak. ‘Ancak Olay Yeri İnceleme’nin raporuna göre odada Metin Yürekli ve karısı Didem Yürekli’nin dışında parmak izi, DNA örneği veya olayla bağlantılı herhangi bir delil bulunmamış.’ diye devam etti Bora.

‘Ama karısı bütün gece, düğünün başlamasından Metin Yürekli’nin havuza düşmesine kadar hiç kesintisiz olarak görüntülerde var.’

‘Sonuç olarak ne bir şüphelimiz ne de delilimiz var.’ dedi Ateş sıkıntılı bir sesle. ‘Aklıma başka bir ihtimal geliyor ama…’ diye devam etti. Yaprak ve Bora heyecanla Ateş’e baktılar.

‘Acaba bir düzenek kurup Metin Yürekli’nin kendi kendine uzaktan ateş etmesi mümkün olabilir mi?’

‘Olabilir.’ dedi Bora bir süre düşündükten sonra. ‘Bir tel ya da bir ipten oluşan bir düzenekle yatağın yanına, duvara sabitlediği bir silahı ateşlemesi mümkün.’

‘Ama asıl soru şu ki…’ dedi Yaprak. ‘Bunu neden yapmış olsun?’

‘Hem de oğlunun evlendiği gün…’ diye tamamladı Ateş.

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 9

Ece, gördüğünden emin olmak için sayfayı büyüterek tekrar tekrar baktı. Evet, kesinlikle emindi. Şarap kadehinde bulanık bir kafa ve silik bir vücuttan oluşan belli belirsiz bir figürün yansıması vardı.

Görüntülerde odanın kapısı görünmediğine göre kamera kapının yanına konmuştu ve eğer bu yansımadaki figür bir insansa, kapıya yaslanmış halde tüm olan biteni izlemiş olmalıydı.

Videonun yayınlandığı internet sitelerindeki yorumları tek tek, büyük bir dikkatle inceledi. Hayır, bu konuda herhangi bir şey yoktu. Herkes şeytandan, satanistlerden, zehirli şaraptan, mumlardan, ayinden bahsediyor; kimi kızı yeriyor, kimi de öve öve göklere çıkarıyordu. Ama hiç kimse kadehteki yansımadan bahsetmiyordu. Ece bir an durup yanlış değerlendirme ihtimalini tarttı.

Ama hayır, gördüklerinden emindi. İnsanlar çok fazla intihara ve ayine, yani olayın bütününe odaklandıkları için küçük ayrıntıları gözden kaçırıyorlardı.

Telaşla telefonunu alıp Bora’yı aradı. ‘Sana bir video gönderdim.’ dedi heyecanla. ’32. saniyedeki görüntüyü dondur, şarap kadehindeki yansımayı temizleyip netleştir. Bana ve Cem’e gönder.’

Telefonu kapatıp heyecanla odanın içinde ileri geri yürümeye başladı. Aniden aklına gelen bir fikirle durdu. ‘Ya o bir insan değilse…’ düşüncesi keskin bir bıçak gibi beynine saplandı.

Kapının arkasında asılı olan bir mont ya da insana benzeyen bir ayaklı bir abajur gibi bir mobilya da olabilirdi. Bora’nın görüntüleri göndermesi uzun sürebilirdi ama Ece’nin bekleyecek sabrı yoktu.

‘O eve hemen gitmem lazım.’ diye mırıldandı kendi kendine. Düşünceli gözlerle, elleri ceplerinde bir kaç tur daha attıktan sonra çekmeceden fenerini aldı ve silahını beline takıp kapıya doğru yürüdü. Askıdan ceketini alıp hızla çıktı, Subaru’suna atlayıp gazladı.

Şişhane yokuşundan Kasımpaşa’ya inerken vakit gece yarısına yaklaşmıştı ve onun aklında sadece tek bir cümle vardı.

Dünyadaki efendiye hizmet etmemek için efendimize hizmet ediyorum…

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 10

Bora, Ece’nin telefonunu kapattıktan sonra videoyu hemen açmadı. Önce Metin Yürekli’yi her açıdan araştırması gerekiyordu çünkü bu olay gittikçe daha ilginç hale gelmeye başlamıştı. Adam eğer gerçekten intihar ettiyse, ki şu anda tek mantıklı açıklama buydu, mutlaka çok geçerli bir sebebi olmalıydı. Çünkü hiç kimse oğlunun düğün gününde durup dururken intihar etmezdi.

Yaklaşık bir saat süren can sıkıcı bir araştırmanın sonucunda Bora oflayarak arkasına yaslandı. Metin Yürekli hakkında kelimenin tam anlamıyla hiç bir şey bulamamıştı. Adam vergilerini düzenli ödeyen, özel hayatı sıradan, başarılı bir iş adamıydı. Ne telefon, ne internet, ne de banka kayıtlarında dikkati çeken en ufak bir nokta bile yoktu.

Bu dava her açıdan tam bir çıkmaz sokaktı.

‘Yok.’ dedi Ateş’e bakarak. ‘Kayıtlarda Metin Yürekli’nin intihar etmesi için en ufak bir maddi, manevi ya da psikopatolojik sebep yok.’ İçini çekerek ekledi. ‘Adam temiz.’

Ateş cevap vermedi. Sadece sıkıntıyla içini çekip tekrar toplantı masasına oturdu. Dava tam bir çıkmaz sokağa girmişti. Cinayet masasında çalıştığı yıllardan bu şekilde kapanan çok sayıda dosya biliyordu ve şu anda bu da onlardan biri olmaya adaydı.

‘Otopsi raporu çıkmış mı?’ diye sordu Yaprak’a. Yaprak konuşmadan önüne bir dosya sürdü. Ateş dosyayı açtı. Vurularak öldüğü, ölüm zamanı, yeri gibi bildiği ayrıntılara çabucak bir göz attıktan sonra tahlil sonuçlarına baktı. Hayır, vücudunda uyuşturucu ve uyarıcı madde, kronik bir hastalık ya da buna benzer hiçbir şey yoktu. Sıkıntıyla dosyayı kapatıp masanın üzerine attı.

‘Yüzyıllardan beri insanların birbirini öldürmesinin temelde iki nedeni vardır.’ dedi Bora ve Yaprak’a bakarak. Birkaç saniyelik sessizlikten sonra tekrar konuştu. ‘Birincisi para…’

‘İkincisi de seks.’ diye tamamladı Bora. ‘Ama bu davada ikisine dair de bulgumuz yok. Adamın ne maddi kayıtlarında, ne özel hayatında, ne de bilgisayarında sıra dışı bir şey var.’

‘O zaman normal bir hayatı, normal bir işi ve evliliği olan normal bir adamın oğlunun düğün gününde vurularak ya da kendini vurarak ölmesini nasıl açıklayacağız?’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 11

Ece, Kasımpaşa’nın izbe ve karanlık ara sokaklarında bir süre eski, ahşap konağı aradıktan sonra nihayet bir çıkmaz sokağın sonunda buldu. Arabasını park edip indiğinde şöyle bir etrafına bakıp ürperdi.

Burası ölmek ya da öldürmek için mükemmel bir yerdi.

Ahşap konağın bir kısmının çatısı çökmüş, duvarları eğrilmiş, pencereleri kırılmıştı. Burası tam anlamıyla ıssız bir yerdi. Ece, başını yukarı kaldırıp gökyüzüne baktı. Sokağı aydınlatan tek ışık dolunaydı.

Kararlı ama ürkek adımlarla konağın kapısına doğru yürüdü. Polislerin astığı sarı ‘Olay Yeri Girilmez’ şeridinin altından geçerek hafif aralık kapıyı gıcırtıyla itti. İçeri adımını attığı anda keskin bir çığlıkla sıçradı. Bacaklarının arasından simsiyah bir kedi koşarak dışarı fırladı.

Ece derin bir nefes alıp kalp atışlarını bastırmak için bir süre kapıya yaslandı. Nefesi tekrar düzene girip sakinleştiğinde fenerini çıkarıp temkinli adımlarla yavaşça yürümeye başladı. Attığı her adımda çürümüş tahta kokusu daha da keskinleşiyor, ahşap zemin sanki çökecekmiş gibi gıcırdıyordu.

Alt katın her santimetre karesini dikkatlice inceledikten sonra üst kata çıkan merdivenlerin başında durup yukarı baktı. Derin bir nefes alıp ilk basamağa adımını attığı anda çalan telefonun sesi dört bir yanında yankılandı. Ece yutkunarak okkalı bir küfür savurduktan sonra telefonu açtı.

‘Damla’nın babası…’ dedi Detektif Cem. ‘Bora resmi temizlemiş. Az önce mail attı. Yüz tarama programında arattım, eşleşti. Kapının yanında duran kişi Damla’nın babası.’

‘Vay!’ dedi Ece dehşete düşmüş bir sesle. ‘Orada öylece durup kendi kızının ölümünü mü izlemiş?!’

‘Evet. Evde misin?’ diye sordu Cem ama Ece çoktan telefonu kapatmıştı bile.

Elinde telefon bir süre basamağa oturup olanları anlamaya çalıştı. Damla’yı intihar etmeye babası mı zorlamıştı? Nasıl ve neden? Yoksa birlikte tuhaf bir ayin mi yapıyorlardı? Neler dönüyordu?

En önemlisi de, şarabın zehirli olduğundan Damla’nın haberi var mıydı?

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 12

Bora Ece’nin gönderdiği videodaki görüntüyü netleştirip Ece ve Cem’in e-postalarına gönderdikten sonra güvenlik kamerası kayıtlarını bir kez daha izlemeye koyuldu. Bir süre sonra Yaprak ve Ateş de ona katıldı.

Metin Yürekli otelin kapısından içeri girene kadar her şey tamamen normal görünüyordu. Ayaklı masalarda içkilerini yudumlayan misafirler, hafif bir müzik, mutlu yüzler, kahkahalar, tam ortada ışıl ışıl parlayan bir gelin ve damat…

Kaan Yürekli ve karısı Gamze Yürekli çok şık ve çok mutlu görünüyorlardı. Anne Didem Yürekli de hem kahkahalar atıyor, hem de arada bir oğluna bakıp gözlerini siliyordu. Baba Metin Yürekli ise hem neşeli hem de hüzünlü bir halde konuklar arasında dolaşarak herkesle kısaca sohbet ediyordu.. Sonuç olarak bu her açıdan oldukça sıradan bir düğün töreniydi.

Ta ki babanın otelin havuz kapısından içeri girdikten bir süre sonra kanlar içinde, sendeleyerek tekrar dışarı çıkıp davetlilerin tam ortasındaki havuza yuvarlandığı ana kadar…

‘Orada dur!’ dedi Ateş şüpheli bir sesle. Bora videoyu durdurdu, birkaç saniye geri aldı.

‘Bakın!’ dedi Ateş. ‘Oğlunun yüzüne bakın!’ Bora, Kaan’ın görüntüsünü alıp büyüttü ve Yaprak’la ikisi eğilip dikkatle baktılar. Ancak gördükleri şey kafalarının daha çok karışmasından başka hiç bir işe yaramadı.

Çünkü o an, ekranda babası havuza düştüğü anda önüne bakıp belli belirsiz gülümseyen Kaan Yürekli vardı.

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 13

Ece içini çekerek oturduğu yerden kalktı ve attığı her adımla sanki kırılacakmışçasına esneyen ve gıcırdayan merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı. Üst kata vardığında karşılıklı iki kapıdan soldakine bir göz attıktan hemen sonra sağdaki odaya girdi.

Bir kaç saniye boyunca kapının yanında durdu. Tıpkı Damla’nın babasının, kızının ölümünü izlerken yaptığı gibi kapıya yaslanıp tozlu, kırık pencerelerinden dolunayın içeri süzülen ışığını, karanlık gölgeleri ve videodaki görüntülerden her ayrıntısını ezberlediği odayı bir süre izledi.

Yarıya kadar yanıp sönmüş büyük siyah mumlara, mumların ortasındaki kocaman yıldıza, kameranın üzerinde durduğu tripoda, tozlu, kırık camlara, kirli ahşap zemine ve yıldızın tam ortasına, Damla’nın son nefesini verdiği noktaya uzun uzun baktı.

Tam yıldızın ortasına yürümek üzere hareket ettiği anda, kapıya yasladığı sağ omzu pervazdan belli belirsiz bir güç ve hafif bir sesle ayrıldı. İrkilerek dönüp elini, omzunu yasladığı noktaya sürdü. Eli pervaza yapışmıştı. Elini çekti ve tekrar dokundu ve sonra tekrar… Hemen cebinden fenerini çıkardı ve dikkatlice baktı.

Buraya, Damla’nın babasının durduğu tam bu noktaya, büyük ihtimalle koli bandıyla bir şey yapıştırılmıştı. Bundan kesinlikle emindi. Gözlerini kısarak bir süre düşündükten sonra aceleyle odadan çıkarak merdivenleri indi ve bütün evi en baştan tekrar aramaya başladı.

Eski ahşap mobilyaları, kırık dökük dolapları, küflenmiş örtüleri bir kez daha tek tek, hiçbir santimetre kareyi atlamadan aradı.

Tam vazgeçip çıkmak üzere kapıya yürüdüğü anda ayağının altında diğerlerinden daha fazla çöken ve acı bir sesle gıcırdayan bir parça fark etti. İleri ve geri tekrar adım atıp kontrol etti. Kalbi hızla çarpmaya başladı. Hisleri ona yeni bir ipucu bulduğunu söylüyordu.

Heyecanla eğilip cebinden çıkardığı çakının yardımıyla zemindeki tahtayı yerinden söktüğünde gördüğü şey karşısında şaşkınlıktan bir an dili tutuldu…

Polisiye Hikaye: İKİLEM -14

‘Hemen araştır şu herifi!’ dedi Ateş öfkeli bir sesle. ‘Bir insan babası kanlar içinde havuza düşerken gülümser mi? Bu nasıl bir şey ya?’

Bora cevap vermeden bilgisayara eğildi ve kaşlarını çatarak hızla tuşlara basmaya başladı. Kısa bir süre sonra ‘Galiba haklısın…’ diye mırıldandı.

‘Ne buldun?’ diye sordu Yaprak merakla. Ateş de masaya oturup kaşlarını çatarak dinlemeye başladı.

‘Aramaya önce sosyal medyadan başladım. Facebook, Twitter, FourSquare… Ve tam isabet! 2 dakika önce, Kaan Yürekli ve sevgili karısı Gamze Yürekli Babylon’dalarmış.’

Birkaç tuşa baktıktan sonra ekledi. ‘Twitter’a attıkları son fotoğrafa göre dans ederken oldukça mutlu görünüyorlar.’ Ekrandaki resmi büyütüp Ateş ve Yaprak’a doğru çevirdi.

Kaan ve Gamze’nin sahneyi arkalarına alıp sarılarak ve kahkahalarla çektikleri fotoğrafa bakan Yaprak ‘Sanki babası 3 gün önce ölmemiş gibi…’ dedi şaşkın bir sesle.

Ateş resmi görünce ayağa kalktı, silahını beline takıp deri ceketini giydi.

‘Yaprak hazırlan Babylon’a gidiyoruz.’ dedi telaşla. ‘Bi konuşalım bakalım şunlarla.’

‘Hazırım.’ dedi Yaprak ceketini giyerken. Vakit kaybetmeden, hızlı adımlarla aşağı indiler.

‘Yürüyerek gidelim. 3-5 dakikalık yol zaten.’ dedi Ateş. Yaprak sessizce onayladı. Tünel Meydanı’ndan Asmalı Mescit sokağına girip telaşlı adımlarla kalabalığı yararak yürümeye başladılar.

Yaklaşık 5 dakika sonra Ateş’in eski polis kimliğini gösterip Babylon’nun kapısından içeri girdiklerinde bir süre girişin yanında durup insanları incelediler. Ancak görünürde Kaan ve Gamze yoktu.

‘Sahneye yakın olmalılar.’ dedi Yaprak, Ateş’e sesini duyurmak için bağırarak ve ileri doğru yürümeye başladı.

‘Bir dakika.’ diyerek Yaprak’ı kolundan tutup durdurdu Ateş. ‘Gerçekten bir şeyler öğrenmek istiyorsak kimliğimizi gizlemeliyiz. Sevgili olacağız.’

Yaprak buna gözlerini devirerek cevap verdi. Ateş de öne geçip Yaprak’ın elini tuttu ve kalabalığın içine karışıp sahnenin önüne doğru yürümeye başladılar.

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 15

Ece cebinden çıkardığı eldivenleri aceleyle giyip ahşap döşemenin altında bulduğu, neredeyse kendi boyu kadar büyük kartonu elleri titreyerek açtı ve yere serdi. Bir kaç saniye boyunca şaşkınlıkla bakakaldı.

Kağıdın üzerine neredeyse gerçek bir insan büyüklüğünde, kısa kumral saçlı, ela gözlü, bıyıklı bir adamın resmi yapıştırılmıştı.

Ve Ece’nin hiç şüphesi yoktu. Bu adam Damla’nın babasıydı.

Emin olmak için cep telefonuyla resmin fotoğrafını çekip Cem’e mesajladıktan tam otuz saniye sonra telefonu çaldı.

‘Damla’nın babasının resmini nerede buldun?’ Cem’in sesi heyecanlı geliyordu. Ece bir çırpıda olanları anlattı ve ‘Bir an önce gidip bu adamı sorgulamalıyız.’ diye bitirdi sözlerini. Cem bir süre cevap vermeyerek duyduklarını sindirmeye ve mantıklı düşünmeye çalıştı. Sonra da derin bir nefes alıp ‘Sakin ol.’ dedi soğukkanlı bir sesle.

‘Vakit gece yarısını geçti. Yarın sabah sorgularız. Sen şimdi o resmi al, laboratuvara gel. Bakalım üzerinde bir delil bulabilecek miyiz?’

Ece ‘Tamam.’ diyerek telefonu kapattı ve yere çöküp bir kez daha düşünceli gözlerle resme baktı. Neler olduğunu tahmin edebiliyordu.

Damla, suçu babasının üzerine atmak için resmini kapıya yapıştırmış, sonra kadeh kaldırıp yansımayı sağlamış ve ölmeden önce de birilerinin bunu fark etmesi için dua etmiş olmalıydı.

Şimdi geriye cevaplanması gereken bir kaç önemli soru kalmıştı. Damla neden böyle bir şey yaparak suçu babasının üzerine atmaya kalkmıştı? Ayrıca, Damla bunu yapıştırdıktan sonra öldüğüne göre, resmi kapıdan çıkarıp bu döşemenin altına saklayan kimdi?

Damla’nın suç ortağı mı, yoksa katili mi?

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 16

Ateş ve Yaprak, Kaan Yürekli ve eşini sahnenin önünde sarmaş dolaş halde mutlu bir şekilde müzik dinlerken buldular. Hemen arkalarında durup sarılarak müzik dinliyormuş gibi yapmaya başladılar. Zaten o kadar kalabalıktı ki aralarında sadece birkaç santim mesafe vardı.

Bir süre sonra, bir şarkı bitip diğeri başlamadan önceki o arada Kaan eğilip Gamze’ye ‘Gidelim mi artık?’ diye sordu. ‘Hayır. Lütfen.’ diye cevap verdi Gamze. ‘Nasılsa annen yalnız değil.’

‘Bu olay onu sarstı biraz. Uzak kalmak istemiyorum.’ dedi Kaan arkalarda bir yere bakarak. ‘Bir şey olmaz. Annen çok cesur.’ dedi Gamze umursamaz bir sesle. Sonra da alaycı bir sesle ekledi.

‘Ben seni asla öldüremezdim.’ Ardından attığı tuhaf kahkaha, o anda başlayan şarkının ilk notalarına karıştı.

Ateş ve Yaprak hayretler içinde birbirlerine baktılar. Ateş ses kayıt cihazını kapatıp Yaprak’a başıyla işaret etti ve çıkışa doğru yürüdüler. Kaya ve Gamze onların varlığını bile fark etmemişti. Dışarı çıkınca Ateş bir sigara yakıp durdu.

‘Sence bu mümkün mü?’ diye sordu Yaprak’a kaşlarını çatarak. ‘Kaan’ın annesi, babasını öldürmüş olabilir mi?’

‘Ama düğünün başlangıcından sonuna kadar tüm görüntülerde var. Bir saniye bile kaybolmamış.’

‘Belki de Metin Yürekli’nin kurduğunu sandığımız düzeneği o kurdu. Kapı açılınca silah ateş aldı.’

‘Mantıklı ama bunu asla ispatlayamayız. Elimizde somut bir delil ya da görgü tanığı yok. Aksine, Didem Yürekli’nin o odaya gitmediğine yemin edecek yüzlerce şahit var.’

‘Haklısın.’ dedi Ateş sıkıntıyla. ‘Düzenek fikri o kadar da iyi olmayabilir zaten. Çünkü o tür bir sistem mutlaka bir iz, bir delil bırakır.’ Sigarasından derin bir nefes çektikten sonra ekledi.

‘Bu işin içinde başka bir iş var…’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 17

Ece ahşap döşemenin altından çıkarıp yere serdiği resmi toplayıp hızlı adımlarla ıssız ve karanlık konağı terk etti. Aceleyle sokağın başına park ettiği Subaru’suna atlayıp Polis Merkezi’nin yolunu tuttu.

Vardığında Cem kapıda heyecanla onu bekliyordu. Ece bir solukta, olanı biten her şeyi en baştan anlattı. Kadehteki yansımayı, Kasımpaşa’daki o ıssız konağa gitmesini, Bora’nın resmi taramasını, kapıdaki yapışkan maddeyi fark etmesini, evi tekrar, didik didik aramasını, döşemenin altında bulduğu resmi…

Sessizce ve düşünceli gözlerle onu dinleyen Cem, sigarasından son bir nefes çekip yere attıktan sonra ‘Damla suçu niye babasının üzerine atmak istemiş olabilir ki?’ diye sordu.

‘Yarın ilk iş babasını sorgulamayız.’ diye cevapladı Ece. ‘Ama ben işin içinde başka birinin daha olduğunu düşünüyorum. Damla öldükten sonra o resmi oradan çıkarıp döşemenin altına saklayan biri…’

‘Ve belki de o kişinin parmak izi bu resmin üzerindedir.’ diye ekledi Cem. ‘Hadi girelim.’

Hemen içeri girip üst kata, laboratuvara çıktılar. Saat gece yarısını geçmişti ve bütün koridorlar bomboştu. ‘Önceki davada da tam bu saatlerde buradaydık.’ dedi Ece gülümseyerek.

Cem başını sallayarak onaylarken önceki davayı tüm ayrıntılarıyla hatırladı. Tüketimi eleştiren bir katilin koyduğu bombayı bulmak için tüm gece Büro’daki ekip ve o, burada sabahlamışlardı.

Laboratuvara girip resmi nöbetçi çalışanlara verdiler ve rapor hazır olunca aramalarını rica ederek aşağıya, Cem’in odasına inip beklemeye başladılar. Derin ve düşünceli bir sessizlik içinde, gün ağarırken dördüncü kahvelerini aldıkları sırada, Cem’in telefonu çaldı.

Heyecanla açtıktan bir kaç saniye sonra kaşlarını çatıp ‘Tamam.’ diyerek telefonu kapattı ve Ece’ye döndü.

‘Dünyadaki efendiyi bulduk galiba…’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 18

Ertesi gün Ateş güneş doğarken uyandı. Hemen Yaprak ve Bora’yı arayarak uyandırdı ve toplantı odasına çağırdı.

Yarım saat sonra Yaprak, Bora ve Ateş yuvarlak toplantı masasında oturup uykulu gözlerle kahvelerini içerken ‘Gidip Didem Yürekli’yi dinlememiz gerek.’ dedi Ateş. ‘Yalnız o esnada Kaan ve eşi de orada olmalı. Bora, sen Kaan’ı ara ve eşini de alıp hemen annesinin evine gelmesini söyle.’ Bora telefonu çıkarıp denileni yaptıktan sonra termostan herkese ikinci kahvelerini doldurup oturdu.

‘Tamam.’ dedi. Birazdan gideceklermiş.’ Ateş cevap vermedi. Sadece başını sallamakla yetindi.

‘Merak ediyorum’ dedi Yaprak. ‘Dinleme cihazını ortaya koyup dün geceki konuşmalarını dinlettiğimizde yüzlerinin alacağı ifade nasıl olacak?’

‘Bu durum karşısında yapabilecekleri hiçbir mantıklı açıklama yok.’ dedi Bora bir süre düşündükten sonra. ‘Şakalaşıyorduk gibi açıklamalar gerçekten aptal olduklarını gösterir.’ Bilgisayarda bir kaç tuşa bastıktan sonra Didem Yürekli’nin Bahçelievler’deki evinin adresini bir kağıda yazıp Yaprak’a uzattı.

‘Gidelim o zaman.’ diyerek ayağa kalktı Ateş. ‘Bora, sen burada bizden haber bekle.’

Aceleyle çıkıp Ateş’in Harley’ine bindiler. Yaklaşık 40 dakika sonra kapı zilini çaldıklarında kapıyı Didem Yürekli açtı. Asık bir yüzle ‘Biz de sizi bekliyorduk.’ diyerek geçmeleri için kenara çekildi.

Ateş ve Yaprak evin geniş salonuna girdiklerinde Kaan ve eşi Gamze koltukta yan yana üzgün bir şekilde oturuyorlardı. Dün geceki mutlu ve neşeli hallerinden eser yoktu. Ateş onların bu masum ve hüzünlü hallerine bakıp alaycı bir şekilde güldü. Herkes oturduktan sonra Ateş de kapının tam karşısındaki koltuğa oturdu ve boğazını temizleyerek konuşmaya başladı.

‘Elimizde eşinizi sizin öldürdüğünüze dair kanıt var.’ dedi Didem Yürekli’nin gözlerinin içine bakarak. Kadının gözleri bir anda büyüdü, yüzü kızardı ve elleri titremeye başladı.

‘Yanılıyorsunuz.’ dedi gırtlaktan gelen bir sesle. ‘Ben bütün gece havuz kenarındaydım. Bütün görüntülerde var… Mümkün değil…’

‘Kanıt olması mı mümkün değil?’ diye sordu Yaprak sert bir sesle. ‘Yani hiç kanıt bırakmadığınızı mı ima ediyorsunuz?’

Didem Yürekli cevap vermedi ve yardım istercesine oğlu ve gelinine baktı. O sırada Kaan ve Gamze hiç ses çıkarmadan endişeyle önlerine bakıyorlardı.

‘Kanıt işte burada.’ dedi Ateş cebinden çıkardığı, içinde Kaan ve Gamze’nin dün geceki konuşmalarının olduğu ses kayıt cihazını sehpanın üzerine koyarken. Ancak çalıştırmaya fırsat bulamadan zil çaldı. Didem Yürekli bembeyaz bir yüzle ayağa kalktı ve gidip kapıyı açtı.

Kapıda Didem Yürekli’nin tıpatıp benzeri bir kadının durduğunu gören Ateş her şeyi anladı…

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 19

‘Resimde parmak izi mi varmış?’ diye sordu Ece heyecanla.

‘Evet.’ diye yanıtladı Cem. ‘Nasılsa resmi döşemenin altında bulamayız diye pek dikkat etmemiş anlaşılan…’

‘Kimmiş peki?’

‘Ünlü ve başarılı çocuk ve ergen psikoloğu Aydın Yıldırımer.’ Ece şaşkınlıkla bir kaç saniye bakakaldı. Sonra hemen telefona sarılıp Bora’yı aradı ve psikoloğu araştırmasını istedi.

‘Büyük ihtimalle Damla onun hastası.’ dedi Cem. ‘Ama bir psikolog neden hastasını intihara teşvik edip suçu da babasının üzerine atar?’

‘Ya da şöyle soralım.’ dedi Ece gözlerini kısarak. ’16 yaşında bir genç kız neden psikoloğunun sözünü dinleyip şeytan ayini kamuflajıyla intihar eder?’

‘Şantaj?’ diye sordu Cem kaşlarını kaldırıp.

‘Büyük ihtimalle…’ diye cevapladı Ece sıkıntıyla.

Sessiz ve heyecanlı bir bekleyişten sonra Bora telefon ettiğinde güneş iyice yükselmişti. Ece telefonun hoparlörünü açıp ‘Anlat.’ dedi.

‘Aydın Yıldırımer’i araştırdım.’ diye söze girdi Bora. ‘Adam çok tanınan bir psikolog. Banka hesabı kabarık. Alanının en iyilerinden biri. Pek çok kitabı var. Bilgisayarında sakladığı hasta kayıtlarına ulaştım. Damla çocukluğu boyunca pek çok kez babası tarafından tecavüze uğramış. Ciddi bir travma yaşamış. Ergenlik çağına gelince olayın vehametini tam olarak kavrayıp bunalıma girmiş, siyahlara bürünmüş. Hiçbir şeyden haberi olmayan annesi de onu bu psikoloğa götürmeye başlamış.’

Ece ve Cem başlarını birbirlerine bakarak başlarını salladılar. En azından Damla’nın neden suçu babasının üzerine attığı açığa çıkmıştı.

‘Bir de çok ilginç bir şey fark ettim.’ diye devam etti Bora. ‘Şu an Ateş ve Yaprak’ın çözmeye çalıştıkları dava… Ölen adamın oğlu, Kaan Yürekli de aynı psikoloğa gidiyormuş ve aynı şekilde çocukluğu boyunca babasının tecavüzüne uğramış…’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 20

Ateş, kapıda Didem Yürekli’ye tamamen benzeyen kadını gördüğü anda oturduğu koltuktan fırlayıp kalktı, kadını bileğinden tutup içeri çekti ve kapıyı kilitleyip anahtarı aldı.

‘Şimdi herkes otursun.’ dedi sert bir sesle. ‘Her şeyi en baştan dinleyelim.’ İki kadın da korku dolu gözlerle birbirlerine bakıp denileni yaptılar.

O sırada Yaprak’ın telefonu çaldı. ‘Bora.’ dedi Yaprak Ateş’e bakıp. Ateş ‘Aç’ anlamında başını salladı. Yaprak telefonu açtı, kaşlarını çatarak bir süre dinledi ve ‘Tamam. Sağol.’ diyerek kapattı.

‘İlk önce şu ses kaydından başlayalım.’ dedi Ateş cihazın düğmesine basarak. Bir kaç dakika boyunca sessizice Kaan ve Gamze’nin dün gece, Babylon’da yaptıkları konuşmayı dinlediler.

Kayıt Gamze’nin gülerek söylediği ‘Ben seni asla öldüremezdim.’ cümlesiyle bittiğinde hepsinin yüzü bembeyazdı, şaşkın ve öfkeli bir halde birbirlerine bakıyorlardı.

‘Şimdi anlatın.’ dedi Ateş sakin bir sesle, Didem Yürekli’ye bakarak. ‘Cinayeti siz mi işlediniz, yoksa siz kameralarda boy gösterirken sizinle tamamen aynı şekilde giyinmiş ikiz kardeşiniz mi?’

‘Ben bir şey yapmadım.’ dedi ağlayarak Didem Yürekli’nin ikizi. ‘Ben masumum.’

‘Adınız neydi?’ diye sordu Yaprak.

‘Sinem.’ diye cevapladı kadın hıçkırıklarının arasında. Sonra burnunu çekerek ekledi. ‘Eğer bunu yapmasaydık kardeşim ölecekti. Lütfen… Biraz anlayış gösterin. Yapmak zorundaydık…’

‘Ölecek miydi?’ diye sordu Ateş kaşlarını çatarak. Yaprak Ateş’e bir el işareti yaptıktan sonra sordu.

‘Psikolog Aydın Yıldırımer mi öldürecekti?’

‘Kapa çeneni! Her şeyi mahvettin.’ diye ayağa kalkarak bağırdı Didem Yürekli ikizine bakarak.

‘Oturun!’ dedi Ateş emreder bir ses tonuyla.

‘Sakin ol anne.’ dedi Kaan üzüntülü bir sesle. ‘Artık çok geç…’ Ateş ve Yaprak’ın ona bakması üzerine devam etti.

‘Zaten her şeyi biliyorsunuz. Bilmediklerinizi de ben anlatayım. Baba dediğim pislik kendimi bildim bileli bana tecavüz etti. Tüm çocukluğumu mahvetti…’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 21

Ece ve Cem şok olmuş bir halde birbirlerine baktılar. Bu iki dava bağlantılı olabilir miydi?

‘Ateş ve Yaprak nerede?’ diye sordu Ece, Boraya.

‘Bahçelievler’de şüphelinin evindeler.’

‘Tamam. Arayıp durumu anlat. Bir de bize şu psikoloğun, Aydın Yıldırımer’in adresini ver.’ dedi Ece telaşla. Bora adresi verdikten sonra telefonu kapatıp koşarak merkezden çıktılar ve bir devriye arabasına atlayıp psikoloğun Bahçeşehir’deki muayenehanesine doğru gazladılar.

İçeri girdiklerinde sekreter meşgul olduğunu söyleyerek onları engellemeye çalıştı ama Cem kadının burnuna polis kimliğini yapıştırıp Aydın Yıldırımer’in bir cinayet davasında şüpheli olduğunu söylediğinde, yutkunarak geri çekildi ve içeri girebileceklerini söyledi.

Aydın Yıldırımer’in pastel renkler ve modern çizgilerle döşenmiş geniş ve aydınlık odasına girdiklerinde adam camdan dışarı bakıyordu.

‘Sana beni rahatsız etmemeni söylemiştim.’ dedi sert bir sesle.

‘Bir sonraki cinayetinizi mi planlıyorsunuz?’ diye sordu Ece alaycı bir sesle.

Adam şaşkınlıkla döndü, küçük yuvarlak gözlüklerinin üzerinden Ece’ye baktı ve ‘Siz de kimsiniz?’ diye sordu babacan bir psikolog sesiyle.

‘Detektif Cem ve Detektif Ece. Cinayet Masası.’ dedi Cem kimliğini göstererek. ‘Damla Uğurlu hakkında konuşmaya geldik.

‘Hastalarım hakkında konuşamam.’ dedi Aydın Yıldırımer terslenerek. ‘Doktor-hasta gizliliği.’

‘Pekala, Aydın Bey…’ dedi Ece büyük bir ciddiyetle. ‘Olay mahallinde üzerinde sizin parmak iziniz olan bir resim olduğunu söylesek ve aynı şekilde sizi, yine babası tarafından tecavüz edilmiş bir çocuğun, babasının cinayetine bağlayabileceğimizi söylesek?’

Adam bir süre daha onlara dönmeden camdan dışarıyı izlemeye devam etti. sonra yavaşça dönüp ‘Oturun.’ dedi yenilmiş bir sesle. ‘Ne bilmek istiyorsunuz?’

‘Damla Uğurlu neden intihar etti?’

‘Babası ona sürekli tecavüz ediyordu.’ dedi adam.

‘O intihar ederken siz neden oradaydınız?’ diye sorguya devam etti Cem.

‘Benden yardım istedi. Ben sadece yardım etmeye çalışıyordum…’

‘Siz hastalarınıza böyle mi yardım edersiniz?’ diye acımasız bir şekilde sordu Ece. Sonra sabırlı olmaya çalışan bir ses tonuyla devam etti.

‘Bakın Doktor, kızın intihar ettiği mekanda sizin parmak izinizin olduğu bir resim var. Ayrıca büyük ihtimalle başka bir davada da zanlı olabilirsiniz. Boşuna kurtulmaya çalışmayın, her şekilde boğazınıza kadar bu olaya batmış durumdasınız.’

‘O yüzden bize şu an her şeyi anlatmanız iyi olur.’ dedi Cem yumuşak bir ses tonuyla.

Psikolog ikisine de uzun uzun baktı ve gözlerini kısarak ‘Hayır.’ dedi. ‘Size hiç bir şey anlatmayacağım.’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 22

Kaan Yürekli, babasının ona tecavüz ettiğini herkesin önünde itiraf ederken karısına baktı. Gamze şok olmuş halde, put gibi ifadesiz bir yüzle dinliyordu.

‘Sonra annem beni o psikoloğa götürmeye başladı. Başlarda iyiydi ama benim yaşadıklarım onun anılarını tetiklemiş olacak ki her seansta babamı öldürmemim iyi olacağından bahsetmeye başladı. Hatta işi tehdite kadar vardırdı. Düğün geceme kadar babam ölmezse, annemi öldüreceğini söyledi. Bunu yapacağından emindim. Gözlerinde gördüm…’

Ateş, dikkatle Kaan’a baktı. Üzüntüsü, pişmanlığı ve son cümlesini söylerken akmaya başlayan gözyaşları oldukça gerçek görünüyordu. ‘Sonra?’ diye sordu.

‘Sonra annemle konuştum. Babamın evlenince de doğacak çocuğumu rahat bırakmayacağını söyledi. O sırada teyzem de yanımızdaydı. Birlikte bu planı yaptık. Böylece hem babamdan kurtulmuş, hem de bu olaydan paçayı sıyırmış olacaktık.’

‘Böylece, ikizim Sinem ve ben o gece tamamen aynı şekilde hazırlanarak düğüne gidip ayrı zamanlarda içeri girdik ve hiç kimse hiç bir şey fark etmedi.’ diye devam etti anne Didem Yürekli. ‘Önce Sinem girip benmişim gibi davrandı. Metin bile anlamadı. Sonra ben girip doğrudan odaya gittim ve beklemeye başladım. Sinem Metin’i bir bahaneyle içeri gönderecekti.’

‘Ama buna gerek kalmadı.’ diye söze girdi ikizi Sinem. ‘O pislik kendiliğinden içeri girdi. Sonra gözümün önünde kanlar içinde ölmesini izlemek benim için çok büyük bir zevkti.’

‘Benim için de…’ diyerek omuzlarını silkti Kaan. ‘Ondan kurtulduğum için mutluyum.’

‘Yani bu durumda Metin Yürekli’nin katili siz oluyorsunuz.’ dedi Ateş, Didem Yürekli’ye bakarak.

‘Tabii psikolog Aydın Yıldırımer, oğlunuz ve ikiz kardeşiniz de ceza alacak.’ Kadın cevap vermeden önüne bakarak ağlamayı sürdürdü.

Yaprak bir el işaretiyle Ateş’i bir kenara çekti. ‘Bora aradığında söyledi.’ dedi fısıltıyla. ‘Ece ve Cem’in çözdüğü davada intihar eden kızın psikoloğu da bu adammış. Olay yerinden bu psikoloğun parmak izleri çıkmış.’

‘Azmettirme…’ dedi Ateş, fısıldayarak. ‘Hemen Ece’yi ara. Gidip tutuklasınlar.’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 23

Ece, Yaprak’tan gelen telefonu cevapladıktan sonra belinden kelepçeleri çıkardı ve Aydın Yıldırımer’in tüm itirazlarına ve tehditlerine rağmen ellerini arkasından kelepçeledi.

‘Siz her şeyi inkar ediyor olabilirsiniz. Ama Kaan yürekli babasını öldürmezse, annesini öldüreceğini söyleyerek kendisine şantaj yaptığınızı itiraf etmiş.’ dedi gülümseyerek.

‘Bir olayda parmak izi, diğerinde ise itiraf… Ömrünüz hapiste geçer artık…’ dedi Cem acımasız bir sesle.

Psikolog bir süre önüne baktıktan sonra ‘Aslında bana teşekkür etmeliler.’ dedi derinden gelen, yorgun bir sesle. ‘Onları o pislik babalarından kurtardım. Keşke birileri de zamanında bana bu iyiliği yapmış olsaydı…’ Bir süre sessizce önüne baktıktan sonra devam etti.

‘Damla’ya da, Kaan’a da babaları çok küçük yaştan beri tecavüz ediyordu ve buraya geldiklerinde ikisi de psikolojik anlamda çökmüş haldeydi. Ben de zamanla onlara, ikisine de ayrı ayrı tabii ki, babalarını öldürmelerini önerdim. Beni ciddiye almadılar. Bu sefer annelerini öldürmekle tehdit ettim. Hatta bunu nasıl yapacağımı ayrıntılı şekilde anlatıp onları iyice endişelendirdim.’

‘Peki ya sonra?’ diye sordu Ece.

‘Sonra ikisi de farklı çözümler buldu. Kaan, annesi ve annesinin ikiziyle bir oyun tezgahlayıp babasını annesine öldürttü. Ah, o çocuk gerçekten de zekidir…’

‘Ya Damla?’ diye sordu Cem.

‘O, savunması hep siyahlar giymek olan küçük bir korkaktır. Babasını öldüreceğine, babasının ve annesinin hayatına karşılık kendininkini önerdi. Beni şeytanla eş tutuyordu. Kendi ruhunu satıyordu bana.’ Bir süre susup hafifçe öksürdükten sonra devam etti.

‘Ben de kabul ettim ama eninde sonunda benden şüphelenmelerinden korkarak kapıya babasının resmini astım. İntihar canlı yayınlandığı için mutlaka birilerinin o yansımayı fark edeceğini düşündüm.’

‘Ama döşemenin altında resmi bulacağımızı düşünemedin…’ dedi Ece. ‘Tutuklusun.’

Polisiye Hikaye: İKİLEM – 24

Yaprak Ece’yi aradıktan sonra Ateş’e döndü ve ‘Tamam.’ dedi. ‘Tutuklamışlar bile.’

‘Bu kadar farklı görünen iki davanın aslında tek bir dava olması çok tuhaf…’ dedi Ateş. ‘En baştan bilseydik hep beraber çalışırdık.’

‘Evet ama sonuçta her iki olayı da çözdük.’ dedi Yaprak omuzlarını silkerek.

‘Cem’i ara.’dedi Ateş. ‘Buraya ekip göndersin. Onlar gelip hepsini tutuklayana kadar beklemek zorundayız.’ Yaprak giriş kapısının yanındaki mutfağa girip Cem’i aradıktan sonra tekrar Ateş’in yanına döndü.

‘Söyledim. Hemen gönderecek.’ dedi. ‘Ayrıca Psikolog Aydın Yıldırımer’i tutuklamışlar. Merkeze götürüyorlar. Adam her şeyi itiraf etmiş.’

‘Güzel.’ dedi Ateş ve gülümseyerek arkasına yaslandı. ‘Her iki dava da kapanmıştır.’

İstanbul’a döndüğü dün geceden beri ilk defa keyfi yerine gelmişti.

‘O zaman bu gece hep beraber, Cem’i de alıp rakı-balık yapalım.’ dedi Yaprak’a. ‘Nevizade’yi özledim…’

– Son –

KaraŞapka

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum