Roger Ackroyd Cinayeti - Gerçek Katil 3 - Roger Ackroyd Cinayeti - Roman Özeti:

Roger Ackroyd Cinayeti – Gerçek Katil 3 – Roger Ackroyd Cinayeti – Roman Özeti:

Burada öncelikle, incelememize temel olması bakımından, “Roger Ackroyd Cinayeti” romanındaki başlıca karakterleri ve olay örgüsünün bir özetini sizlere sunacağım. Bu özet, romanı daha önce okumamış olanlar için kaleme alındı. Bununla birlikte, daha önce okuyup da ayrıntıları unutanların veya belleklerini tazelemek isteyenlerin de mutlaka okumalarını öneririm.

Ayrıca, analizimizin sonraki aşamalarının romanla birlikte, paralel okunmasında büyük yarar var. Kitabı ellerinde bulunduranlar bunu rahatlıkla yapabilirler. Kitaba sahip olmayanlar ise, sık sık bu özete başvurmak zorunda kalacaklar.
Her ne kadar romanın sahip olduğu atmosfer ve anlatım zenginliklerinden yoksun bir özet olsa da bütün önemli noktaların belirtilmesine ve soruşturmanın net bir biçimde anlatılmasına özen gösterilmiştir.

Olayın geçtiği yer, Kings Abbot köyüdür. Belli başlı karakterler aşağıdadır:

  • JAMES SHEPPARD:Kings Abbot köyünün doktoru, bekar, öykünün anlatıcısı.
  • CAROLINE SHEPPARD: James’in kız kardeşi, işsiz, bekar. Kardeşiyle birlikte yaşıyor. Meraklı oluşu ve köye dağılmış haberciler ağı sayesinde her şeyden haberdar olmasıyla ünlü.
  • ROGER ACKROYD: Taşra soylusu. Metresi Bayan Ferrars’ın bir mektubunu okuduktan sonra, öldürülmüş olarak bulundu. Bayan Ferrars bu mektubunda, kocasını öldürdüğünü polise bildirmekle tehdit ederek kendisine bir yıldır şantaj yapan kişinin adını açıklıyordu.
  • CYRILLE ACKROYD: Roger Ackroyd ‘un kardeşinin dul eşi, kısa bir süre önce kızı Flora’yla birlikte Kanada’dan gelmişti.
  • FLORA ACKROYD: Bayan Cyrille Ackroyd’un kızı, Roger Ackroyd’un yeğeni.
  • RALPH PATON: Roger Ackroyd ‘un ilk karısının oğlu. Ackroyd onu kendi evladı gibi görmektedir. Finalde, hizmetci Ursula Bourne’un kocası olduğu ortaya çıkar.
  • HECTOR BLUNT: Afrika’da profesyonel avcı. Ingiltere’de kaldığı sürece, dostu Roger Ackroyd tarafından konuk edilmektedir.
  • GEOFFRY RAYMOND: Roger Ackroyd’un özel sekreteri.
  • PARKER: R. Ackroyd’un uşağı.
  • URSULA BOURNE: R. Ackroyd’un hizmetçisi.
  • ELISABETH RUSSEL: R. Ackroyd’un kahyası. Ackroyd’la evlenme şansını yakalamak için köye gelir, ama Bayan Cyrille Ackroyd ve Flora Ackroyd’un gelişi ve özellikle Roger Ackroyd ile Bayan Ferrars arasındaki aşk ilişkisi yüzünden bu şansı yok olur. Charles Kent’in annesidir.
  • CHARLES KENT: Elisabeth Russel’in oğlu. Varlığı Hercule Poirot tarafından keşfedilir. Marjinal, uyuşturucu bağımlısı. Cinayet gecesi, Doktor Sheppard, kim olduğunu bilmeksizin onun Roger Ackroyd ’un malikanesinden çıktığını görmüştür.
  • HERCULE POIROT: Emekli özel dedektif.

Roman birinci tekil şahsın ağzından anlatılır. Anlatıcı, köyün tanınmış ve sevilen kişisi Dr. Sheppard’dır. O hem Poirot’la komşudur hem de Ackroyd’un yakın dostudur. Ayrıca köyde tanımadığı kişi yoktur. Birinci tekil şahıs, Agatha Christie’nin sık tercih ettiği bir anlatımdır. Poirot’nun bir çok macerası, arkadaşı Arthur Hastings’in ağzından nakledilmiştir.

Roman, Doktor Sheppard’in şu unutulmaz sözleriyle başlar:

“Bayan Ferrars, 16 eylülü 17’sine bağlayan perşembe gecesi öldü. Olay yerine 17 eylül Cuma günü sabah sekize doğru gittim. Ama yapılacak hiçbir şey yoktu. Kadın, saatler önce ölmüştü.”

Dr. Sheppard’ın konuşmasını belirten tırnak işaretleri onun anlatıcı konumundan dolayı, bize doğrudan verilmez, olayın akışı içinde giderek anlaşılır. Sheppard, bekardır ve zamanının büyük kısmını hekimliğe vermektedir ama bahçe işlerine ve mekaniğe de düşkündür. İhtirassız, ağırbaşlı bir kişi görünümündedir ve kız kardeşi Caroline ile birlikte yaşamaktadır. Doktorun Caroline hakkında yazdıkları, onun meraklı ve dedikoducu biri olduğunu gösterir. Sheppard’dan büyüktür ama yaşı belirsizdir. Sheppard şöyle yazar:

“Bütün gün evde oturmanın sıkıntısıyla kız kardeşim durmadan keşiflerde bulunur. Bunu nasıl yaptığını bilmiyorum ama sonuç mükemmeldir. Onun haberleşme bürosunun hizmetcilerden ve satıcılardan oluştuğunu sanıyorum. Çünkü sokağa çıktığı zaman haber toplamaz, tam tersine haber yayar. Bu alanda da olağanustu bir becerisi vardir.”

Sheppard, kızkardeşini bir gelinciğe (bir tür fare) benzeterek Rudyard Kipling’den bir alıntı yapar:

“Kipling’in yazdığına gore, bir gelinciğin sloganı şu kısa cümleyle özetlenebilir: Git, ara ve bul. Eğer Caroline günün birinde kendine bir slogan edinmek isterse ona bunu önereceğim. Hatta o, ilk iki sözcüğü atıp sonuncusuyla bile yetinebilir. Çünkü kızkardeşim, evden hic çıkmayarak sayısız keşiflerde bulunur.”

Caroline’in bu konuda çok etkili olmasının kanıtı, daha kitabın başında, Doktor, Bayan Ferrars’ın evinden dönüp kahvaltısını ederken verilir:

“-Sabah erken saatte sana telefon ettiler diye seslendi Caroline.
-Evet, dedim, Bayan Ferrars icin King’s Paddock’tan aradılar.
-Biliyorum, diye yanıtladı kızkardeşim.
-Nereden biliyorsun?
-Annie söyledi.
Annie hizmetçimizdi. Çalışkan bir kızdı ama korkunç derecede gevezeydi.
Bir sessizlik oldu ve yumurtamı yemeye devam ettim. Caroline’in uzun ince burnunun ucu hafifçe titriyordu, heyecanlandığı zaman daima böyle olurdu.
-Eee, diye sordu.
-Üzücü bir olay. Hiç hoş bir şey değil. Uykudayken ölmüş olmalı.
-Biliyorum, dedi kız kardeşim tekrar.
Bu kez kırıldığımı hissettim.
-Bilmen olanaksız, dedim. Oraya varmadan önce ben bile hic bir şey bilmiyordum ve bulgularımı da hic kimseye söylemedim. Eğer Annie bunu da biliyorsa falcılık yeteneğine sahip olmalı.
-Annie’den öğrenmedim. Sütçü, Bayan Ferrars’ın aşçısından duymuş.”

Caroline, Bayan Ferrars’ın intihar ettiği kanısındaydı. Sebep olarak kocasını zehirlediğine ilişkin dedikodulara dayanamamış olmasını gösteriyordu. Bayan Ferrars’ın kocası, bir yıl önce görünüşe göre doğal ölümle olmuştu ama Caroline, bunun bir cinayet olduğunu düşünüyordu. Doktorsa bunu kabule yanaşmıyor ama kız kardeşiyle polemiğe de girmiyordu.

Aynı gün, kısa bir süre sonra, Sheppard yolda R. Ackroyd’la karşılaşır. İngiliz taşra soylularının prototipi olan R. Ackroyd, King’s Abbot’un en önemli adamıdır. Elli yaşlarında ve çok zengindir, ailesiyle birlikte köyün iki önemli malikanesinden biri olan Fernly Park’ta oturmaktadır. Genç yaşta, Paton adlı bir kadınla evlenmiştir. Kadının ilk evliliğinden Ralph adında bir oğlu vardır. Olay sırasında, yirmi beş yaşında olan Ralph, her zaman parasızdır ve manevi babasını kaygılandırmaktadır.
Fernly Park’ta R. Ackroyd’un ailesinden malikaneye yerleşmiş iki kişi daha vardır: R. Ackroyd’un yengesi Bayan Cyrille ve kızı Flora. Kanada’dan gelmişlerdir. İkisinin de paraya ihtiyacı vardır ve maddi bakımdan Roger Ackroyd ’a bağlıdırlar. Roger, Ralph ile Flora’nın evlenmesini istemektedir.

Evin kahyası Bayan Elisabeth Russel’dır. Kadının açık bir biçimde Ackroyd’la evlenme isteği vardır. Ancak, Roger Ackroyd ’un Bayan Ferrars’a olan aşkı, Bayan Russel’ın girişiminin basarısız kalmasına yol acmıştır.
Hizmetkarlardan ikinci önemli kişi, Ackroyd’un ölümünden kısa bir süre önce kovduğu Ursula Bourne’dur. Onun Ralph  Paton’la nişanlandığını öğrenen Ackroyd, kızı evden kovmuştur.

Hizmetkarlar arasında uşak Parker önemli bir kişiliktir kitapta. Çünkü, hem cinayetin ortaya çıkmasinda muhim bir rol oynamıştır, hem de geçmisinde şantaj yapma gibi bir suc vardır. Poirot,  sorusturmasının sonucunda, onun eski patronuna santaj yaptigini kesfeder.
Fernly Park’ta iki kişi daha vardır. Bunlardan biri, silik bir kişi olan, özel sekreter Raymond’dur. Oteki de, Roger Ackroyd ’un arkadaşı, ünlü vahşi hayvan avcısı Binbaşı Hector Blunt’tir. Blunt, kısa bir süre icinde Flora’ya aşık olmustur.

Kitabın başında tüm bu kişilerin tanıtılmasından bir süre sonra Charles Kent adında bir kişi daha ortaya çıkar. Cinayet gecesi, Doktor Sheppard onu Fernly Park’ta görmüş ama kim olduğunu anlamamıştır. Marjinal, uyusturucu bağımlısı Charles Kent’in Bayan Elisabeth Russel’in oğlu olduğunu Poirot’nun zekası, bir süre sonra ortaya çıkartacaktır.

Şimdi tekrar dönelim, Doktorla Ackroyd’un sokakta karşılaştıkları sahneye.
Roger Ackroyd metresi Bayan Ferrars’ın ölümünden çok sarsılmış görünmektedir. Ama kafasını kurcalayan başka şeyler de vardır. Sheppard’la sokak ortasında konuşamayacağından, onun akşamleyin malikaneye gelmesini ister.

Anlatıcı, yani Doktor Sheppard, daha sonra bize, uzun uzun, o gün neler yaptığını anlatır. Sabahını hastalarla geçirir. Yemekten sonra bahçeyle uğraşır. O sırada, yeni komşusuyla tanışır. Bu yeni komşu  Hercule Poirot’dur. O ve kız kardeşi yeni komşularının mesleğini çok merak ederler ama Poirot inatla söylemez. Tahminleri, onun berber olduğudur. Aslında Poirot emekli olmuş ve bir köye yerleşip bal kabağı yetiştirmeye karar vermiştir.

Doktor Sheppard, daha sonra, Üç Domuz Hanı’nda kaldığını öğrendiği Ralph Paton’ı görmeye gider. Öğleden sonrasını onunla geçirir ve sonra saat yedi buçukta çağrılı olduğu Ackroyd malikanesinin yolunu tutar.

Doktoru malikanede uşak Parker ve sekreter Raymond karşılar. Salona doğru giden Sheppard bir gürültü duyar. İçeri girince, terasa açılan camlı kapılardan birinin açık olduğunu fark eder. Esrarengiz gürültü ise, içinde eski biblo ve hançerlerin bulunduğu camlı dolabın kapağından gelmiştir. Biri kapağı açmış, Sheppard’ın geldiğini anlayınca alelacele kapatmaya çalışmıştır. Ama kapak tam kapanmamıştır. Bir süre hançerlere ilgiyle bakan Doktor Sheppard, kapağı usulca kapatır.

Sheppard, yemekte daha önce tanıttığımız bir çok kişiyle bir araya gelir. Atmosfer iç karartıcıdır. Yemek biter bitmez, Sheppard, Ackroyd’un sabahki davetinin nedeni olan keşiflerini dinlemek üzere onunla birlikte çalışma odasına çekilir.

Ackroyd çok tedirgindir. Çünkü izlendiğini hissetmektedir. Sheppard’a, bir yıl önce tedavi ettiği Bay Ferrars’ın zehirlenmiş olabileceğini hiç düşünüp düşünmediğini sorarak konuşmaya başlar. Sonra ona, Bay Ferrars’ın karısı tarafından öldürüldüğünü açıklar. Ackroyd, kadına önceki gün evlenme teklif etmiş, ancak kadının serbest olabilmek amacıyla geçen yıl kocasını öldürdüğü itirafı karşısında hayretler içinde kalmıştır. Bayan Ferrars sadece itirafta bulunmakla yetinmemiş, bunun yanında, bir yıldan beri şantaja maruz kaldığını da Ackroyd’a açıklamış, ama şantajcının adını vermemiştir. Ackroyd’un kendisiyle artık evlenmeyeceğini gören ve umutsuzluğa kapılan Bayan Ferrars’ın ölmeden önce şantajcının adını açıklayan bir mektup bıraktığına Roger Ackroyd tüm kalbiyle inanmakta, ayrıca intiharın bir intikam çağrısı olduğunu da hissetmektedir.
Tam o sırada uşak Parker içeriye girer ve aksam gelen mektupları getirir. Bunların arasında mavi bir zarf vardır ve o Bayan Ferrars’ın beklenen mektubudur. Ackroyd zarfı açar ve içindekileri heyecanla okumaya başlar:

“Bir yıldan beri hayatımı cehenneme çeviren kişinin cezalandırılmasını size bırakıyorum. Adını size bugüne dek açıklamamıştım. Ama şimdi bunu size yazmaya karar verdim.”

Ackroyd burada durur ve mektup özel olduğu için Sheppard’dan kendisini yalnız bırakmasını ister. Sheppard, mektubun kalan kısmını birlikte okumak için ısrar eder ama boşunadır. Ackroyd’un inadı tutmuştur. Kabul etmez.

Burada, kitabın belki de en ünlü kısmı gelir.

“Ackroyd çok inatçı biriydi. Bir şeyin yapılması ondan ne kadar ısrarla istenirse, o da onu o kadar şiddetle reddederdi. Gösterdiğim hiçbir gerekçe fayda etmedi. Mektup saat dokuza yirmi kala gelmişti. Odadan ayrıldığımda saat tam dokuza on vardı ve Ackroyd mektubu okumayı henüz bitirmemişti.

Elim kapının tokmağında aklım arkada kalarak bir şey unutup unutmadığımı düşünüyordum. Aklıma bir şey gelmeyince, kafamı sallayıp çıktım ve kapıyı arkamdan kapattım.”

Sheppard çantasını alıp odadan çıkınca Parker’la karşılaşır ve onun içeriyi dinlemeye çalıştığı izlenimini edinir. Ona Ackroyd’un rahatsız edilmek istemediğini söyleyip evden ayrılır.

Fernly Park’tan çıkarken köyün saat kulesinin dokuzu çaldığını duyar. Bu sırada biri ona çarpar ve yolu sorar. Bu kişinin Charles Kent olduğu kitabin sonunda anlaşılır. On dakika sonra evdedir.

“On dakika sonra geri döndüm. Caroline, neden bu kadar erken döndüğümü çok merak etmişti. Ona o akşamın olayları hakkında biraz canımın istediği gibi bir özet yapmak zorunda kaldım.”

Onu çeyrek geçe telefon çalar, ahize elinde kala kalan Sheppard, Caroline’e,

“Uşak Parker arıyor…. Ackroyd, az önce öldürülmüş olarak bulunmuş.” der.

Doktor, çantasını da yanına alarak hemen Fernly Park’a geri döner. Parker, onu karşılar ve çok şaşırır. Telefon edip onu aradığını inkar eder. İki adam, tereddütle Ackroyd’un çalışma odasına giderler. İçerden ses gelmeyince, Sheppard kapıyı zorlayarak açar. İçerde, şöminenin karşısındaki koltukta Ackroyd’un cesediyle karşılaşırlar. Ackroyd, boynuna saplanan bir hançerle öldürülmüştür.

“Ackroyd, bıraktığım yerde, şöminenin karşısındaki koltukta oturuyordu. Başı yana eğilmişti ve yakasının tam altında parlak, metal bir nesne fark ediliyordu.”

Şantajcının adının yazılı olduğu mavi zarflı mektup ortadan yok olmuştur. Sheppard, Parker’a polise telefon etmesini söyler.

“Durmadan alnındaki terleri silen Parker hemen fırladı ve ben de yapılabilecek bir şey kalmış mı diye baktım.

Birkaç dakika sonra polis gelir ve soruşturma başlar.
Soruşturmaya geçmeden evvel, şunu belirtelim, katil kim olursa olsun yukarda saydığımız kişilerden biri olmak zorundadır. Polisiye edebiyatın kuralları, katilin geri plandaki birisi olmasına izin vermez. Yoldan geçen bir satıcı, son anda ortaya çıkan herhangi bir kimse katil olamaz. Polisiye romanda başrollerdeki kişileri çağrıştırmayan ve katili onların çevresinde aramakla ilgilenmeyen bir çözüm olanaksızdır. Bu yüzden, Agatha Christie gibi yukardaki kurala bağlı yazarların romanları, esrarengiz polisiye roman (Mysterious) olarak adlandırılmıştır. .

Resmi soruşturma, kısa bir süre sonra H. Poirot’nun da yardımını alacak olan Müfettis Raglan tarafından başlatılır. Sheppard’a komşu bir evde emeklilik günlerini geçirmeye gelmiş olan Poirot, Flora Ackroyd ile Caroline Sheppard’ın duruma müdahale etmesini istemeleri üzerine bu işe karışır. İki kadın, aslında, sempati duydukları ve böyle bir cinayeti işlemesine ihtimal vermedikleri Ralph Paton’in polis tarafından tutuklanmasından endişe etmektedirler. Böylece Poirot, polisinkine paralel soruşturmasına başlar.
Aptal bir polis ile parlak bir dedektif çelişkisini birleştiren bu geleneksel polisiye kurgu bizi iki farklı soruşturmayla karşı karşıya bırakır. Polis, klasik biçimde gerçeğe uygun bir katil bulmaya çalışırken, Poirot da kendi açısından önceden kestirilemeyen mantıklar yürüterek beklenmedik bir katile doğru ilerler. Her iki yöntem de farklı yollardan yürür. Polisinki açık biçimde sürdürülür. Poirot’nunki ise, finaldeki açıklamaya kadar sadece anlaşılması güç bazı ip uçlarıyla ilgilenerek karanlıkta ilerler.
Polisin soruşturması, Charles Kent ve Parker’a giden ip uçlarını eleyip hızla Ralph Paton’a yönelir. Ve çember onun etrafında daralır. Gerçekten de her şey onun suçlu olduğunu göstermektedir. Genç adam, boğazına kadar borçtadır ve Ackroyd’dan ona büyük bir miras kalacaktır. Ayrıca onun, cinayet gecesi bahçede olduğu görülmüştür. Ama o, babasının odasına girdiğini inkar etmektedir. Fakat en kötüsü, manevi babasının çalışma odasının penceresinin önündeki çamurlu ayak izleri onun ayakkabılarına uymaktadır. Sonuncu olarak da, cinayetten sonra ortadan kaybolduğu için kaçtığı sanılmıştır. Kısacası, o ideal bir zanlıdır. Kendisini şöyle savunur:

“Otelden sekiz kırk beşe doğru ayrıldım ve verilecek en iyi kararın hangisi olduğunu düşünerek ormanda dolaştım. Başka yerde olduğumu kanıtlayamayacağımı biliyorum, ama üvey babamın çalışma odasına girmediğimi ve o gece onu ne ölü ne de diri görmediğimi şerefimle temin ederim.”

Hercule Poirot’nun soruşturması ise, iki eksende yürür. Önce, araştırmayı felce uğratan ikincil bulmacaları çözer. Amacı, cinayet saatini tam olarak tespit edebilmektir. Flora, amcasını 21.45’de canlı olarak gördüğünü söylediği için, polis Ackroyd’un bu saatten sonra öldürüldüğüne inanır. Poirot ise, genç kızın amcasının odasına hırsızlık maksadıyla girdiğini (o gün nakit 500 pound Ackroyd’un çalışma odasındadır, ancak araştırmada bunun 400 pound olduğu görülür.), bu yüzden de yalan söylediğini kanıtlayarak cinayetin 21.45’den daha önce işlendiğini keşfeder.

Poirot, ayni şekilde, cinayet gecesi bahçede iki çiftin buluştuğunu da ortaya çıkarır. Bunlardan biri Ursula Bourne ile Ralph Paton’dur. Diğeri ise annesinden yardım istemeye gelen, Doktor Sheppard’ın da o gece gördüğü Charles Kent ile annesi Bayan Elisabeth Russel’dir.

Poirot’nun yavaş yavaş çözdüğü bu karışık durumlar dikkatleri, dedektifin gerçek suclu olarak görmediği zanlılara çevirerek sorunu karmaşıklaştırır ve soruşturmayı altüst eder. Poirot, aynı düşünceyle, eski şantajcı uşak Parker’i, marjinal bir kişi olan Charles Kent’i ve üvey oğul Ralph Paton’u muhtemel katiller listesinden siler.

Soruşturmanın ikinci ekseninde, Hercule Poirot, bütün dikkatini polis tarafından ihmal edilen bazı noktalara odaklar. Kitap boyunca inatla bu noktalar üzerinde durur ve onları elde ettiği sonuçlara temel yapar.

Birinci nokta, Sheppard’a Ackroyd’un ölümünü bildiren telefondur. Bu telefonu kim etmiştir? Polisin araştırması sonucu, telefonun, Fernly Park’tan değil, köyün tren istasyonundan edildiği ortaya çıkar. Bu durumda kesin olarak telefonu eden Uşak Parker değildir ve Müfettiş Raglan’ın aklına katilin ani bir çılgınlığa kapılmış olmasından başka hiçbir fikir gelmez. Poirot’ya göre ise, bu telefonun tamamen mantıklı bir açıklaması olmalıdır ve sorunun cevabı onu doğrudan doğruya katile götürecektir. 

İkinci nokta, yeri değişen bir eşya ile ilgilidir. Poirot, Uşak Parker’dan, Ackroyd’un öldürüldüğü odadaki bir berjer koltuğun yerinin, cesedin bulunması ile polisin gelişi arasındaki sürede hafifçe değiştirilmiş olduğunu öğrenir. Polisin önemsemediği bu ayrıntıya, Poirot büyük bir önem verir. Bulduğu ilk açıklama, koltuğun pencereyi saklamak için itildiğidir. Ama, varacağı ikinci açıklama, onu katile götürecektir.

Üçüncü nokta, Poirot Ralph Paton’un katil olduğuna inanmadığı için, çalışma odasının penceresindeki ayakkabı izlerini başkasının bıraktığını düşünür. Bu durumda, köye şöyle bir uğramış olan Paton’un yanında en azından bir çift ayakkabısı daha olmalıdır. Nitekim, Paton’ın yanında birkaç cift ayakkabı vardır. Poirot bu gerçeğe, Dr. Sheppard’ın kız kardeşi Caroline’ın yardımıyla onun haberciler ağını kullanarak ulaşır. 

Dördüncü nokta, cinayet gecesi saat 20.30 gibi terasa çıkan Sekreter Raymond’un Ackroyd’un odasından duyduğu sestir. Raymond, Ackroyd’un şöyle dediğini duymuştur o gece:

“Korkarım, bu kabul edilemez…”
“En kısa sürede bu işin halledilmesi lazım…”

Bu cümleler Ackroyd’a aittir ve Raymond’un tahminine göre üvey oğlu Paton’la tartışmaktadır. Aynı sesleri bahçeye çıkan Hector Blunt ta duymuştur ve o da baba-ogulun tartıştıklarından emindir. Ancak, Hercule Poirot, duydukları sesin bir diktafondan geldiğini kanıtlar ve Paton’ın aleyhindeki kanıtları bir ölçüde azaltır. Gerçekten de Roger Ackroyd kısa bir süre önce bir diktafon satın almış fakat alet bir süre sonra bozulmuştur.

Poirot’nun çözüm süreci iki asamalıdır: Önce, bir zanlılar toplantısı yapar. Agatha Christie’nin bir çok yapıtında benzer bir tören adeta gelenekselleşmiştir. Bu toplantıya Bayan Cyrille Ackroyd, Flora Ackroyd, Binbaşı Blunt, Geoffrey Raymond, Ursula Bourne (Paton), Parker, Elisabeth Russel ve elbette Doktor Sheppard katılırlar. Poirot, bu toplantıdan sonra, katilin bu grup içinden biri olduğunu kafasında iyice netleştirir.

Toplantıda Poirot, önce Ursula Bourne ile Paton’ın evliliklerini açıklar. Sonra, cinayet gecesi bahçedeki gizemli buluşmanın taraflarının kimler olduğunu söyler. (Yukarda açıklamıştık.)
Ardından, Poirot melodramatik bir tavırla, odalardan birinin kapısını açar ve Ralph Paton kapının eşiğinde belirir. Genç adamın günlerdir nereye saklandığını öğrenmek icin can atan orada hazır bulunan insanlar için çok heyecan verici bir andır bu. Poirot, Paton’ın, Doktor Sheppard tarafından yakınlardaki bir psikiyatri kliniğine kapatıldığını keşfetmiştir. Doktorun amacı Paton’ı korumak ve muhtemel bir suçlamada gizlice yurt dışına çıkmasını sağlamaktır.

Poirot’nun elinde Paton’ı kurtaracak hiçbir kanıt yoktur. Tek çare, katilin sucunu itiraf etmesidir. Şöyle der:

“Ben- sizlere şu anda hitap eden ben, Roger Ackroyd’u öldürenin şu anda, bu odada olduğunu biliyorum. Ve şimdi doğrudan doğruya katile hitap ediyorum: Yarın gerçeği Müfettiş Raglan’a açıklayacağım. Anlaşıldı mı?”

Bu sözlerin ardından gergin bir sessizlik olur. Tam bu sırada odanın kapısı açılır ve Poirot’nun hizmetçisi, aksam gelen mektupları bir tepsi icinde masaya bırakır. Bunların arasından Poirot’nun seçip aldığı bir telgraf, o andan itibaren katilin kimliğini kesinleştirir. Poirot, toplantıyı bitirir ama, Doktor Sheppard’dan kendisiyle birlikte biraz daha kalmasını rica eder. Bu bölümü Dr. Sheppard şöyle anlatır:

“Poirot’ya Müfettiş Raglan’a gidip bunları anlatmak yerine neden bu kadar karmaşık bir usulle suçluyu uyandırdığını sordum.
-Böyle yapmakla katilin kaçma tehlikesini göze almış olmuyor musunuz?
-Suçlunun tek bir kaçış yolu var ama, ona özgürlük sağlayacak bir yol değil bu.”

Herkes gidince Poirot’yla Doktor Sheppard başbaşa kalırlar. Poirot, Doktor’a soruşturmayı  birlikte yeniden gözden geçirmelerini teklif eder.

“-Size benim izlediğim yolu yeni baştan izleteceğim. Bana adım adım eşlik edeceksiniz ve tüm olguların bizi tartışılmaz bir biçimde aynı kişiye götürdüğünü göreceksiniz.”

Poirot böylece cinayeti haber veren telefondan başlayarak dikkatini çeken bütün noktaları ele alır.

  1. Telefonun Ralph Paton açısından mantıklı bir açıklaması olmadığına göre, Paton suçsuzdur. Telefon, cinayetin derhal öğrenilmesini sağlamıştır. Böylece katile, cinayetten hemen sonra oraya gitmesini ve herkesten önce cesedin yanında bulunabilmesini açıklama imkanı vermiştir.
  2. Koltuğun yerinin değiştirilmesi önemlidir. Çünkü, böylece koltuk, arkasındaki bir sehpada duran nesneyi, odaya giren kişilerin (İlk girenler Parker ve Sheppard’tı) gözlerinden gizlemiştir.
  3. Koltuğun gizlemeye çalıştığı nesne bir diktafondur. Ancak, diktafon bir süredir ortada yoktur. Bozulduğu için Ackroyd’un onu tamire verdiği  söylenmektedir.
  4. Diktafon hacimli bir cihazdır. Katilin onu odaya koyduğu ve sonra aldığı hatırlanacak olursa, cihazı gizlemek için büyük bir çantaya da sahip olması gerekmektedir.
  5. Katilin diktafon oyununa başvurma sebebi cinayet saatini değiştirmek, Ackroyd’un daha geç saatlerde öldürüldüğüne polisi inandırmak icindir.
  6. Şu halde katil, Ackroyd’un bir diktafon satın aldığını bilen, ve cihaza istenilen saatte kendiliğinden calışacak bir mekanizma yerleştirebilecek kadar mekanikten anlayan biridir.
  7. Katil, vitrindeki hançeri çalacak kadar bir zamana sahip olan biridir.
  8. Ve nihayet katilin Üç Domuz Hanı’na gidip Paton’ın ayakkabılarından bir çiftini alacak kadar zaman bulabilmiş olması gerekir.

Bütün bu öğelerin birleşmesi Poirot’yu şu suçlayıcı sonuca götürür:

“-Şimdi durumu özetleyecek olursak, herşey apaçık ortada: Katil, o gün Üç Domuz Hanı’na giden, Bay Ackroyd’u bir diktafon satın aldığını bilecek kadar iyi tanıyan, az çok bir mekanik bilgisi olan, vitrindeki hançeri alacak kadar zamanı olan, diktafonu kimseye göstermeden getirip götürmek için yanında -örneğin büyük bir siyah çanta taşıyan, Parker polise telefon etmek için gittiğinde çalışma odasında birkaç dakika yalnız kalma fırsatını bulabilen biri… Yani siz… Doktor Sheppard…”

Kendisine yönelik bu suçlama Dr. Sheppard’ı şaşkına çevirmiştir. İlk tepkisi, uzun bir sessizliğin ardından (romanda bu sessizliğin bir buçuk dakika sürdüğü belirtilmiş),

“-Siz delirmişsiniz,”    demek olur.

Poirot ise sakindir ve suçlamasını berraklaştıran açıklamalar yapar. Dikkatini çeken küçük bir saat farklılığını anlatır öncelikle.  Sheppard, Ackroyd’un evinden 20.50’de ayrılmış, bahçenin demir parmaklıklarındansa 21.00’de geçmiştir. Oysa bu mesafe beş dakikadan fazla tutmamaktadır. Sheppard bu mesafeyi on dakikada nasıl almış olabilir?

Sheppard’a gece gelen telefon ve  koltuğun yer değiştirmesi olayı da Poirot’nun açıklamalarının merkezini oluşturur. Telefon, Sheppard’ın bir hastasından gelmiştir. Bu kişi, Poirot’nun öğleden sonra telgrafla ulaştığı bir Amerikan gemisine binmeye hazırlanan bir gemicidir. Bu telefon sayesinde Sheppard, arayan sanki Parker’mış gibi, kız kardeşinin önünde rol yapma fırsatını bulur. Böylece, cinayet mahalline ilk giren kişi olarak bir koltuğun arkasına konmuş olan diktafonu çantasına tıkıştırma imkanını de elde eder. Diktafonun odaya bırakılma sebebi, cinayetin Dr. Sheppard evden ayrıldıktan sonraki saatlerde işlendiği kanısını yaratmak içindir.

Poirot’ya göre olaylar şu şekilde gerçekleşmiştir: Doktor Sheppard, odadan çıkmadan kısa bir süre önce Ackroyd’u öldürmüş, pencereyi açık bırakmış, ve bir çalar saat düzeneği yerleştirdiği diktafonu çalıştırmıştır. Odaya girenlerin diktafonu hemen görememeleri için koltuklardan birini pencereye doğru kaydırmış, cesedin soğumaması için şömineyi alevlendirmiş ve Bayan Ferrars’tan gelen mektubu alarak odadan dışarı çıkmıştır. Suçu Paton’ın üzerine atmak için, o gün öğleden sonra hana gidip çaldığı ayakkabılarını giymiş, pencere basamaklarında ayak izlerini bırakmıştır. Daha sonra, Paton’un saklanmasını sağlayarak, büsbütün şüpheli biri haline gelmesine de yardımcı olacaktır.

Poirot’nun mantığı, teorisini şöyle tamamlar: Sheppard, gemiciyi saat tam onda kendisini araması için
tembihlemiştir. Parker’dan gelmiş gibi yaptığı bu telefon sayesinde malikaneye geri dönmüş, cesedi birlikte buldukları uşağı polise göndererek onun yokluğundan yararlanıp diktafonu çantasına koymuş, berjer koltuğu da eski yerine çekmiştir.

Bütün bu suçlamaları şaşkınlık ve biraz da bezginlikle dinleyen Doktor, kendisinin bile tanıyamadığı bir sesle cinayet nedenini sorar. Poirot onu Bayan Ferrars’a zulmeden şantajcı olmakla ve bunu öğrenen Ackroyd’un tepkisinden korkmakla suçlar. Bay Ferrars’ı tedevi eden doktor Sheppard olduğuna göre, ölüm nedenini ondan daha iyi kim bilebilir? Ama Sheppard şantajdan kazandığı paradan yararlanamamış, büyük bölümünü borsada kaybetmiştir.

Böylece Poirot, büyük gösterisini tamamlar. Ancak, katilin yarına kadar vakti vardır. Müfettiş Raglan’a haber yarın verilecektir. Ve Poirot, Doktor Sheppard’a bir kapı aralar, ona bir şans verir. Kızkardeşi Caroline’i düşünerek ona intihar etmesi için bir fırsat tanır.

İki adam büyük bir nezaketle birbirlerinden ayrılırlar. Eve gelen Sheppard, notlarının son kısımlarını yazar. Okuyucuda intihar edecek gibi bir izlenim bırakır. Ayrıca okuyucuyu aldattığı için özür diler ama aynı zamanda da anlatımındaki mükemmellik dolayısıyla övünür. Ve şu çok ünlü son cümlesini yazarak kitabı bitirir.

“Keşke Hercule Poirot emekli olup da balkabağı yetiştirmek için bizim köye gelmeseydi….

Hercule Poirot’nun Çılgınlığı

Bu romanın olağanüstü başarısının kurgusunda gizli olduğunu daha önce söylemiştik. Agatha Christie bu kitapla büyük bir ün kazandı. Ancak kitabın yayınlandığı 1926 ve onu izleyen yıllarda okuyucuların çoğu kitaba karşı olumsuz bir tavır içindeydiler. Bir çok eleştirmene göre, Agatha Christie kural ihlali yapmıştı.

Katilin anlatıcı olması, hileden başka bir şey değildi.

Evet, kitabı okumamış da olsalar, polisiye meraklılarının çoğu, Roger Ackroyd’un katilinin anlatıcı, yani
Doktor Sheppard olduğunu bilirler.

Kurgudaki bu orijinallik, bu romanı edebiyat tarihinin en ünlü kitabı yapmakla kalmadı, getirdiği servet polisiye türünün sınırlarını aştı. Kitap, insan bilimleri alanındaki bir çok araştırmaya konu oldu. Bu araştırmalar, insan yapısıyla ilgili teorik sorunları incelemek için bu kitabı dayanak noktası yaptılar. Roland Bartes, Gerard Genette, Julien Greimas, Umberto Eco, Raymond Chandler ve Alain Robbe-Grillet gibi yazarlar, bu konuda önemli eserler verdiler. Christie’nin yapıtı, zaman içinde büyük bir değer kazandı.

İster bu ‘hile’ dolayısıyla yazara kızalım, isterse hayran olalım, yani kitabı beğenelim ya da beğenmeyelim hepimizin üzerinde anlaştığımız ortak nokta şudur: Bu romanda Doktor Sheppard’ın katil olduğu su götürmez bir gerçektir. Onun katil olduğu realitesine gölge düşürecek hiç bir şey yoktur. Oysa bu görüş doğru değildir. Bütün kanıtlama zenginliğine rağmen, Roger Ackroyd ‘u Dr. Sheppard öldürmemiştir.

Roman, kurgusu itibariyle karmaşık bir bulmacadır. Katili anlatıcı yapacak kadar ileri gitmiş girift bir bulmaca. Hercule Poirot’nun adeta, çılgınca bir beklenmedik suçlu yakalama tutkusu, Dr. Sheppard’ı katil yapmıştır. Bu, beklenmedik bir finale kendisini hazırlayan okuyucu için fazlasıyla tatmin edici bir sonuçtur.
Ama daha sonra göstereceğimiz gibi, Dr. sheppard’ın katil olamayacağını gösteren pek çok kanıt var elimizde.  Poirot’nun iddialarını çürütecek kanıtlara da sahip olmamız okuyucuyu şaşırtmamalı. Çünkü dedektifin çözümü gerçekten dahiyane bir çözümdür. Dahilerin aynı zamanda bir çılgın, bir deli olduğu hatırlanırsa, bunun delice bir çözüm olduğunu söylemek kimseyi şaşırtmamalıdır.

Olgular tamamen Dr. Sheppard’ı katil çıkaracak biçimde düzenlenmiştir. Ve elimizde Poirot’nun elde ettiği kanıtlardan daha fazlası yoktur. Dolayısıyla, size asıl katilin Dr. Sheppard’dan başka biri olduğunu ispatlarken Agatha Christie’nin kurgu ve mantığının dışına çıkmayacağız. Bütün yapacağımız, romandaki  olguların Poirot’nun çözümünü geçerli kılıp kılmadığına ve Dr. Sheppard’ın katil olduğunu kanıtlayıp kanıtlamadıklarına bakmaktır. Dolayısıyla aynı metni yeniden, ama bu kez farklı bir gözle okuyacağız.  Gerçek katili açıkladığımızda, Poirot’nun açıklamalarına benzer belki daha fazla bir şaşkınlık duyulacaktır. Bunun nedeni, gerçek katilin de en az Poirot’nun katili kadar beklenmedik, umulmadık biri olmasından çok, bizim de benzer bir çılgınca teori kurmuş olmamızdır. Bu çılgınlık,  Poirot’nun düşünce hareketlerine göre düzenlenmiş deneysel bir çılgınlıktır.

Alternatif soruşturmaya başlamadan önce kurgu hakkında şu önemli noktayı atlamamak gerekir: Kitap her ne kadar yapısal bir bütünlük gösterse de aslında iki parçalıdır. Birnci kısım, Sheppard’ın günlüğü gibi okunabilir. Yani olayların olduğu sırada yazılmıştır. Sonlara doğru, Sheppard bu notlarını okuması için Poirot’ya verir. Poirot, suçlamayı yaptığı gece bu defteri iade eder ve Doktordan onu tamamlamasını ister. Doktor eve gelince kitabın son altı bölümünü yazar. Yani son altı bölümdeki olayların yazılışı, suçlamanın yapılışından sonradır. Bu yüzden ilk bölümler, eğlenceli, neşeli iken, 20. bölümden itibaren romana karanlık, karamsar bir hava hakim olur.

-Devam Edecek-

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum