7 Haziran Seçimi ve Başkanlık Sistemi

Başkanın Tüm Adamları

Türkiye 7 Haziran 2015’te pek çok kişiye göre Cumhuriyet tarihinin en kritik seçimlerinden birini yaşadı. Tek bir partinin iktidar olmayı sağlayacak çoğunluğu bulamadığı seçimlerin ana maddelerinden biri ise Başkanlık sistemiydi. Özellikle Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın sık sık gündeme getirdiği Başkanlık sistemi, yakın zamanda gerçekleşecek 1 Kasım seçiminin de tartışma konularından.

7 Haziran Seçimi ve Başkanlık Sistemi

Kültürel etkileşimimizden dolayı Başkanlık sistemi denilince akıllara Afganistan veya Endonezya değil de doğrudan Amerika Birleşik Devletleri geliyor. Sistemi savunan çoğu kişi de, ülkenin diktatörlük rejimine doğru gideceği eleştirilerine “Amerika’da diktatörlük mü var?” diyerek karşı çıkıyor. Ne sonuç çıkar bilinmez ama 1 Kasım seçimleri Başkanlık sisteminin hayatımıza dahil olacağı veya gündemimizden tamamen çıkacağı bir seçim olarak görülüyor şimdilik.

Ben de denk gelmişken uzun zamandır izlemeyi düşündüğüm “Başkanın Tüm Adamları”nı daha fazla ertelemeden seyretmeye koyuldum. “Başkanın Tüm Adamları” Başkanlık sistemini doğrudan anlatan bir film değil, dolyasıyla burada sisteme dair bir övgü veya yergi yapacak değilim. Fakat sistem her ne olursa olsun siyasilerin aşırılıklarının zararlarını deşifre ettiği için, her alanda bu kadar sistem tartışması yaşanılan ülkemizin vatandaşlarının da göz atması gereken bir eser. Ayrıca Başkanlık sisteminde şeffaf bir iktidar, güçlü bir Yargı ve özgür bir basının ne denli mühim olduğunu sergilediğini de söyleyelim.

Başlangıçta sıradan bir hırsızlık olayı gibi gözüküyor Demokrat Parti binasına girilmesi. Çalıştığı gazetede çok da eski olmayan Bob Woodward olayı araştırmaya başlıyor. Önce zanlıların hesabına yatan bir miktar parayı takip ediyor. Bu sırada deneyimli gazeteci Carl Bernstein de Bob’a, patronlarının isteğiyle ortaklık etmeye başlıyor. Paranın kaynağının Cumhuriyetçi siyasi figürlere dayanması iki gazetecinin şüphesini arttırıyor. Kısmen yardımcı olabilen gizli tanıklar, insanların gerçek manada konuyla ilgili konuşmaktan korkması, Başkanı Yeniden Seçtirme Komisyonu çalışanlarının olaya dahil olması derken perde yavaş yavaş aralanıyor. Bob ve Carl’ın kelle koltukta gerçekleştirdiği gazetecilik başarısı Richard Nixon’ı Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki ilk istifa eden Başkan olmaya doğru götürüyor.

Watergate Skandalı

“Watergate Skandalı” olarak tarihe geçen vaka filmde anlatılandan çok daha çetrefilli bir mevzu. Başkan Richard Nixon’ın dallanıp budaklanan bir takım iddiaları araştırması için Adalet Bakanlığı’na yetki vermesi, Başkan için hoşnutsuz şeyler ortaya çıkınca yetkiyi geri almaya çalışması, Amerika Yüksek Mahkemesi’nin konuya dahil olması, tüm bu tartışmalar esnasında Richard Nixon’a olan güvenin azalması ve Nixon’ın istifasıyla neticelenen olaylarda biz Bob ve Carl’ın penceresinden tabloya dahil oluyoruz. Olayla ilgili ilginç birkaç detay var. Filmden aktarıldığı kadarıyla, Bob ve Carl Watergate’i araştırırken neredeyse hiçbir basın kuruluşu Watergate’in üzerine gitmiyor, hatta halkın önemli bir kısmının da böyle bir hadiseden haberi yok. Bob ve Carl konuşmaktan çekinen insanlarla uğraşıp sarmalın içine girdikçe çarpıklıklar bir bir ortaya çıkıyor. Şeffaf bir toplumdan bekleneceği üzere ortaya çıkan her iddia bir şekilde ilgili makamlarca soruşturulmaya başlanıyor. Ne zaman ki dönen rüşvet çarkı, Cumhuriyetçi partiden önemli isimlerin adlarının işe karışması gerçekleşiyor, Carl ve Bob için zor günler başlıyor. Gizli kaynakları tarafından tehdit altında olduklarını anlayan ikili, her ne olursa olsun gazetecilikten vazgeçmeyip işin peşini bırakmıyor. Meslekte uzun yıllar geçirmiş olsa da heyecanını yitirmediği belli olan patronları ise, üzerlerinde kurulan büyük baskıya göğüs geriyor ve etrafta hiçbir basın kuruluşu konuyu takip etmezken, iki gazetecisine sahip çıkıyor.

“Başkanın Tüm Adamları” basın özgürlüğünün sık sık tartışma konusu olduğu günümüzde her şeyden önce gazeteciliği anlatan ve nitelikli gazeteciliği öven bir yapım. Sıradan iki gazetecinin inadının, gazetecilik aşkının, haberi kovalamasının Amerikan Başkanını istifaya sürükleyen süreci tetiklemesi, o sıralarda çok da sağlıklı işlemediğini gördüğümüz demokratik sisteme de bir güzelleme aynı zamanda. Bu noktadan bakıldığında filmin tavrını da net biçimde görebiliyoruz. Başrol oyuncularının performansıyla, gösterişe kaçmayan rejisiyle, politik içeriğiyle günümüzde de es geçilmemesi gereken 4 Oscarlı bir klasik.

1976 tarihli filmin yönetmeni Alan J. Pakula. Başrollerde iki usta isim Dustin Hoffman ve Robert Redford var.

Nuri Çınarlı

 

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum