Fetö İle Nasıl Tanıştım? Fethullah Gülen ve Işık Evleri

Fetö İle Nasıl Tanıştım? Fethullah Gülen ve Işık Evleri

Fethullah Gülen ve Işık Evleri, işte Fetö. Fetö terör örgütünün Türkiye’nin her kurumuna sızdığı, ışık evlerinden çıkan, beyni yıkanmış öğrencilerin, geldikleri, yerleştirildikleri her kurumda, Fetö için neredeyse uyuyan terör hücreleri gibi hareket ettikleri ortaya çıktı.

Peki ben terör örgütü Fetö ile nasıl tanıştım?

Üniversiteye başladığım ilk yıldı. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazanmıştım. Biliyorsunuz, bu okulda eğitim İngilizce’dir. Bu nedenle her öğrenci önce hazırlık sınıflarında İngilizce öğrenir. Yıl sonunda yeterlilik sınavına girer. Başarılı olursa kazandığı bölümde okuma hakkını elde eder. Ne var ki, bu oldukça zor bir sınavdır ve oldukça yüksek bir geçme notu almak gerekir. İyi bir kolej ya da belli başlı birkaç lisenin birinden mezun değilseniz, sırf İngilizce yüzünden hazırlık sınıfında çok zorlanmanız ve sonuçta başarısız olmanız oldukça yüksek bir olasılıktır. Bir çok öğrenci, İngilizce sınavında başarılı olamadıkları için kazandıkları bölümde derslere başlayamazlar. Bunlar arasında iki-üç yıl “hazırlık” okuyanlar da vardır.

İngilizce eğitimine başladıktan bir süre sonra, İngilizce sınavını veremedikleri için, kazandıkları bölümlere yıllardır gidemeyen öğrencilerin sayısının bir hayli fazla olduğunu gördüm. Bunlardan bazılarıyla zaman içinde arkadaş oldum ve öğrendim ki, bu öğrencilerin çoğu, başarısız olduklarını ailelerinden gizliyor, hala İngilizce hazırlık okumalarına rağmen, kendilerini kazandıkları bölümün ikinci ya da üçüncü sınıfına gidiyormuş gibi göstererek onlara yalan söylüyorlardı. İlk dönem bittikten sonra, yavaş yavaş beni bir endişe sarmaya başladı. Çünkü, Türkiye’de dereceye girmiş birçok öğrencinin hayatını karartan  İngilizce sınavı gitgide yaklaşıyordu. Bense, zamanımın çoğunu partilerde, Beyoğlu’nun eğlence ortamlarında harcamış, tıpkı masaldaki ağustos böceği gibi saz çalıp durmuştum. Günlerimi haylazlıkla geçirmiş, İngilizce derslerini ihmal etmiştim. Sınav zamanı yaklaşıyordu ve  ben iyice karamsarlığa kapılmış bir durumdaydım. Kendimi son derece çaresiz hissediyor, sınavı verememe endişesi yüzünden kabuslar görüyordum. Üç yıldan beri İngilizce sınavından geçer not alamayan, bu nedenle kazandığı bölüme gidemeyen yakın bir arkadaşımın en sonunda  bütün umudunu kaybedip başka bir üniversitede sıfırdan başlama kararı alması, içimdeki endişeyi iyice çoğaltmıştı.İşte tam bu sırada, benimle aynı hazırlık sınıfında okuyan arkadaşlarımdan birinin yakınlardaki bir öğrenci evinden bahsettiğini duydum. Söylediğine göre, burada,  Boğaziçi Üniversitesi’nin üst sınıflarında okuyan bazı abiler, ücretsiz İngilizce dersleri vererek bizim gibi hazırlıktaki garibanlara yardımcı oluyorlarmış. Arkadaşım, aldığı bu derslerden büyük fayda görmüş. Dönem sonundaki sınavda başarılı olma konusunda kendisini eskisinden çok daha fazla iyimser hissetmeye başlamış.

Onun bu sözlerinin ilgimi çekmediğini söyleyemem. Çünkü durumum ortadaydı ve çok acil bir şeyler yapmam gerekiyordu. Aksi halde İngilizce sınavı mağdurları kervanına ben de katılacaktım. O anki şartlar altında, biraz korku biraz da çaresizlikle, şimdi adının Işık Evi olduğunu öğrendiğim  yere gitmek ve İngilizce dersleri almak, bana kaçırılmayacak bir fırsat gibi göründü. İngilizce sınavı belasından, abilerden alacağım dersler sayesinde ebediyen kurtulabilir, yoluma sorunsuz bir biçimde devam edebilirdim. Ancak bu hayalim fazla uzun sürmedi. Aklım ve mantığım, duygularımın önüne geçti ve bana bu dünyada hiç kimsenin hiç kimseye bedava bir hizmet sunmayacağı gerçeğini hatırlattı. Bu kadar değerli bir eğitimin bedava verilmesindeki tuhaflık bir yana, sadece bu iş için ayrılan zamanın bile parasız olması yeteri kadar düşündürücüydü. Kim bilir karşılığında ne isteyeceklerdi? İngilizce dersi vermek, oltanın ucunda duran bir yemdi sanki.

Bu bahaneyle, bir şeylerin içine çekileceğimi hissetmiştim. Yaptıkları iyiliğe karşılık benden mutlaka bir talepleri, beklentileri olacağını tahmin etmek zor değildi. Ayrıca, oraya giden öğrencilerin yaşam tarzları da bana ters geliyordu. Işık evi müdavimlerinin alışık olmadığım bir yaşam düzenleri ve anlayışları vardı.

Sonuçta, o malum eve gitmekten vaz geçtim. Haylazlığı bırakıp zamanımı daha fazla derslerime ayırdım. Böylece, yıl sonundaki sınavda başarılı oldum. Kazandığım bölümde okuma hakkımı elde ettim.

Fetö ve Işık evleri

Işık evine gitmedim ancak o bana geldi. Nasıl mı? Anlatayım:

Bir akşam Boğaziçi’nin yurdunda  arkadaşlarla oturmuş, bir yandan kara kara ne yapacağımızı, sınavı nasıl geçeceğimizi düşünür, diğer yandan da Boğaz manzaralı odamıza kaçak soktuğumuz rakıyla demlenirken kapı çaldı. “Selamün Aleyküm,” diyerek derli toplu, akıllı uslu görünen  bir öğrenci girdi içeri. Kendisini tanıttıktan ve hangi bölümde okuduğunu söyledikten sonra, elindeki dergiyi bize bırakmak istediğini, arzu edersek onların toplantılarına katılabileceğimizi, bedava İngilizce derslerinden yararlanabileceğimizi anlattı. Artık bu gelen arkadaş, bizim yurdun imamı mıydı yoksa imam yardımcısı mıydı bilmiyorum ama ertesi akşam gene geleceğini belirtti. Biz ise kendisini içki masamıza davet ettik. Bu arkadaş oldukça kibar bir tavırla teklifimizi kabul etmedi ve gitti.Ertesi akşam, aynı şahıs yine aynı saatlerde  odamızın kapısındaydı. İçeriye girince, propagandasına önceki akşam kaldığı yerden devam etmeye başladı. Biz ise kendisini daha ciddi bir şekilde reddettik. Dergisi ile ilgilenmediğimizi belirttiğimiz gibi, çok açık bir dille bir daha odamıza gelmemesini  rica ettik. İki-üç gün sonra, tık tık tık gene kapımız çalındı. Açtığımızda gene bu zat-ı muhterem karşımızda değil mi? Bu kez sert! bir şekilde bu arkadaşı kapı dışarı ettik.  Ve kim bilir kimlerin  kara listelerine alındık?

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum