Çağatay Yaşmut'la Röportaj 2

Çağatay Yaşmut’la Röportaj

Çağatay Yaşmut'la Röportaj 7Polisiye Durumlar: Merhaba Çağatay Bey. “Felsefe Cinayetleri” adlı son polisiye romanınız geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bu kitabınızın yazılma ve yayınlanma serüveninden kısaca söz eder misiniz?

Ben felsefe alanında yüksek lisans eğitimi aldım. Polisiye yazarlığı kadar önemsediğim felsefeyi romanla örtüştürmek nicedir aklımdaydı. Her zaman olduğu gibi yazmaya başlamadan önce temayı belirledim. Sonrasında felsefe tarihine dönerek kafamda netleştirdiğim temayla örtüşen felsefi metinleri soruşturmaya başladım. Elbette bu süreçte anlaşılması zor bir terminolojiyle yazılmış kavramsal içeriği olan teorik metinler yerine günlük hayatımızı kolaylaştıran, anlaşılır, yol gösterici metinler seçmek öncelikli oldu. Bundan başka romanda geçecek felsefi söylemlerin kurgu ve üslupla örtüşmesi gerekiyordu. Orta çağ filozoflarından Boethius’un Felsefenin Tesellisi kitabı aradığım kriterlere çok uygun düşüyordu. Boethius’un şiirlerini tek tek inceleyip romanımın kurgusuna ve karakterlere uygun olanlarını seçtim. Şu bilgiyi de eklemek isterim: Romanım merkezinde felsefi şiirler başat rol oynuyor görünse de içerikte ülkemizin toplumsal meseleleri ön planda yer tutuyor.

 

Polisiye Durumlar: “Felsefe Cinayetleri”nin konusu nedir? Bundan da biraz bahsetmenizi rica etsek?

Spoil vermeden şunu söyleyebilirim: Felsefenin Tesellisi kitabında “bir kadın olarak” Boethius’un karşısına çıkan felsefenin dediği gibi; adalet, para, şöhret, mutluluk, mevki… hepsi aynı çarkın üzerindedir ve kader hayatımız boyunca bu çarkı sürekli çevirir. İnsan üstteyken bir anda alta gelebilir. Romanın konusu bu söylem etrafında biçimleniyor.

 

Polisiye Durumlar: Romanınızdaki belli başlı karakterleri okurlarımıza biraz tanıtır mısınız?  Onları yaratırken gerçek ya da kurgusal karakterlerden esinlendiğiniz oldu mu?

Benim karakterlerim İstanbul Asayiş Şube Cinayet Büro’da çalışan polislerden oluşuyor dolayısıyla bütün romanlarda bu karakterler büro amiri Başkomiser Galip, Komiser Serdar ve komiser yardımcısı Mustafa’dır. Önceki maceralarda Komiser Melike de yer alıyordu ama bazı sebeplerden ötürü kendisinin Narkotik Büro’ya geçmesi gerekti.

Galip kırklı yaşlarda bir adamdır. 1.80 boyunda, 75 kilodadır. Saçları seyrektir. Gözleri mavidir. Hiçbir hastalığı ve bedensel kusuru yoktur. Polis Akademisinde okumuştur. Anne ve babasını akademi ilk yıllarında kaybetmiştir. Babası DGM hakimidir ve 12 Eylül darbesinden sonra bir suikasta kurban gitmiştir. Annesi ise kanserden ölmüştür. Kendisi ailenin tek çocuğudur. Hiç evlenmemiştir. Kadıköylüdür ve Kadıköy’de ailesinden kalan evde yaşamaktadır.

Karakterine gelince… Yirmi yıldır bu meslektedir. Mesleğine bağlı, cesur bir polistir. Akıllı ve sezgileri kuvvetlidir. Anadolu’nun birçok şehrinde görev yapmıştır.  Adalet duygusunu yitirmeden kötülükle başa çıkabileceğine inanır. Haram yemez, rüşvet almaz. Hiç kimsenin adamı olmamıştır. Ekibini her zaman korur ve kollar. Onların sıkıntılarını dinler, yardımlarına koşar. Sakin görüntüsünün altından zaman zaman maço tavırları ortaya çıkabilir. Kimi zaman sert olmakla ve şiddet kullanmakla eleştirilir. Bir yandan da sevdiği kadın Aylin öldürülünce (Şarkılar Susunca), tabancasını şakağına dayayacak kadar depresif bir karakterdir.  Başkomiser Galip birkaç polisiye roman dışında kitap okumaz; tiyatroya, sinemaya gitmez, müzik dinlemez, tatile çıkmaz. Onu bunları yapmaya zorlayan herkesten nefret eder. Yalnızlığın verdiği özgürlüğe alıştığı için evlenmekten kaçar. Annesi gibi çok sigara içer.

Galip’in geleceğe ait hiçbir beklentisi ve mesleğinde yükselmek hırsı yoktur. Tek istediği şey, emekliliğine kadar Cinayet Büro’da çalışmaktır.

Komiser Serdar, Başkomiser Galip’in sağ kolu ve hiyerarşide ondan sonra gelen isimdir. 35 yaşındadır. Uzun boylu, yapılı, esmer, düzgün fiziğiyle dikkat çeken bir adamdır. 1.90 boyundadır. Üsküdar Çiçekçi semtinde, Karacaahmet mezarlığının bitişiğindeki eski bir apartmanda oturur. Mezarlığa bitişik oturmak onu asla tedirgin etmez. Bilakis, mezarlığı her gün görmek ona çok huzur verir. Bazı geceler, pencereden mezarlığı seyrederek, her mezarda yatan için ayrı bir hayat hikayesi kurgular. Çok inançlı olmasa da maneviyatı güçlüdür. Karslıdır. Serdar polis akademisinde okurken annesi, babası Kars’ta faili meçhul bir cinayete kurban gitmiştir. Serdar, ailesinin katledilmesinden amcası Haşim Ağa’yı sorumlu tutar ama bunu bir türlü kanıtlayamaz. Bir yandan da amcasının kirli işler çevirdiğini ve uyuşturucu ticareti yaptığını bilir. Bu nedenle amcası Haşim Ağa’dan nefret eder. Sadece amca oğlu Halil ile arası iyidir ve onu çok sever. Bu durumlar sebebiyle bir daha Kars’a dönmemek üzere aile fertleriyle bağlantısını keser.

Komiser yardımcısı Mustafa, ekibin en genç ve tecrübesiz elemanıdır. Polis akademisinde okumuştur. 1.85 boyunda 90 kilodur. Babasıyla birlikte Örnek Mahallesi’nde eski, yoksul görünümlü bir evde oturur. Annesini küçükken kaybetmiştir. Babası zamanında her haltı yemiş, üstelik Mustafa’nın annesine de çok eziyet çektirmiştir. Kadının ölümünden sonra kendini dine vermiştir. Hayatta en çok sevdiği insan olan annesinin ölümü Mustafa’yı yalnızlaştırmıştır. Annesinin ölümünden babasını sorumlu tutan Mustafa babasına oldukça soğuk davranmaktadır. Bu genç adamın belirgin özelliği cesur ama saf olması, kolay kandırılabilmesidir.

Ben insanları tanırken gözlemlerime ve sezgilerime güveniyorum, karakterleri de bu doğrultuda şekillendiriyorum. Karakterlerimin diğer polisiyelerdeki kurgu karakterlere benzememesine özen gösteriyorum. Bazen de kendimden yola çıkıyorum: Örneğin Galip’i yaratırken bende bulunmadığını düşündüğüm bütün özellikleri ona yükleyerek böyle özellikler taşıyan biri için hayatın nasıl olacağını izlemek istedim. Ana karakterlerim dışında romana dahil olan yan karakterler düzensiz bir toplumun ve suçun yarattığı -neredeyse var olması zorunlu- tiplerdir. Bu insanlar gerçek yaşamda da toplumumuzun içinde bizimle yaşamaktadırlar.

 

Çağatay Yaşmut'la Röportaj 8Polisiye Durumlar: Romanınızı kimlerin okumasını tavsiye edersiniz? “Felsefe Cinayetleri” kimlere hitap ediyor?

Romanımda felsefe ve toplumsal meseleler başat rol oynasa da özünde bu bir polisiye romandır ve polisiyenin okuru -ve yazarı da- cezbettiği bütün kuralları işlemektedir. Bu sebeple romanım öncelikle polisiye okurlarına hitap ediyor. Bunun yanı sıra, hayata dair her zaman bir sözü olan felsefenin polisiye kurguyla harmanlanması felsefeye meraklı okurlarının ilgisini çekecektir. Ayrıca polisiye anlatıyla adeta kardeş olan sosyolojinin, bilhassa suç sosyolojisinin konu edindiği meselelerinin ele alınmasının da toplumcu-gerçekçi roman okurlarının hoşuna gideceğine inanıyorum.

 

Polisiye Durumlar: Bu romanı yazmaya sizi yönelten ne oldu? Ele aldığınız konunun gerçek hayatta bir karşılığı var mı yoksa tamamen sizin hayalinizden çıkan bir kurgu mu söz konusu?

 

Her ne kadar yazdığım bir kurgu da olsa konu, karakterler, olan bitenler, gerçekten olabilir mi ya da yaşanmış mıdır, diye sorulabilir. Bence önemli olan, bir şeyin yaşamda vuku bulmuş olup olmadığından ziyade olabilirliğidir. Romanımda anlattıklarımın gerçek dünyada bir karşılığı vardır. Romanda olup bitenler hayatta da olup biten yahut olabilir şeylerdir. Bu metinleri kaleme alırken izlediğim yol ve amaç, gördüğümü birebir aktarmak değil, gerçeklerle kurmacayı olabilirlik sınırları dahilinde örtüştürerek metne kendimden bir şey katmak ve estetik hale getirmektir. Roman yazarken benim motivasyonum, şu içinde yaşadığımız zamanlarda sıklıkla karşılaştığımız, gördüğümüz, izlediğimiz, okuduğumuz hatta başımıza gelen haksızlıklara, çaresizliğe, adaletsizliğe karşı içimde biriken öfkeyi kusmak, olan bitenleri görünür kılmaktır.

 

Polisiye Durumlar: Sizce polisiye nedir? Polisiyenin olmazsa olmazları, kuralları var mıdır?

Polisiye roman, zekice kurgulanarak işlenen bir ya da bir dizi cinayetin, kim tarafından ve nasıl gerçekleştirildiği bilmecesinin okur ile birlikte akılcı yöntemler kullanılarak bir dedektif yahut polis tarafından çözülmesi sürecini anlatan türe verilen addır. Mandel’e göre polisiye romanda ölüm, insanın yazgısı biçiminde ya da trajedi olarak ele alınmaz. Bu romanlarda ölüm, bir soruşturma nesnesi halini alır, teşhir edilecek bir ceset, analiz edilecek bir şey halini alır. Yaşanan acıysa çekilen, korkulan ya da karşısında savaşılan bir şey olmaktan çıkar. Ölümün şeyleşmesi, polisiye romanın alamet-i farikası ve can damarıdır.

Morg Sokağı Cinayeti dedektif roman türünde ortaya konmuş ilk eserdir. Poe, öyküsünde dedektif romanının temel şablonunu oluşturmuştur -ki sonraları Altın Çağ polisiye yazarları bu şablonu daha ileriye taşıyacaklardır: Karakterin tanıtılması, cinayetin işlenmesi, soruşturmanın başlaması, hatalı tahkikat ve yanlış şüphelinin göz altına alınması, düğüm, yeni şüphe ve çözümleme. Fransız sanat ve edebiyat eleştirmeni François Fosca 1937’de klasik polisiyenin altın kurallarını belirlediği kitabında temel unsurları şöyle sıralamıştır: Olay mutlaka ilk bakışta gözükmeyen bir gizem, suç içeren bir muamma olmalı , olayı araştıran kişi, yüzeysel ipuçlarına bakarak suçluyu/şüpheliyi belirlemeli ve sonra yanıldığını anlamalı, derinleşen soruşturma akılcı yöntemlerle yapılmalı, yeni kanıtlara titizlik gösterilerek ulaşılmalı, olayın çözümü önceden kolay kestirilemez olmalı ve okuru şaşırtmalı, olayın içeriği sıra dışı olmalı, olayın başlangıcında gerçekleşmesi mümkün olmadığı düşünülen bir sonuca varılmalı, çözüm hayranlık uyandırmalı.

Suç, suçlu ve araştırmadan oluşan muamma hikayesi temel yapının ilk örneklerinin verilmesinden bu yana çeşitli alttürler ortaya çıkmış olsa da, esasında temel ilkeler değişmemiş, bozulmamıştır.

 

Polisiye Durumlar: Ülkemiz polisiyesinin yabancı polisiyeler kadar ilgi görmemesinin sebepleri sizce nedir?

Bu soruya kapsamlı ve doğru bir cevap verebilmek için önce ülkemiz edebiyatının durumuna, kitap okuma oranlarına, kitapçı sayısına ve kitap eleştirmenlerine ayrıntılı olarak bakmamız gerek. Türkiye’de edebiyata büyük ilgi olduğunu söyleyemeyiz. Kitap okumuyoruz. Büyük şehirlerde bile kitap satışları nüfus ile karşılaştırıldığında çok az. Ancak güzel işler de yok değil. Yarışmalar açılıyor, internetten duyurular yapılıyor. Üstelik bu yarışmalara her kesimden insanın katılımı mümkün. Ödüllerimiz çoğaldı. Bir süredir polisiye romanlara da ödül veriliyor. Dünya Kitap her yıl o yılın en başarılı polisiye romanına ‘Altın Sayfa Polisiye Roman Ödülü’ veriyor. Benzer şekilde Polisiye Yazarlar Birliği’nin ve Dedektif Dergi’nin yine her yıl verdikleri ödülleri olan ‘Kristal Kelepçe’ ve ‘Zehirli Kalem’ ödülleri de yazarlarla buluşuyor. Amerika’da ve Avrupa’da benzerleri daha çok olsa da bir başlangıç olarak umut verici.

Okura döndüğümüzde şunu görüyoruz: Yazar isminden, kitap isminden hatta kapaktan yola çıkarak kitap seçen çok sayıda okuyucu var. Durum böyleyken elbet bir kesim sırf ‘polisiye’ olduğu için rastgele kitap seçimine gidebilir. Fakat ben iyi yazılmış, yayıncı bulmuş kitapların boşa gittiğini düşünmüyorum. Bu durumun sürdürülebilirliği ise yazarın yazmaya devam etmesine bağlı. Kötü kitapların ise aksine, çekirge misali üçüncü zıplayışta yakalandığını düşünüyorum. Özellikle genç nesil güçlü eleştiriler yapıyor ve sorgulamaktan kaçınmıyor. Aynı zamanda seçici çünkü bütçesi kısıtlı ve haliyle boşa para vermek istemiyor.

 

Polisiye Durumlar: Son zamanlarda okuduğunuz ve izlediğiniz polisiyelerden hangilerini okurlarımıza da tavsiye edersiniz?

Kurt Wallander, Martin Beck, Maigret, Haritos, Rebus, Erlendur, Montalbano, Reneé Ballard, Van Veeteren, Robert Hunter, Bosch ve Harry Hole maceralarını öneririm. Bu maceralar bir polis soruşturmasının tüm ayrıntılarıyla gerçekçi bir şekilde ele alındığı, süreç boyunca merakın ve gizemin hiç kaybolmadığı, toplumsal meselelerin ve eleştirel bakışın ön planda olduğu maceralardır. Üstelik her biri son derece derin karakter tahlilleri içerir ve neredeyse tüm coğrafyalarda tüm polisiye okurları tarafından takip edilirler. Özel dedektiflerden ise Marlowe, Scudder, Cudy, Archer, Millhone sevdiğim ve tekrar tekrar okuduğum dedektiflerdir.

Beğeniyle izlediğim ve beni besleyen dizileri ise Marcella, Broen, Line of Duty, Bosch, Train, Valhalla Murders, Trapped, Wallander, Luther, Killing Eve, Sherlock, The Tunnel, The Sinner, Endeavour, Jack Taylor, Mindhunter, Rizzoli&Isles,  Mare od Easttown biçiminde sıralayabilirim.

 

Polisiye Durumlar: Yakın gelecekte yeni bir kitap ya da polisiye üzerine başka bir tasarımınız var mı?

Yeni bir Galip romanı üzerinde çalışmaya başladım. Bir aksilik olmazsa yıl sonuna doğru bitireceğim.

Yazar:

Turgut Şişman
Turgut Şişman
Turgut Şişman, PolisiyeDurumlar.com ve Dedektifdergi.com sitelerinin kurucuları arasında yer aldı ve halen polisiyeseverlerin ilgi ile takip ettiği bu iki projede aktif olarak görev almaktadır. Çeşitli kitaplarda ve online platformlarda hikaye ve makaleleri yayınlanan Turgut Şişman, Polisiye Yazarlar Birliği üyesidir ve 2005 yılından bu yana İngiltere'de yaşamaktadır.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum