Roger Ackroyd Cinayeti - Katil Kim?

Roger Ackroyd Cinayeti – Gerçek Katil 5

Geldik sonunda sorulması gereken esas soruya. Dr. Sheppard katil değilse, Roger Ackroyd‘u kim öldürdü? Bu sorunun cevabı aslında, yukarda, Agatha Christie’nin Yazma Tekniği bölümünde değindiğimiz ilkelerin içinde saklı.Bu ilkelere göre, romanın başlangıcından itibaren çeşitli ihtimaller okuyucuya birer birer sezdirilir. Öyle ki, herkesin katil olmak için öyle böyle bir nedeni vardır. Ama romanın sonuna geldiğinde ihtimallerin sayısı aniden bire düşer ve tek bir kişi katil olarak damgalanır. Daha önceki ihtimaller, bulmacayı çözmesi beklenen okuru körleştirmek için öne sürülmüş ama aynı zamanda çözüm her zaman gözünün önündeymiş duygusunu vermek maksadıyla yazar tarafından ortaya konmuşlardır.

Roger Ackroyd Cinayeti – Katil Kim?

Tam bir kapalı yapı olan cinayet romanlarında gerçek sadece bir tanedir. Yani katil sadece bir kişidir. Suç ortakları olabilir, ama bu, cinayetin belirli bir kişi veya kişiler tarafından işlendiği gerçeğini değiştirmez. İşte burada  illüzyon içinde illüzyon yaratmak yazarın yeteneğine kalmıştır. Tıpkı A. Christie’nin yaptığı gibi.

Mesela, roman boyunca bir çok ihtimal metnin içinde ileri sürülür. Bunların bazıları o kadar bellidir ki, okuyucu bunları hiçbir sorguya yer bırakmadan dışlar. Ama, sırf kafa karıştırmak için ileri sürüldüğü belli olan ihtimallerin, okuyucu tarafından kolayca dışlanacağı hesaplanarak aslında bu ihtimaller gerçeğin ta kendisi de olabilirler.

Ne gariptir ki, roman boyunca bir çok bulgu ortalığa serpiştirilir ama kitabın sonunda bunlardan yalnızca bir ikisi dikkate alınır. Bu yüzden Poirot, soruşturma sırasında karşısına çıkan  bir yığınla bulgu arasından sadece az sayıda birkaçını varsayımına dahil etmiştir. Nedir onlar? Anlatıcının belirtmediği küçük bir zaman farkı, kolltuğun yer değiştirmesi ve cinayeti haber veren telefon. Öteki bir çok bulguyu ya farketmediği, ya önemsiz kabul ettiği, ya hileli saydığı, ya da olayla doğrudan bir bağlantısı olmadığını göstererek ortadan kaldırdığı için görmezlikten gelir.Bizim varsayımımız ise onun dışladığı bu bulgulara dayanmaktadır.
Bu romandaki saf polisiye mantığa göre en olası katil Ralph Paton’dır. Ackroyd’un ölümünden en fazla yararlanacak kişi odur. Büyük bir servete sahip olacaktır. Ayrıca Ursula Born ile evliliğini artık rahatça sürdürebilecektir. Bu gerekçeler, Dr. Sheppard’ın öldürme gerekçesinden kat kat kuvvetlidir.
Paton’un bir katil adayı olarak Dr. Sheppard’a üstünlük sağladığı diğer bir husus ise, sosyo-psikolojik durumudur. İstikrarsız bir yaşam süren, kadın peşinde koşan, işi gücü olmayan, yerleşik bir hayat sürmeyen Paton’un, ağırbaşlı, saygın bir mesleği ve sosyal mevkii olan doktora göre, katil profiline çok daha fazla yakın olduğu tartışmasız bir gerçektir.
Ralph Paton, cinayet gecesi, hem de suçun işlendiği sırada  olay yerindedir. Cinayetin işlendiği sıralarda ormanda dolaştığı görülmüştür. Başka bir yerde olduğunu ise kanıtlayamamaktadır. Onun suçsuzluğuna inanmak için, aşırı bir iyi niyetten de fazlası gerekmektedir.
Ayrıca pencere önündeki ayak izlerinin ona ait olduğu saptanmıştır. Bu çok önemli bir kanıttır. Ne var ki Poirot, bu ayak izlerinin Paton’a ait olmadığında inat etmekte, bu en mantıklı kanıtı hileli bir kurgu sayarak saf dışı bırakmaktadır. Bunun için Dr. Sheppard’ın, Paton’ın ayakkabıları onun gözleri önünde çalması ve Ackroyd’un penceresinin altında bir damla su bulunması için yağmur duasına çıkması gerektiğini daha önce yazmıştık.
Birçok tanığa göre, ölümünden hemen önce Ackroyd’la tartışan sesin sahibi Paton’dır. Tanıklara göre, konuşma sırasında Ackroyd, üvey oğluna borç para vermeyi açıkça reddetmektedir. Ne var ki, Poirot’nun muhayyilesinin yarattığı geç çalışmaya ayarlanmış diktafon gibi akıl almaz bir icat karşısında Paton’ın suçlu olabileceği ihtimali, bir tür hokkabazlıkla kaybolup gitmektedir.


Roger Ackroyd’un Katili
İşte bu dramın gerçekleri bunlardır. Ancak bu gerçek, romandaki bazı diğer gerçeklerle uyum halinde değildir. Bu romanda, Hercule Poirot’nun final açıklamasındaki tutarsızlıklar, açıklamanın kendisini geçersiz kılmakta ve her şey Ralph Paton’un suçlu olduğunu göstermektedir. Diktafon konusu tamamen hayalidir ve Poirot tarafından Sheppard’ı suçlayacak bir varsayım oluşturmak amacıyla uydurulmuştur. O gece Paton, Ackroyd’dan para istemiş, baba oğul tartışmışlardır. Cinayetten sonra  kaçan Paton’ın ayak izleri pencerenin önündeki toprakta bulunmuştur. Ackroyd’dan kalacak mirasla Paton zengin bir adam olacaktır.
Bu varsayıma gelecek olan itirazları tahmin etmek zor değildir. Aşağıda bu itirazlara vereceğimiz cevaplar yer almaktadır.

1. Doktor Sheppard madem suçsuzdur, o halde neden kendisini savunmamış, üstü kapalı da olsa cinayeti işlediğini kabullenmiş, ve okuyucuya intihar edeceği izlenimini vermiştir?
Bu soruya verilebilecek cevap, aslında Poirot’nun ihmal ettiği bir olasılıktır. O da, Sheppard’ın Paton’a karşı duyduğu sevgidir. Tamamen baba oğul ilişkisine dayanan bu sevginin sonucunda Sheppard, her ne pahasına olursa olsun Paton’u korumak istemiş olabilir.
 
2. Sheppard suçsuz olduğuna göre, neden Paton’ı saklamıştır?
Eğer Sheppard suçluysa bunun bir anlamı yoktur. Çünkü gerçek eninde sonunda öğrenilecektir. Nitekim Poirot, Paton’ı kısa sürede bulmuştur. Ama Sheppard,Paton’un katil olduğuna inanıyorsa onu önce saklayıp sonra yurt dışına çıkmasına yardımcı olması anlamlı bir davranıştır. Burada da Sheppard’ın davranışlarını yönlendiren, Paton’a karşı duyduğu babaca sevgidir.
 
3. Madem Sheppard suçsuz, o halde neden gemi süvarisinden gelen telefonu, Parker’dan geliyormuş gibi göstermiş ve normalde yatağına yatıp uyuyacağı halde, çantasını da yanına alarak Fernly Köşkünün yolunu tutmuştur? 
Telefon konusu bütün çözümlerin yanıltıcı odağıdır ve mantıki bir açıklamaya muhtaç olan en önemli olgudur. Bir defa, şu hususların yalın birer gerçek olduklarının altı çizilmelidir. 1-Dr. Sheppard’ın evinin telefonu saat tam onu çeyrek geçe çalmıştır. 2-Arayan o gece Amerika’ya gidecek bir gemiye binmek üzere köyün istasyonunda tren bekleyen gemi süvarisidir. 3-Gemi süvarisi daha sonra yaptığı açıklamada, Dr. Sheppard’ın bir hastasına mesaj bırakmasını kendisinden istediğini ve saat onu çeyrek geçe telefonla arayıp durumu bildirmesini rica ettiğini söyler. O da gerekeni yapmış, mesajı bırakacağı adrese gitmiş, ama evde kimseyi bulamamıştır. Saat tam onu çeyrek geçe doktoru arayıp durumu bildirmiştir. 4-Bu konuşmaya Caroline şahit olmuş ama sadece Doktorun dediklerini duymuştur doğal olarak.
İşte bundan sonra garip olan -madem masum- Doktor Sheppard’ın bu telefon konuşmasını herkesten gizleyip, Fernly Köşkü’ne geri dönmek için bir gerekçe olarak kullanmasıdır. (Sheppard, katil olsaydı, bu kadar dolambaçlı ve işi raslantılara bırakan bir yöntem yerine, daha basit ama kesin bir usul kullanırdı. Bunu önceki bölümlerde belirtmiştik.)
Sorun şudur: Sheppard, bu bahaneyi neden kullanmıştır? Başka bir deyişle, mademki Sheppard masum diyoruz, Ackroyd’un ölmüş olabileceğinden nasıl bu kadar emindir?
Bu soruya verilebilecek en  akla uygun yanıt, adamın cinayeti önceden sezmiş olabileceğidir. Doktor Sheppard’ın yazdıkları dikkatle okunduğunda, adamın bir dram yaşanacağını önceden hissettiği ve bunun için kaygılandığı sonucuna varmak zor değildir. Doktor’un Payton’ın yanına gidişi de bu endişelerinin bir sonucudur.
Gelen telefon doktorun kötümser tahminlerini gerçeğe dönüştürür. O saate kadar Roger Ackroyd‘un onu aramaması kötü bir şey olduğuna delalettir. Öyle ya, şantajcının adını öğrenir öğrenmez Ackroyd’un onu aramasından daha doğal ne olabilir? Ama aramamıştır. O andan itibaren Ackroyd’un sessiz kalması onun öldüğünü gösterir. Sheppard’ın bunu kızkardeşine söylemesi de yalan olmaktan çıkar. Telefonun bir saat içinde yalnız bir kere, o da bir yalancı tanıklık için çalması, dramın meydana geldiği yani Roger Ackroyd‘un öldürüldüğü anlamına gelir.
Metnin analizi, Ralph Paton’un suçlu olduğunu göstermektedir. Paton dışında tartışmasız bir suçlu bulmak, bu metinde imkansızdır.  Parlak ve karmaşık bir çözüm peşinde koşan Poirot, sırf Sheppard’ı katil yapmak uğruna zorlama bir senaryo üretmiştir. Herkesi şaşırtacak, çılgınca bir çözüm peşinde koşmaktan, tartışmasız bir suçlu bulunmadığı için, kitabın sonundaki herşeyin Paton’ı gerçeğe en yakın katil yapmakta birleştiğini görememiştir.

Roger Ackroyd’un Gerçek Katili

Hatırlarsanız, Poirot’a göre, katil kurbanının evine içinde bir tabanca, bir çift ayakkabı ve özel bir mekanizma yerleştirilmiş bir diktafonla gider, sonra eve döner ve bir gemi süvarisinden gelecek bir telefonu bekler, sonra yeniden cinayet mahalline dönüp bir berjer koltuğun yerini değiştirir.

Bu hayallere karşı biz de şöyle bir alternatif geliştirebiliriz pekala: Ackroyd, bıçağı uzaktan fırlatan bir aygıt icat ederek intihar etmiştir. Ya da, diktafon uzaktan kumanda ile çalıştırılmıştı da diyebiliriz. Ve bütün bunları, tıpkı Poirot’nun yaptığı gibi, ciddi ciddi anlatabiliriz. Onun çılgınlığıyla, delice teorileriyle yarışacak bir çok abuk sabuk teori üretmek her zaman mümkündür.

Ama biz bunu yapmayacak ve kitabın mantığı içinde kalarak, metnin söylemediği hiçbir şeyi kaale almadan, yani sadece kitapta yazılanlara dayanarak kendi katilimizi açıklayacağız. Ve, kitaptaki her şeyin, ama herşeyin, sadece bu kişiyi katil gösterdiğini kanıtlayacağız. Herşey kesin olacak ve her türlü delice ya da romantik çözümler bizden uzak kalacak.

O halde soruyoruz: Roger Ackroyd‘u kim öldürdü?

Şu ana kadar elimizde iki aday mevcut. İki muhtemel katil. Biri kitabın açıkladığı katil, Doktor Sheppard, diğeri ise, Poirot’nun çözümüne kadar kitabın eşit derecede suçladığı Ralph Paton’dur. Her iki adayın avantajları ve dezavantajları vardır.

Doktorun avantajı romanın kendisinden gelir: O anlatıcıdır. Yani en şüphelenilmeyecek kişidir. Zaten onun katil olduğunuın açıklanması bir çok okuyucuda (buna ben de dahilim) sürpriz etkisi yaratmıştır. Dolayısıyla katil olmaya en elverişli kişilik, Poirot’dan sonra odur. Buna karşın dezavantajları daha fazladır: Bir katil psikolojisine pek sahip değildir. Gerekçeleri inandırıcı değildir. Fizik olarak cinayet işlemeye yatkın değildir. Soruşturma öncesiyle sonrasındaki davranışları tuhaftır.

Ralph Paton’da ise durum terstir. Uygun katil profiline sahiptir. Cinayet gerekçesi sağlamdır. Ve tam cinayet saatinde cinayet mahallindedir. Ne var ki, romanın en başından beri en olası katil olarak görünen Paton’un suçlanmasıyla sonuçlanacak bir çözüm, okuyucular açısından tam bir hayal kırıklığı olacaktır.

İşte bu yüzden, gerçek katilin bu iki zanlının avantajlarını birleştiren ama dezavantajlarına sahip olmayan biri olması gerekir. Sağlam bir cinayet gerekçesine, uygun bir psikolojiye ve fizik olarak bıçağı Acroyd’a saplayacak güce sahip olan bu kişi, okuru en az Doktor Sheppard kadar şaşırtabilmelidir. Ve tıpkı, Poirot’nun dediği gibi, tüm olgular bizi tartışılmaz bir biçimde aynı kişiye götürmelidir.

Önce şuna karar vermeliyiz. Bu cinayet, Bayan Ferrars’ın intiharı ve dolayısıyla ona yapılan şantajla ilgili midir, değil midir? Bayan Ferrars’ın mektubu kaybolduğuna göre, bizce de cinayet Ackroyd’un intihar eden sevgilisiyle ilgilidir. Yani cinayet nedeni, şantajı açıklayan mektubu ortadan kaldırmaktır.

Öyleyse, katil Ferrars’ların yakınındaki biridir. Daha genel bir ifadeyle, köyde yaşayan biridir. Böylece Charles Kent ve Binbaşı Blunt gibi kişiler, şüpheliler listesinden silinmiş olurlar.

Katilin kişilk yapısını dikkate alırsak, onun Dr. Sheppard’ın tam zıddı olduğunu kesinlikle söyleyebiliriz. Yani, çabuk düşünüp karar verebilen, soğukkanlı, acımasız ve kendinden emin biridir. Bu durumda, şüpheliler listemizden Flora ve annesi ile Sekreter Raymond gibi kişiler hemen elenirler. Buna karşılık, Blunt’ın avcı ve maceracı olması, onu bu profile yaklaştırsa da daha önce onu elediğimizden artık zanlılarımız arasında yer almayacaktır.

Sheppard’ın katilliğini reddettiğimize göre, katilin dışardan gelen biri olduğu açıktır. Ackroyd’un o gece odasına     kabul ettiği ve pencere önünde ayak izleri olan kişi bahçeden gelmiştir. Evden herhangi biri pencereden odaya girmeye kalkışsa, bu Ackroyd’u kuşkulandırabilirdi. Bu durumda şu sonuç ortaya çıkar: Katil onun evinde oturan biri değildir. Ama güvenebileceği ya da kendisine saldırmayacağını düşündüğü biridir.

Sheppard’ın suçsuzluğu varsayımı altında, Ackroyd’un saat dokuzda yaşıyor olması gerekir. Diktafon varsayımı da ortadan kalktığına göre, tanıkların duyduğu sesler de dikkate alınırsa cinayetin bir hayli geç saatlerde, muhtemelen dokuz buçuk civarında işlendiği söylenebilir.

Şimdi en önemli kısma geliyoruz. Katil, Bayan Ferrars’ın kocasını zehirlediğini bilen biridir. Poirot’a göre, Bay Ferrars’ı tedavi eden doktordan başka hiç kimsenin adamın neden öldüğünü kesin olarak bilmesi imkansızdır. Dr. Sheppard, konumu itibariyle bu bakımdan çok iyi bir yerdedir. Ancak köyde bu bilgiye sahip olabilme imkanına sahip başka insanlar da vardır.

Burada en önemli soru şudur: Katil, Bayan Ferrars’ın Ackroyd’a bir mektup gönderdiğini nerden bilmektedir? Katilin Bayan Ferrars’dan kendine bir tehdit yöneldiğini bilmemesi durumunda, cinayetini uzun uzadıya planlamasının gerekçesi ortadan kalkar. Dr. Sheppard, bunun içine doğduğunu söylemekte, ama bilmemektedir.

Katil ise fazladan şu bilgiye de sahiptir: Bayan Ferrars’ın sadece bir tek mektup yazdığı ve onu da Ackroyd’a gönderdiği gerçeği. Eğer polise de bir mektup yollamış olsaydı  -ki mantıken mümkündür- cinayet işlemenin bir anlamı kalmayacaktı. Poirot’nun yürüttüğü mantığın en önemli boşluğu buradadır. Sheppard’ın, mektubun yazıldığına dair bir bilgisi olmadığı gibi, ikinci bir mektubun yazılıp yazılmadığından hiç haberi yoktur.

Ackroyd’u öldürmenin bir anlamı olabilmesi için, Bayan Ferrars’ın tek bir mektup göndermiş (ve örneğin polise haber vermemiş) olması gerekir. Bu yaşamsal bilgiyi elinde bulunduran kişi katildir.

Son olarak, açıklamanın bir sürpriz içermesi konusuna değinmek gerekir. Polisiye roman kuralları gereğince, katilin kimliği açıklandığında okuyucu şaşırmalıdır demiştik. Yani, kimsenin kuşkulanmadığı birisini bulmamız gerekiyor. Bu kitaptaki kişilerden çok azı bu konumda bulunmaktadır. Sheppard, uzun uzun anlattığımız üzere, sürpriz etkisi yaratma bakımından birinci sıradadır. Ondan sonra gelen kişi ise…. Hercule Poirot’dur.

Bu varsayım olanaksız değildir. Ama gerçekleşme ihtimali çok düşüktür. En başta, Poirot’nun hiçbir cinayet gerekçesi yoktur. Müfettiş Raglan ve diğer polisler ise, Ackroyd cinayetini tasarlayıp uygulayan katilin kurnazlığının düzeyine çıkamayacak kadar silik kişiliklerdir. Bununla birlikte, katilin, resmi soruşturmacı olmasa da soruşturmaya yakından karışmış biri olduğunu varsayabiliriz.

Şimdi, yukarda sıraladığımız çok açık gerçekleri özetleyelim:
1. Katil, kesinlikle kitapta bulunan, ama kimsenin kuşkulanmadığı biridir.
2. Katil, büyük bir irade gücüne sahip olan, o gece Ackroydlarda bulunmadığı halde, dolaptaki hançeri almaya gidebilen ve sonra da Ackroyd’un penceresini tıklatabilen biridir. Köyde olup bitenler hakkında son derece bilgi sahibi, örneğin ilişkiler ağı sayesinde Ferrars ve karısı hakkında herşeyi bilen, üstelik onların mektuplarını izleyen biridir.

Yani, Caroline Sheppard!…

Gerçek Katil

İlk itiraz, Caroline’nin Bayan Ferrars’a şantaj yapan kişi olmasının neredeyse imkansızlığıdır. Biz de zaten Caroline’nin şantaj yaptığını iddia etmiyoruz. Burada bakış açımızı değiştirmeli ve şantaj yapan kişiyle cinayet işleyen kişinin ayrı ayrı insanlar olabileceği ihtimalini dikkate aşmalıyız. Kitapta, şantajcı ile katilin tek ve aynı kişi olduğuna dair en ufak bir emare yoktur. Dr. Sheppard, Bayan Ferrars’a şantaj yapmış bile olsa bu onun katil olduğunu ispatlamaz. Bu durum, romanda da Hercule Poirot tarafından birkaç kez düşünülmüş, ama sonradan bütün suç tek bir kişiye yıkılmıştır.

Bu cinayet, katilin doğrudan kendi çıkarını düşünerek değil, başkasını korumak için işlediği bir cinayettir. Yani, Caroline Sheppard, şantajcı olan kardeşini korumak için Roger Ackroyd‘u öldürmüştür.

Elimizdeki metinde ısrarla tekrarlanan bir durum vardır: Caroline Sheppard’ın, köyde olup biten her şeyi bildiği gerçeği.  Bu koşullarda, Caroline, Bay Ferrars’ın neden öldüğünü ve kardeşinin adamın dul karısına şantaj yaptığını bilmektedir. Soruşturma boyunca tüm bilgilere sahip olan, tüm geliş gidişleri izleyen bu kadın, kardeşinin bir yıldır Bayan Ferrars’ı düzenli olarak gördüğünü ve ona şantaj yaptığını nasıl bilmez? Ve kardeşinin Poirot’ya göre borsada  para kaybetmesine nasıl şaşırmaz?

Dahası, Sheppard’ın Ackroyd’un ölümünün tüm ayrıntılarını, bütün gün onu gözleyen ve her hareketine dikkat eden kız kardeşinin haberi olmadan planladığına inanmak da imkansızdır.

Caroline, Bayan Ferrars’ın aşçısıyla görüşen sütçüden öğrendiği, tek bir mektup gönderildiği bilgisi cinayetin işlenme gerekçesidir. Sheppard’ın bile hiçbir zaman bilmediği bu bilgiyi elinde tutan kişinin ancak katil olabileceğini daha önce ısrarla belirtmiştik.

Caroline, ilk başlarda belli belirsiz de olsa Ackroyd’u öldürme fikrine kapılmış olabilir. Kardeşinin bu işi yapacak karaktare sahip olmadığı gerçeğini kabullenmesi, onun cinayete karar verdiği andır. O akşam, Dr Sheppard’ı izlemiş, ya da Fernly park çevresinde gezintiye çıkmış olması da kuvvetle muhtemeldir. Evin dışına gizlenerek, kardeşiyle Ackroyd arasında geçen konuşmayı dinlemiştir.

Metinde bizi destekleyen bu çok önemli pasaj, nedense Poirot’nun dikkatinden kaçmıştır. Ackroyd, izlendiğini söylerken, ima ettiği şey Caroline’nin varlığıdır. Dr. Sheppard değil. Ne de olsa, insan karşısında duran bir kişi tarafından izlendiğini hissetmez….

Sheppard, son sayfalarda yazdığı gibi, gerçekten de Ackroyd’u öldürmek istemiş olabilir. Hatta buna niyetlenmiş olması bile olasıdır. Bu amaçla yanında silah getirmiştir. Ama onu kullanmaya cesareti yoktur. Hem bu cinayetin kendisine fayda sağlamayacağına inandığından, hem de psikolojik yapısından gelen nedenlerle, Ackroyd’u öldürmekten vaz geçmesi kolay olur.

Ackroyd’un çalışma odasının yakınında bir yere saklanmış olan Caroline, kardeşinin karakter güçsüzlüğünden doğan bu başarısızlığını görür ve Sheppard çıktıktan sonra pencereyi tıklatır. Ackroyd, kuşkulanmadan camı açar ve kadını içeri alır. Kuşkulanmaz, çünkü kadın evin dışından gelmekte ve mektupta onun adı geçmemektedir.  Tam tersine, az önce öğrendiklerinin sersemletici etkisi içinde ve artık suçluyu da bildiğinden, onu kabul etmek için her türlü nedene sahiptir ve kendini öldürmeye geldiğini düşünmesi olanaksızdır.

Demek ki, ev sakinlerinden bazılarının Ackroyd’la konuştuğunu duydukları esrarengiz ziyaretçi ve Blunt’ın parkta farkettiği esrarengiz kadın Caroline’dır. Bu varsayım, herhalde otomatik olarak çalışan (ya çalışmazsa?) diktafon varsayımından çok daha basit ve tatminkardır.

Doktor eve döndükten sonra gelen telefon olayını biliyorsunuz. Gemi süvarisi, Doktor’a istediği bilgiyi verir. Ama, doktor bu telefonu Cinayet mahalline gitmek için bir bahane olarak kullanr.Olay mahalline gitmek ister çünkü, o evde kendisinin sorumlu olmadığı ama izlerini silmek ya da gerçeği keşfetmek istediği bir cinayet işlendiğini düşünmektedir. Doktor, cinayet işlendiğinden nasıl böylesine emin olabilir? Kendisi cinayeti işlemediğine göre, onda bu kanati oluşturan sebep nedir?

Burada üç varsayım ileri sürebiliriz. Birincisi, Doktor, Fernly Park’ta Caroline’i farkeder. Hatta bir süre onu arar. Bu da Poirot’nun takıldığı “küçük saat farkını” izah eder. İkincisi, Sheppard eve döndüğünde Caroline evde değildir. Eh, bu da Doktor’u bir hayli şaşırtır ve korkutur. Metin, bu tarz bir okumaya izin vermektedir. Örneğin, Doktor’un eve erken dönmesi Caroline’yi şaşırtmıştır. Ne var ki bu şaşırma, Doktor eve girdiği anda mı olmuştur yoksa örneğin 15 dakika sonra mı, orası belli değildir.

Ackroyd’un Sheppard’ı aramamasının onun öldüğüne bir işaret olduğunu daha önce yazmıştık. Gerçeği öğrenen Ackroyd’un sevgili Doktor arkadaşını derhal aramasından daha doğal ne olabilir? Ama aramamıştır. Ackroyd’un bu tuhaf sessizliği, Caroline’nin eve geç gelişiyle birleştiğinde, Dr. Sheppard’ın bundan ne anlam çıkaracağı açıktır.

Ve son varsayımımız: Sheppard Ackroyd’un öldüğünü bilmektedir. Çünkü, bunu ona kızkardeşi söylemiştir. Ancak iki kardesin birlikte hareket etmiş olmaları ihtimali çok düşüktür. Çünkü, metinde, iki kardeş arasında ortak bir sır olduğuna dair ima bile yoktur.

Bu metindeki temel gizem şudur: Sheppard ve kız kardeşi birbirlerine çok bağlıdırlar. Karşılıklı olarak birbirlerini korumaktadırlar. Kitabın içerdiği tuhaflıkları anlayabilmek, bu gerçeği kabul etmekle mümkün olabilir. Karşılıklı koruma onları daha da ileri götürür, buna başkalarını düşünerek işlenen çifte cinayet denebilir. Caroline kardeşini korumak için Ackroyd’u öldürür, o da kız kardeşini korumak için kendisini öldürür.

Bu önerme Poirot’nun çözümüne karşıttır. Çünkü ona karşı kurulmuştur. Ama en önemlisi, Sheppard’ın müsveddeleriyle çelişen hiçbir yanı yoktur. Şunu hatırlayalım ki, Sheppard bir kez bile kendisini cinayetle suçlamaz. Ackroyd’u öldürme niyeti olabilir ama, cinayet aklından bile geçmez. Çift anlamlı ifadeler, onun hep suçsuz olduğunu vurgular. Öte yandan, çift anlamlı ifadeler, Sheppard’ı katil yapacak biçimde de okunabilir. Örneğin, ” Çok geç kalmadan mektubu okuması için yalvararak ona bir yaşama şansı vermiş olmaktan memnunum.” cümlesi, Caroline katil olsa da geçerlidir, Sheppard katil olsa da.Bu çözüme yapılacak bir diğer ama önemli itiraz, Doktor’un son bölümde diktafon hakkında yazdıkları gösterilebilir. Doktor burada, diktafonu Ackroyd’un çalışma odasına nasıl koyduğunu ve daha sonra nasıl çantasın tıkıştırdığını anlatır. Neredeyse bir itirafa benzeyen bu satırlar bunaltıcı gibi dursa da, metnin ortaya koyduğu yapıdaki sorunların bütününden bağımsız olarak değerlendirilemez. Kesinlikle yalancı olan birinin sözlerinin hiçbir değeri yoktur.

O zaman diğer yazılanları niye doğru kabul ediyorsunuz sorusunu duyar gibiyim. Bu soruna daha önce değinmiş ve kitabın iki parçalı olduğundan söz etmiştik. İlk 20 bölüm, Poirot tarafından da okunmuş, ve oradaki olguların ve ifadelerin doğruluğu, bizzat dedektif tarafından test edilmiştir. Hatıra defteri, Poirot tarafından Sheppard’a geri verilirken, kalan kısımları yazması ve daha açık sözlü olması da istenir. Sheppard’ın biraz fazla açık sözlü davrandığı kesindir.

Caroline’i katil yapan varsayım, Poirot’nunkinden kat be kat üstündür. Basit ve anlaşılırdır. Buna anlaşılmaz bir diktafon hilesi sokuşturmaya, berjer koltuğun yerini değiştirmeye veya sahibi oradayken bir çift ayakkabı çalmak için hana gitmeye gerek yoktur. Bizim varsayımımıza göre, ayak izleri o gece evin çevresinde olduğunu hiçbir zaman gizlemeyen Paton tarafından bırakılmıştır. Öteki izler de muhtemelen Caroline’e aittir. Metinde “bir çok ayak izleri”nden söz edilmektedir. Bu da bizim varsayımızın metinle ne kadar tutarlıklık gösterdiğine bir başka kanıttır. Ama, Caroline’in ayak izi bırakmamaya dikkat etmiş olması da mümkündür.
Bizim varsayımımız, iğrenç bir para hikayesini bir aşk hikayesine dönüştürdüğü için de Poirot’nun uçuk varsayımından daha klastır.  Çünkü, Ackroyd ve Sheppard’ın çifte ölümüne götüren cinayet mekanizması, tamamen tutkulu bir aşka, birbirlerini korumak için öldürmek dahil herşeyi yapmaya hazır iki kardeşin aşkına dayanmaktadır.

Söz Sırası Agatha Christie’de  

Bu eserdeki en şaşırtıcı nokta, açıkladığımız gerçeğin kitabın hiçbir yerinde gizlenmemiş olmasıdır. Metindeki tüm önemli bölümlerde hakikatin aslında başka bir şey olduğu yazılıdır. Bu hakikat, kelimelerin, cümlelerin, ifadelerin arkasına gizlenmiştir. Ancak, doğru bir okuma bu gizliliği deşifre etmekte zorlanmaz.
Agatha Christie’nin çeşitli hile ve kandırmacalarla dolu kitabı 3 ayrı biçimde okunabilir. Birincisi bize verildiği biçimde, yazılanların okunmasıdır. Burada Doktor Sheppard’ın katil çıkması tam bir sürprizdir. İkinci okumada, doktorun katil olduğunu biliriz ve aslında daha önce okuduğumuzun aksine gerçekten her olgu ve ifade bize onun katil olduğunu haykırmaktadır. Son okuma ise, Sheppard’ın masum olduğunu, katilin kızkardeşi olduğunu bilerek okumadır. Burada, Sheppard’a acır, Poirot’un deliliğe varan şarlatanlığına kızarız. Diğer yandan da görürüz ki, aslında kitabın her satırı bize Caroline’ın katil olduğunu adeta fısıldamaktadır.

Örnekler çoktur. Ve daha kapsamlı bir araştırmaya konu olabilirler. Burada birkaç stratejik örnekle  yetineceğiz. Caroline’ın katil olduğuna dair ipuçları daha kitabın ilk sayfalarında verilir. Hatırlarsanız, romanı özetlediğimiz serimizin 2. bölümünde şunları yazmıştık:

Sheppard, kızkardeşini bir gelinciğe (bir tür fare) benzeterek Rudyard Kiplingten bir alıntı yapar: “Kipling’in yazdığına göre, gelincigin sloganı şu kısa cümleyle özetlenebilir: Git, ara ve bul. Eğer Caroline günün birinde kendine bir slogan edinmek isterse ona bunu önereceğim. Hatta o, ilk iki sözcüğü atıp sonuncusuyla bile yetinebilir. Çünkü kızkardeşim, evden hic cikmayarak sayısız keşiflerde bulunur. 

Burada Sheppard’ın Kipling’e gönderme yaparak vurguladığı nokta, ablasının meraklılığıdır.  Ne var ki, Kipling’in  Cangıl Kitabı‘ndaki  “Rikki Tikki Tavi” hikayesindeki firavun faresinin tek özelliği meraklı olması değildir. Kipling’in firavun faresi, herşeyden önce evini koruyan bir hayvandır. Teddy adında küçük bir çocuğun ailesine kabul edilir ve derhal evi dış tehlikelerden, özellikle de yılanlardan korumaya girişir. İkinci bir özelliği ise müthiş öldürme yeteneğidir. Hikayede, birkaç sayfalık bir anlatım içinde, bir çift kobra ile yirmi beş de küçük yılan öldürür.

Bu öldürme gücünün, Kipling’in firavun faresine özgü bir yetenek olmadığının altını çizmeliyiz. Kesin bir bilimsel gözleme dayanmasının dışında, tüm ansiklopedi ve sözlüklerde de bu hayvanın meraklılığına hiçbir gönderme yapılmadığı halde, öldürme gücü ve cesareti belirleyici bir özelliği olarak gösterilir. Vikipedi’de şu satırları okuyabilirsiniz:

Firavunfaresi kuyruğu ile birlikte 1 metre boyundadır. Çok hareketlidir ve korkunç bir hasımdır. İnatçıdır ve avını asla elinden bırakmaz. Kobranın yaman ve çekindiği en bilinen düşmanı olan firavunfaresi kobra ile karşılaşmaktan hiç korkmaz. Mücadeleden de genel olarak galip çıkar. Yılanın, saldırılarından hızla kaçıp ataklarını savuşturur ve sonunda yılanın üstüne atlayarak ensesinden yakalar.

Sheppard, öldürme yeteneğiyle ünlü bir hayvana gönderme yaparken  aslında katilin adını da açıklamaktadır. Daha açık bir ifadeyi ise sonlarda kullanmıştır.

“Caroline beni ürkütüyordu.”

Kitap adeta çifte suçlamayla çerçevelenmiştir.  Ve anlatıcı, kendisini haksız yere suçladığı bu metinde sanki gerçek katili gizlice belirtmeye karar vermiştir.

Buna rağmen, kuşkular kitabın hiçbir yerinde Caroline’a yönelmez. Sanki onun bir ayrıcalığı vardır. Cinayet saatinde nerede olduğunu Poirot merak bile etmez. Polis de kadını sorgulamaz. Ve bu meraksızlık anlatıcıda da vardır. O da bize hiçbir şekilde Caroline’ın o geceyi nasıl geçirdiği hakkında en küçük bir bilgi vermez.
Bu durum Agatha Christie’yi bilenler için oldukça yadırgatıcıdır. Agatha Christie’nin romanları arasında, en önde bulunan kşilerden birinin böylesine her türlü kuşkudan uzak tutulduğu, cinayet saatinde nerede olduğunun bile sorulmadığı  başka bir örnek yoktur. Tam tersine, birinci ağızdan anlatılan romanlarında, anlatıcıların eşleri ya da yakın akrabaları hem cinayet zanlısı olarak gösterilmiş, hem de çok sıkı sorgudan geçirilmişlerdir.

Tüm diğer kişiler ne yaptıklarını dakikası dakikasına  kanıtlamak zorunda kalırken, başından itibaren zanlılar listesinin dışında kalan Caroline Sheppard’ın cinayet gecesi köyde rahatça gezinmesi ve hesap vermemesi şaşırtıcıdır. Onu dokunulmaz kılan, ayrıcalıklı olmasını sağlayan şey nedir?

Bu inanılmaz özgürlük, Caroline’ın romanda çok özel bir kişi olarak tasarlandığını göstermektedir.

Psikanalizin yardımıyla bu kişiliğin Sheppardla birleşen ama ona baskın çıkan yanları, bizi aslında çifte kişilikli tek bir katile kadar götürebilir. Caroline, aslında Dr. Sheppard’da olması gereken ama asla olamayan karakteri yansıtır. Bu karakter, ister bilinç altında, ister bilinç düzeyinde yaratılmış olsun, güçlü, erkeksi, kurnaz ve kararlı bir ruh haline tekabül eder. Dolayısıyla, romanın asıl kahramanı Caroline’dır.

Caroline ve Sheppard arasındaki ilişki, kardeşten çok, ana-oğul ilişkiine benzemektedir. Özellikle, Caroline, kardeşten çok anneyi andırmaktadır. Doktorun eviyle,beslenmesiyle ilgilenen, ona sürekli öğütler veren hatta azarlayan Caroline, kardeşini sevgiyle koruyan bir anne figürüdür.Evin çocuğunu koruyan böyle bir firavun faresinin, çocuğunun tehdit altında olduğunu hissedince öldürücü olmasına kim şaşırabilir?

Bu kişiliğin Agatha Christie tarafından bilinçli olarak yaratıldığından hiç kuşku yok. Çünkü, otobiyografisinde Caroline’nın kendisinin favori kahramanı olduğunu açıkça söylüyor. Daha da ileriye gidersek, aslında Caroline, ilerde ortaya çıkacak olan Agatha Christie’nin iki numaralı detektifi Miss Marple’dan başkası değildir. Miss Marple’ın daha çok bir prototipi olarak yer aldığı bu romanda, bu yüzden iki dedektif vardır ve kitap baştan aşağıya bu iki dedektifin kıyasıya mücadelesi halinde geçer.

Bilinçaltı açısından gerçek mücadele Sheppard’la Poirot arasında değil, Caroline ile Poirot arasındadır. Hatta diyebiliriz ki, Roger Ackroyd Cinayeti, öncelikle bu çiftin bir öyküsüdür.  Sheppard’ın son sözlerinden biri olan “Oysa bu yazdıklarımı, Poirot’nun bir başarısızlık öyküsü olarak yazmayı düşünüyordum.” cümlesi, bu durumun bir özetidir. Böylesine rekabet havasındaki bir açıklama, Poirot’nun en büyük rakibesine yapılan bir göndermeden ibarettir.

Poirot’la Caroline arasındaki psikolojik mücadele romanda gizlenmemiştir. Her iki kahraman da birbirlerinden etkilendiklerini saklamazlar. Birbirlerine ilgi duyarlar ve bunu açıkça söylerler. Poirot, Doktorla konuşmak yerine sık sık Caroline’la görüşmeyi tercih eder. Caroline da defalarca Poirot’yu evinde ziyaret etmekten geri durmaz.


Bilinçaltının bu psikanalizi bize Agatha Christie’nin de asıl katilin kim olduğunu bildiğini ve bunu okuyucusuna duyurmak için elinden geleni yaptığını gösterir. 

O kadar ki, kitabın bir yerinde Poirot, Dr. Sheppard’ı sevgili arkadaşı Yüzbaşı Hastings’e benzetecektir. Gerçekten de Hastings’le Sheppard’ın bir ortak yönü vardır. İkisi de Sherlock Holmes’un Watson’u gibi, Poirot’la birlikte soruşturmaya katılır ve bunu okuyucuya anlatırlar. Ne var ki, Hastings, olgulardan hiçbir sonuç çıkaramayan bön, ahmaklık derecesinde saf bir adamdır. Poirot’nun benzetmesinde de, Dr. Sheppard’ın saf -ve aynı zamanda ahmak- bir adam olduğu iması vardır.

Bu ima o kadar kesindir ki, sonuçta Dr. Sheppard, sorgulayan değil kurbanın kendisi olur.

Sheppard ile Poirot arasındaki zıtlık yapaydır. Asıl karşıtlık, Caroline ile Poirot arasındadır. İki dedektif arasındaki bu ölümüne mücadele, aslında iki katil arasındaki bir mücadeledir. Ve asıl sorulması gereken soru da  “Doktor Sheppard’ın gerçek katili kim?” biçimine dönüşür. Çünkü Sheppard’ın suçsuzluğunun anlaşılmasından sonra, kitapta temel bir değişim meydana gelir. Metin, bir cinayet soruşturması ve sonuçlarının açıklanması olmaktan çıkar, tamamen bir cinayet anlatısına dönüşür.

Evet, bu roman, son tahlilde, görkemli bir cinayet anlatısıdır.  İlk satırdan en son cümleye kadar, bize, Hercule Poirot’nun delice cinayetinin kurbanı olan  Doktor Sheppard’ın yavaş yavaş öldürülmesini nakleder. Kitabın bütünü içinde bulunan ama körleştirilmiş okuyucuya görünmeyen, çok titiz, çok ustaca yazılmış bir anlatıdır bu.

Gencoy Sümer

(*) Yararlanılan Kaynaklar:
-Agatha Christie,Roger Ackroyd Cinayeti,çeviren:Pınar Kür.Metis Yayınları, Nisan 1992.
-Pierre Bayard, Roger Ackroyd‘u Kim Öldürdü?, çeviren:Doğan Yurdakul, Doğan Kitap, Haziran 2003.
-John Curran, Agatha Christie’s Secret Notebooks,Harper Collins Publishers, 2010, London.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum

1 thought on “Roger Ackroyd Cinayeti – Gerçek Katil 5”

  1. Vee sonunda!! Genç bir Agatha Christie hayranı olarak ilk okuduğumda bu kitabın büyüsüne kapılmış, uzun süre etkisinden çıkamamıştım. Oysa yıllar sonra Roger Ackroyd'un gerçek katilinin bulunacağı kimin aklına gelirdi? Kesinlikle Agatha Christie'nin… Bence bu kurgu onun eşsiz dehasından ibaret. Bu yapıtın insanı bu derece büyülemesi de bu yüzden. Poirot'nun yanlış kişiyi katil seçmesi yazarın bir yanılgısı değil, inanılmaz zekasının bir oyunu bence.. Bu kitabı gelmiş geçmiş en iyi polisiye roman yapan da bu: muhteşem bir kurgu! Her şey gözümüzün önündeyken Poirot'nun o meşhur son sayfa açıklamalarını bekledik.. Kitabı okuduktan bir süre sonra Pierre Bayard'ın gerçek katil konusunda bir eser yazdığını öğrenince araştırma yaparken bu blogda yazılanları okudum. Pierre Bayard'ın kitabını her yerde aramama rağmen baskısını bulamayınca, kitabın kendisiyle baş başa kaldım. Okurken dikkat edilmesi gereken yerleri not alarak ilerledim ve gerçek katile ulaştım.. Agatha'ya inanmamam gerekiyordu ve Agatha'nın romanda kim olabileceğini düşündüm ve karşıma tek bir kişi çıkıyordu: Caroline! Ve kitabı 2. kez bitirdiğimde Christie'ye bir kez daha hayran oldum 🙂

Yorumlar kapalı.