Polisiye yazari Suphi Varim kimdir?

Polisiye yazari Suphi Varim kimdir?

Suphi Varım kimdir?

Turgut Şişman bana bu konuyu verdiğinde, ne yalan söyleyeyim, önce biraz bocaladım.

Ben editör olsam “Cinayet Zanaatına Nasıl Bulaştım?” veya “Hayatımda Tabutun Önemi?” gibi asap bozucu başlıklar tercih ederdim. Ancak sevgili Turgut Şişman’ın her editör gibi her şeyin en iyisini bildiği kanaatini taşıdığımdan sesimi çıkarmadım.

Gelgelelim, Suphi Varım hakkında bir şeyler yazabilmek için bilgisayarın karşısında homurdanırken bu başlığın hiç de savcılıktan alınma iyi hâl kâğıdını çağrıştırmadığını fark ettim. Daha ziyade meşhur adamlar ansiklopedilerindeki başlıkları anımsatıyordu. Dolayısıyla egom hareketlendi, pek keyiflendim. Bir ansiklopediye meşhur adamlar maddesini yazarcasına bilgisayarımın tuşlarına vurmaya başladım.

Suphi Varım’ın çocukluğu, İzmir’in beton ormanına dönüşmediği yıllarda, sokak aralarında ve arsalarda Çelik Bilek, Tom Miks, Kaptan Swing ve Zagor olarak geçti. Demek ki hayal gücü zengin bir çocuktu. Ailesi mahalle arasındaki iki katlı evi bırakıp dönemin modernleşme simgesi apartmanlardan birine taşınınca Kulver Kalesi’nden ve Darkwood Ormanı’ndan kopan küçük Suphi, beton blokların arasında ne yapacağını şaşırdı, hüzünlendi. Yerli TV dizilerindeki ifadeler gibi oldu ama idare edin artık. Ne de olsa kahramanımız, annesi ve anneannesiyle birlikte Yumurcak, Sezercik ve Ayşecik türü acıklı filmlere pek sık giderdi.

O yıllarda mahalle kitapçısında tesadüf eseri Agatha Christie’nin ‘Ölümün Sıcak Eli’ romanını buldu; okur okumaz da polisiyenin büyüsüne kapıldı. Christie’yi Mickey Spillaneler, Maurice Leblanclar, Carter Dicksonlar, falan filanlar takip etti. Türk Sanat Müziği sanatçıları işe hep Üsküdar Musiki Cemiyeti’nde başladıklarını söylerler ya, bizimki de bu polisiye ustalarının rahle-i tedrisatından geçerek yola çıktı.

Kolej’de kendi kafasındaki arkadaşlarıyla gizli bir dedektiflik bürosu kurup apartman olmayı bekleyen metruk evlere girmeye, dedektifçilik oynamaya başladı. Bu arada söyleyelim ki dersleri tepetaklak gidiyordu.  Ne yapsın? Ansiklopedi, polisiye, Rokambol, Fantoma hikâyeleri, çizgi roman okumak, Türklerin Anadolu’yu fethinden ve havuz problemlerinden daha cazip geliyordu ona.

Zaman geçti ve genç Suphi Varım, artık Suphi Bey oldu. Yıllarca profesyonel yönetici olarak çalıştı. Yüksek lisansını ve doktorasını tamamlayıp ekonomi âlimleri arasına katıldı. Hatta bir üniversitede yardımcı doçent olup ders bile verdi. Bu yoğunluk içinde Nezihe’ye kocalık, Sedef’e babalık etmeye çalıştı. Derken, tarihî an geldi ve Suphi Bey, kırk dokuz yaşının baharında Tekaüt Suphi Beyliğe terfi etti. Çocukluk düşlerinin eşliğinde tam gaz polisiye yazmaya koyuldu. Yazar Suphi olarak kendini o küçük Suphi gibi hissediyor artık.

Suphi Varım ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi okumak için tıklayınız:

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum