Vasiyetnamenizi Yazdınız mı?

Vasiyetnamenizi Yazdınız mı?

Polisiye edebiyatta bir çok cinayetin vasiyetname yüzünden işlendiğini hepimiz biliriz.

Katilimizin yaşı, cinsiyeti ve mevkii ne olursa olsun, sonuçta daha iyi yaşamak, borçlarından kurtulmak ya da gelecek endişesine son vermek için yaşlı teyzesini ortadan kaldırması, bu güne kadar yazılmış sayısız cinayet romanının ana konusu olmuştur.

Miras yoluyla zengin olma güdüsüyle cinayet işleme yaygın bir tema olsa bile, katilin harekete geçmesi için mirası bırakacak olanın vasiyetnamesi hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Öyle ya, ya amcanız bütün mirasını Geyik Avcıları Klübü’ne bırakmışsa. O zaman boş yere zahmete girmek ve bir  o kadar soruşturmacılarla boğuşmak zorunda kalacaksınız demektir. Hatta soruşturmacınız Mösyö Poirot gibi fazlasıyla özel bir dedektifse, Old Bailey’de yargılanıp bir şafak vakti Pentonville Hapishanesi’nde asılmanız da  mümkündür.

Vasiyetname

Vasiyetnamelerin bazen uzun ve karmaşık, bazan da “Bütün mirasımı sevgili karım Helen’e bırakıyorum,” gibisinden tek cümleden ibaret olması az rastlanılan durumlardan değildir. Katil açısından önemli olan, içerik hakkında bilgi sahibi olmaktır. Vasiyetnamede illa kendi adının geçmesi gerekmez. Karısının, çocuğunun ya da kolayca etki altına alabileceği birinin adının geçmesi bile cinayete karar vermesi için yeterlidir.

Kapitalizmin gelişip, servetin belli ellerde toplandığı ve bunun yaygın bir hal aldığı 19. yüzyılda, İngiltere’de aile içinde işlenen cinayetlerin haddi hesabı yoktu. O devirde kolay anlaşılamadığı, ölüm sonrasında kendini belli etmediği ve belirtilerinin ileri derecedeki mide iltihabına benzediği için yaygın bir biçimde kullanılan Arsenik, miras sorunlarını halletmede oldukça etkili bir zehirdi. Bu yüzden adı miras tozuna çıkmıştı. Bu kadar çok tercih edilmesinin diğer nedenleri ise, bol bol üretilmesi ve kolay kullanılabilmesiydi.

Vasiyetnameler genellikle matbu kağıtlara yazılır ve iki tanığa imzlattırılırdı. Resmi bir yetkilinin bu sırada hazır bulunması gerekmezdi. Saklanması için bir  avukata verilebileceği gibi, evde ya da işyerinde gizlemek te mümkündü.

Önemli bir cinayet nedeni olan vasiyetnamelerin rolü, polisiye romanda  daha da abartılı olarak karşımıza çıkar. Vasiyetnamenin yazılması kadar yazılmaması, ya da yenilenmemesi ve yahut  buna karar verilmesi de polisiye edebiyat da çok ciddi bir cinayet nedenidir. Yaşlı ve zengin Lady, ağustos sıcağında hizmetçisine şömineyi yakmasını emrederse bilin ki, işin içinde bir iş var demektir. Büyük ihtimalle, Lady hazretleri yeni bir vasiyetname yazmaya karar vermiştir. Eskisini ise şöminede yakacaktır.
Bu kadar önemli bir unsur haline gelince, vasiyetnamelerin kaybolması veya çalınması da polisiyenin gözde konularındandır. Bir tür kendi halinde bir kapalı oda bilmecesi olan bu hikayelerde şaşırtıcı çözümler üretilmesi, okuyucu için oldukça keyifle okunan sayfalar yazılmasına yol açmıştır.

Sadece Agatha Christie’nin polisiye romanlarının üçte birinde, cinayet nedeni doğrudan ya da dolaylı olarak vasiyetname ile ilintilidir.

Mirasçıların vasiyetnameye itiraz hakları vardır. İtirazlarının kabul edilmesi için ya vasiyetnamenin sahte olduğunun kanıtlanması ya da kurallara uygun tertiplenmediğinin belgelenmesi gerekir. Diğer bir deyişle, eğer babanız kurallara uygun bir vasiyetname hazırlamış ve size zırnık bırakmamışsa, yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur.  Mirasın devrinde, kamu otoritesinin dikkate alacağı tek husus eldeki vasiyetname ve varsa orada yazılı olan koşullardır.

Polisiye romanlarda, vasiyetnameye itiraz hemen hemen hiç görülmez. Çünkü bunun gerçek hayatta da fazla bir karşılığı yoktur.

Türkiye’ye bakarsak, vasiyetnamenin mirasçılara servet paylaştırmada çok önemsiz bir araç olduğunu görürüz.  Hukuken değeri sıfıra yakın olduğundan, vasiyetname yazma alışkanlığımız yoktur. Vasiyet etme, vasiyette bulunma geleneğimiz olmakla birlikte, bunun vasiyetname yazmakla aynı şey demek olmadığını belirtelim. Vasiyet etme,  kişinin ölümünden sonra yapılmasını istediği işlerdir. Bu, malının mülkünün nasıl paylaştırılacağına ilşkin ayrıntılı bir talep listesinden çok, sadece bazı hayır işleri ve bazı kişilere yapılacak yardımlarla ilgilidir.

Bizim hukukumuza göre, eş ve çocukların reddedilemez miras hakkı vardır. Yani siz vasiyetname yazsanız ve bütün mirasınızı Silivri’deki Ayşe Nine’ye bıraksanız bile, cadaloz karınızı ve üç haylaz oğlunuzu mirasınızdan mahrum edemezsiniz. Yasalar, önce ailenizin hakkını belirler. Daha sonra geriye kalan meblağ, vasiyetinizin hükümlerine tabi olur ki bu da genellikle toplam servetin üçte birinden daha azdır.

Kısacası, uygulanmayacağı bilindiğinden, vasiyetname yazmak bizde yaygınlaşmamıştır. Böyle olunca, polisiye kurgunun çok önemli elemanını kullanma fırsatımız da olmamıştır.

Polisiye romanın, bizde gelişememesinin nedenlerinden biri de budur. Öyle ya, vasiyetname olmayınca önemli bir cinayet motivasyonu da ortadan kalkmıştır. Milyonlarca ikinci dereceden akrabanın, teyzelerini ya da amcalarını öbür dünyaya göndererek miraslarına konma hayallerinin üzerine kalın bir sünger çekilmiştir. Meydan daha çok oğullara ve kızlara kalmıştır ama bu tür yakın hısımlar arasında cinayet işlenmesi, bizde ancak bir cinnet geçirme sonucu gerçekleşmektedir. Bu cinnetin de genellikle para ve mirasla alakası yoktur.

Türkiye’de vasiyetnameye dayalı bir cinayet öyküsü ne kadar güzel yazılırsa yazılsın, inandırıcılığını baştan kaybetmiş demektir. Bir polisiye kurgu düşünün ki, son sayfalara kadar sizi heyecanla sürüklemiş,sonunda finale gelmişsiniz. Ve orada cinayetin, halasının vasiyetinden çıkarmaya karar verdiği yeğeni tarafından işlendiğini öğreniyorsunuz. Ne soğuk bir duş. öyle bir finalin zerre kadar inandırıcılığı yoktur. Oysa, bir polisiye roman her bölümünden daha çok, finaliyle inandırıcı olmak zorundadır.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum