Haşhaşiler kimdir?

Haşhaşiler kimdir?

Haşhaşiler, assasins, esasiyyun, fedailer, Nizariler… Tarih boyu pek çok isimle anılsalar da, belirgin bir imaj olarak yüksek dağ kalelerinde, öldürme ve sızma için eğitilen siyah giysili figürler olarak aklımıza düşmektedirler.

Günümüze kadar pek çok tarih sohbetinin ilgi çekici konularından biri olmuş ve Assasin’s Creed isimli oyun serisiyle birlikte de genç kuşak arasında popülerliğe kavuşmuşlardır. Haşhaşi esasında kendilerine başkaları tarafından takılmış bir isimdir. Felsefi öğretilerini İbn-i Meymun’dan aldıkları iddia edilmektedir. Kurucuları Hasan-ı Sabbah, İran’ın Rey şehrinde doğmuştur (1052-1053?). Şia’nın Oniki İmam Mezhebine mensuptur. Tarihçi İbn’ül-Esir, ondan bahsederken sihir, matematik, astronomi gibi birçok ilim dalında maharetli olduğunu bildirmiştir. Kendisi ve yaptıkları hakkındaki güvenilir yegâne kaynak Cüveyni’nin “Tarih-i Cihangûşa” adlı eseridir. Bunun nedeni Moğollar Alamut’u ele geçirdikten sonra oradaki kütüphaneyi yakılmadan inceleyebilmesi ve “Sergüzeşt-i Seyyidna” adlı Hasan-ı Sabbah biyografisini kurtarabilmesidir. Buna göre Emir Darrab adında bir İsmaili fedaisi tarafından yetiştirilmiştir. Selçuklu veziri Nizamülmülk ile sürtüşmesi neticesinde saraydan ayrılıp Isfahan’da yeniden İsmaili öğretisinin tesiri altına girmiş ardından ise Mısır’a gitmiştir. Kahire’de Fatımi Halifesi tarafından karşılanan ve bir süre burada kalan Hasan ardından İran’a geçerek Nizarilik öğretisini yaymaya başlamıştır. Bazı kalelerin valilerinin akıllarını çelerek kendi safına çeken Sabbah, en son Alamut Kalesi’ne sahip olduktan sonra oraya yerleşmiş ve 1124’teki ölümüne kadar orada kalmıştır.

Haşhaşiler ve Alamut Kalesi

Haşhaşiler hakkında bilinen şeyler, genellikle onların çevresindeki devletlerin tarih kaynaklarında yazanlara dayanmaktadır. 1257 yılında Moğollar, Alamut Kalesi’ni ele geçirdikten sonra buranın kütüphanesini yaktıklarından dolayı doğrudan doğruya kendilerinden bahseden bir kaynak günümüze kadar ulaşamamıştır. Alamut Kalesi’ni ele geçirmesinin ardından (1090’dan sonra) otoritesini sağlamlaştırmak ve yaygınlaştırmak adına kendisine kazandırdığı taraftarların bazılarının dinsel yönlerini sivrilterek, bunları suikast işlemekten çekinmeyen bir tür “canlı bomba” haline getirmiştir. Yapılanmasının en alt seviyesinde olan Fedailer yani suikastçılar, tarikatın çoğu sırlarına vakıf değillerdi. Ancak fiziksel açıdan eğitimleri oldukça zorlu ve seçkindi. O derece ki, tarihsel kayıtlarda bunların bir cinayet işlemek için aylarca sabredebildikleri, kurtulanlar için yeni bir plan tertipleyebildikleri söylenmektedir. Bu pervasızlıklarını sürekli içinde bulundukları ortamdan ve kendilerine yönelik yoğun dinsel propagandadan almaktadırlar. Marco Polo haricinde hiçbir kaynakta, cennet bahçesi ve hurilerden bahsedilmez ancak bazı kaynaklarda göreve gönderilecek fedailerin bir ziyafet sofrasında o anki üstad ile birlikte sofraya oturup onun konuşmalarından etkilendiklerini söyler. Fedailerinin bu denli korkunç üne sahip olması, zaman içerisinde haklarında kimyasal ilaçlarla bu hale geldikleri söylentilerinin yazılmasına neden olmuştur. Ancak bunun asıl kaynağının şeyhlerine duydukları sarsılmaz inanç olduğu söylenebilir. Hasan-ı Sabbah da bu şekilde taraftarlarını inanç vesilesiyle toparlayabilmiştir. Bu sonraki dönemlerinde de sürmüştür, Haşhaşilerin Suriye kolu üzerine gönderilen Haçlı elçilerinin gözü önünde, kendilerini yüksek kuleden atan fedailer bunun göstergesidir.

MEHMET BERK YALTIRIK – Seyfettin Efendi

Seyfettin Efendi Çizgi Romanında yer alan karakterleri tanımak için tıklayınız.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum