Hercule Poirot kaç yaşında öldü?

Hercule Poirot kaç yaşında öldü? – Küçük Bir Muamma

Hercule Poirot’nun yaşı her zaman merak konusu olmuştur. Bunun temel nedeni, tarihsel izlemeye tabi tutulduğunda, ünlü dedektifin bir insan ömrünü çok çok aşan bir ömür sürdüğünün ortaya çıkmasındandır. Bunun sorumluluğu ise Agatha Christie’ye aittir. Yazar, kendisinin yazdığı yaşam öyküsünde, Poirot’nun yaşı konusunda büyük bir hata yaptığını itiraf eder. Onu, daha ilk romanında yaşlı bir adam olarak göstermesinin ilerki yıllarda büyük sorunlara yol açtığını belirtir.

Poirot’nun ilk serüveni 1916 yılına aittir. Birinci Dünya Savaşı devam ederken, ülkesi Belçika’dan ayrılmak zorunda kalıp, Birleşik Krallığa sığınmış bir mültecidir o sırada. Daha önceki yıllarda, Avrupa’da tanıştığı ve dost olduğu Arthur Hastings ise yüzbaşı rütbesiyle katıldığı savaşta yaralanmış, bir süre hastanede kaldıktan sonra, arkadaşı John Cavendish’in davetiyle Styles malikanesine gelmiştir. İki eski dost burada karşılaşırlar ve Styles’de işlenen bir cinayeti çözerler.

Bu sırada Poirot emekli olmuş bir polistir. Emekliliğin en erken savaş başlamadan az önce yani 1914’de olduğu varsayılırsa, on zamanki Belçika yasalarına göre 62 yaşında olması icap eder.

Roger Ackroyd cinayetini çözdüğünde ise 72 yaşındadır. O sırada kendini özel dedektiflikten de emekliye ayırdığı gerçeği hatırlanırsa, bu makul bir yaştır.

Bu durumda Hercule Poirot’nun doğduğu yıl 1854 olmaktadır.

Agatha Christie, dedektifini fazla yaşatmak istemediği, birkaç maceradan sonra, başka dedektiflerle yoluna devam etmeyi düşündüğü için, yaşlı bir Poirot’yla işe başladığını anlatır biyografisinde. Nitekim, daha 1930 yılındayken Poirot’yu öldürmeye kalkışır ama yayıncısı buna izin vermez. Onun üzerine, Poirot’nun ölümünü anlatan son roman, Agatha’nın ölümünden sonra yayınlanmak üzere bir çekmeceye kilitlenir. Bu da hepimizin bildiği Ve Perde İndi‘dir.

Ve Perde İndi,1976 yılında basılır. Böylece öldüğünde Hercule Poirot’nun 122 yaşında o
lduğu ortaya çıkar. (1976-1854=122). Bu oldukça abartılı bir rakamdır.

Bu durumda Poirot, Filler de Hatırlar’da 120 yaşında, Elmayı Yılan Isırdı’da 115 yaşında, Tavus Kuşu Cinayeti’nde 113 yaşında, Ölüm Saatleri’nde 110 yaşında olmaktadır. Dedektifimize “maşallah” diyeceğiz ama, rakamın tuhaflığını da vurgulayacağız. Zira, 100 yaşını geçtikten sonra bir insanın bir cinayeti soruşturmaya ne akli ne de fiziki gücü yeter. Karşımızdaki dedektif  Hercule Poirot bile olsa.

İşin içinde bir iş olduğu bellidir.  Poirot 122 yıl yaşamış olamaz. Bu akla, mantığa, bilime aykırıdır.

Öte yandan, Poirot’nun yaşam tarzı da 122 yıllık bir ömür gibi bir piyangoyu kazanacak şansa sahip olmaktan uzaktır. O asla spor yapmaz, her zaman yüksek kiloludur. Alkol ve sigara kullanır -fazla olmamakla birlikte. Korkunç kalorili İngiliz kahvaltısına bayılır. Kakao, likör gibi içecekleri her gün tüketir. Kısacası yaşam tarzı  ona 122 yıllık bir ömür vermekten çok uzaktır.

Bu mantıksızlığı aşmak için hesabımızı yeni baştan yapacağız .

Önce, yukarda bulduğumuz 1854 rakamını doğru olarak kabul etmeyi sürdürüyoruz.Yani, Poirot’nun 1854 yılında doğduğu görüşümüzde ısrarcıyız. Poirot’nun son romanı ise 1930 yazıldı ve kasaya kondu. İşte bulmacanın yanıtı burada. Agatha Christie, kendisinin ne zaman öleceğini bilemezdi. O yüzden tahminen otuz yıllık bir süre sonrasını anlatan bir roman yazdı ve orada Poirot’yu öldürdü.

Böylece otuz yıl boyunca görüşmediği Hastings’le onu yeniden karşılaştırdı. Hem de yeniden Styles’de.

Arthur Hastings, 1924’teki Cinayet Bağlantısı’ndan sonra Bella ile evlenip Arjantin’e yerleşmişti. Ne tuhaftır ki, Agatha Christie, 1937’deki Ölüden Gelen Mektup’tan sonra Yüzbaşı Hastings’le Hercule Poirot’yu asla buluşturmadı. Ta ki 30 yıl sonra Ve Perde İndi’ye kadar. Ancak Ve Perde İndi, otuz yıl sonra yayınlanmadı. Çok daha sonra, elli iki yıl sonra yayınlandı. Çünkü Agatha Christie o tarihte öldü.

Diğer bir deyişle 1937’den sonra Poirot bir daha ölene kadar Arthur Hastings’i göremedi. Bütün 40’lı, 50’li ve 60’lı yılları sevgili dostu mon ami Hastings’den uzakta geçirdi. Bu nedenle, onların yıllar sonra çok yaşlı oldukları bir dönemde Styles’de yeniden karşılaşmaları sanıldığından ve bilindiğinden daha dokunaklıdır.

Biz tekrar Poirot’nun yaşına dönelim:  1924 üzerine 30 yıl koyarsak 1954 elde ederiz. Bu Hercule Poirot’nun ölüm yılıdır. Aynı zamanda bu süre,  Hastings’in yaşlanması, karısının ölmesi ve çocuklarının yetişkin bir insan olması için yeterli ve makul bir süredir. Poirot da bu hesaba göre yüz yaşındayken hayata gözlerini yummuş olmaktadır. Bunun da daha öncekine göre daha kabul edilebilir bir ölüm yaşı olduğu açıktır ama gene de bir hayli uzundur. Ölümünden bir kaç yıl öncesine kadar İngiliz kırlarında koşturduğu, Londra’nın tenha mahallelerinde iz sürdüğü dikkate alınırsa tuhaftır da.

Agatha Christie’nin 1937’den sonra bir daha Arthur Hastings’li roman yazmaması da ilginç. (Ve Perde İndi, 1930’da yazıldı.) Poirot’dan nefret ettiğini, bu yüzden, Roger Ackroyd’un muhteşem başarısına rağmen, onu öldürdüğünü biliyoruz ama  Yüzbaşı Hastings’e olan takıntısı neydi acaba? Daha yaklaşık kırk yıl süren aktif yazarlık dönemine rağmen, onu Arthur Hastings’li bir serüven yazmaktan alıkoyan neydi?

30 yıl önceden yazılmış ama henüz yayımlanmamış bir finalin duygusal arka planını sağlam bir zemine oturtma kaygısı olabilir mi? Ne dersiniz?

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum