iyi polisiye iyi edebiyat mıdır?

iyi polisiye iyi edebiyat mıdır?

İyi polisiye iyi edebiyat mıdır? Bana kalırsa değildir.

İyi polisiye; iyi bir senaryo, iyi bir matematik, iyi bir snopsis, iyi bir hikaye, iyi bir macera olabilir ancak. Günümüze kadar edebiyat eleştirmenlerince polisiyenin edebiyattan sayılmamasının nedenlerinden biri de budur: polisiye; bilimsel çalışmalarca desteklenen bir anlatı türüdür. Bir polisiye yazarı ile diğer tür romancılar arasında oldukça farklılıklar vardır. Polisiye yazmak için edebiyatçı olmak gerekmez, hatta edebiyatçı olmak, polisiye yazarı olmanın çok küçük bir kısmını kapsar. İyi bir polisiyeci, eğer sağlam doneler elde etmek için polis, hukukçu, doktor, kriminal laboratuar çalışanları, adli tıp gibi meslek erbaplarıyla iletişim kuramazsa; bu sayılan mesleklerin hepsinin bilimsel alanlarında kendi araştırmalarını yapmak zorunda kalır. Kısacası; hem polis, hem savcı, hem doktor, hem adli tıp uzmanı, hatta yeri gelir katil olmak ve o ruhu taşımak görevini üstlenmek durumunda kalır. Aksi takdirde, yazdığı eser oldukça zorlama ve uyduruk hayal mahsulleriyle, vasatın altında bir anlatıyla okura sunulur ve bir eser olarak hiçbir değeri kalmaz.

Bu konulara örnek verecek bir olay anlatayım: her ne kadar eserleri pulp-fiction sınıfında kalsa dahi, Fransız yazar Maxime Chattam; ilk romanı “Kötü Ruh”u yazmadan önce yaptığı araştırmalar, biraz önce öne sürdüğüm gerekçeleri doğrular nitelikte. Tamamıyla adli tıp ve kriminal laboratuar çalışmalarından elde edilmiş teknik sunumları kapsayan bir dille yazılan Kötü Ruh, Chattam’ın iki yıl boyunca otopside bir staj öğrencisi gibi çalışmasıyla elde edilmiş bir polisiye romanıdır. Eseri, bestseller tarzı abur cubur edebiyat ve klişe aksiyon romanı formatını aşamasa da, elde edilen teknik bulgular ve detaylarla desteklenmesi açısından, polisiye tekniğinde göz ardı edilmemesi gereken bir gerçekçilik ve çalışmayı gözler önüne sermiştir. Fakat bu tür çalışmaların bir handikabı da vardır; teknik detaylar, anlatıyı gereksiz bilgiler silsilesi ile boğabilir ve okuyucuyu yorabilir. Nitekim, her okur doktor ve adli tıp uzmanı değildir. Polisler arasında geçen en ayrıntılı yazışmaları ve tutanakları da okuması gerekmez. Bahsi geçen romanda, otopsi dili ve terimlerinin abartılı bir biçimde kullanılması, okuyucunun kafasında, ‘acaba, teknik konulara hakimiyetini ibraz etmek için yazar şov mu yapıyor?’ izlenimi bırakabilir. Gerçekler en sade ve yalın bir metinle okuyucuya aktarılmalıdır.

Ahmet Ümit Polisiyesi

Ahmet Ümit, İstanbul Hatırası adlı kitabının önsözünde, tam yirmi bir adet meslek erbabına (Tarih profesörü, adli tıp uzmanı, cinayet büro amiri, veteriner, imam vs.) ve birkaç eleştirmene teşekkürlerini sunarak başlıyor ve bunların birinin olmaması durumunda, bu romanın yazılamayacağını ifade ediyor. Bu, bir polisiyenin yazma sürecinde dokümantasyonun ne kadar önemli olduğunu bariz bir biçimde anlatıyor.

 

Diğer polisiye yazarları ve polisiye kitapları

Yeni bir polisiye yazarı olan Erkan Özkaya’nın Pepsis ve Tarantula’sı da bu konuda örnek gösterilebilir. Bir Yargıtay üyesi olan Özkaya, ilk kitabını dokümanter destekle bir roman hüviyetine kavuşturabilmiştir. Yüksek Mahkemenin işkence, sahte para, silah ticareti ve bilişim suçlarına bakan dairesinde görevli Erkan Özkaya’nın Pepsis ve Tarantula’yı yazarken mesleki bilgi ve tecrübelerinden yararlandığı gibi, bu süreçte TÜBİTAK ve Savunma Sanayi Müsteşarlığından destek almış.
Uzun yıllar yurtdışında gazetecilik yapan, uluslararası gazetecilik deneyimi bulunan Elçin Poyrazlar, bir gazeteci polisiyesi olan “Gazetecinin Ölümü”nü yazarken, gazetecilik birikiminin getirdiği teknik bilgiler ve yabancı diplomatlarla olan ilişkisinin gerçekçi bir tasviriyle örüntü kurmuştur romanında. Ortaya polisiyeyle harmanlanmış salt bir gazetecilik ve siyasi entrika romanı çıkmıştır.

Manken Tuğba Sarıünal’ın “Hakiki Tıbbi Gerilim” anonsuyla piyasaya çıkardığı “Nakil” isimli roman, edebiyat alanında yetkinlik olmasa dahi biraz teknik bilgi ile pulp-fiction bir polisiye ortaya çıkarılabileceğini gösteriyor.

Ahmet Ümit polisiye kitapları, polisiye kurallarına uyuyor mu?

Polisiyenin günümüze kadar eleştirmenlerce edebiyattan sayılmamasının ardında birçok neden yatsa da, özellikle günümüz polisiyelerini incelediğimiz vakit sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkar. Günümüz polisiyeleri içinde edebiyata en yatkın olan Ahmet Ümit polisiyeleridir. Fakat Ahmet Ümit romanları, yeteri kadar polisiye olmamakla eleştirilmektedir. İçeriğinde doyurucu polisiye öğeleri yoktur. Hatta yazdığı tarih, mitoloji, antropoloji öykülerinin içerisine polisiye boca ederek, bir nevi romanlarını cazip kılmaya çalışmaktadır. Tek başına İstanbul’un kültürel değerleri, tarihi mirasımız, mitoloji; bir roman sanatı olarak popüler kültür içinde yeteri kadar ilgi çekmeyeceği için, okurları tarih bilincine sahip çıkma konusunda biraz iyi niyetle, biraz da ticari kaygılarla eserlerini polisiye ambalajıyla sunabilmektedir. Öte yandan, her ne kadar bu yüzyılda S.S. Van Dine’nın belirlediği ‘klasik polisiye yazmanın yirmi kuralı’na hiçbir yazar tarafından uyulmasa da, Ahmet Ümit’in polisiyeleri, bu mevzubahis yirmi kuralın tamamına aykırıdır. Aslında polisiyenin ta günümüze kadar edebiyattan sayılmamasının nedenlerinin arasında, Van Dine ve onun çağdaşı (Ronald Knox, Raymond Chandler vb.) bazı yazarların, polisiye yazma esaslarına getirdiği ağır kurallar vardır. Bu kurallar, polisiyeyi bir nevi sinopsis veya film senaryosu kıvamına getirmektedir. Eserleri, hiçbir toplumsal etken ve ahlaki nedenleri irdeleme gereksinimini içermeden, sadece katili bulma matematiğine göre işleyen Agahta Christie’nin romanlarının bazıları dahi, S. S. Van Dine’ın yirmi kuralının bazılarını ihlal ettiği konusunda eleştirilmektedir. (Örn; Cinayet Alfabesi’nde, okurun katili bulmak için en ufak bir ipucuna sahip olamaması.)Toparlarsak; polisiyeyi edebiyat ile izdivaç ettirmek zordur. İkisinden birinden taviz vermek zorundayız. 

Ahmet İnce

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum