Orçun Yenilmez'le Röportaj 2

Orçun Yenilmez’le Röportaj

Orçun Yenilmez'le Röportaj 7Polisiye Durumlar: Merhaba Orçun Bey. “Derin Şüphe”  adlı ikinci polisiye romanınız geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Bu kitabınızın yazılma ve yayınlanma serüveninden kısaca söz eder misiniz?

Öncelikle yazma serüvenime adım atmama olanak sağlayan Dedektif Dergi ekibine teşekkür etmeliyim. Dergiyi keşfettiğim günden beri ilgi ile takip ederken bir gün o ailenin bir parçası olacağımı hiç tahmin etmemiştim. O yüzden çok mutluyum. “Ben de roman yazmalıyım,” diye karar verdiğimde kafamda bölük pörçük bir konu vardı. Nasıl toparlarım daha ilgi çekici hale nasıl getirebilirim diye düşünüyordum. Kitapçıda gezerken Paganizm ve sembollerle ilgili kitapları görüp kurcalamaya başladım. Daha önce Evden Kaçış Oyunu tasarlayıp faaliyete geçirdiğim dönemde şifrelerin çoğunluğu yapboz ve bilmece şeklinde sembollerden oluşturmuştum ve simgeler açıkçası her zaman merakımı da cezbetmiştir. Kurguda gelişen olayları semboller üzerine dayandırmaya karar verip üzerinde araştırmalara başladım. İki ayda bir yayınlanan dergiye hikâye yazmak için çaba harcıyor diğer yandan işimi (Sağlık sektöründe tıbbi mümessil olarak çalışıyorum) aksatmamaya özen gösteriyordum. O yüzden dosyanın hazır hale gelmesi için oldukça zor bir süreç yaşadığımı belirtmeliyim. Hazırlanma, araştırma ve yazma kısmı neredeyse iki yılımı aldı. Bittiğinde büyük hevesle bilindik yayınevleri dâhil birçok yere dosyamı gönderdim ancak sadece birkaçından olumsuz da olsa geri dönüş oldu. İsim vermek istemediğim bir yayınevi dosyamı incelemeye aldığını söylediğinde geri dönüş yapmalarını bekledim. O sırada Gencoy Hoca’mın desteği ile Dedektif yazarlarının kitapları peş peşe Herdem Kitap’tan çıkmaya başladı. Yayınevinden gelecek cevabı bekleyişim uzun sürünce başka yayınevi ile çalışacağımı belirten bir mail atıp dosyamı Gencoy Hoca’ya gönderdim.  Beğendiğini fakat bazı noktalar üzerinde düzenlemeler yapmam gerektiğini belirtti. Gencoy Hoca ve Emel Hanım’ın (Aslan) yardımlarıyla romanıma son şeklini verdim. Bu vesile ile kendilerine tekar teşekkür etmek istiyorum. Kapak tasarımı ve baskı aşaması da Herdem Kitap Editörü Şebnem Hanım (Canatalay) ile sorunsuz ve hızlı şekilde ilerledi. Artık çıkacağı anı bekliyordum ve bir akşam Şebnem Hanım mesaj atarak müjdeyi verdi.

 

Polisiye Durumlar: “Derin Şüphe”nin konusu nedir? Bundan da biraz bahsetmenizi rica etsek?

Hikâyelerimde ve Dipsiz Kuyu’da yer alan Cengiz’le ekibi Derin Şüphe’de çok daha karmaşık bir dava ile karşılaşıyorlar. İhbar üzerine gittikleri olay mahallinde kurbanın kıyafetinden çıkan bir sembol bu cinayeti diğer davalardan farklı kılıyor. Cinayet Büro ekibi suçluya ulaşmak için attıkları her adımda katil onlara yeni bir kurban daha sunuyor. Mitolojik imgeler Cengiz ve ekibini geri dönüşü olmayan karanlık, gizemli aynı zamanda gerilimli bir yolculuğa sokuyor.

 

Polisiye Durumlar: Romanınızdaki belli başlı karakterleri okurlarımıza biraz tanıtır mısınız? Onları yaratırken gerçek ya da kurgusal karakterlerden esinlendiğiniz oldu mu?

Başkomiser Cengiz, Evren ve İlker üçlüsü birbiri ile karakter açısından zıt fakat bir o kadar da uyumlu. Sert mizacına karşın babacan kişiliğe sahip Cengiz dik başlı, doğru bildiğinden asla taviz vermeyen kahve ve çay tiryakisi. Wing Chun dövüş sanatını iyi bilen biri. Tek kusuru ağzının bozuk olması. Evren, insanlara yardım etmeyi seviyor. Cengiz gibi o da detaylara önem veriyor. İşinde de oldukça özenli ve zeki biri. İlker ise kıvrak zekâsı ve hızlı karar verme yeteneği dışında bu iki karakterin tamamen zıttı. Ekibin çocuk ruhlu tek üyesi. Babasının isteği üzerine polis olmayı seçmiş biri. Üzerine sorumluluk almayı çok sevmeyen ve olmadık zamanlarda vurdumduymaz tavırları ekip arkadaşlarını bazen kızdırabiliyor. Son olarak ekip içinde en çabuk parlayan ve bir anda siniri sönen karakteristik özelliğe sahip. Üç şahsın da tutum ve davranışları tamamen kendilerine has. Kendi davranışlarımdan her üç karaktere ufak da olsa bazı özellikler ekledim. Karakterlerimin oluşturduğu büyüyü bozmamak adına açıklama yapmıyorum .

 

Orçun Yenilmez'le Röportaj 8Polisiye Durumlar: Romanınızı kimlerin okumasını tavsiye edersiniz? “Derin Şüphe” kimlere hitap ediyor?

Belirli bir yaş kıstası ya da cinsiyet ayrını  yok. Polisiye, gerilim ve gizem bu türlerden en az birine ilgi duyan herkesin okuyabileceği bir roman olduğunu düşünüyorum.

 

Polisiye Durumlar: Bu romanı yazmaya sizi yönelten ne oldu? Ele aldığınız konunun gerçek hayatta bir karşılığı var mı yoksa tamamen sizin hayalinizden çıkan bir kurgu mu söz konusu?

Beni yazmaya yönelten etkenin aslında çok ilginç olduğunu düşünüyorum. Gerilim, macera, gizem, korku içeren aynı zamanda muammalı kitaplar, filmler ve dizileri hep sevmişimdir. Az önce ilginç olduğunu düşündüğüm etken şöyle; 2016 yılında arkadaşımla birlikte korku ve gerilim temalı, genel isimleri Evden Kaçış Oyunu olan Adrenalin 3.5 adında bir işletme açtık. Oradaki oyunun hem konusunu hem de bulmacalarını ben hazırlamıştım. Fakat işletmenin bulunduğu yerle ilgili bazı eksiklikler yüzünden belediyeden ruhsat alamayınca taşınmak yerine kapatma kararı aldık. Açıkça belirtmeliyim imzamı taşıyan oyunda yarattığım dünyanın başkaları tarafından beğenilmesi ve insanlara heyecan vermesi farklı bir tatmin duygusu yaşamamı sağladı. Ancak işletmenin ömrü kısa sürdüğü için bu hazzın tadına tam anlamıyla varamadım. Kendimi bildim bileli yabancı polisiye kitaplar okurum. Kitapçıda gezerken Günay Gafur’un Kuklacı kitabının kapağını görmüş merak edip almıştım. Şimdi iyi ki almışım diyorum. Çünkü birçok polisiye yazarlarını keşfetmem Günay Gafur sayesinde oldu. Yazarın daha başka neler yaptığını internette araştırırken Dedektif Dergi ve oradan da diğer yazarları tanıma şansım oldu. Başlarda ilgi ile takip ettiğim Dedektif’e hikâye göndermeye karar verdim. Gönderdiğim ilk öyküde Gencoy Hoca ve sevgili Turgut’un (Şişman) motive edici yaklaşımı ve yol göstermesiyle Tutsak adlı hikâyem önce Dedektif’in internet sitesinde sonra da kolektif seçkisinde yer aldı. Dipsiz Kuyu roman olarak basılmadan önce beş bölümlük tefrika halinde Dedektif Dergi’de yayınlandı. Yazdıklarım ilgi görmeye başlarken kısıtlı imkânlar ile hazırladığım kurgu ve atmosferi oynayanlar tarafından çok beğenilen Evden Kaçış Oyunu kısa sürede son bulan bir macera olarak içimde uhde kaldı. Hayal gücümün sınırlarını istediğim gibi genişletip kuralları keyfime göre koyduğumu fark edince oyunda tattığım heyecanın daha fazlasını yazdığım hikâyelerde yaşamaya başladım. Ve Derin Şüphe’nin ilk çalışmalarının adımlarını attım. Derin Şüphe’de karakterlerin başından geçen zararsız bazı küçük olayların dışında kurgu tamamen benim iç dünyama ait.     

 

Polisiye Durumlar: Sizce polisiye nedir? Polisiyenin olmazsa olmazları, kuralları var mıdır?

Bana göre polisiye; kurban, suçlu ve o suçluyu kovalayan kişinin de yer aldığı olayın bilmecelerle dolu olmasıdır. Polisiye eser okurken her ayrıntıyı, her ipucunu kafamda bir yerlere not etmeyi severim. O yüzden okuyucuyu gereksiz ayrıntılara, kurguyu desteklemeyen bilgilerle boğacak ve aldatacak unsurlardan kaçınılmalı. Bir cinayetin ya da herhangi bir suçun aydınlatılması için tesadüflere dayanmaması gerekir. Mantıklı çıkarım ve kanıtlar üzerinden değerlendirilmeli, okuyucu bu anlamda tatmin etmeli. Bunları yaparken yazar ister sürrealist bir dünya yaratabilir ya da tamamen realist davranabilir, tercih meselesi. Emniyet teşkilatı içindeki hiyerarşik yapı, komuta zinciri, prosedürler, teknik bilgiler, işleyiş gibi konularla bağlantılı olarak yazarların çok sık hata yapıldığı yazılıp çizilmekte. Çok detaya girmiyorum ancak bu söyleme katılmıyorum. Böyle bir kuralı kim koydu?  Ben yazarın oluşturduğu dünyanın bana hissettirdiklerine, yarattığı karakterlerin tutarlı davranışlarına ve okurla arasında kurulan bağın ne denli güçlü olduğuna bakarım. Eğer yazar kaleme aldığı konunun altını mantıklı bir şekilde doldurabiliyor ve okuyucusunu tatmin edebiliyorsa istediği gibi hareket edebilir. O yüzden adı Polisiye Edebiyat değil mi?

 

Polisiye Durumlar: Ülkemiz polisiyesinin yabancı polisiyeler kadar ilgi görmemesinin sebepleri sizce nedir?

Öncelikle en temel faktör yabancı ülkelere kıyasla Türkiye’de okuma oranının çok düşük olması. Diğer yandan ülkemizde yazarlar birden çok sorunla mücadele ediyor. Başlıca sebeplerden birinin de edebiyat dünyasındaki popülist dayatma olduğunun altını çizmek istiyorum. Tanınmış bir isim değilseniz işiniz hiç de kolay değil. Çünkü yayınevlerine sunulan çalışmalar sanatsal gözle değil çalışmayı ortaya koyan kişinin popülasyonuna göre ticari açıdan değerlendiriliyor. O yüzden uzun süredir bu uğurda emek harcayan yazarların isimlerinin bilinmemesi ve yazmaya hevesli yazar adaylarının daha yarı yolda pes etmeleri çok normal. Başarılı bir eser ortaya koymak için yazarın iyi bir akıl hocası ve güçlü bir ekiple çalışması, yayınevinin desteği gibi kıstaslar çok önemli. Ancak bu şekilde bir yapı ülkemiz şartlarında ekonomik sebeplerden ötürü pek mümkün görünmüyor. Diyelim ki oldu. Eserimizi, kendimizi nasıl tanıtacağız? Çok büyük bir güç olan İnternet ortamının da doğru kullanıldığını düşünmüyorum. Bu konuda profesyonellerden destek almak gerekiyor. Ekstra mali külfet. Diyelim ki bunu da karşılayacak gücümüz var. Peki, beklenen satışlar gerçekleşecek mi? Hayır!  Bunlara sahip değilsek eldeki imkânları değerlendirme yollarına gidiyoruz. Bu sırada karşımıza fazla takipçi sayısına sahip hesaplardan sosyal mecrada kitap tanıtımı yapacağını söyleyen ve yazarlardan bedava kitap isteyen şahıslar çıkıyor. Bu kişilerin de sayısı her geçen gün artıyor. Talepler geri çevirildiğinde hakaret eden bile var (Bu işi layığı ile yapan, ciddi okur kitlesine sahip dostları tenzih ediyorum ki genelde bu kişiler kitapları kendileri temin ediyorlar). Fazla insana ulaşmaktan ziyade kitap okuyan, polisiye seven kişiler hedef alınmalı. Kitaplarla birlikte yazarlar da iyi şekilde tanıtılmalı. Uzun lafın kısası, yabancı ülkelerde yayınevleri ve yazarların o ülkenin devletleri tarafından desteklendiğini (Burada belirttiğim gibi süreç elbette o kadar kolay gerçekleşmiyor) okuyor ve duyuyorum. Ne yazık ki Türkiye’de bu işleri yazarlar ve yayınevleri kendi maddi güçleri ile yapmaya çalışıyor.

 

Polisiye Durumlar:Son zamanlarda okuduğunuz ve izlediğiniz polisiyelerden hangilerini okurlarımıza da tavsiye edersiniz?

En son okuduğum son üç kitap içinden Su Tunç’un Hatırla isimli romanını beğendim. Elbette yıl içinde okuduğum birçok eser var fakat liste uzayıp gitmemesi için son üç kitap içinden en beğendiğimi belirtiyorum. Okurlara şu şekilde tavsiyede bulunabilirim. Yeni yazarlar ile tanışmak, tarzlarını öğrenmek istiyorlarsa Dedektif’in gerçekleştirdiği Zehirli Kalem Öykü yarışmasında dereceye giren öykülerin yer aldığı Elanor’un Kırmızı Beresi, yine Dedektif’in kolektif eserlerinden Pazartesi Çıkmazı, Velinimet Kırtasiyesi, Polisiye Yazarları Birliği üyelerinin yer aldığı Dark İstanbul kolektif kitaplarını mutlaka tavsiye ederim. Her öyküde ayrı keyif aldığımı belirtmeliyim. Bu sayede Türk yazarlara olan önyargıların da kırılacağından eminim. Çok fazla film izleyebildiğimi söyleyemem ancak yakın geçmişte izlediğim polisiye filmlerinden bir, iki örnek vermem gerekirse El Cuerpo (Ceset), Contratiempo (Görünmeyen Misafir) mutlaka izlenmeli derim. Dizilerden Netflix platformunda yer alan ve çok beğendiğim Line Of Duty, sonrasında The Fall ve The Stranger.

 

Polisiye Durumlar: Yakın gelecekte yeni bir kitap ya da polisiye üzerine başka bir tasarımınız var mı?

Evet, Derin Şüphe’nin devamı niteliğinde yeni bir çalışma içerisindeyim. Umarım kısa zamanda bitirebilirim.

Yazar:

Turgut Şişman
Turgut Şişman
Turgut Şişman, PolisiyeDurumlar.com ve Dedektifdergi.com sitelerinin kurucuları arasında yer aldı ve halen polisiyeseverlerin ilgi ile takip ettiği bu iki projede aktif olarak görev almaktadır. Çeşitli kitaplarda ve online platformlarda hikaye ve makaleleri yayınlanan Turgut Şişman, Polisiye Yazarlar Birliği üyesidir ve 2005 yılından bu yana İngiltere'de yaşamaktadır.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum