You are currently viewing Hep Sonradan

Hep Sonradan

Salına salına gelir hep sonradan gelen…

Sigaramı yaktım, uzun zamandır içilmemiş duman ciğerlerime dağıldı. Başımda hafif bir dönme. Çakmağımı cebime sokuşturduktan sonra esaslı bir iki fırt daha çektim. Hızlı mı içtim yoksa? Kanımın çekildiğini hissediyorum, başımın dönmesi arttı iyice.  Bu sigaralar da iyice çabuk bitiyor artık. İzmariti yanmaya yüz tutmuş sigaramı attım hafiften bir sinirle. Hava da öyle bir pis ki. Yağsa mı yoksa esip geçse mi bilemiyor. Kafamın üzerinde dönen koyu bulutlara bir küfür savurdum. Vücudum soğuktan sızladı. İnce montuma sığdırmaya çalıştım iri vücudumu.

Ne işim var burada? Bu acı günlerde geçmişe sığınıyorum sanki. Yaşanmamış anlar geleceğe umut mu vaat ediyor?

Yok, yanlış yapıyorum. Geçmişte doğru karar vermiştim, şimdi de aynı kararda ısrar etmeliyim. Kararlılıkla bir sigara daha yakıyorum. Geçmişte de haklıydım şimdi de haklıyım.

“Geçmişte haklı mıydın?”

“Evet, tabii ki haklıydım. Bir dakika ya, kim soruyor bunu?”

Etrafıma bakınıyorum. Çevremi saran ulu ağaçların arasından beklenmedik misafirimi görmeye çalışıyorum. Sessizlik. Küçük hayvanların sebep olduğu birkaç çıtırtı dışında hiçbir ses yok. Kimse yok burada. Soruyu kim sordu? Etrafıma dikkatlice bakınıp dar patikada yürümeye devam ediyorum. Birkaç gün önce yağan yağmur çakıllı yolun dışını çamur etmiş. Su birikintileri ve çamurlardan sekerek geçiyorum.

“Sana soruyorum.”

“Ne soruyorsun?”

Durup dikkatle etrafımı gözlüyorum yeniden. Çıt yok. Ağaçların dalları savruluyor. Hışırdayan birkaç yaprak. Ben kiminle konuşuyorum?

“Hey!”

Durup dinliyorum yanıt var mı diye.

“Çıksana ortaya. Öyle ağaçların ardından soru sormakla olmaz bu işler. Diyeceğin bir şey varsa çık da karşıma söyle.”

İçimden hafiften bir öfkenin yükseldiğini hissediyorum. Kimse yok.

“Çıksana arkadaşım dışarı her neredeysen.”

Yok çıkmayacak. Umursamamaya karar vererek adımlarımı hızlandırıyorum. Derdi neyse anlarız elbet. Ben işimi yapayım da bir an önce bu kasvetli ortamdan kurtulayım.

Ne zamandır gelmemiştim buralara. Severim aslında burayı. Bol yeşillik, sessizlik, huzur. Sevdiğim ne varsa buralardadır.

“Neden cevap vermiyorsun?”

Bu anlamsız ses hariç sessizlik tabii.

“Neye cevap vermiyorum? Haklı mıydın geçmişte?”

“Bu mu soru?”

“Evet.”

Vay arkadaş konuşmanın tonuna bak. Yüzünü göstermeye çekinen adam bana üstten konuşuyor. Erkek olduğunu nereden çıkardım ki? Yok tarzdan belli, kesin erkek bu.

“Haklıydım tabii.”

Cevap vereyim de gitsin. Gider mi gerçekten?

“Reddedilmesen de böyle davranır mıydın?”

“Reddedilmedim ki.”

“Emin misin?”

Eminim tabii, hem ne bu küstahlık? Sanki oradaymış gibi. Orada mıydı yoksa? Saçmalama. İkimiz dışında kim vardı ki? Yoksa? Yoksa ne? Yoksa o mu? Saçmalama, o olsa burada ne işimiz var? Haklısın.

Yaklaştığımı biliyorum.  İleriden sağa döndüğümde onu göreceğim.

“Görmek istediğinden emin misin?”

“Vay arkadaş, bir huzur ver. Hem neden istemeyeyim ki? İstemesem bu kadar yol tepip burada olur muydum?”

“Bilmem, olur muydun?”

Her kimse beni kızdırmayı gerçekten iyi biliyordu.

“Bak arkadaş neden buradayım biliyorum. Ne istiyorum biliyorum. Geçmişim değil kovaladığım, bugünümden kaçarken. Sen kimsin bilmiyorum ama azıcık yüreğin varsa çıkarsın karşıma.

Konuşmamın sertliğinin ve gücünün verdiği özgüvenle köşeyi dönmeden önce etrafıma mağrur bir ifadeyle bakınıyorum.

Sessizce fısıldayan rüzgâr çalınıyor kulağıma. Saçlarımı savuruyor, montumun uçuşan eteklerini toplayıp köşeyi dönüyorum. Kulağım ağaçların arasından gelecek ses de olsa da emin adımlarla yürüyorum. Birkaç adım sonra onu görüyorum. Görür görmez içimden bir şeyler kopuyor. Burnumda biriken acılık gözlerimde yaş oluyor. Göz pınarlarımda tomurcuklanan yaşlar yanaklarımdan süzülüyor. Burnumda inceden bir akıntı başlıyor. Sesler susuyor, rüzgâr duruyor, an sadece olduğu yerde asılı kalıyor. Karşımda soğuk mermer üzerine kazılı siyah harfler. Adım atamıyorum. Çamurla karışık çakıllar üzerine diz çöküyorum.

“Evet haklısın reddedildim, evet haklısın geç kaldım. Ne yapayım hep sonradan gelir benim aklım başıma. Evet haklısın bilmiyorum görmek istiyor muyum ama sevmiştim ben.”

Gözyaşlarım avuçlarım içinde kendimi koyuveriyorum… Dizlerim çamurlu, hafiften başlayan bir yağmurun altında…

Yazar:

Deniz Oztürk
En Son Yazıları

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum