You are currently viewing Yansımalar

Yansımalar

Gözlerimi açtığımda ıslak bir kaldırımın kenarında yattığımı fark ettim. Üşümüşüm. Gece aydınlanmaya yüz tutmuş, sabahın sisi sokağın iki yanındaki taş binaların arasında süzülüyordu. Doğrulmaya çalıştım, olmadı. Her tarafım tutulmuş. Dirseğimi koyup vücudumun en azından bir kısmını taşın ısırgan soğukluğundan korumaya çalıştım. O zaman fark ettim karşı kaldırımdaki adamı. O da benim gibi doğrulmaya çalışıyordu. Karşılıklı, soğuktan ürperdik. Uzamış saçları birbirine dolanmıştı. Sakallarına yapışmış yiyecek kalıntıları bu mesafeden seçilebiliyordu. Vücudunun pis kokusunu almama yoğun sis bile engel olamıyordu. Yıpranmış bir paltonun içine sığıştırmaya çalıştığı vücudu iri sayılırdı. Göbeğinin hizasından sıcak tutsun diye kazağının içine sokuşturduğu gazete parçaları dışarı çıkmıştı. Rahatsız ederim diye bakışlarımı kaçırdım.

Eski tip evlerin yan yana dizildiği bir yokuşun dibindeydim. Acaba yuvarlanmış mıydım? Vücudumun bazı yerleri ağrıyordu. Özellikle sol dirseğim ve dizim sızlıyordu, bir de kafamın arka tarafı. Elimi gezdirdiğimde pıhtılaşmış kan parçalarının saçlarıma yapıştığını fark ettim. Yuvarlanırken mi çarpmıştım kafamı, yoksa birisi vurmuştu kafama da öyle mi yuvarlanmıştım emin olamadım.

Zorlukla doğrulup sırtımı duvara verdim. Kafamı kaldırdığımda karşımdaki adamın da aynı şekilde oturduğunu gördüm. O da aynı merakla bana bakıyordu. İnsan bu hâle düşecek neler yaşamış olabilirdi ki? Belki alkole belki de uyuşturucuya esir etmişti bedenini. Mutlaka öyle olmalıydı. Dışarıdan bakıldığında hiçbir uzvunda eksiklik görülemiyordu. Aynı yaşlardayız diye tahmin yürüttüm. Biraz temizlenip süslense yakışıklı bile sayılabilirdi. Bakışlarında korkmuş bir hayvanın vahşi tedirginliği olmasa güzeldi koyu kahverengi gözleri. Göz göze geldik bir anlığına. Tedirgin olup kaçırdım bakışlarımı.

Sırtımı yasladığım yerin bir duvar değil de mağaza vitrini olduğunu fark ettim. Sokak boyu mağazalar diziliydi, üst katlarında ise perdelerinden anladığım kadarıyla insanlar oturuyordu. Aydınlanmaya başlayan hava, sisi de dağıtmaya başlamıştı. Sokak kapılarından tek tük insanlar çıkmaya başlamış, aceleci adımlarla yokuş yukarı ana caddeye doğru tırmanıyorlardı.

Hava aydınlandıkça fark ettim ki karşımdaki adam da bir mağaza camına yaslanmıştı. Uzayıp giden karşılıklı yansımalardan bir sürü biz olmuştu. Gerçi hâlâ hangisi benim, hangisi o ayırt edilemiyordu. Sızlayan enseme gitti elim, saçıma yapışan kanların bir kısmını daha koparttım. Baktım onun da eli ensesindeydi. Birbirlerine bakıp karşılıklı esneyen insanlara benzemiştik. Güldüm. O da güldü. Sokakta yaşasa da gülmeyi unutmamış diye geçirdim içimden.

Dün geceyi hatırlamaya çalıştım. En son hatırladığım, içiyorduk. Nerede, kimlerle içiyorduk hatırlayamadım. Yoksa yalnız mı içiyordum? Niye yalnız içeyim ki? Bu sokağa girdiğimi hatırlıyorum. Evet, şu sokağın başındaki lambaya yaslanmıştım. Çok çişimin geldiğini hatırlıyorum ama eve kadar dayanırım, demiş olmalıyım. Şimdi burnuma kesif bir sidik kokusu geldi. Mutlaka şu karşıdaki pis heriften geliyordur, diye iğrenerek kafamı kaldırdım ama içimdeki şüpheyi ortadan kaldırmak için bir elimle de bacak aramı kontrol etmeyi ihmal etmedim. Onun da burnuna aynı koku gelmiş olacak ki o da bacak arasını kontrol ediyordu. “Ne bana bakıyorsun be! Sen dururken benden mi gelecek koku?” Elime gelen ıslaklık kendi cümlemi ağzıma tıktı. Yok artık, gerçekten koku benden geliyordu. Bilinçsizce elimi burnuma götürdüm. Nemli elimin yaydığı koku midemi kaldırdı. Yüzümü buruşturdum. Baktım o da yüzünü buruşturmuş bana bakıyor. “Sen kendi kokuna bak önce!” Sinirlenmiştim. Ulan o kadar içilir mi? Sokakta yatan herifin bile aşağısı olduk. Tam o sırada kızgın tavırlarla aşağı doğru koşar adım gelen adamı gördüm. Karşımdaki adama doğru küfürler savuruyordu. Gelişinden belliydi bir fenalık yapacağı. Her ne kadar ben de kızsam da karşıdakine, “Umarım bir şey yapmaz,” diye geçirdim içimden. Yansımalardan, bir film gibi izliyordum olan biteni. “Ben sana demedim mi bu dükkânın önünde yatmayacaksın diye!” Hızını hiç kesmeden karşıdaki adamın sol yanına olanca gücüyle bir tekme savurdu. Çektiği acıyı sağ yanımda hissettim. Dükkân sahibi uçuşan küfürler arasında tekmeler atıyordu. Yansımalar birbirine karışıyordu. En son yerden bulduğu bir sopayla kafasına vurdu. Gözlerim kararırken önce karşıdaki adamın sonra da aramızdan geçen arabanın camından bana bakan çocuğun gözlerindeki korkuydu gördüğüm.

Yazar:

Deniz Oztürk
En Son Yazıları

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum