Seri Katiller - Ted Bundy'nin Hayatı 2

Seri Katiller – Ted Bundy’nin Hayatı 2

1952 senesinin son aylarında kızları Linda dünyaya geldi. Bu Teddy’nin kafasını karıştıran bir durumdu. Bebeklerin dünyaya nasıl ve nerden geldiğini bilmiyordu. Ama Johnnie ile ilgili olduğundan emindi. Ayrıca doğum esnasında Louise’in çok acı çektiğine emindi. Ama annesinin anılarına göre, bu doğum sorunsuz gerçekleşmişti.

İlerleyen senelerde Bundy ailesine 4 kardeş daha dâhil olmuştu. Ted okul sonrası çoğu zamanını kardeşlerine bakarak geçiriyordu. Üvey babası Ted ve kendisi arasında sağlıklı bir “Baba-Oğul” ilişkisi kurmak için çok çaba sarf etti. Birlikte geçirdikleri kamplara gittiler ve birçok aktivite gerçekleştirdiler. Ancak Johnnie’nin tüm çabalarına rağmen, Ted ve kendisi arasında ki ilişki daima kopuk kaldı. Stephen Michaud ve Hugh Aynesworth un “Ted Bundy: Katil ile Söyleşi” isimli kitabında da bahsedildiği gibi, üvey babası her ne kadar yakınlaşmak istese de Ted daima uzak kalmıştı. Sürekli yalnız kalma isteği, ileriki yıllarda, Ted in sosyalleşmede zorlanmasına sebep olabileceği düşünülmektedir. Ted üvey babayla büyümenin olumsuzluğunu aslında hiç görmedi. Ama babasına da bağlanamıyordu. Aksine mutlu bir çocukluk geçirdi. Ne zaman korksa babası ve annesi yanındaydı. Gerçi o baba olarak görmedi onu hiç. Çünkü onun için o Johnnie Amcasıydı. “Ablasının” eşi. Aile dışı ilk olumsuzluk örneklerini ilkokul yıllarında yaşadı. Bayan Oyster küçük Ted’i çok seviyordu. Sınıfın en iyilerinden biri olarak görüyordu. Karnesinde iyi ve dikkatli bir öğrenci olduğunu belirtiyordu. Bayan Oyster hamile kalınca görevini Bayan Geri ye devretmek zorunda kaldı.

Bayan Geri aşırı Katolik’ti. Ted ise bir Protestan olarak yetişiyordu. O yaşta bile bu sorun teşkil edebiliyordu. Öğretmeni eski öğretmeni gibi aynı sevgiyi göstermiyordu kendisine. Hatta sebebini anımsayamadığı bir nedenden ötürü Bayan Geri, bir cetveli Ted’in parmak uçlarına vurarak kırmıştı. Bu okuldan soğumasına ve ilk defa nefret duygusunun oluşumu sağlayacak ilk deneyimdi.

Ted bunu olumsuz deneyimin yaşandığı dönemde henüz 8 yaşındaydı. Hata yapmak ve aşağılanmak acı deneyimleri getiriyordu beraberinde. İçinde hata yapmak eşittir korku anlamında geliyordu. Zaman zaman bir hayal dünyasında kayboluyordu. Roy Rogers ve Dale Evans evlatlık yalan hikâyesi gibi. Yâda bir midilli sahibi olduğunu hayal ediyordu. İlk pasif başkaldırışını siyah bir ailenin onların yakınlarına taşınması ile başladı. Bölgede ki tek siyahi aileydi. Ama Ted korkusunu yenmek için o siyahi ailenin bir çocuğu ile arkadaş olarak aştı. Ted o günleri şu cümleyle anımsıyordu “O ev huzurlu bir yerdi. Mutfaktan güzel koku bulutları geliyordu. Benim evinde asla duymadığım güzel kokular.”

Ted kendi evinde mutsuzdu. Kuzeni John onu sürekli aşağılıyordu. Kendisinden nefret edecek kadar yoğun duygular içerisindeydi.

Ted ergenlik çağında daima, utangaç ve özgüveni olmayan biri olarak tanınmaktaydı. Bu tavırları okulda daima onun üst sınıfta ki öğrencilerin hedef tahtası olmasına sebep olmuştu. Daima onları şakalarına boyun eğmekteydi. Araştırmacı yazar Michaud un kitapta ki analizinden yola çıkarak, Ted in tavırlarını şu sözlerle ifade etmişti “asla çevresinde ki çocuklar gibi hissetmiyordu, onlar gibi olmak için rol yapıyordu sadece. Ama içinde ki Korku, kaygı ve zaman zaman bir kedinin hassasiyeti onu farklı düşüncelere sevk ediyordu. Hissedebiliyordu, ancak ileri ki hayatında ne tür bir nefrete ve vahşete dönüşeceğini kendisi bile bilemezdi.” Diğerlerinden farklı olduğunu biliyordu. Zaten bunu diğerleri de yeterince kendisine acı bir şekilde hatırlatıyorlardı. Ancak bu durum onun okuldaki en başarılı öğrencilerinden biri olmasına engel olmuyordu. Bu başarısı Lise ve Üniversite yıllarında da hiç değişmedi.

Şubat 1954 de kardeşi Glenn’in doğumu ile birlikte ikinci evleri de dar gelmeye başladı. Bir sonra ki yaz daha büyük bir eve taşındılar. Hatta 1956 kız kardeşi, 1961 yılında da erkek kardeşi Richard dünyaya geldikten sonrada o evde yaşamaya devam ettiler.

Teddy yeni mahallesinden hoşlanmıyordu. Çevresi tamamıyla binalarla çevriliydi. Sanki o muhteşem ormanlar etrafından kazınmış ve yerine zevksiz ve renksiz binalar inşa edilmişti.

Ne var ki mahallede 2 çocuklukla çok yakın bire dostluk kurdu. Bu dostluk lise yıllarına kadar devam edecekti.

Biri sıcakkanlı Terry Storwick diğer ise tıknaz Warren Dodge. Üçü Teddy’nin çekingen tavrına rağmen birlikte vakit geçirmekten mutlu oluyorlardı. Bir de Teddy’nin o yılda belirginleşen hırçın karakteri ortaya çıkıyordu. Evin arka tarafında genellikle savaş oyunları oynuyorlardı. Çitlerden çıkarttıkları sopaları silah olarak kullanıyorlardı. Bir öğleden sonra oyunun heyecanıyla Warren elinde ki sopayla Teddy’nin gözünün altına yanlışlıkla vurdu. O anda Teddy altına aldığı Warren’a yumrukları indirmeye başladı. Terry ve diğer çocuklar Teddy’i güçlükle zapt ettiler.

Bu olayı Terry Storwick’in bu kadar iyi anımsaması bir çocuğun bir anda öfkelenmesinden ötürü hırçınlaşması değildi. Asıl mesele çocuğun Teddy Bundy’di. “Ted her türlü olaydan kendisini soyutluyordu. İlk defa bir olayın içinde dâhil olduğunu gördüm. Gözüne aldığı darbe neticesinde tam olayın ortasına girdi”.

Ted’in bu kısa devreleri başka çocuklarla da yaşanacaktı. İzci kampında bir çocuk küçük bir ağacı kestiği için Ted çocuğun suratına elinde ki tabağı fırlattı. Yine bir izci kampında John Moon isimli bir çocukla kavga etti. Kavganın nedenini Terry Storwick hatırlıyordu, “Bundy elinde ki sopayla çocuğun kafasına sertçe vurdu. Kasıtlı bir saldırıydı bu. John Moon un arkasından gelerek vurması tuhaftı”.

Storwick anlatmaya devam etti. “Teddy’nin çıldırdığını görmek çok kolaydı. Gözleri resmen kararıyordu o anlarda. Gözler maviydi. O mavi gözler ona her zaman bir sevimlilik katıyordu. Sinirlendiği zaman o gözlerin rengi sanki bir anda koyulaşıyordu. İlla fiziki bir saldırı gerekmiyordu buna. Birisi onun hoşuna gitmeyen bir şey söylediğinde bile bu olayı görebiliyordunuz. Dikkatli bakınca normal zamanlarda gözlerinin mavisi içerisinde küçük siyah noktalar vardı. Sinirlenince o siyah noktalar büyüyordu”.

Kimse bazı özel durumlar haricinde diğer çocuklardan farklı olduğunu anlamıyordu. Halası Julia bıçak ile yaşadığı bazı deneyimler haricinde farklı bir çocukluk anımsamıyordu. Diğer çocuklar gibi Noel Babaya inanıyordu, sebzeden nefret ediyordu ve dolabında gizlenmiş olabileceği bir yaratıktan da geceleri korkuyordu. Yani sıradan bir çocuktu.

Ama diğer çocuklara nazaran daha ürkekti, hep kendisine olan güvenini sorguluyordu. Kim bilir belki de bu duygular içerisinde yıllarca yoğunlaşarak, bir katile dönüşmesini sağladı.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum