Ünlü Casusluk Romanları ve Casusları

Ünlü Casusluk Romanları ve Casusları

Casusluk romanları hakkında biraz kalem oynatayım diyorum. Ne de olsa onlar da polisiye romanların bir türü.

Çarpıcı casusluk romanları emperyalist, silah ve teknoloji gücü yüksek, kaos yaratmada marifetli, uluslararası politikada dominant ülkelerden çıkar, diyerek başlıyorum. Casusluk romanlarının en parlak dönemi, Batı ve Doğu Blokları arasında yaşanan Soğuk Savaş yıllarıdır. Berlin Duvarı’nın inşası ve yıkılması arasındaki bu süreç, casusluk edebiyatına birçok eser kazandırmıştır.

En iyi casusluk romanları

Dönemin klasik örneği, İngiliz yazar John le Carré’nin Soğuktan Gelen Casus yapıtıdır. İngiliz istihbarat örgütlerinde de görev yapan yazarın Köstebek gibi romanları Soğuk Savaş atmosferini ve istihbaratçıların karanlık dünyasını en iyi yansıtan eserlerdendir.

Hiç şüphesiz ki casuslar âleminin en meşhur kahramanı, İngiliz yazar Ian Fleming’in James Bond karakteridir. Sinemaya da aktarılması sayesinde, büyük popülerlik kazanmıştır. Doktor No ve Yıldırım Harekâtı gibi romanlarda Bond, Batı dünyasını tehdit eden Çin ve Sovyet gizli servisleriyle mücadeleye girer. İlginç silahlar ve güzel kadınlar, Bond maceralarının ayrılmaz unsurlarıdır. Tabii, romanları filmleri gibi sulu değildir.

Mutlaka okunması gereken casusluk kitapları

İngiliz yazar James Munro’nun Vur Emri gibi yapıtlarında karşımıza çıkan John Craig adlı ajan da Doğu Bloku casuslarıyla mücadelesinde Bond’dan hiç geri kalmaz. Elleston Trevor’ın Adam Hall mahlasıyla yazdığı romanlar ve yarattığı Quiller karakteri de bazı maceralarını Soğuk Savaş’ın Asya’sında yaşar. Bu yazarlardan söz ederken sadece Soğuk Savaş’ı değil, İkinci Dünya Savaşı’nın casusluk maceralarını da kaleme alan Len Deighton’ı ve Alistair MacLean’i unutmayalım.

Soğuk Savaşın etkileri Amerikan yazarlarının kahramanlarında da görülür. Donald Hamilton’ın Matt Helm karakteri bunlardan biridir. Modern Amerikan yazarlarından ise akla ilk gelenlerden biri, Tom Clancy’dir. Jack Ryan adlı CIA analistinin maceralarını anlatan Kızıl Ekim gibi çeşitli romanları sinemaya uyarlanmıştır.

İstihbaratçıların dünyasını politik kurgu kapsamında ele alan yazarlar da vardır. Daha ziyade Çakal romanıyla ve filmiyle tanıdığımız Frederick Forsyth bunlardan biridir. Dördüncü Protokol adlı eseri, geleneksel casusluk yapıtlarının bütün unsurlarını taşır.

Soğuk Savaş yılları casuslarının birçok serüveni Türkiye’de de geçer. Amerikalı yazar Edward Aarons’un CIA ajanı Sam Durrel’in maceralarını anlattığı Hedef Ankara veya Ian Fleming’in Rusya’dan Sevgilerle adlı yapıtları buna örnek verilebilir.

Ünlü, casusluk romanı yazarlarımız

Söz Türkiye’den açılmışken şunu da belirteyim. Bizde casusluk romanlarının ustası Osman Aysu’dur. Tabii, Ümit Deniz’in Murat Davman adlı gazeteci kahramanının altmışlı yıllardaki maceralarını da hatırlamamız gerekir.

Soğuk Savaş döneminde casusluk öyküleri kurgulayan yazarlar sadece Batı dünyasından çıkmamıştır. Andrei Gulyashki bunlardan biridir. Yazarın kahramanı Avvakum Zakof, Batılı casuslara karşı savaşır. Bond’un Doğu Bloku’ndaki versiyonudur.

Soğuk savaş ve casusluk romanları

Soğuk Savaş’ın bitmesiyle casusluk romanlarının devrinin kapandığı sanılmasın. Birçok yazar teknolojik casusluk, kara para aklama, silah kaçakçılığı, terör gibi konularda yazmaya devam ediyorlar. Casuslar da artık bilek gücünden değil, teknolojinin nimetlerinden yararlanıyorlar.
Yine de tüfek icat oldu mertlik bozuldu misali, derim ki Soğuk Savaş bitti, casusluk romanlarının da tadı kaçtı.

Suphi Varım

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum