Polisiye yazarı Önay Yılmaz ile Söyleşimiz

Polisiye yazarı Önay Yılmaz ile Söyleşimiz

Bu hafta gazetecilik geçmişi olan bir başka polisiye yazarına konuk oluyoruz. Kısa bir süre önce “Günbatımı Cinayetleri” isimli polisiye kitabını keyifle okuduğumuz Önay Yılmaz ile polisiye edebiyat ve yaşam üzerine konuştuk:

 Önay Bey, okurlarımız için bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
 
Mesleğe Hürriyet gazetesinde başladım, Milliyet gazetesinde sürdürdüm. Bu ikisinin arasında bir Star televizyonu muhabirliği deneyimi de var. Uzun yıllar gazetecilik yaptım. Gazetecilik bana yaşama dair çok şeyler öğretti. Bugün
yazabilmemi bu mesleğe borçlu olduğumu söyleyebilirim. Şimdilik mesleğe ara mı verdim tamamen bitirdim mi henüz bilmiyorum. Belki koşullar değişirse yeniden başlayabilirim. Gazetecilik bir etik mesleği benim açımdan. Eğer etik açıdan sıkıntı varsa gazetecilik amacından sapma eğilimi gösteriyor ne yazık ki.  Bugünkü tablo biraz böyle ama gelecekte ne olur bilmiyorum. Daima olumlu düşünmekten yanayım. Ancak biliyorum ki sadece benim olumlu düşünmem yeterli değil. Herkesin ya da en azından çoğunluğun pozitif düşünceye sahip olması gerekir bazı şeylerin değişmesi, değiştirilebilmesi için. Yazarlığa 2005 yılında başladım ve gazetecilikle birlikte sürdürdüm. Ancak 2012 yılında ikisini birlikte yürütmenin güçlüğünü kavradım ve yazarlıkta karar kıldım. Yazarlığa daha fazla zaman ayırabilmek ve daha iyi yoğunlaşabilmek için buna gerek duydum.  İstanbul’da yaşıyorum şimdilik ve gelecekte
İzmir ve Bodrum civarında yaşamak gibi bir planım var. Tek sorun doğup büyüdüğüm benim var olma nedenim, her
yerinde izim olan bu şehri terk etmenin zorluğu…
Sizi bir gazeteci olarak tanıyoruz, peki yazar olmaya ya da bir kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?
 
İlk kitabım Nazilerle Beş Yıl’dı. Kitap olmadan önce bu konuyu gazeteye bir seri yazı olarak hazırlamıştım. Büyük ilgi gördü ve bu çalışma o yıl bana seri yazı dalında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başarı Ödülü’nü getirdi. Daha sonra da bu konuyu daha derinlemesine işleyerek bir kitap haline getirdim. Böylece yazarlık serüvenim başlamış oldu. Bunu yine gazete için hazırladığım Bandırma Yolcuları adlı çalışma izledi. Bu iki çalışma da tarihi belgesel roman  ategorisinde ilgi gördü. Bundan sonra gazetecilik yaşamım boyunca yaptığım bazı haberleri 117 soruda Türkler adlı kitapta topladım. Polisiye roman çalışmalarına ise bu üç kitaptan sonra geçme kararı aldım.
Bir yazar olmanın en güzel yanı nedir?
İnsanın duygu ve düşüncelerini, hayal gücünü somutlaştırıp, yani bir kitapta toplayıp bunu birçok insanla paylaşması elbette ki çok keyif verici bir eylem. Bunun üstüne bir de olumlu eleştiriler alması beğenilmesi ise işin kreması. Yani kaymaklı ayva tatlısı ya da kaymaklı kadayıf yemek gibi… O zaman daha iyi motive oluyor ve yazarlığa devam ediyorsunuz.
Bize biraz ilk kitabınızdan bahseder misiniz? “Poseidon’un Laneti” nasıl doğdu?
Poseidon’un Laneti benim ilk polisiye roman denememdi. 1999’dan sonra yaptığım deprem konusundaki sayısız haberler ben de bu konu hakkında büyük bir birikim yaratmıştı. Deprem hakkında bir kitap yazmak istiyordum ama bu konu fazla bilimsel bir konu olduğundan cesaret edemedim. Sonuçta bir akademisyen değildim, gazeteciydim. Bilimselliği biraz olsun hafifletecek bir arayış içine girdim. Bu arada polisiye bir roman yazma fikri de aklımın bir köşesinde hep vardı. Sonra bu konuyu polisiye bir romanla birleştirme düşüncesi doğdu ve neden olmasın dedim kendi kendime.
Bu kitabı yazdığınızda, kitapta yer alan karakterlerin izleyen kitaplarda da yer alacağını planlamış mıydınız? Demek istediğimiz kitap aklınızdaki serinin ilk kitabı mıydı?
 
Böyle bir plan yapmadım ama sonra hazır karakterleri yaratmışken devam etmek istedim.
Romanlarınızdaki karakterleri nasıl seçiyorsunuz?
Konuya ve kurguya göre kendiliğinden gelişiyor diyebilirim.
 
Gazetecilik geçmişiniz kitaplarınızı yazarken işinizi kolaylaştırıyor mu yoksa aksine zorlaştırıyor mu?
Bir önceki soruda da yanıtladığım gibi gazetecilik geçmişim benim bilgi hazinemi oluşturuyor. Bu birikim nedeniyle konuları bulmakta hiç güçlük çekmiyorum. Kısaca sorunun yanıtına gelirsek, işimi oldukça kolaylaştırıyor diyebilirim.
 
Kitabınızın başkarakteri de bir gazeteci, Ahmet Kerim siz misiniz?
Ahmet Kerim ben değilim ama benden de bazı kırıntılar var tabii. Hayal gücümün yarattığı, belki
birçok karakterin karması olan aslında tamamen özgün bir karakter Ahmet Kerim.
 
“Günbatımı cinayetleri” gerilim ve korku öğeleri de taşıyor, kitabı okuyanlar bu soruyu neden sorduğumuzu anlayacaklardır diye düşünüyorum ve soruyorum, kadınlardan korkar mısınız?
Kadınlar olarak kategorize etmemek lazım ama kötü niyetli insanlardan elbette ki çekinirim.
 
Ahmet’in Mine’den bu kadar korkması bizim toplumumuz için bir gerçek dışı sayılmaz mı?
Ahmet’in Mine’den neden korktuğunu anlamak için Heybeliada Cinayetleri adlı kitabı okumak gerekir diye düşünüyorum. O zaman bu korkunun nedeni anlaşılabilir.
 
Biz, sizinle, “Gün Batımı Cinayetleri” adlı kitabınızla tanıştık, gerçekten keyifle okuduk ancak okudukça, sizinle yanlış bir kitabınız ile tanıştığımız fikrine de kapıldık çünkü Mine ile Ahmet’in
geçmişini tüm detayları ile bilmiyorduk. Okuyucularımıza kitaplarınızı hangi sırayla okumalarını tavsiye edersiniz:
Polisiye romana Poseidon’un Laneti ile başladım, sonra bunu sırayla Ölüm Deltası, Heybeliada Cinayetleri ve Günbatımı Cinayetleri izledi. Ahmet’i ve diğer karakterleri daha iyi tanımak için sırayı izlemek gerekir sanırım.
 
Peki, okuyucular için son kitabınız hakkında ne söylemek istersiniz? Gidip hemen alın dışında 🙂
 
Ben yazdığım dört polisiye romanda biraz bilimsel konuları da işliyorum. Poseidon’un Laneti’nde ana bilimsel konuyu yerbilimleri ve deprem oluşturuyordu. Ölüm Deltası’nda ornitoloji (kuş bilimi), Heybeliada Cinayetleri’nde adalar tarihi, Günbatımı Cinayetleri’nde ise genetik bilimi üzerinde durdum. Tabii çevre bilimi konusu ise hepsinde yer alıyor. Polisiye okuruna bilimsel konular üzerinde bilgi vermeyi seviyorum ama polisiye okuru bunu seviyor mu bundan hoşlanıyor mu bundan emin değilim. Biliyorum ki polisiye okuru biraz sabırsız ve bir an önce sonuca gitmeyi hedefleyen bir okurdur. Ben biraz okurun sabrını zorluyorum gibi geliyor. Çünkü bununla ilgili olumsuz eleştiriler aldım. O nedenle bilgi verme konusunda okurun sabrını zorlamamaya biraz daha özen göstermem gerektiğini düşünüyorum. Tabii her kitapta bilimsel konuları farklı suçlar eşliğinde işliyorum. Günbatımı Cinayetleri kitabımda insan kaçakçılığını işledim. İnsan kaçakçılığı özellikle 2014 yılında zirve yaptı Ege kıyılarında. Kitapta Ege kıyılarının güzelliğinin yanında bu pek bilmediğimiz ya da pek üzerinde durmadığımız insanlık dramını da işliyorum.
Sizi en çok destekleyen ve köstek olanlar kimlerdi? Neler yaptılar? Hatırlatalım İsim vermek zorunda değilsiniz 🙂
Eşim ve ailem beni her zaman desteklemiştir. Onlara şükran borçluyum bu yüzden. Köstek olan kimse olmadı çünkü ben işlerimi sessiz ve sedasız yürütmeyi severim işin büyüsünü bozmamak için.
 
Polisiye kitaplarınızın yanı sıra daha önce iki tarihi belgesel roman ve bir bilimsel içerikli kitap yazmışsınız (Nazilerle Beş Yıl ve Bandırma Yolcuları) ve (Türkler), imkanınız ve zamanınız olursa başka hangi konular üzerine çalışmalar yapmak istiyorsunuz?
Polisiye ile devam etmek istiyorum. Çünkü bu alanı seviyorum, beni heyecanlandırıyor ve sürekli beynimi çalıştırmamı sağlıyor. Tabii ben polisiye diyorum ama değerli eleştirmen ve yazar sayın Erol Üyepazarcı beni thriller yazarı olarak niteledi. Ama ben günümüzde polisiye ve thriller olarak fazla bir fark görmüyorum. Sanırım sayın Üyepazarcı bu kategorik değerlendirmeyi yaparken klasik polisiyeden (katil kim?) söz ediyordu.
 
Türkler kitabınıza kısaca değinecek olursak Türklerin bile bilmediği bazı gerçeklere örnek verebilir misiniz? 
Türkler kendileri hakkında o kadar çok az şey biliyorlar ki, biraz okuldan biraz ailelerinden öğrendikleri yüzeysel bilgilerden ibaret bunlar. Sadece Türklere özgü değil kendi toplumları hakkında bilgi sahibi olmamak, diğer uluslar da çok bilgili değil. Türkler ve Türkiye hakkında gerçekleri anlatan çok güzel kitaplar yayınlandı ve yayınlanmaya devam ediyor. Ben de işin bir ucundan tutmuştum. Daha bilimsel konuları işlemiştim. Örnek vermektense kitabı ve bu tür kitapları okusunlar derim.
 
Beğendiğiniz yazarlar ve sanatçılar kimdir?
Bu soru genel bir soru, isim vermek zor. O kadar çok beğendiğim yazar ve sanatçı var ki hangi birini sayayım. Birini eksik sayarsam çok üzülürüm sonra o nedenle isim vermesem daha iyi olur. Ama soruyu daha spesifik hale getirirsek, örneğin polisiye yazarları arasında kimler diye soracak olursanız yine çok isim saymam gerekecek. Ama aklıma ilk olarak hemen gelen isimler daha çok günümüz polisiye yazarları, bunlar Henning Mankell, Michael Connelly, Simon Beckett, Jean Christophe  Grange, Glenn Meade diyebilirim. Yerli polisiye yazarları arasında Ahmet Ümit’i beğeniyor ve okuyorum. Ahmet Ümit’i daha çok bir polisiye yazarı olarak değil de iyi bir yazar olduğu için
okuyorum.
 
Başucu olarak adlandırdığınız kitaplarınız var mıdır? Hangileridir?
Başucu kitabı olarak yararlandığım bilimsel kitaplarım o kadar çok ki isimlerini sayamam.
Özellikle sözlük ve imla kılavuzu bir yazarın gerçek başucu kitaplarıdır.
 
Tanık olduğunuz en büyük suç neydi?
Suçun büyüğü küçüğü olmaz bence, suç suçtur. Gazetecilik yaşamımda o kadar çok suça tanıklık ettim ki hangisini sayayım bilemiyorum. Gazeteciliğimin ilk yıllarında polis ve adliye muhabirliği yaptım ve o zaman suçla ve suçlularla yakından tanışma olanağı buldum. Suç ve suçluluk sosyolojik bir olgu; tamamen yok olması mümkün değil ama azaltılması asgari seviyeye çekilmesi mümkün. Bu da ekonomik, kültürel yani sosyal ve siyasal nedenlere bağlı hiç kuşkusuz.
 
Boş zamanlarınızda neler yaparsınız? Hobileriniz nedir?
Boş zamanı çalışma dışındaki zaman diye algılıyorsak, çok şey yaparım. Spor yaparım, televizyon, film izlerim. Bol bol kitap okurum; özellikle de polisiyeler. Fotoğraf çekerim ve son zamanlarda daha çok vaktim olduğu için yemek yaparım. Fırsat buldukça da seyahat etmeyi severim. Yazarlık benim hem hobim, hem de profesyonel anlamda sahip olduğum şu andaki tek işim. Buradan özetle en büyük hobim polisiye roman yazmak ve polisiye roman okumak diyebilirim.
Burcunuz nedir ve burcunuzun özelliklerini taşıdığınızı düşünüyor musunuz?
Terazi burcuyum ama burçlara inanmam.
 
Bazı sıkı polisiyeseverler “Ölüm Deltası” adlı kitabınız ile Jean Christophe Grange’ ın “Leyleklerin Uçuşu” adlı kitap arasındaki konu yakınlığı dolayısıyla sizi biraz eleştirmişler. Bu konuya açıklık getirmek ister misiniz? Aman her iki kitabı henüz okumamışlar için fazla da ipucu vermeyelim.
Bu konudaki eleştirileri saygıyla karşılıyorum ama tabii ki eleştirinin dozu ve üslubu önemli. Benim kitabım Grange’dan daha önce yayınlanmış olsaydı acaba ne olurdu merak ediyorum. Bana yönelttikleri eleştirileri Grange’a yöneltirler miydi? Bu da Türkiye’de bir yazar olmanın talihsizliği diyebilirim.  Kuşlar ve özelilkle göçmen kuşlar konusunda sayısız haberler yaptım. Çok iyi araştırdığım ve bildiğim bir konu. Kitabı okuyanlar zaten bunu göreceklerdir. Ayrıca birtakım benzerlikler olması çok da anormal bir durum değil. Kimse yoktan var etmez ve her şey birbirini etkiler. Bundan Grange’ın kitabından etkilendiğim manası çıkmasın lütfen. Şimdi ben kendimi savunmak istemiyorum; gerçek okuyucular iki kitabın bir benzerlik dışında farklı olduğunu hemen anlayacaklardır zaten. Bazı kötü niyetli kişiler mal bulmuş mağribi gibi hemen zehirli oklarını fıratıyorlar; ancak bu türden kişiler her toplumda her zaman vardır. Çok önemsemiyorum ve bildiğim yolda devam ediyorum. Popüler kültürün dayatması olarak Türkiye’deki okura sunulan Grange’ın benim de beğendiğim çok geniş bir hayal gücü var ama konu ve kurgularda bir o kadar da eleştirilecek tarafı var.
 
Başka bir meslek seçmek zorunda olsanız hangi mesleği seçerdiniz? Gazetecilik dışında elbet 🙂
 
Gazeteci olmasaydım bilim insanı olmak isterdim. Branşı önemli değil, araştırmayı, incelemeyi, yeni bir şeyler bulup ortaya çıkarmayı seviyorum. Bu tıp alanında da fizik, yerbilimleri, astronomi veya biyoloji alanında da olabilirdi.
 
En beğendiğiniz kitap hangisidir?
Beğendiğim çok kitap var. Tek bir kitap ismi vermek haksızlık olur.
 
En beğendiğiniz film hangisidir?
Yukarıda verdiğim yanıt bu soruda da geçerli.
 
Türk polisiyesi hakkında düşünceleriniz nedir?
Türk polisiyesi her geçen gün gelişiyor ve kalemleri güçlü oldukça iyi yazarlar ortaya çıkıyor. Ancak bu konuda ben biraz kendimi suçlu hissediyorum. Çünkü yeterince yerli polisiye yazarımızı okuma fırsatı bulamadım. Bu tarafım biraz eksik kaldı maalesef. Ama Ahmet Ümit, Celil Oker, Cüneyt Ülsever, Algan Sezgintüredi, Çağatay Yaşmut, Esmahan Aykol, Piraye Şengel ve son olarak da Verda Pars’ı okudum. Hepsinden keyif aldım diyebilirim. En kısa zamanda diğer yerli yazarları okumayı da hızla sürdüreceğim ve bu eksiğimi kapatacağım. Necati Göksel, Suphi Varım, Emrah Serbes, Sibel Köklü, Çağan Dikenelli, Hesna Onbaşı, Esra Türkekul bu yıl okuma listemde olan yerli yazarlar. Belki adını unuttuklarım da olabilir. Ancak yerli yazarlardan heyecan dozu biraz daha yüksek, daha yaratıcı konular ve kurgular beklediğimi de vurgulamak isterim. Tabii bunu vurgularken okuduğum yazarları kastediyorum.
Ayrıca yayınevlerinin de, okurların da, medyanın da Amerika ve İsveç’te olduğu gibi yerli polisiye yazarlara destek vermesini istiyorum. Bugün İsveç ve Amerikan polisiyesi gelişmişse ve adını duyurmuşsa, bu hiç kuşkusuz özellikle medyanın ve yayınevlerinin büyük desteğiyle olmuştur. Biz de ne yazık ki bırakın desteği köstek olmak için elden ne geliyorsa yapılıyor.
 
Her konuğumuza, bir sonraki hafta görüşeceğimiz sıradaki yazara bir soru yöneltip yöneltmek istemediklerini soruyoruz. Suphi Varım, Necati Göksel’e yazma eyleminin onu değiştirip değiştirmediğini sormuştu. Necati Göksel size bir soru yöneltmek yerine bu ülkede yazarlık
yaptığınız için “Allah yardımcısı olsun” dedi. Biz hem bu mesajı size ulaştırmış olalım, hem de Türkiye’de yazarlık yapmak zor mu? Zor ise ne gibi zorluklarla karşılaştığınızı soralım.
Türkiye’de yazarlık yapmak elbette ki zor ama yazmak isteyene de kimse engel değil. Günümüzdeki yazar sayısı geçmişle kıyaslandığında büyük bir rakam farkı ortaya çıkıyor. Yazarlık bir tutku işi… Günümüzde yayınevi bulmakta da pek güçlük yok eskiye göre… Yani yazarlıktan fazla bir maddi kazanç beklemek gibi bir niyetiniz yoksa bence sorun yok. Ama sayın Göksel’in zordan kastı, geniş kitlelere açılmak, daha fazla okunabilmek, daha çok kazanmak ve popüler olmak ise evet bu konuda iş biraz zor gerçekten. O zaman sadece sizin iyi yazmanız yetmiyor; işin içine başka unsurlar da giriyor. Bu konuyu burada deşmek istemiyorum. Bu ayrı bir tartışma konusu.
 
Siz de gelecek hafta görüşeceğiz sıradaki polisiye yazarına bir soru yöneltmek ister misiniz?
Yazma planı yaparken en çok zevk aldığı kısım, konu bulmak mı, kurguyu oluşturmak mı, yoksa karakterleri oturtmak mı?
 
Peki bu soruyu önümüzdeki günlerde gerçekleştireceğimiz mülakatta yönelteceğiz. 
 
Yazılarınız ile sizi www.polisiyedurumlar.com da görecek miyiz?
Çok isterim.  Eğer gerekli zamanı ve enerjiyi bulabilirsem neden olmasın…

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum