Agatha Christie ve Poirot: Son Perde

Agatha Christie ve Poirot: Son Perde

Sonunda 24 yıldır devam eden Agatha Christie’nin Hercule Poirot serisi sona erdi. Agatha Christie‘nin yazmış olduğu bütün Poirot öykü ve romanlarının yer aldığı serinin son filmi ise, doğal olarak Perde (Curtain) oldu.

Sahnelenen bir oyundan  (muhtemelen bir trajediden) sonra perdenin kapanmasını ve oyunun sona ermesini anlatan bu deyim, gerçekten de Belçikalı dedektif Hercule Poirot‘nun çok uzun süren yaşam macerasına son noktayı koyuyor.

Bu oldukça hazin bir finaldir.

Bir anlamda dostluğa, arkadaşlığa, vefakarlığa, kadirbilirliğe ve yaşanmış güzel günlere adanan çok hazin bir final.

Poirot hayranlarını – ki bazılarımız onu nedense Mösyö Puaro diye anar- ne yazık ki bu filmde büyük bir şok bekliyor. Agatha Christie, 1920’den az önce yazdığı The Mysterious Affair at Styles adlı romanında Hercule Poirot’yu ortaya çıkarmış, bu aynı zamanda Arthur Hastings’le birlikte yaşanan ilk macera olmuştu. Romanda, Birinci Dünya Savaş’ndan yaralı dönen Yüzbaşı Hastings’in, arkadaşı John Cavendish’in malikanesi Styles’de geçirdiği günler anlatılır.
Savaşın yeni sona erdiği günlerdir. Kasabada bir çok Belçikalı göçmen vardır. Poirot da onlardan biridir. Hastings’le dostlukları daha önceki yıllarda başlamıştır ama yazar bize bu konuda fazla bilgi vermez.

İngiliz sayfiyesinde geçen yaz günlerinin, beş çaylarının, bahçelerin ballandıra ballandıra anlatıldığı romanda Cavendish’in üvey annesinin öldürülmesiyle Poirot sahneye çıkar.
Kitapta ilerki yıllarda birer fenomene dönüşecek olan Poirot ve Hastings’in bütün karakter özelliklerinin tamamı neredeyse verilir.

Kitabın başarısına rağmen Agatha Christie, Hercule Poirot‘dan kurtulmak ister ve onu 1940’larda yazdığı bir macerasında öldürür. Fakat, bu durum yayınevi tarafından kabul edilmez. Sonunda Bayan Christie, kitabın ölümünden sonra yayınlanması konusunda ikna edilir.
Roman yıllarca özel bir kasada sır gibi saklanır. Ve nihayet “Polisiye Romanların Kraliçesi”, bu dünyadan elini eteğini çektikten hemen sonra 1975 yılında yayınlanarak piyasaya çıkartılır.
Poirot ve Hastings ikilisinin ilk yaşadıkları maceranın üzerinden 55 yıl geçmiştir. (Filmde bu 30 yıl olarak veriliyor).

İki arkadaş uzun bir aradan sonra tekrar o ilk karşılaştıkları yerde, Styles’de buluşurlar.
Poirot, insanın gözlerini yaşartacak kadar çok , ama çok yaşlı ve hastadır. Son günlerini yaşayan bir çok kişi gibi artık tekerlekli sandalyeye mahkumdur ve yardımcısı olmadan hiç bir işini yapamamaktadır.

Yüzbaşı Hastings ise, ikinci maceralarında tanıdığı ve aşık olup evlendiği karısını Arjantin toprakların gömmüş ve vatanına, İngiltere’ye geri dönmüştür.

Poirot, hastadır, sakattır ama gri hücrelerinde en ufak bir bozulma yoktur. Zaten, yıllar sonra bir otele dönüştürülen (Cavendishler de ölmüştür) Styles’e geliş nedeni de işlenecek bir cinayete engel olmak içindir. Hastings’i de kendisine yardımcı olması için çağırmıştır. Roman, bir polisiye olarak son derece başarılı. Agatha Christie her zamanki göz boyamacılığıyla bizi kandırmayı çok iyi beceriyor.

Mükemmel bir gizemli cinayet hikayesi bu. Ama, kimin umurunda? Her satırında, arkadaşlığın, dostluğun ve hatıraların koktuğu bu romanda, Poirot hayranlarının aklı  Hercule Poirot’da sadece.

Çünkü artık Hercule Poirot yok. Yazarı gibi o da ölüyor. Hem de sevgili arkadaşı Hastings’i teselli ederek. Ona çok uzaklardan seslenerek.
Son sözleri de zaten “Cher ami…” Yani, “Sevgili arkadaşım….”

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum