Gazeteci, yazar Çetin Altan

Gazeteci, yazar Çetin Altan

Hayli uzun ve maceralı bir yaşamın ardından Çetin Altan da hayata gözlerini yumdu.

Attila İlhan’dan bu yana, bence Türk düşünce hayatının en önemli kaybıdır.

Gazeteci, yazar, yorumculuğunun yanı sıra, kuşkusuz o bir siyasetçiydi. Usta bir polemikçi, bir demokrat, bir kavga adamıydı. Oyun yazarlığını da unutmamak lazım.

Gazetesindeki günlük yazıları bile bal kaymak tadında olurdu.

Dünyaya gündelik siyasetin dar aralığına sıkışıp kalarak bakmak yerine, daha geniş perspektiften, evrensel açıdan bakmamızı isterdi hep. Evrende, küçücük bir nokta olduğumuzu anladığımızda, yaşadığımız kısır çekişmelerin, kıskançlıkların, böbürlenmelerin, açgözlülüğün anlamsızlaşacağını savunurdu.

Olup bitenlerden mutsuz ama gelecekten daima umutluydu. En karamsar yazısını bile, ünlü deyişi “enseyi karatmayın” ile bitirmesi bu yüzdendi.

Çetin Altan, bu günlerde yazarlarda pek rastlanmayan belirgin bir üslupla yazardı yazılarını. Günlük makalelerinde bile, ona özgü cümleleri ayırd etmek çok kolaydı. Okurken insana keyif veren, bol çağrışımlı ve benzetmeli, metaforlarla süslenmiş, eğlenceli yazılardı bunlar. Taşıdıkları derin mizah duygusu bazan dakikalarca gülmenize yol açardı. Evet, Çetin Altan gülmece dergilerine öyküler yazacak kadar edebiyata “nanik” yapabilen bir yazardı.

Ben, kendi hesabıma, onun Çarşaf dergisindeki anı/öykülerini kahkahalarla okuduğumu çok iyi hatırlıyorum.

Çetin Altan’ın polisiye ile olan ilgisine gelince…

Bir yerlerde onun polisiye romanlara ta gençlik zamanından beri tutkun olduğunu okumuştum. O yıllarda okuduğu pek çok aşk romanının ortasına geldiğinde kitabı kapatır, olayların içine bir cinayet yerleştirirmiş. Böylece, aşk romanını bir cinayet romanına dönüştürürmüş.

Türkiye’de polisiyenin altın çağına Çetin Altan’ın Rıza Bey’in polisiye öyküleriyle girdiğimizi biliyor muydunuz?

Edebiyatçılarımızın kendilerine koydukları polisiye yazma yasağını ilk delen, Çetin Altan oldu.

Elbette böyle bir yasak yoktu. Ama yazarlarımız nedense, öncelikle toplumsal konuları işlemeyi tercih ediyorlar, polisiyeden ise sadece bir yazım tekniği olarak yararlanıyorlardı. Polisiye yazanlar ise, bunu gizlice yapıyor, genellikle başka adlar altında yayımlatıyorlardı.

İşte bu döngüyü Çetin Altan kırdı. Usta bir edebiyatçının, (üstelik solcu) polisiye öyküler yazabileceğini, cümle aleme gösterdi. Rıza Bey’in Polisiye Öyküleri, ilk kez Milliyet gazetesinde, Altan’ın kendi köşesinde yayınlandı. Sonra kitaplaştırıldı. Yıl 1985’di. Ve bugün kitaplarını okuduğumuz polisiye yazarlarının hiçbiri ortada yoktu.

Rıza Bey’in Polisiye Öyküleri, adından da anlaşılacağı gibi, Rıza adındaki, emekli bir gemi telsizcisinin yazdığı öyküleri temel alır. Çoğu kez öyküler, gerçekle karışır, Rıza Bey olayların kahramanı haline gelir. Bazı çözümler basit olsa da, oldukça keyifli, kimi zaman matrak polisiye öykülerdir bunlar.

Çetin Altan 1927 yılında, İstanbul’da doğdu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. Birçok dergi ve gazetede çalıştı. Milliyet, bunların en başında yer alır. Bir söylentiye göre, dünyanın gazetelerde en çok makale yazmış yazarlarından biridir. 1965-1969 yılları arasında, Türkiye İşçi Partisi milletvekilliği yaptı. Hakkında Ağır Cezada 300’den fazla dava açıldı. 3 kez tutuklandı, iki kez mahkum oldu, 2 yıl hapis yattı.

22 Ekim 2015’de aramızdan ebediyen ayrıldı.

Yazacağını yazmış, söyleyeceğini söylemiş biriydi.

Herşey bir yana, sadece Rıza Bey’in Polisiye Öyküleri’yle bile her zaman bizimle olacak

Yani enseyi karartmaya gerek yok!

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum