Fenerbahçe Şike Davası: 10

Fenerbahçe Şike Davası: 10

Fenerbahçe Şike Dosyasında Son Dönemeç:

Ve mahkeme kararını verdi. Aziz Yıldırım ve arkadaşlarının 13 maçta şike yapmakla suçlandığı dava, 6 maçta beraat, 3 maçta teşvik primi ve 4 maçta da şike yapıldığı kararıyla sonuçlandı. Sanıklara ağır cezalar verildi.

Kararı kesinleşmesi için Yargıtay’dan gelecek onaylama kararı beklenmeye başlandı. Adaletsiz ve hukuk dışı yargılama sürecine rağmen, Yargıtayın kararı onaylayacağı tahmin ediliyor, Aziz Yıldırım ve arkadaşları yeniden başlayacak mapushane günlerine kendilerini alıştırmaya çalışıyorlardı. Oysa mahkemenin karının gerekçesi yayınlandığında, hukuk tarihine geçecek bir skandal da gözler önüne seriliverdi. Ama o sırada bunu herkes göremiyordu. Çünkü, Fenerbahçe’nin “şike” yoluyla şampiyon olması pek çok klübün, yöneticilerinin ve taraftarlarının çıkarlarına denk düşüyordu. Neydi bu skandal? Önce şunu belirtelim. Hukukun ruhuna ve Anayasa Mahkemesi’nin kararına göre, konuşmaların gizlice yapılan kayıtları, sanık aleyhine delil olarak kullanılamazdı.

İki kere iki eşittir dört. Ama, malum Ağır Ceza Mahkememiz, iki kere iki eşittir beş diyordu. Şeriatın kestiği parmak acımazdı belki ama, kadı’nın kestiği parmak epey can yakıyordu. Adaletin hassas terazisi çöpe atıldığı gibi, kantarın topuzu da fazla kaçırılmıştı. Çünkü mahkeme bu gizli konuşma bantlarını yani tapeleri “delil”, hem de birinci dereceden delil kabul etmiş ve kararlarını buna göre almıştı. Yani mahkeme, Aziz Yıldırım ve arkadaşlarını şikeden mahkum ederken elinde ne bir tanık, ne bir fotoğraf, ne bir itiraf, ne de başka bir maddi kanıt vardı. Dayandıkları tek kanıt “tape” lerdi. En yüksek anayasal yargı organının, “kanıt olamaz” dediği tapeler. (Kaldı ki, o tapelerde de açık bir şike konuşması yoktu, mahkeme bu kararını “tapeleri o şekilde yorumlayarak” vermişti.) Böylece, Yargıtay’ın kararı bozabileceği yönünde bir ümit belirdi.
Fakat, heyhat. Yargıtay kararı onaylamakla kalmadı, üstüne üstlük tapelerin delil olarak kullanılmasının da hukuki olduğunu söyleyiverdi.

Bir kere daha uğruna canımızı verdiğimiz ülkemizde hukuksuzluk zirve yapıyordu. Hem de em yüksek yargı organının eliyle. Bu kararı alan zihniyet,  ses kayıtlarının hukuki delil olması sayesinde, teknik donanımı yüksek illegal güçlerin, istedikleri kişiyi, diledikleri suçla yargılatıp hapise tıkmalarının önünün artık açıldığını nasıl molur da göremezdi? Yoksa aslında amaç zaten tam da bunu yapmak mıydı?

Çok geçmeden bu durum açığa kavuşacaktı ama biz gene Ağır Ceza Mahkememizin skandal gerekçeli kararına  dönelim ve koskoca mahkemenin adaletin hassas terazisi üzerinde nasıl tango yaptığına bir bakalım.
Biliyorsunuz, bu davada yargılanan sadece Fenerbahçeli yöneticiler değildi. Diğer bazı klüplerin yöneticileri de iddianamede yerlerini almışlardı. Bunlardan biri de Trabzonspor Başkanı Sadri Şener’di. Onunla ilgili tapelerde de 3 maçta teşvik primi  verdiği  iddaları bulunmaktaydı.
Sadri Şener’le ilgili gerekçeli kararın çeşitli bölümlerine ve bazı önemli tapelere kısaca bir göz atalım.

A) 15.05.201 günü İstanbul’da oynanan Fenerbahçe:6-Ankaragücü:0 müsabakasında Teşvik Primi verilmesi girişimi: 

“Netice itibariyle Sadri Şener’in kardeşi Mustafa Sani Şener; Nevzat Şakar’ın da menajer Mithat Halis üzerinden; farklı kanallarla Ankaragücü yönetimi ve futbolcularına ulaşarak teşvik girişimlerinde bulundukları görülmüş, şüphelilerin eylemleri teşebbüs/girişim aşamasında kalmıştır.”



B) 22.05.2011 günü Sivas’ta oynanan, Sivasspor:3-Fenerbahçe:4 müsabakasında Teşvik Primi verilmesi girişimi

Netice itibariyle Sadri Şener’in; Zeki Mazlum üzerinden, Sivasspor Klübü Başkanı Mecnun Odyakmaz’a ulaşarak teşvik girişimlerinde bulunduğu görülmüş, şüphelilerin eylemleri teşebbüs/girişim aşamasında kalmıştır.”

C) 12.05.2011 günü, saat 12.59’da Sadri Şener-Zeki Mazlum görüşmesi, (tape:3645):

M: “Kapalı mı telefonun başkanım, ulaşamayanlar görüşmek için, Zeki bir görüşmek istiyor sizinle”, Sadri: “Tamam görüşürüm ne para mı lazım”, M: “Birkaç konu var, o Zeki biliyorsun para her zaman onun şeyidir”, telefonu Zeki’ye veriyor, Zeki: “Para durumunuz var mı başkanım”, Sadri: “Var tabi bir sürü para var, bunu mu söyleyecektin”, Zeki: “Yok başkanım bir şeyler söyleyecektim de bu arada bunu da sıkıştırayım dedim araya”, Sadri: “Öbürünü de söyle söyle hemen problem değil”, Zeki: “Telefonla olmaz başkanım yarın bende maç sabahı Trabzon’dayım bir araya gelir söylerim ben”, Sadri: “Belki birini senin ekiplerden birine koyacağım bir memur, daha net değilde söylerim haber veririm sana”.

D) 23.05.2011 günü, saat 19.56’da Mecnun Otyakmaz’ın Zeki Mazlum’u aradığı görüşme, (tape:3862) 

Zeki: “Abi biz bu millete derdimizi anlatamıyoruz yani diyoruz ki bu bir sene şampiyon olsaydık d o 20 senelik daha olmasaydı çok önemliydi, başkan”, Mecnun:“Olur yine ne olacak ya önemli değil ne olacak abi devam”… Zeki:“…Trabzon’un konumu çok farklıydı ya bu sene de çok böyle 27 sene abi yani bir çok yaklaşmıştık anladın mı, bir başka takım gibi yani kaybetse oturacak Trabzon öyle değil Trabzon insanı futbolu biliyor Trabzon insanı futbolla yatıp kalkıyor düşün işte 10 yaşında uşaktan”, Mecnun: “He şey o Trabzon futbolla futbolu bilen Trabzon insanı bizim dünkü maçımız için ne diyor”, Zeki: “Birşey dediği yok yani şu ya kaleci ve sağ bekin dışında” dendiği, tespit edilmiştir.



KARAR VE GEREKCESI
       
Ve mahkeme, Sadri Sener hakkinda su karari verdi:

Her ne kadar sanık SADRİ ŞENER hakkında Türkiye Profesyonel Süper Ligi’nde;15.05.2011 günü oynanan Fenerbahçe – Ankaragücü ve 22.05.2011 günü oynanan Sivasspor – Fenerbahçe müsabakalarının sonucunu etkilemek amacıyla şike suçunu işlediğinden bahisle kamu davası açılmış ise de, yüklenen suçtan cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı kanıtlara ulaşılamadığı ve bu bağlamda yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca BERAATİNE,

YASA NE DİYOR?

Sporda şiddet ve düzensizliğin önlenmesine dair 6222 sayılı yasanın 11. maddesine hep birlikte bir göz atalım.

 

MADDE 11 – (1) Belirli bir spor müsabakasının sonucunu etkilemek amacıyla bir başkasına kazanç veya sair menfaat temin eden kişi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Kendisine menfaat temin edilen kişi de bu suçtan dolayı müşterek fail olarak cezalandırılır. Kazanç veya sair menfaat temini hususunda anlaşmaya varılmış olması halinde dahi, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.(2) Şike anlaşmasının varlığını bilerek spor müsabakasının anlaşma doğrultusunda sonuçlanmasına katkıda bulunan kişiler de birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır.(3) Kazanç veya sair menfaat vaat veya teklifinde bulunulması halinde, anlaşmaya varılamadığı takdirde, suçun teşebbüs aşamasında kalmış olması dolayısıyla cezaya hükmolunur.

 

Yoruma bile yer yok. Gayet açık. Anlaşmaya varılamasa bile, suç teşebbüs halinde kalmış olsa bile cezanın verilmesi lazım. Oysa mahkeme ne yapıyor, “her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlara” ulaşılamadığı gerekçesiyle Sadri Şener’i beraat ettiriyor. E, hani başka kanıtlara gerek yoktu. Tapeler yeterli ve hukuki kanıttı?
Kaldı ki, Aziz Yıldırım ve arkadaşları için de “her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlara” rastlanmamış, sadece tapelerle yetinilmiştir.
Bu şartlar altında alınan bu karar çelişkilidir.
Aynı davada, aynı suçla yargılanan şüphelilerden biri için, aynı yasa maddesi beraate karar vermek amacıyla kullanılırken, bir diğer şüphelinin ceza alması amacıyla kullanılmıştır.
Bu aynı zamanda, Fenerbahçe yöneticileri ile ilgili tapelerde Mahkemenin “her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlara” ulaştığını iddia etmesidir ki, bu akla, bilime ve hukukun özüne temelden aykırıdır.
21 yüzyıldaki bir mahkemenin kararından çok, 12. yüzyıldaki Engiziyon’un kararına benzemektedir.
Son olarak, bu tapelerin ahte olup olmadığı kolaylıkla anlaşılabilirdi. Ama mahkeme tapelerin düzmece olabileceği şüphesine hiç kapılmadı. Onların Tübitak ya da Üniversite laboratuvarlarında incelenmesini, böylece her türlü kuşkudan arınmasını aklına bile getirmedi.
O zaman  bunların  “her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı kanıtlar” olduğu kanaatine nasıl ulaştı?
Ve yargıtay, aslında bir lise öğrencisinin bile görebileceği bu hukuk cinayetini nasıl onayladı?
Bunun hesabı verilmeliydi.
Hukuken ve hemen.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum