Agatha Christie Roger Ackroyd Cinayeti

Hercule Poirot ya Güvenilir Mi?

Gerçekten de Agatha Christie ‘nin ünlü Hercule Poirot ‘su ne derece güvenilir bir adamdır? İşte size siyasetin kıyısından bile geçmeyen tumturaklı bir soru.

Hemen cevap vermeye kalkmayın. Böylesine yalın bir sorunun cevabı kolayca geçiştirilemez. Herhalde bilmeyen yoktur ama biz gene de Mösyö Poirot’nun, Agatha Christie’nin efsanevi detektifi olduğunu bir kere daha yazalım. Hercule Poirot’nun en büyük özelliği, en karmaşık, en içinden çıkılmaz cinayetleri  gözleme dayanan mantıksal analiz yoluyla kolayca çözmesidir. Onun yöntemi basit ve pratiktir. Daha ilk ipucuyla birlikte bir kuram oluşturur.

Kuşkusuz ilk ipucu bizzat maktulün kendisidir. Soruşturma ilerleyip ipuçlarının sayısı arttıkça kuram da genişler ve olgunlaşır. Poirot’nun bütün amacı, ürettiği kuramın, olayla ilgili bütün soruları cevaplandırmasıdır. Bütün sorulara, olgular tarafından da desteklenen cevaplar verildiği an, olay çözülmüş, diğer bir deyişle katil yakalanmış demektir.

Örneğin, Birisi Ölecek‘te denize giren bir kadının kafasına otelin bir penceresinden bir ilaç şişesi atılır. Poirot uzun süre bunun anlamını çözemez. Kurduğu varsayım şişe olgusunu açıklamaz. O da, henüz doğru sonuca ulaşamadığına karar verir. Ancak soruşturmanın sonunda kusursuz bir kuramla karşımıza çıkar. Böylece hakikat gözlerimizin önüne serilmiş olur. Şişeyi atan katilin kendisidir. Cinayetten önce, vücudunu koyu renk göstermek için bir tonik sürünmüş, şişesini de banyo penceresinden denize doğru fırlatmıştır.  Boş şişenin o sırada denize girmeye çalışan bir kadının kafasına gelmesi tamamen raslantıdır.
Benzer bir durum Roger Ackroyd Cinayeti için de geçerlidir. Orada da, bütün titizliğine rağmen Hercule Poirot, cinayet gecesi, South Hampton’dan gelen bir telefonu açıklamakta aciz kalır. Oluşturduğu kuram, telefonun neden edildiği konusunda bize hiçbir şey söylemez. Ancak kuramın son hali, telefon olgusunu baş köşeye oturtur ve cinayetin temel ögelerinden biri yapar.

Soruşturma esnasında Poirot’nun kafasında hep bir takım sorular vardır zaten. Bu sorular, resmi polisin asla aklına gelmez. Gelse de üzerinde durmaz. Hatta, Poirot’yu böyle tuhaf sorular peşinde koştuğu için biraz aşağı bile görür. Ondan, “çılgın”, “kaçık”, “deli,” “egzantrik” diye söz edildiğini eminim hatırlamışsınızdır.

roger ackroyd'un katili kim

Gerçekten de resmi polis normal bir soruşturma yürütür ve herkesin onaylayabileceği muhtemel bir katil adayı üzerinde ilgisini yoğunlaştırırken, Mösyö Poirot olayın neden kendisine ters geldiğini ya da neden bir sırt çantasının parça parça edilip evin arkasına atıldığını bulmaya çalışır. Polisin bütün sıradanlığına karşı, Poirot, en garip en olmadık soruları sorar, en akla gelmedik kişilerle konuşur. Çünkü onun amacı, sıradan olmayan bir katilin, en sıra dışı cinayetini açığa çıkarmaktır. Basit açıklamalar Poirot’nun yanından bile geçmez. O çılgınca bir işin peşindedir. Cinayetten hiçbir fayda sağlamayan, cinayet esnasında başka bir yerde olduğunu kanıtlayan, hiç kimsenin şüphelenmediği ve asla şüphelenemeyeceği biridir onun aradığı katil. Böylece ne kadar zeki olduğunu cümle aleme gösterecek, herkese dehasını bir kere daha ispatlayacaktır.

Tek bir serüveni yoktur ki, onun bu güçlü egosunu rahatlatmaktan başka bir işe yaramış olsun.

Belki bir kısmında şansı yaver gitmiş ve egosunun zorlamalarıyla hakikat arasında bir uyum sağlanmıştır. Esasen bunlar, Bayan Christie tarafından yazılmış en zayıf öykülerdir. Bu öykülerde sonuca ulaşmak, keskin zeka Mösyö Poirot için pek kolay olmuştur. Ancak, onun ciddi bir biçimde kayaya tosladığı olaylar da vardır. Bu olayların pek çoğunda katilin itirafı  sayesinde Poirot’nun kuramlarının çılgınca hatta giderek delice olması gözlerden saklanabilmiştir..

Amma velakin, Roger Acroyd ‘un Ölümü ve Ve Perde İndi , özellikle Poirot’nun deliliğini ve dolayısıyla aslında güvenilmez biri olduğunu ortaya çıkarması bakımından ironik bir biçimde de olsa edebi bir başyapıt sayılırlar.

Sözüm ona son macera olan Ve Perde İndi’de, Poirot, kitabın önemli bir bölümünde hem de en sadık arkadaşı Yüzbaşı Hastings’e  yalan söylemekten çekinmez. Gerçi, finalde bunu neden yaptığını açıklar ama biz hangi açıklamanın doğru olduğunu nereden bileceğiz? Unutmamak lazım gelir ki, bir kez yalan söyleyen, her zaman yalan söyler. Poirot, Hastings’e, dolayısıyla bize yalan söylemiştir. Daha sonra ‘o sözlerim yalandı, doğru olan aslında bu’ demesi neyi değiştirir? Haa, biz eğer safsak ve  inanmaya hazırsak mesele yok. Ama dikkatli okuyucunun gözünden son maceranın olağanüstülüğü ve Poirot’nun bunu keşfetme ustalığı kaçmamalıdır. Bir diğer deyişle, olayın kendisi ne kadar sıradışı ise, Poirot’nun çözümü de o kadar delicedir.

Bu delice olma özelliği Roger Ackroyd‘da tam manasıyla baskındır. Kitabın sonunda hepimiz şok oluruz. Katil en olmayacak kişidir çünkü. Ama ne gam. Poirot, o muhteşem zekasını gene konuşturmuştur. Bütün olguları zorlayarak, gerçekle vehimlerin yerlerini değiştirerek, çok basitçe yapılabilecek açıklamaları, en olmadık nedenlere bağlayarak, gerçeğin  aslında bambaşka bir yerde olduğunu bizi kendisine hayran bırakarak kanıtlamıştır. Peki, ama gerçek bu mudur? Roger Ackroyd cinayetini gerçekten de Poirot’nun yakaladığı kişi mi gerçekleştirmiştir? Yoksa katil bambaşka biri midir?

Metin üzerinde gerçekleştirilecek yapısal bir araştırma, Bayan Christie’nin bu en karanlık ve en gizemli romanında gerçek katilin bambaşka biri olduğunu bize söyleyecektir. Metnin kendisiyle, ünlü dedektifin vardığı sonuç arasında amansız bir çelişki vardır.
Poirot, aşırı şişkin egosunun tatmini uğruna masum bir kişiyi suçlamış ve onun suçsuz yere ölüme gitmesine sebep olmuştur. Bu büyük adli hata tamamen Poirot’nun deliliğinin bir sonucudur.

Deliliğin bir çok türlerinde olduğu gibi, Mösyö Poirot’nun da bir yere kapatılmasına ya da tedavi görmesine gerek yoktur. Bu tür bir delilik, ancak dahilerde ortaya çıkacak bir ruh hali olarak kabul edilebilir. Topluma ve insanlara zarar vermedikleri sürece, sağladıkları yararlar kelimelerle ifade edilemeyeceğinden, bu tür insanlar daima saygı ve destek görürler. Poirot’nun deliliği de bir çok cinayetin aydınlanmasını sağlamış, bu yüzden, başta Scotland Yard olmak üzere, bir çok polis örgütünde hüsnükabul görmesine yol açmıştır.

“Evet, uçuktur, kaçıktır ama katilleri de şıp diye yakalar” şeklinde özetleyebileceğimiz bir anlayışla yaklaşılmıştır hep ona. Hiç kimsenin aklına onun yalan söyleyebileceği, delice davranışlarının masum insanları ipe götürecek kadar ileri boyutlara varabileceği gelmemiştir.
Ama yukarda andığım iki ayrı olayda Poirot bunu yapmış ve resmen suç işlemiştir. Diğer bir deyişle bütün soruşturmalarında aynı hatayı yapma potansiyeli vardır. Yalanlarını ortaya çıkarmak dikkatli okuyucuların görevidir artık.

Roger Ackroyd’un gerçek katili kim?
Ben derim ki, okuduğunuz metin tamamen bir yazarın hayalinden çıkmış bir roman bile olsa ondan kuşku duyunuz. Hele hele edebi olmayan metinleri, örneğin tarih, anı, toplumsal araştırma gibi kitapları büsbütün kuşkulu bir gözle okuyunuz. Kolayca inanıp benimsemeyiniz.

Böyle yapmadığımız için Roger Ackroyd‘un gerçek katili, 66 yıldan beri romanın sayfaları arasındaki karanlık bir köşede, sessizce gizleniyor…

Ama merak etmeyin, önümüzdeki günlerde onu saklandığı yerde bulacak ve adalete teslim edeceğiz….

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum

3 thoughts on “Hercule Poirot ya Güvenilir Mi?”

  1. Yazarın deyişiyle "siyasetin kıyısından bile geçmeyen" basit bir soruyla başlıyor yazı. "Hercule poriot'a güvenilir mi?" Konu ve soru anında sarıp sarmalıyor insanı. Her soru cevaplanmak içindir diyerek, kendimi tamamen yazıya verdim; ya da yazı aldı götürdü beni, sonuna kadar akıp gittim. Bir de baktım ki, yazar soruya sonunda kendisi bir cevap veriyor. Ne güzel okuyucuyu merakta bırakmamış diye tembelce düşünürken, ardından öğretici bir muziplik daha geliyor. Sakın ha, okuduğunuz her şeye hemen inanmayınız, kuşkulu yaklaşınız ikazıyla, sular bulanıyor tekrar. Sanki benim yazdığıma da, cevabıma da hemen inanmayınız der gibi, soruyla başlayan yazı, başka bir (ya da birden çok) soruyla devam edip gidiyor. Hadi bakalım şimdi çık çıkabilirsen işin içinden; çöz çözebilirsen. Poriot'a güvenecekmiyiz? Yazarı/dedektifi/katili bu dünyadan göçüp gitmiş bir romanın sonucu mantıkla bağdaşır şekilde kaç kez değişebilir? Bizden sonra da, tartışmaların devam ederek sonucun veya katilin bir/kaç kez daha değişme ihtimâli var mıdır? Böyle bir roman nasıl yazılır? Birkaç alternatifli bir sonu oluşturmak nasıl bir yazarlık örneğidir? Eleştirel/dikkatli okuma nasıl bir hünerdir ki, bu alternatifler yıllar sonra fark ediliyor? Bilgiyi/gerçeği öğrenmenin tek, ama kilitlere uyum açısından çok sayıda anahtarı, bitmez/tükenmez sorular/ sorular/ sorular. Ben şahsen Gencoy Sümer'in katilin yakalanıp cezasını çekmesi yönünde yazacağı yazıyı beklerken, ilk fırsatta romanı dikkatle okuyacağım. Bu demektir ki, zaman/zaman okurken Christie'in, Poriot'un, katilin, hatta maktulün yerine kendimi koyarak düğümü çözmeye çalışacağım. Böylece, soru sorarak merak uyandırmak, okudukca başka kitapları da okumak, menüdeki yazıdan sadece sindireceğiniz kadarını yemek, okumayı sevdirerek yazı yazmaya heveslendirmek, analatik incelemeyi, analizi/derinlere dalmayı sıkmadan, bilmece gibi oyun oynarken öğre(t)(n)mek gibi, yaşam boyu gerekli müspet alışkanlıklar elde etmek veya pekiştirmek, bu yazıların okuyucuya sağladığı en tatlı kazançlardan sadece bir kaçı. Dahası geçirilen hoş vakit de cabası, yazının bonusu oluyor tabi ki.

  2. Yazıların altında bir Saffet Kumbas yorumu görmek giderek alışkanlık haline geliyor. Bundan ne kadar memnun olduğumu söylememe herhalde gerek yok. Eleştirileriniz adeta yazıyı tamamlıyor. Onun eksik yanlarını kapatıyor. Örneğin, kuşku'daki ironiyi vurgulamanız yazının önemli boyutlarından birinin açığa çıkmasını sağlamış. Aslında bu da bir anlamda eleştirinin gücünü gösteriyor. Roger Ackroyd'un Ölümü adlı Agatha Christie romanını okumanızı size ve hasbel kader bu blogdaki yazılarımızı izleyen bütün dostlara tavsiye ediyorum. Çünkü, önümüzdeki günlerde, bu kitapla ilgili kuşkuları dile getiren yazılarım yayınlanacak blogta. Siyasetten ve Türkiye'nin her an değişen gündeminden zaman bulabilirsek, sanattan, edebiyattan, hayata lezzet katan diğer konulardan bahsetmeye çalışacağız. Tüm dostlara keyifli okumalar dilerim.

  3. Edebi yazılar felsefe temellendirmesi gibidir; kesin matematik bir tanıtlama içermez. Eser, müessir'in bakışından bir görüntü sunar ve "tartışmaya elverişlilik" anlamında mutlaka eksikliği bünyesinde taşır. Hatta, bir bakıma edebiyatta eksiklik şarttır; çünkü tartışmayı/ araştırmayı/derinleşmeyi kımıldattığı ölçüde eksiksizliğe/perfekşına yol almaktadır. Dolaylı anlatımın esas olduğu, örtük edebi yazılar, adeta canlı varlıklardır. Donanımı tam olan okuyucu yorumlarıyla yıllarca serpilip gelişirler. Özetle yazınız bir zahmet ürünüdür, benimkisi sadece yorumdan ibarettir; herhangi bir eksiklik tespitim söz konusu değildir. Mesaj/ İleti/gönderi/ bombardımanı derken, her gün gözümüz çeşitli yazılara ilişmektedir. Ne yazık ki; yüksek okul mezunu son derece bilmiş ve iddialı bir havada yazdığı/sataştığı yazısında, cümleleri arasında tek bir noktalama işareti kullanmadan bir sayfa karalamaktadır. Güzel Türkçemizin bu durumu, düşünen herkes gibi beni de üzmektedir. Sizin gibi üslubu olan, dili güzel kullanan yazarların yazmaya devam etmesi için ve genç okuyuculara belki faydamız olur düşüncesiyle, fırsat buldukça yorumlarıma devam etmek istiyorum. Tabi "bloga ortak oldu" demediğiniz sürece.

Yorumlar kapalı.