Necmi Şen'le Röportaj 2

Necmi Şen’le Röportaj

Polisiye Durumlar: Merhaba Necmi Bey. “İsimsiz”  adlı ilk romanınız geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Bu kitabınızın yazılma ve yayınlanma serüveninden kısaca söz eder misiniz?

Merhabalar, Dedektif Dergi/Polisiye Durumlar’a aynı zamanda bu röportaja vesile olan Gencoy Sümer Hocam’a teşekkür ederek başlamak istiyorum.

İSİMSİZ romanının yazılması uzun bir zamanı kapsıyor. Hem vardiya sistemiyle çalışmak hem de çocuklarımın küçük olmasından onlarla geçirmek zorunda olduğum mutlu anlar büyük etken oldu. Dolayısıyla bana kalan hafta sonu geceleriyle bayram tatillerinde evde kurduğum kamplardı. Bu sebepten iki buçuk yıl sadece yazması sürdü fakat daha eskiye dayanan bir üç yıl daha var ki; bu süreçte ayakları yere basan bir dosya olması için yaptığım araştırmalardır. Gerekli materyalleri toplamam için çok fazla makale okudum, videolar izledim, haritalar üzerinde çalıştım, notlar aldım yazmaya öyle başladım. Bazen demlenmeye bıraktığım yazıyı çok sonra ele aldım, eklemeler ve çıkarmalar yaptım, kimi zaman tıkanmalar olduğunda en güzel ne koyabilirim diye üç gün yazmadan sadece bunu düşündüm.

Yoğun bir emek verildiğini ilk yayınevinden işittiğimde çok mutlu olmuştum. İlk roman olmasından yeni bilgiler öğrenmek ve tecrübeler edinmek de ayrıca güzeldi. Yayınlanma süreci ise sona gelmenin ateşiyle heyecanın doruğa çıktı bir süreçti. Ankara’da olan Karina Yayınevi ile sayısız mailleşmeler gerçekleşti. Sayfa sayısı ile alakalı aşmamız gereken bir süreç yaşadık. Özellikle bu konuda edindiğim deneyim oldukça kıymetliydi. Çok değerli emekleriyle ilk kitap yayınlama yolculuğuma eşlik eden Karina Yayınevi ve Editör Aydan Hanıma bu vesileyle bir kere daha teşekkür etmek istiyorum.

Ortaya çıkan eserin önce zihinde başlaması sonra bir kitap haline gelmesini adım adım görmek tarif edilemez bir duyguydu. Ön ve arka kapak görsellerini dahi yayınevine dosyayı vermeden çok önce karakalem sanatkarına yaptırmıştım. Dersine çok çalışan bir öğrenci gibiydim.

 

Polisiye Durumlar: “İsimsiz”’in konusu nedir? Bundan da biraz bahsetmenizi rica etsek?

İsimsiz romanı konusu itibariyle babalık duygusunu ele alan bir kitap. Bir babanın yapabileceği ve yapamayacağı sınırları çizmeye çalışan, o duyguyu resmetmeye gayret eden bir kitap oldu. Hayatta hepimizin başına çeşitli sıkıntılar hatta kazalar gelebilir. Romanda bir babanın hepimizin yapabileceği basit bir hatasıyla tahmin edemeyeceği bir sonuç gerçekleşiyor ve küçük kızının yoğun bakımda uyutulma süreci başlıyor. Bu noktada babaya kalan iki seçenekten biri; ya hastanede kızının akıbetini çaresizce beklemek ya da kızına bunu yapanları bulmak için hayatını adamak! Baba ikinci şıkkı tercih ediyor ve roman başlıyor.

Aynı zamanda babadan bağımsız olarak kendi soruşturmasını yürüten bir başkomserin peşine düştüğü azılı suçlular var. Baba ve başkomiser birbirlerinden habersiz olarak araştırmalarını genişletiyorlar. Baba çeteye sızarken, başkomser o çeteyi arıyor. Kesişmenin nerede olacağı kadar önemli bir diğer soru kimin önce bulacağı.

 

Polisiye Durumlar: Romanınızdaki belli başlı karakterleri okurlarımıza tanıtır mısınız? Onları yaratırken gerçek ya da kurgusal karakterlerden esinlendiğiniz oldu mu?

Çok kıymetli bir soru. Bu konuda bir isme yer vermem gerekiyor. Kendisini duayen cinayet polisi olarak tanımladığım Sayın Mesut Demirbilek kitabıma çok değerli emekleriyle katkı sağladı. Keza kapsamlı bir roman olmasının nedeni de birazda buradan kaynaklanıyor. Çünkü cinayet büro ve çalışma metotlarını göstermek amaçlarım arasındaydı. Hali hazırda cinayet büro tozunu yutarak yetişen bir başkomiser var aynı zamanda okuyucuya kitaplarda pek karşılaşmadıkları cinayet büroyu tanıtmayı çok istemiştim.

Alışık olduğumuz “konuşsana lan” temalı omurga kıran başkomiserlerden ziyade daha çok entelektüel ve profesyonel bir başkomiser olmasını istedim. Bilimi kullanan, inisiyatif alan, meslek aşkıyla donatılmış bir cinayet büro amiri tasarlamam için Mesut Bey’in “Cinayet Sohbetleri” ve “Hepimiz Katiliz” kitapları bu anlamda bana bir projektör gibi ışık tuttu. Kendisiyle iletişim kurabildim bu fırsatı ve anılarının birkaçını kullanmama izin verdiği için bir kere daha kendisine çok teşekkür ediyorum.

Mesut Demirbilek manuel polislik diye tabir edilen dönemde çok başarılı bir cinayet polisiydi. Oluşturduğum başkomiser Kemal Saygın ise benzer donanımlara sahip fakat dijital polislik çağında olan bir başkomiser oldu. Bizler izlemiş olduğumuz filmler ve dizilerle zihnimizde bir cinayet büro tasarlıyoruz fakat gerçekler filmlerdeki ile örtüşmüyor. İşte tam da bu yüzden gerçekliği ile öne çıkan bir roman olmasını istemem yıllar almasını sağladı. Mesut Bey’in kitaplarını okuyanların kendilerine söyleyeceği söz şu olacaktır “Bu kitapları daha önce neden okumadım?”.

Romandaki iki ana karakterlerden biri olan Kemal Saygın gerçek bir karakterin yansımasıdır. Kitapta geçen cinayet büro tanımları olsun, anlatımlar olsun her biri gerçek bir tanımlamadır. Gayrettepe’deki Asayiş Şube Müdürlüğünün Cinayet Büro Amirliği ile alakalı ne kadar video varsa izledim. Tüm röportajları okudum. Tarama yaparak büro hakkında basınla paylaşılan her veriyi depoladım. Böcek bilimi (Entomoloji) dahi kullanarak okuyucuya cinayet çözümündeki çalışmalarının nasıl olduğunu görmelerini istedim. Cinayet Büroda bizim “sorgu odası” olarak bildiğimiz tepeden sarı lamba sarkan, gölge silüetlerle masaya yumruk inen odaya aslında “mülakat odası” dendiğini ve odadaki eşyalardan tutun duvarlarına kadar beyaz olduğunu öğrenmek bile bana sürpriz bir yeni bilgi olmuştu. Sorduğunuz soruya birebir örtüşen cevap baba olan karakter Onur Solmaz bir kurgu fakat Kemal Saygın gerçek bir karakterden esinlenmiştir.

Bu karakteri çok sevdim çünkü liyakat esaslı bir karakter oldu, birazda toplum olarak özlediğimiz polisi çizmeye çalıştım. Nasıl tepkiler alacağımı bilmiyorum ama ben Kemal Saygın karakterini yazarken çok keyif aldım, umarım okuyanlarda aynı keyfi alır.

 

Necmi Şen'le Röportaj 7Polisiye Durumlar: Romanınızı kimlerin okumasını tavsiye edersiniz? “İsimsiz” kimlere hitap ediyor?

Şu veya bu kitle diye bir okur diyemem çünkü romanda sadece bir taraf seçmeden hemen hemen herkesin okuyabileceği bir dilde yazmak istedim. Sinematografi şeklinde ve okuyucuya da büyük saygı duyarak yazmaya çalıştım. Örneğin; romanın başında babanın karşılaştığı olağanüstü durum karşısında bir baba için o süreç nasıl yaşanması gerekiyorsa o şekilde yazmak gerektiğini düşündüm. Geçirilen tüm psikolojik süreçlere sadık kalarak babayı adım adım sona taşıdım. Tek motivasyonum okuyucuya olan saygımdır. Dolayısıyla sürükleyici olan bir roman türü ne olursa olsun okunur diye düşünüyorum. Bir okur olarak bunu kendimden biliyorum.

 

Polisiye Durumlar: Bu romanı yazmaya sizi yönelten ne oldu? Ele aldığınız konunun gerçek hayatta bir karşılığı var mı yoksa tamamen sizin hayalinizden çıkan bir kurgu mu söz konusu?

Evet gerçek hayatta bir karşılığı var. Başımdan geçen bir olay sonrası bu romanı yazmaya başladım.

Altı yıl önce bankamatik önünde bir gaspa uğradım. Sırt tarafımdan gelen bir el uzanarak elimde para dolu zarfı aldığı gibi kaçmaya başladı. İlkten bir şaka sandım tepki vermeden öylece ardından baktım fakat sonra idrak başladığı anda kaçanın peşinden en az onun kadar hızlı koşmaya başladım, hatta hızda onu geçerek yaklaştım sırtına okkalı bir darbe yapıştırdım. Sarsılıp düşecek kadar olsa da devam etti. Daha sonra bir aracın kapısı açık motoru çalışır vaziyette kaçanı beklediğini ve kaçanın da araca koştuğunu fark ettiğimde beklemediğim bir sürpriz olmuştu.  Araca atladığında kapıyı kapatmasına izin vermeden boylu boyuna araç içine uzanarak adeta yattım. Ve bizim mücadele başladı. Vuramıyordum çünkü açı gereği onlar kadar şanslı değildim dolayısıyla çok yumruklar yedim. Şoför olana başım yakın olduğu için sürekli ondan dirsek yerken diğeri de aralıksızca vuruyordu. Sürekli diğerine “atamadın şunu” diyordu. Araç hareket halinde caddede yol alırken açık kapıdan ayaklarım yere sarkıyor asfalta değiyordu. Bir ara umutlandım çünkü ters yönden polis arabası geliyordu fakat sandığım gibi olmadı polis yoluna devam etti bizim boğuşmayı fark edemedi. Bir ara aklıma geleni yaparak paramı çalanın şapkasını başından alıp caddeye attım. Ola ki polisin işine yarar sandım ancak yaramadı. Ve ne kadar çok uğraşsam da aracı durduramadım yediğim tekme ve yumruklar sonrası araçtan atıldım. Son tekmeyi yemeden önce bir elim kapı tutmacındaydı suratıma gelen tekmeyle asfalt üstünde taklalar atarak yaralandım. Asfaltta sürüklendiğim için sol kolumda olan iz halen durmaktadır. Araç gitmişti ve polis altı yıl geçmesine rağmen hiçbir sonuç elde edemedi. Daha sonra atıldığım yere bakan mağaza kameralarını incelediğimde başka bir aracın altına girmekten beş metre ile kurtulduğumu çok sonra fark ettim. Orada ölebileceğimi ve neden bu mücadeleyi verdiğimi kendime halen soruyorum. Haliyle bir süre travma geçiren bir zihne sahip oldum. Bu süreçte en çok kızımla zaman geçirdim neredeyse beni iki yaşındaki kızım iyileştirdi.

Bir süre uyku sorunu yaşadım her gözümü kapattığımda kolları ve boyunları dövmelerle dolu siyah şapkalı adamlarla kavga ediyordum. Bu düşünce haliyle zihnim daralırken yine uykuya dalamadığım bir gece aniden aklıma gelenle “bunu yazabilirim” dedim. Bu olayı yaşamadan önce de kitap okuyordum abartmıyorum ayda beş kitap bitirdiğim olurdu. Fakat yazma güdümü oluştuğunda ilk olarak mahalle hikayesine odaklı bir roman düşünüyordum, dolayısıyla “Emek Mahallesi” halen aklımdadır. Bir de biri “alaylı” diğeri “mektepli” iki edebiyatçının fikir ayrılığı ile başlayan tanışmalarından sonra aşka giden yolculuğu anlatan başka bir roman projem daha vardı fakat bu olaydan sonra iki projeyi de erteleyip rotayı suç romanına çevirdim. Her gece onunla yatıp kalkıyordum, çalıştığım iş yerinde molalarda herkesten izole edilmiş halde bir köşede durmam kalabalıklar içinde sohbet etmemem iş arkadaşlarım tarafımdan sorunları olan bir adam olarak algılanıyordu. Oysa onlar beni yalnız sanırken ben zihnen çok zengin bir dünyada yaşıyordum. Yalnız değildim hatta çok zihnim kalabalıktı sürekli romanı tasarlıyor onu düşünüyordum. Proje şekillenmeye başlayınca kolları sıvayıp derin araştırmalara başladım. Nihayetinde bilmediğim bir alanda yazacaktım. Önce yerli ve yabancı olmak üzere araştırmalar yaparak birçok yazarın kitaplarını okudum. Samimiyetimle söylüyorum elliyi geçen kitap okudum ve zihnimde polisiye okuyucusu hakkında bir bilgi belirdi. Bu şekilde kendi tarzımı belirledim.

İlk kelime çok zormuş bunu fark ettim, onu bulduktan sonra arkası çorap söküğü gibi geldi.

Projem şekil almış karakterler ve isimler hazırdı. Böyle başlasam da yazmak sandığımdan da uzun sürdü. İnsan yazarken öğreniyor bu yüzden ilk yazılanları çok sonra çöpe attığım en başa döndüğüm günlerde oldu fakat bir zaman sonra yazılan içe sinince pişiyor olduğunuzu görüyorsunuz.

 

Polisiye Durumlar: Sizce polisiye nedir? Polisiyenin olmazsa olmazları, kuralları var mıdır?

Bu konuda kendimi yeterli bilgiye sahip görmüyorum. Henüz çok erken ve okuduğumdan daha fazla kitap okumam lazım. Bir roman yazmakla bu konuya hâkim olmam imkânsız. Bilmiyorum demek bazen bir cevap vermekten çok daha kıymetlidir. Muhakkak kuralları vardır diye düşünüyorum ancak olmazsa olmaz kuralları konusunda şu an bir söz etmekten imtina ederim. Sırf bu yüzden polisiye tadında olsa da romanıma “suç romanı” demek istedim. Aynı zamanda kitabı okutan yazardır diye düşünüyorum. Fakat “polisiye nedir?” sorusu hakkında Gencoy Hoca’nın söylediği çok değerli bilgiler var. Bence Gencoy Sümer imzalı kitaplar polisiye nedir tanımına ışık tutuyor.

 

Polisiye Durumlar: Ülkemiz polisiyesinin yabancı polisiyeler kadar ilgi görmemesinin sebepleri sizce nedir?

Sanırım bu konuda daha cesur sözler etmemiz gerekiyor aksi takdirde dereyi geçebilmemiz mümkün görünmüyor. Genellikle işittiğim bir cümledir “Ülke polisiyesi yeteri kadar ilgi görmüyor!” peki neden? Bu sorunun cevapları üzerinde çalışmamız gerekiyor. Nihayetinde her yıl yüzlerce yerli polisiye kitapları yayınlanıyor. Her biri emek verilmiş eserler. Her biri tabu duvarını yıkmak için bir deneme gibi yeni bir hamle gibi. Bu bir gün bu olacaktır. Bize lazım olan kucaklayıcı bir yazarımızdan yerli polisiye de bir başyapıttır. Yurt dışına çıkabilen veya ülkede etki yapan bir eser ülke polisiyesinin kilometre taşlarından biri olabilir. Ancak şöyle de bir şey var ki; ben yerli polisiye yazarlarımızın yalnız olduğunu düşünüyorum. Yerli polisiye türümüzün yükselmesi için yükselmiş olan polisiye yazarının elini taşın altına koyması gerektiğini düşünüyor buna inanıyorum. Fil dişi kulelerinde yaşamak söz konusu olursa veya kitap önerirken yerli ve sıkı yazarlarımızdan birkaçını referans vermeyi tercih etmez “Yunan Mitolojisini” önerdiğimiz de nasıl büyüyeceğiz?

Yerli polisiye yazarlarımızın az önce de dediğim gibi yalnız olduklarına inanıyorum, bunu yazmaya başladığımda da gördüm. Bu anlamda Polisiye Yazarlar Birliğinin varlığı çok kıymetlidir.

 

Polisiye Durumlar:Son zamanlarda okuduğunuz ve izlediğiniz polisiyelerden hangilerini okurlarımıza da tavsiye edersiniz?

Gencoy Sümer’in “Feneryolu Cinayetleri” kitabını söyleyerek başlamalıyım. Bu roman polisiye nedir sorusuna da çok güzel cevap veren bir romandır. Gizemi harmanlamak kadar merak faktörünü zinde tutan, kendini okutan, okuyucuya “Katil kim?” sorusunu sonuna kadar yaşatıyor. Gencoy Hoca’nın tüm kitaplarını okumadan yazmaya başlamadım. Günay Gafur’un “Yargıç” romanı sürükleyicilik açısından çok güzel bir roman. Şöyle söyleyeyim sadece iki kere elime alarak bitirdiğim bir roman oldu Yargıç. Ha keza Kuklacı. Kâhin ise kendini uzun yıllara sığdıracak bir roman olacaktır.

Funda Menekşe’nin “Aklımdaki Cinayetler/ Perde Arkası/ Korona Günlerinde Cinayet” kitapları da bir çırpıda okunan kitaplar. Korona Günlerinde Cinayet kitabını aynı gün okuyup bitirdim hatta “Yerli Gatsby” muazzam bir film olabilir. Küçük Hasan öyküsünde yüreğim burkuldu. Kardeş Gibiydiler öyküsünün başlığı aklıma hemen Robert De Niro’nun rahibi oynadığı yalan yere yemin ettiği o muhteşem filmi getirmişti. Funda Hoca öyküsünün göndermesini bu filme yapmıştı. Funda Hoca kalemiyle kelimeleri başka bir hale sokuyor. Kendisini verdiği röportajlara kadar takip ediyor okuyorum çünkü Funda Menekşe çok sıkı bir polisiye okuru. Okul servisinde veya sınıfta bulduğu bir boşlukta bile okuyan bir polisiye emekçisi.

Nurhan Işkın’ın, Aylin Başkomiseri benim çok severek okuduğum bir karakterdir. Aylin’in devamı olan kitapları için planlama yapıyorum okuyacağım. Henüz sadece “Katilin Özrü” kitabını bitirdim. Listemdedir diğer kitaplarda.

Orçun Yenilmez “Derin Şüphe” romanını yeni bitirdim ve yine yazarın diğer romanı “Dipsiz Kuyu” kitabını da merak ediyorum. Suphi Varım bende çok başka bir tat bırakan bir yazardır. Özellikle “Karanlıkta İki Ceset” kurgusu çok güzeldi. Elçin Poyrazlar’ın sadece “Kara Muska” romanı yazarın tüm kitaplarını okuma kararı verdirdi. Ayrım yapmıyorum her yerli yazarı okumaya çalışıyorum; bu açıdan Başkan Algan Sezgintüredi, Ayla Koca, Gürkan Karahan, Cuma Polat ve adını sayamayacağım çok yazarımızı takip ediyorum.

Tuna Kiremitçi’nin “Mezun Cinayetleri” romanı yine merak ettiğim bir roman. Okuma listemde Mahfi Eğilmez’in “İnferis” ve “Sahte Sultan” da var.

Kendimi kötü hissettiğim henüz okumadığım Celil Oker yazarımızdır. Ancak oğlunun tüm kitaplarını yeniden yayınlama çalışmasını okuduğumda çok mutlu olmuştum. Celil Oker için özel bir okuma programı düşünüyorum. Cenk Çalışır, Gonca Çiftçioğlu ve Tuğba Turan’da henüz okumadığım ama okumayı çok istediğim yazarlardır. Özellikle Tuğba Turan’ın “Tilda” için sabırsızım. Esra Türkekul’un kitapları tabiri yerindeyse “enfes” kitaplardır. Kendisini kaybetmemiş olsaydık eminim şu anda yine soluksuz okunan kitaplarımız olacaktı. Cadıbostanı Cinayeti ve Kapalı Çarşı Cinayeti romanları bitirdiğimden beridir kitaplığımda durur. Bazen alır bir daha okurum sırf yazarla sohbet etmek için.

Şu an okuduğum Kerem Kaş’ın “Kayıp Cesetler” kitabı çok sıkı bir kitap. Kerem Kaş kitabın başlarında tanıttığı karakterini bir anda kaybettirerek büyük bir merakla sizi kitaba davet ediyor. Kerem Kaş’ın diğer kitabını da okuyacağım okurken bunu hissettim.  Alper Canıgüz adını yeni duyduğumu itiraf etmeliyim, birkaç gün önce Funda Menekşe’nin Alper Canıgüz için sosyal medya hesabından paylaştığı yazar tanıtımı beni çok etkiledi. Funda Hoca yazar hakkında emek verilen bir yorum yaparak bir anda müthiş bir merak oluşturdu bende. Okuma listeme aldım Alper Canıgüz’ü. Elimden geldiğince ülkede yerli polisiye yazarı kim varsa bulmaya, okumaya çalışıyorum. Funda Hoca, bize lazım olanı yapıyor, elini taşın altına koyuyor. Bu yolu açmaya çalışan bir işçi gibi emek veriyor.

Adını sayamadığım yazarlarımız varsa çok özür dilerim. Polisiyeye emek veren her yazarımızı okumak benim için bir görev. Samimi olarak böyle düşünüyorum. Bu ağır bir taş hepimiz bir kenarından tutup kaldırmalıyız. Okurken yazarla sohbet ettiğime inanırım. Yazar kitabıyla aslında okuyucusuna tüm kapılarını açarak zihninin tüm dehlizlerinde yolculuğa çıkarıyor yazarı tanıyorsunuz.

Yabancı yazarlardan hepimizin bildiği ustaları söylememe gerek görmüyorum fakat bir isme yer vermem gerekiyor; Michael Dibdin. Bu yazar başka bir şey yapıyor romanlarında. Özellikle Aurelio Zen karakteriyle Dedektif Zen serisi lezzet olarak tarifsiz bir tat. Bu adı duymayanlar varsa söylemek istedim, kesinlikle tavsiye ederim.

Sona sakladığım ise Mesut Demirbilek kitapları roman tadındadır. Sadece “Potin Dayı” hikayesi bile gerçekliği ile muazzam bir sinema filmi olabilir, bunu hep hayal etmişimdir. Potin Dayı karakterine Şener Şen hayat verdiği takdirde ortaya çıkan eser yıllarca konuşulacak bir eser olur. Bir gün Potin Dayı hikayesi film olacaktır, buna kalpten inanıyorum.

Bizler kurgu ile sayfaları renklendirirken gerçekleri bilerek yazmak ve gerçeklerle yolu kesiştirmek bende ilgi çekici bir taraf olmuştur. Elbette bu herkes için geçerli değildir ancak ben “gerçeklik” kısmını çok kıymetli bulduğum için kitabımın temelleri olmasını istedim. Bu şekilde düşünenlere yazmaya başlamadan önce Mesut Demirbilek okumalarını tavsiye ederim.

 

Polisiye Durumlar: Yakın gelecekte yeni bir kitap ya da polisiye üzerine başka bir tasarımınız var mı?

Evet var. İsimsiz bir üçleme aslında. İlk roman çok kapsamlı olsa da sonraki kitaplar bu denli kapsamlı olmayacak. İki adamı yazdığım için roman büyüdü fakat artık iki karakterde okurla tanıştı. İsimsiz 2 ve 3 olacak ancak bu yakın gelecekte hemen olmaz diye düşünüyorum keza içime sinene kadar sıkı çalışmak gibi bir huyum var. Daha sonra da Başkomiser Kemal Saygın serileriyle yazmaya devam etmeyi planlıyorum. Muhtemelen kitabımda geçen, okuyucunun merak dünyasına serpilmiş tohumlar olan Atmaca ile başlayacağım. Üçlemeyi bitirmek kısmet olursa “Atmaca Dosyası” adında bir dosyamla devam edeceğim. Dediğim gibi elbette kısmet olursa.

Büyük yazar olacağım gibi hayallerim yok hatta bir yazar olduğuma da henüz inanmıyorum sadece “iyi bir yazar adayı” olarak görüyorum kendimi. Başarmaktan daha kıymetli olan sürdürülebilir olmak buna gönülden inanıyorum. Hayatta her şeye karşı sıfır bilgi ile doğduk dolayısıyla hayata ham başlarız, pişeriz ve oluruz. İnsanı ağaçtaki meyveye benzetmek çok absürt olmaz sanırım, kimi hamdır ham kalır geliştirmez kendini, kimi kurtlanır farkında bile olmaz, kimi çürüktür, kimi ise olur ve vaktinde dalından düşer.  Pişmek ve olmak için çalışmak gerekiyor. Bir işçi kendisi veya ailesi için günde sekiz veya on saat gibi bir zamanı veriyorsa en az o kadar emek vermem gerektiğine inanırım. Çalışınca evren bize istediğimizi fazlasıyla veriyor bunu ruhunuzda hissediyorsunuz. Romanıma başlamadan önce not defterime hiçbir not almadan en baş sayfaya şu sözleri yazmıştım.

Defterime yazdığım gibi buraya aktarayım.

“Korkma…!”
“Üşenme…Vazgeçme…Pes Etme…!”
“Sabırlı ol…!”
“Güzel Düşün…!”

Çok okunacak, çok satacak gibi hayallerle de yazmadım. Sosyal medyaya çok hâkim biri de değilim. Hesaplarımda kitabı sunmak, tanıtmak bile beni mahcup ediyor. Bu yüzden daha çok yazmak içimde dinmek bilmeyen bir tutkuydu başardığımı görmek istedim. Bunun gerçekleştiği günü sürekli hayal ettim. Başardığımı görmek çok güzel. Elbette ki filmler izlensin kitaplar okusun diye yazılıyor bende okunmasını isterim. Umarım okunur ve sevilir.

Sadece iki evladım babalarının kitap okuduğunu, kitap yazdığını bilsin ve güzel insan olsunlar bu bile bana yeter.

Dedektif Dergi ve Polisiye Durumlar’a bana sundukları bu şans adına bir kere daha teşekkür ederim.

Yazar:

Turgut Şişman
Turgut Şişman
Turgut Şişman, PolisiyeDurumlar.com ve Dedektifdergi.com sitelerinin kurucuları arasında yer aldı ve halen polisiyeseverlerin ilgi ile takip ettiği bu iki projede aktif olarak görev almaktadır. Çeşitli kitaplarda ve online platformlarda hikaye ve makaleleri yayınlanan Turgut Şişman, Polisiye Yazarlar Birliği üyesidir ve 2005 yılından bu yana İngiltere'de yaşamaktadır.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum