Polisiye Hikaye Oku Köle

Hikaye: Köle

Polisiye Hikaye: KÖLE – 1

Genç kadın, otoparktan çıktıktan sonra, aceleyle U dönüşü yaparken aniden son model, pahalı cipinin önüne fırlayan cılız, topal adama çarpmamak için var gücüyle frene asıldı. Durduğunda adam ortalıkta görünmüyordu. Kadın korkuyla, panik içinde arabadan indi; cipin önüne doğru telaşla yürüdü.

Karanlık gecede, boş sokakta, kadının topuk sesleri yankılandı.

Yerde yatan adama doğru eğildiğinde gözleri şaşkınlıkla büyüdü, ani bir hareketle geri çekilmeye yeltendi ama artık çok geçti… Başına aldığı sert bir darbeyle gözleri karararak boylu boyunca yere düştü.

Gözlerini açtığında elleri ve ayakları bağlı bir halde, kendi cipinin bagajındaydı…

Keskin dalgalar halinde tüm vücuduna yayılan panikle, çığlık ve tekmeler atarak kurtulmaya, sesini duyurmaya çalıştı. Bir süre sonra yorulup vazgeçti. Ona çok uzun gelen sarsıntılı bir yolculuktan sonra cip aniden durdu, bagaj sertçe açıldı.

Azrail’inin gözlerindeki nefretten son dakikalarını yaşadığını umutsuzca anladı. Tam yalvarmak için ağzını açmışken, boynuna aniden giren kocaman bir iğneyle tüm dünya karardı.

Son hissettiği bagajdan aşağı, tozlu zemine hızla yuvarlandığıydı…

Polisiye Hikaye: KÖLE – 2

Cumartesi gecesi, telefon on dakika boyunca ısrarla, hiç susmamacasına çalmaya devam ederken Ateş üzerindeki kadını itti ve küfrederek yataktan kalktı. Bir sigara yakıp saatine baktı. 3’ü 5 geçiyordu. Öfkeyle telefona uzanıp açtı.

‘Ne var?’

‘Ateş, ben Detektif Cem. Çok ilginç bir vaka var. 2 saat kadar önce Ulus Parkı’nda bir alışveriş arabasına kelepçelenmiş bir kadın cesedi bulundu. Şu anda otopside. Sıra dışı bir dava olursa haber vermemi söylemiştin.’ Ateş’in öfkeli sessizliği karşısında genç adamın sesi gittikçe alçalmıştı.

‘Peki bu ceset yarın sabaha kadar kaçıyor mu?’ diye sordu Ateş alaycı ve sinirli bir sesle.

‘İyi de…’ dedi Detektif Cem tereddütle. ‘Boynunda bir kronometre asılı. Neden geri sayım yapıyor bilmiyoruz ama her ne olacaksa şu anda 8 saat 55 dakikamız kaldı.’ Ateş sıkıntıyla derin bir nefes aldıktan sonra konuştu.

‘Peki.. Bekle. Geliyorum.’ deyip telefonu kapattı ve yatakta onu bekleyen kadına döndü.

‘Gidiyorsun bebek. Bu gecelik bu kadar. Toparlan.’ Kadın bir yandan kalkıp diğer yandan homurdanırken Ateş aceleyle giyinip Ece’yi aradı ve olanları anlattı.

Yarım saat sonra Ateş’in Harley’i polis merkezinin önünde fren yaptığında Detektif Cem kapıda telaşla, ileri geri yürüyerek onları bekliyordu. Ateş’le yaklaşık bir yıl önce, yine polisin Büro’dan yardım istediği bir dava esnasında tanışmışlar ve Ateş bu genç detektifin hırsından, zekâsından ve ayrıntılara olan dikkatinden etkilenmişti. Ona göre bunlar bir polis için, hele de bir cinayet masası detektifi için olmazsa olmaz niteliklerdi ve Cem henüz meslekte yeni olmasına rağmen bunlara fazlasıyla sahipti.

‘Çok ilginç bir dava.’ dedi Cem ‘Merhaba’ yerine, mavi gözlerini kocaman açarak.

‘Anlat.’ dedi Ateş kısaca.

‘Kurban 20 yaşlarında bir kadın.’ diye başladı Cem. ‘Saat bir civarı gece bekçisi tarafından Ulus Parkı’nda bir ağacın altında bulunmuş. Çok… çok tuhaf bir şekilde.’ Sıkıntıyla sigarasından bir nefes çektikten sonra devam etti. ‘Olay yeri fotoğraflarını görmeniz lazım.’

‘Komiser Nihat yok mu?’ diye sordu Ateş.

‘Aradık ama ulaşamadık.’ dedi Cem. ‘Şu an benim dışımda bir kaç nöbetçi polis, laboratuvar çalışanları, adli tabip ve yardımcısı burada.’

Hep birlikte, sessizce içeri girdiler. Cem onları masasına götürdü. Masanın arkasındaki panoda cesedin dört açıdan çekilmiş fotoğraflarının yanı sıra delillerin fotoğrafları asılıydı.

Ateş ve Ece kaşlarını çatarak yavaşça panoya yaklaştılar ve o ana kadar gördükleri en garip olay yeri fotoğraflarını şaşkınlıktan büyümüş gözlerle incelemeye başladılar.

Polisiye Hikaye: KÖLE – 3

Fotoğraflarda, dikkat çekecek kadar güzel, sarışın, oldukça sıska, genç bir kadın başı önde yere diz dökmüştü. Üzerindeki, ünlü ve pahalı markaların kâğıt çantalarının kesilip yapıştırılmasıyla yapılmış hizmetçi önlüğüne benzer bir önlük dışında çıplaktı.

Dua eder gibi açtığı elleri, incecik bileklerinden bir alışveriş arabasına kelepçelenmişti. Arabanın içinde bir güneş gözlüğü, bir kaç moda dergisi, büyükçe, deri bir el çantası ve yüksek topuklu ayakkabılar vardı. Kadının boynunda sporcuların kullandığı, dijital ekranında kırmızı sayıların okunduğu bir kronometre asılıydı.

Fotoğrafların çekildiği sırada kronometrede 10.42.16 sayıları yanıyordu.

‘Bütün bunlar ne anlama geliyor?’ diye sordu Ece kaşlarını çatarak.

‘Katilin bir mesajı olduğunu düşünüyorum.’ diye cevapladı Cem kafası karışık bir halde.

‘Köle…’ diye mırıldandı Ateş hayret, biraz da hayranlık dolu bir sesle. Ece ve Cem’in şaşkın ve kafası karışık bakışlarını görünce ‘Bu kadın bir köle…’ diye açıklamaya başladı.

‘Kurban maddi değerlere, modaya, güzelliğe ve paraya tapıyor. Tüketimin kölesi, onun hizmetçisi haline gelmiş. Katil tüketim toplumuna ve onun yarattığı kadın tipine karşı teatral bir sahne kurgulayıp kendince bir eylem yapmış.’ Bir süre düşündükten sonra ekledi. ‘Ve bu tam bir tapınma sahnesi…’

‘Aslında düşününce oldukça yaratıcı.’ dedi Cem acı acı gülerek. ‘İnsanlara üretmekten ve yetinmekten çok satın almayı, harcamayı, tüketmeyi, sahip oldukça var olmayı dayatan sistemin insanları aptal yerine koyması sadece beni rahatsız etmiyormuş demek ki…’ Ateş onaylarcasına başını salladı. Bir süre hiç konuşmadan, sessizce fotoğrafları incelediler.

‘Kurbanın kimliğini belirlediniz mi?’ diye sordu Ateş, bir süre sonra.

‘Evet. Ceren Çetinsoy. 21 yaşında. Bir ay sonra yapılacak olan Miss Türkiye Güzellik Yarışmasına başvurmuş ve ilk elemeleri kazanmış… ki bu da senin köle teorini doğrular.’

‘Kesinlikle evet.’ diye söze girdi Ece. ‘Güzelliğe ve paraya tapınma… Mesaj veren, dünyayı düzeltme derdinde olan, görev odaklı bir katille karşı karşıyayız.’

‘En kötüsü de’ diye ekledi Cem sabırsız bir ses tonuyla. ‘Bir yerlerde kötü bir şeyler olacak. Geri sayım devam ediyor.’ Masasındaki kronometreyi işaret etti.

08.03.01… 08.03.00… 08.02.59…

‘8 saatimiz kaldı.’ dedi Ateş sıkıntıyla saatine bakarak. 03.58 ‘Yarın öğlen 12’de çok kötü bir şeyler olacak…’ Derin bir nefes alıp herkesin aklındaki soruyu sordu.

‘Ama ne?’

Polisiye Hikaye: KÖLE – 4

Cem’in masasındaki telefonun çalmasıyla derin düşüncelerinden sıyrıldılar.

‘Efendim?’ diye telefonu açtı Cem ve bir süre sonra ‘Tamam.’ diyerek kapattı. Ateş ve Ece’ye dönüp ‘Otopsinin bir kısmı tamamlanmış.’ dedi. ‘Adli tabip çok ilginç bir şey bulduğunu söyledi. Gidelim.’

Üçü beraber asansörle merkezin en üst katına çıktılar ve otopsi odasının paslanmaz çelik kapısının önünde onları bekleyen adli tabiple karşılaştılar.

‘Kabaca kurbanın kafa, göğüs ve karın otopsisini bitirdim.’ diye söze başladı yaşlı tabip, vakit kaybetmeden. ‘İlginizi çekecek bir şey buldum.’

Elindeki kilitli, şeffaf poşeti Cem’e uzattı. Poşetin içinde küçük, ahşap karelere yazılmış siyah harfler vardı. Her harfin sağ alt köşesinde küçük sayılar görünüyordu. Üçü birden dikkatle eğilip baktılar. MİPVA.

‘Bu da ne demek oluyor?’ dedi Cem şaşkınlıkla.

‘Scrabble harfleri.’ dedi Ece düşünceli bir ses tonuyla. ‘Katil ölmeden önce kurbana bunları yutturmuş olmalı. Ama neden?’

‘Belki de geri sayımın cevabı buradadır.’ diye ekledi Ateş gözlerini kısarak.

‘Sıra dışı bir şey daha var.’ diye tekrar konuştu yaşlı tabip küçük yuvarlak gözlüklerini kazağıyla temizlerken. ‘Kurbanın yemek borusu ve boğazı mide asidiyle aşırı derecede tahriş olmuştu. Uzun zamandır kusuyor olmalı ki bu da kurbanın anoreksik olma ihtimalini arttırır.’

‘İştahsızlık, yeme bozukluğu, zayıf kalma takıntısı ve sürekli kusma.’ dedi Ece başını sallayarak.

‘Tüketim toplumunun ve post modern değerlerin yarattığı son moda hastalık.’ dedi Ateş onaylamaz ve küçümser bir ses tonuyla.

‘Ölüm sebebi ve zamanı?’ diye sordu Cem.

‘Ölüm sebebi…’ dedi yaşlı tabip içini çekerek ‘Kurbanın nefes borusunu kapatan bir banknot. Ondan önce kurban bayıltılmış. Katil parayı baygınken boğazına yerleştirmiş.’ Üçü de şaşkınlıkla birbirlerine baktılar. Tabip açıklamaya devam etti.

‘Yani bu kızcağız parayla boğularak öldürülmüş çocuklar.’ Ece önüne bakıyor, Cem elindeki kalemle oynuyor, Ateş ise oldukça öfkeli görünüyordu.

‘Ölüm zamanına gelince…’ diye devam etti adli tabip. ‘Karaciğer ısısına göre saat 10-12 arası.’

Ateş hemen saatine baktı. 04.24

‘Fotoğraflarda kronometre 10.42.16’yı gösteriyordu. Polisin olay yerine varmasını da hesap edersek, demek ki katil kronometreyi saat tam 12’de 12 saat geri sayacak şekilde ayarlamış.’

’10 ile 12 arası Ceren’i bayıltıp, boğazına para sokarak öldürüyor. Sonra fotoğraflardaki sahneyi hazırlayıp boynuna bir kronometre asarak Ulus parkına bırakıyor ve saat tam 12’de kronometre 12 saatten geri saymaya başlıyor.’ dedi Ece Ateş’e bakarak.

‘Bize olacakları engellememiz için 12 saat süre vermiş.’ dedi Cem dehşete düşmüş bir ses tonuyla.

‘Şimdilik bu kadar.’ dedi adli tabip üzgün bir sesle. ‘Yeni bir şey bulursam haber veririm.’

Yaşlı tabipe teşekkür ettikten sonra, asansörden inerken ‘Yaprak ve Bora’yı ara.’ dedi Ateş, Ece’ye. ‘Buraya gelsinler.’

Asansörden inince, Ece telefon elinde, koridorda uzaklaşırken Ateş ve Cem dönüp endişeli gözlerle masanın üzerindeki kronometreye baktılar.

07.30.01… 07.30.00… 07.29.59… 07.29.58…

Polisiye Hikaye: KÖLE – 5

Yaklaşık yarım saat sonra Yaprak ve Bora koşarak polis merkezinden içeri girdiklerinde Ateş ve Ece bir yandan Cem’in laboratuvardan almaya gittiği delil raporlarını beklerken diğer yandan da kurbanın midesinden çıkan harfleri inceliyorlardı.

‘Olay yeri fotoğrafları nerede?’ diye sordu Yaprak telaşla. Ece eliyle masanın arkasındaki panoyu işaret etti.

‘Haklısın.’ dedi Yaprak Ateş’e dönüp, bir süre şaşkınlıkla bütün resimleri tek tek inceledikten sonra. ‘Bu tam bir köle sahnesi…’

‘Özellikle kurbanın parayla boğularak öldürüldüğü düşünülürse…’ diye ekledi Bora tablet bilgisayarını çantasından çıkarıp masanın üzerine koyarken.

‘Kurbanın adı Ceren Çetinsoy.’ dedi Ateş ona bakarak. ‘Miss Türkiye Güzellik Yarışması ön elemelerini kazanmış. Hakkında bulabildiğin her şeyi istiyorum.’ Bora başını sallayarak bilgisayarına gömüldü.

Ateş ve Ece adli tabibin Ceren’in midesinden çıkardığı harfleri masanın üzerine dizmiş, oflayarak çeşitli sıralara koyuyordu.

MİPVA. İVPAM. PİMAV. VAMİP. APMİV……

‘Scrabble harfleri mi?’ diye sordu Bora başını bilgisayardan kaldırmadan.

‘Evet.’ dedi Ateş sıkıntılı bir sesle. ‘Ceren Çetinsoy’un midesinden çıkarıldı.’ Bora harflere bir kaç saniye göz attıktan sonra ’12’ dedi.

’12 mi?’ diye sordu Ateş gözlerini kısarak. Bir süre harflere baktıktan sonra ‘Evet, doğru. 12.’ diye gülümseyerek başını salladı.

‘Ne oldu?’ diye sordu Ece merakla.

‘Her harfin sağ alt köşesindeki sayıları topladık.’ dedi Ateş. Ece tekrar, dikkatlice harflere baktı. M3, P3, V4, İ1, A1. Çabucak aklından topladı. 12.

‘Katil bize toplam 12 saatimiz olduğunu anlatmaya çalışmış.’ dedi Ece.

‘Ya da yarın öğlen 12’de büyük bir şey olacağını.’ diye devam etti Ateş. ‘Bu katil her geçen dakika daha da şaşırtıcı olmayı planlamış herhalde.’

‘Ama hala harflerin gizemini çözemedik.’ dedi Ece umutsuz bir sesle. ‘Tabii bir gizemleri varsa…’

‘Mutlaka olmalı.’ dedi Ateş. ‘Derdi sayılarla olsa niye bu harfleri yutturmuş olsun? Scrabble oyununda bu puanlara sahip başka harfler de var. Neden onlardan beşini değil de bu beş harfi seçmiş olsun?’

‘Bu gördüğüm en iyi olay yerlerinden biri.’ diye söze girdi Yaprak. ‘Hiç kan yok, dağınıklık yok, pislik yok. Ceset sergideki bir heykele ya da bir tiyatro sahnesindeki bir oyuncuya benziyor. Özenle hazırlanmış bir sahne.’

‘Ve o sahnedeki her şey kurbanın kredi kartıyla, ölümünden yaklaşık bir saat önce alınmış.’ dedi Cem, elinde raporla, telaşlı adımlarla içeri girerken…

Polisiye Hikaye: KÖLE – 6

Herkesin merakla ona baktığını gören Cem, vakit kaybetmeden anlatmaya başladı.

‘Alışveriş arabasının üzerinde onlarca parmak izi bulunmuş ama hiçbiri sistemde çıkmadı. DNA yok. Ceren Çetinsoy arabanın içindeki dergileri, güneş gözlüğünü, ayakkabıları ve deri el çantasını aynı gece, kapanmadan hemen önce Akmerkez’den almış. Üzerindeki kağıttan yapılmış hizmetçi önlüğü de bu alışverişin çantalarıyla yapılmış. Elimizde güvenlik kameraları görüntüleri var ve görüntülerde sıra dışı hiçbir şey yok.’

Biraz düşündükten sonra ekledi. ‘Deli gibi para harcayıp alışveriş yapan mutsuz genç bir kadın dışında.’

‘Büyük ihtimalle katil, kadını otopark çıkışında bekledi. Ya arabayla takip etti ya da her nasılsa, bir şekilde arabasından inmesini sağladı. Sonra öldürüp Ulus parkına götürdü ve bu sahneyi hazırladı.’ dedi Ateş.

‘İşin ilginç yanı…’ dedi Cem. ‘Ceren Çetinsoy’un yeni aldığı son model cipi kayıp.’

‘O zaman katilin arabası yok.’ diye yorum yaptı Ece. ‘Ceren’in arabasını alıp kaçtı.’ Ateş onaylarcasına başını salladı.

‘Belki de tüm bu mesajlar kamuflaj içindir.’ diye söze girdi Bora. ‘Çünkü Ceren’in ondan sürekli para alan, onu para için kullanan bir sevgilisi var.’ Bir anda tüm gözler Bora’ya çevrildi.

‘Ceren Çetinsoy mankenliğin yanı sıra ufak tefek reklamlarda da oynuyormuş.’ diye devam etti Bora. ‘Hatta bir kaç dizide bazı yan roller de almış. Geliri fena değil. Telefon ve internet kayıtlarından anladığım kadarıyla yaklaşık bir yıldır Altuğ Öğüt adında işsiz güçsüz, peş parasız bir adamla beraber.’

‘Hemen adresini bul.’ dedi Ateş telaşla ayağa kalkarak. Sonra da Cem’e dönüp ‘Evine iki polis gönderip gözaltına alalım.’ dedi.

Cem başını sallayarak masanın üzerindeki telsize elini uzattığı anda telsizden bir anons duyuldu.

‘Tüm ekipler dikkat! Etiler Sanatçılar Parkı çıkışında bir alışveriş arabasının içinde çıplak bir kadın ihbar edildi. Tekrarlıyorum, Etiler Sanatçılar Parkı çıkışında….‘

Polisiye Hikaye: KÖLE – 7

Hepsi aynı anda ayağa fırlayıp heyecanla ve telaşla birbirlerine baktılar. ‘Ece, sen ve Bora burada kalıp araştırmalara devam edin. Yaprak. Cem. Gidiyoruz!’ dedi Ateş.

Hemen silahlarını bellerine takıp ceketlerini giydiler ve koşarak polis merkezinin önündeki devriye arabalarından birine atladılar. Cem sert bir U dönüşle ana yola çıktıktan sonra tepelambasını ve sireni açtı, var güzüyle gaza bastı.

15-20 dakika sonra Tepecik Yolu’na girip Sanatçılar Parkı’na vardıklarında, gecenin karanlığında, ortalıkta kaldırımın kenarına oturup ellerini başının içine almış gece bekçisinden başka hiç kimse görünmüyordu.

Aceleyle arabadan inip parkın girişine yürüdüler. Aşağı doğru yüksek bir eğimle inen merdivenlerin başında duran bir alışveriş arabasının içinde üzerinde kağıttan bir önlükle, sarışın uzun saçlı, zayıf bir kadın vardı. Gözleri kapalı olan kadının bir bacağı dışarıda, diğeri iki büklüm altındaydı.

Cem ve Yaprak koşarak kadının yanına giderken Ateş gece bekçisine doğru yürüdü, bir sigara yakıp kaldırıma, adamın yanına oturdu.

‘Ne zaman buldunuz?’ diye sordu. Adam kafasını kaldırıp orada olduğunu ilk kez fark etmişçesine Ateş’e baktı. Bir süre sonra titrek bir sesle cevap verdi.

‘1 saat kadar oluyor abi. Bizim Sefer’le nöbet değiştik, ben aşağı, kulübeye geldim. Biraz oyalandım. Sonra da dolaşmaya çıktım. Kadını burada görünce hemen polisi aradım. Başka da kimseyi görmedim.’

‘Sefer’in telefonu var mı sende?’

‘Var abi.’

‘Ara bakalım, hemen gelsin.’ Adam telefonunu çıkardığı sırada Ateş de ayağa kalkıp olay yerine gitti.

‘Cesedin durumu nasıl?’

‘Ceset değil.’ dedi Yaprak fısıltıyla. ‘Kadın canlı! Kurtulmuş!’

Ateş şaşkınlıkla alışveriş arabasına doğru eğildi. Kadını yarı aralık gözlerinde korkunç bir dehşet ve panik vardı.

‘Ambulans çağırdınız mı?’ diye sordu Ateş.

‘Yolda.’ diye cevapladı Cem. ‘Olay Yeri İnceleme de geliyor.’

Ateş sıkıntıyla içini çekip yeni bir sigara yaktığı anda, aniden koluna değen bir elle irkildi.

‘Gördüm.’ dedi kadın çatlak, kırık dökük bir sesle. ‘Onu gördüm!’

Polisiye Hikaye: KÖLE – 8

‘Lütfen kendinizi yormayın.’ diye atıldı Cem.

‘Bırak.’ dedi Ateş sert bir sesle ve iyice kadına doğru eğilerek sordu. ‘Ne gördünüz?’

Kadın bir süre soruyu duymamış gibi gökyüzüne baktı. Ateş sabırla bekledi.

‘Beyaz saçlı bir adam.’ dedi kadın bir süre sonra, karanlık gökyüzüne bakmaya devam ederek. ‘Arabamın önüne atladı. Durdum. İndim. Saldırdı.’ Kadın bir süre hatırlamaya çalışırcasına gözlerini kapatıp sustu. Sonra yorgun bir sesle tekrar konuşmaya başladı.

‘Gözlerimi açtığımda beni bir alışveriş arabasına koyuyordu. Tekmeledim. Çığlık attım. O sırada yoldan bir siren sesi duyuldu. Adam kaçtı.’ Kadın birden hıçkırıklarla ağlamaya başladı.

‘Sakin olun.’ dedi Yaprak yumuşak bir sesle, kadına eğilerek. O sırada ambulans gelmiş, görevliler sedyeyi indiriyorlardı.

‘İlk müdahaleyi burada yapın.’ dedi Ateş. ‘Durum acil. Kadını ifade için götürmemiz gerek.’

‘Hayati bir durum varsa hiçbir yere götüremezsiniz.’ diye terslendi beyaz saçlı, asık suratlı doktor.

‘Gidebilirim.’ dedi kadın telaşla. Doktor homurdanarak sağlık görevlileriyle birlikte kadını sedyeye koyup ambulansa bindirdi.

Ateş tekrar gece bekçisinin yanına gitti. ‘Aradın mı Sefer’i?’

‘Aradım abi. Telefonu kapalı. Az önce yine aradım. Yok.’

‘Evini biliyor musun?’

‘Yok abi bilmiyorum. Yeni başladım ben burada işe zaten.

‘Kaç yaşlarında bu Sefer?’ diye sordu Ateş, gözlerini kısarak.

’30 yaşlarında falandır herhalde, bilmiyorum.’

‘Tamam.’ diyerek ayağa kalktı Ateş. ‘Ulaşırsan beni ara.’ Bekçiye telefon numarasını verdi.

Yaklaşık on-on beş dakika sonra kadın hastane giysileriyle ambulanstan iniyordu. ‘Götürebilirsiniz.’ dedi doktor başını ambulans kapısından uzatarak.

‘Başına önemsiz bir darbe almış. Hepsi bu.’ Sonra da kapıyı sertçe çekerek kapattı.

Parkı Olay Yeri İnceleme ekibine bırakıp kadınla beraber devriye arabasına atlayıp yola çıktıkları sırada Ateş’in telefonu çaldı.

‘Ceren Çetinsoy’un sevgilisi Altuğ Öğüt…’ dedi Ece hayal kırıklığıyla. ‘Kaçmış.’

Polisiye Hikaye: KÖLE – 9

Gidebilecekleri en kısa sürede Polis Merkezine vardıklarında gün ağarmıştı. Ateş sıkıntıyla saatine baktı. 06.45. Tek şüphelileri ellerinden kaçmıştı, harflerin anlamını hala çözememişlerdi, kronometre ilerliyordu ve ne olacağına dair en ufak bir ipuçları bile yoktu.

05.15.21… 05.15.20… 05.15.19…

Öğlen 12’ye 5 saat 15 dakikaları kalmıştı.

Kadını Cem’in masasının önündeki sandalyelerden birine oturtup bir bardak çay ikram ettiler ve Cem vakit kaybetmeden ses kayıt cihazını açıp sorguya başladı.

‘Adınız, soyadınız. Yaşınız.’

‘Çiğdem Özgün. 22 yaşındayım.’

‘Mesleğiniz?’

‘Geçen yıl bir süre mankenlik yaptım ama şu an işsizim.’

‘Neden?’

‘Boyum kısa ve kilom… biraz fazla.’ Bunu söylerken kadın utanırcasına önüne bakmıştı.

‘Bize neler olduğunu anlat.’ diye söze girdi Ateş.

‘Levent’teki Metrocity Alışveriş Merkezinde biraz dolaştım ve bir şeyler aldım. Sonra arabama binip otoparktan çıktım. Akatlar civarında aniden önüme bir adam çıktı. Çarptım sandım, durdum. Çok korkmuştum.’ Kadın bir süre söyleyeceklerini toparlamak istercesine sustu.

‘Üzgünsün anlıyoruz ama zamanımız az.’ dedi Ateş sert bir sesle, kronometreyi işaret ederek. ‘O yüzden bir an önce anlatsan iyi olur.’ Kadın gözlerini kısarak Ateş’e baktıktan sonra devam etti.

‘Sonra aniden bir şeyle başıma vurdu. Gözlerimi açtığımda beni o alışveriş arabasına koymaya çalışıyordu.’

‘Sonra?’ Ateş’in sesi sabırsızdı.

‘Sonrası anlattığım gibi.’ dedi kadın içini çekerek. ‘Sokaktan gelen siren sesleri. Beni itti ve merdivenlerden aşağı doğru koşarak kaçtı.’ Yere bakarak sustu.

‘Bize bir eşkal verebilir misin?’ diye sordu Ateş. ‘Robot resim için.’

‘O yüzü ömrümün sonuna kadar unutamam.’ dedi kadın cevap olarak. Ateş Yaprak’a bir baş işareti yaptı. Yaprak kalem, kağıt alıp kadının yanına otururken Ateş dışarı çıktı ve bir sigara yaktı.

Bu dava gerçekten canını sıkmaya başlamıştı. Saat işliyor, zaman geçiyor ve geri sayım her nefeste daha da geri gidiyordu. Bir anda içini derin bir çaresizlik sardı.

Hissediyordu, bu sefer başarmaları gerçekten zordu…

Polisiye Hikaye: KÖLE – 10

Birkaç saniye sonra Cem yanına geldi, sessizce merdivenlere oturup o da bir sigara yaktı.

‘Bu dava hakkında ne düşünüyorsun?’ diye sordu Ateş.

‘Sıra dışı.’ diye cevapladı Cem, sarı saçlarını eliyle geri atarak. Sigarasından bir nefes çektikten sonra devam etti. ‘İlk defa bu kadar net bir mesajı olan bir katille karşılaşıyorum.’

‘Dikkatini en çok çeken ayrıntı ne?’

Hiç düşünmeden ‘Harfler…’ diye yanıtladı Cem. ‘Bana göre o harfleri kurbana yutturması üç şeyi gösterir. Bir, katil çözmemizi beklediği bir şifre verip kendince bize bir şans tanıyor. Ancak zaman sınırlaması koyup kontrolün onda olduğunu gösteriyor ki bu da ikincisi. Son olarak da bence katilin yakalanıp yakalanmamak umurunda değil. Sadece bugün öğlen 12’de her ne olacaksa ona, yani hedefine kilitlenmiş.’ Ateş başıyla onayladıktan sonra bir sigara daha yakıp merdivenlere, Cem’in yanına oturdu.

‘Zaten kimliğini belirlesek bile bu kadar kısa sürede onu bulmamız, bulsak da nerede ne olacağını itiraf ettirmemiz çok ama çok düşük bir olasılık…’ diye Cem’in konuşmasını tamamladı Ateş umutsuz bir ses tonuyla.

Bir süre sessizce sigaralarını içtikten sonra ‘Girelim.’ dedi Ateş. ‘Yaprak çizimi bitirmiştir.’

İçeri girdiklerinde Çiğdem Özgün bir köşede sessizce ağlarken Yaprak çizdiği robot resmi panoya asıyordu. Ateş ve Cem panoya yaklaştı. Resimde beyaz saçlı, kısık mavi gözlü, tombul kırmızı yanaklı, ince dudaklı ve büyük burunlu bir adam hain bir yüz ifadesiyle onlara bakıyordu.

Cem robot resmin fotokopisini civardaki emniyet amirliklerine fakslarken Ateş panonun başında uzun bir süre dikildi. Sonra Çiğdem Özgün’e dönerek ‘Siz artık gidebilirsiniz.’ dedi.

Kadın telaşla ayağa fırlayarak Ateş’in yanına geldi ve koluna dokunarak. ‘Hayır.’ dedi başını iki yana sallayarak, korku dolu gözlerle. ‘Burada kalmak istiyorum. O manyak hala dışarı bir yerlerdeyken beni göndermeyin.’ Ateş’in kaşlarını çatarak dikkatle ona bakması üzerine ‘Lütfen…’ diye fısıldadı yalvarırcasına.

‘Vaktimiz azalıyor…’ dedi yanlarına gelen Ece, endişeli bir sesle. Kadın Ateş’in yanından çekilip bitkin bir halde sandalyeye çöktü.

Ateş saatine baktı. Tam 8’di. Sadece dört saatleri kamıştı…

Polisiye Hikaye: KÖLE – 11

Odadaki ölüm sessizliğini Cem’in masasındaki telefonun sesi bozdu. Telefonu telaşla açan Cem bir süre dinledikten sonra ‘Hemen getirin.’ deyip kapattı.

‘Altuğ Öğüt. Ceren Çetinsoy’un erkek arkadaşı. Yakalanmış, yoldalar.’
Yarım saat sonra uzun boylu, esmer, yakışıklı sayılabilecek genç bir adam iki polis eşliğinde elleri kelepçeli olarak içeri girdiğinde Ateş Ece’ye bir baş işareti yaptı.

Bunun üzerine Ece ayağa kalkıp Cem’in arkasında sorgu odasına girerken Ateş eğilip Bora’ya bir şeyler fısıldadı. Bora’nın beş uzun dakika boyunca çatık kaşlarla tuşlara basmasından sonra ekranda gördükleriyle birden gözleri öfkeyle parlayan Ateş hızlı adımlarla Çiğdem Özgün’e doğru yürüdü, sol eline saçlarını dolayıp başını arkaya çekti ve belinden çıkardığı silahını kadının ağzına soktu.

‘Söyle!’ dedi dişlerini sıkarak. ’12’de ne olacak?’

Odadaki herkes, her şey, hatta zaman bile bir anlığına dondu.

Kadının büyümüş gözlerinde korku yoktu, panik yoktu, şaşkınlık yoktu. Sadece nefret vardı. Ateş yavaşça silahı kadının ağzından çıkarıp şakağına dayadı.

‘Konuş.’ dedi fısıltıyla. ‘Kimsin sen?’

‘Siktir!’ dedi kadın dişlerinin arasından. Ateş sertçe silahın ucuyla kadının şakağını dürttü.

‘Anlattığın her şey yalan. Çiğdem Özgün diye biri yok. Dediğin saatlerde Metrocity güvenlik kameralarında görünmüyorsun.’ Saçlarını sertçe çekip bağırdı. ‘Anlat!’

Kadın yan gözle kronometreye baktı ve gülümsedi. ‘Tik tak… Tik tak… Zaman geçiyor…’ Sonra nefret dolu, kısık bir sesle konuşmaya devam etti.

‘Hepiniz kölesiniz. Tüketimin, paranın, sahip olduklarınızın, satın aldıklarınızın kölesi…’ Kendinden memnun bir şekilde gülümseyip yutkunduktan sonra devam etti.

‘Sıcak banknotların, alışveriş merkezlerinin, pahalı eşyaların, bize dayatılan güzellik bombası kadın imajının… Hepsinin tutsağı haline geldik.’

Ateş ifadesiz bir yüzle, bir heykel kadar kıpırtısız dinliyordu kadını, içten içe ona hak verdiği için rahatsız olarak.

‘Aslında tüm bu tüketim çılgınlığı içinde üretmeyi, yaratmayı, var etmeyi unuttuk. Kendimizi sahip olduğumuz sürece var sandık; aslında yok olduğumuzu anlamadık…’

Sözlerinin bittiğini göstermek istercesine gözlerini kapattı. Yüzünde garip, durgun ve dingin bir huzur vardı.

Ateş belinden kelepçeleri çıkarıp kadının ellerini arkadan kelepçeledikten sonra Bora ve Yaprak’a dönüp soğukkanlı bir sesle tek bir kelime söyledi.

‘Bomba.’

Polisiye Hikaye: KÖLE – 12

Yaprak ve Bora dilleri tutulmuş halde Ateş’e bakarken o sırada içeri giren Ece, Ateş’in son söylediğini duymuştu. ‘Bomba mı?’ diye sordu dehşet dolu bir sesle. Odadaki manzaraya bir-iki saniye boyunca şaşkınlıkla baktıktan sonra devam etti.

‘Ben de tam katilin Altuğ Öğüt olmasının mümkün olmadığını söylemeye gelmiştim.’ dedi. ‘Ama sen çoktan katili yakalayıp kelepçelemişsin bile…’

‘Başından beri bu kadında beni rahatsız eden bir şeyler vardı.’dedi Ateş burnundan soluyarak. ‘İfade verirken ayrıntıları atlaması, robot resimde çizdirdiği gibi iri ve güçlü bir katilden en ufak bir sıyrık almadan kurtulmuş olması, kaçmak yerine alışveriş arabasında yatıp polisin gelmesini beklemesi, hastaneye gitmek yerine buraya gelmek istemesindeki telaşı ve burada kalmak konusundaki ısrarcılığı…’

‘Katilin olaya kendini dâhil etmek istemesi.’ dedi Ece başını sallayarak. ‘Kontrolü kaybetmemek adına her şeyi yapıyor.’

‘Ayrıca o bu olaya dâhil olduğundan beri kafamı kurcalayan bir şey daha vardı.’ diye aceleyle konuşarak devam etti Ateş. ‘Katil niye ikinci bir kurbana gerek duymuş olsun? İlk kurbanda sahnesini kurmuş, mesajını vermiş, kronometreyi takmış. Kısaca işini tamamen bitirmiş. Bu tür mesaj veren katiller genelde seri cinayetler işlemezler.’ Kronometreye baktıktan sonra tekrar konuştu.

‘Az önceki konuşmasında söylediği bir kaç kelimeyle kendini ele verdi. Alışveriş merkezi ve bomba.’ Odada duyulan tek ses kadının kahkahasıydı.

‘Tik Tak… Son 2 saat…’

Ateş boş gözlerle, bir kaç saniye boyunca sanki onu hiç görmemiş ve duymamış gibi kadına baktıktan sonra ‘AVM’ dedi heyecanlı bir sesle ve hızla dönüp masanın başına geçti.

Masanın üzerindeki MAPİV harfleri arasından AVM harflerini alıp yanyana koydu.

‘Alışveriş Merkezi… Bu manyak alışveriş merkezlerinden birine bir bomba koymuş!’

‘Üstelik bugün Pazar!’ dedi Yaprak panik içinde.

‘Hem de yağmurlu bir Pazar…’ diye tamamladı Bora camdan dışarıyı göstererek.

Polisiye Hikaye: KÖLE – 13

İri yağmur damlaları sertçe camı döverken ‘Yağmurlu bir pazar günü saat 12’de İstanbul’daki herhangi bir alışveriş merkezinde bomba patlarsa binlerce kişi ölür.’ dedi Ece korku dolu bir sesle. ‘Bunu engellemeliyiz.’

‘Geriye P ve İ harfleri kaldı.’ dedi Bora. ‘Belki bunların anlamını çözersek hangi alışveriş merkezi olduğunu buluruz.’ Birkaç tuşa bastıktan sonra devam etti. ‘Pi ya da İp alışveriş merkezi diye bir yer yok.’ dedi omuzlarını silkerek. ‘Saçmaydı zaten.’

O sırada kadın garip bir sesle, gözleri kapalı bir halde, ileri geri sallanarak kısık bir sesle, tuhaf bir huşu içinde şarkı söylemeye başlamıştı

‘Imagine no possessions, I wonder if you can…’

‘Söylemeyeceksin değil mi?’ diye sordu Ateş umutsuz bir sesle, acı acı gülümseyerek. Çünkü biliyordu ki katilin yerinde olsa, o da boyun eğmektense ölmeyi tercih ederdi. Kadın cevap vermedi. Sadece acı bir sesle şarkısına devam etti.

Ateş odada gergin adımlarla bir kaç tur attıktan sonra tekrar harflerin başına gitti. ‘Kısaltma..’ diye mırıldandı, İ ve P harflerini alıp AVM harflerinin başına koyarken. İPAVM.

‘İstinye Park Alışveriş Merkezi!’ Bunu duyan kadın şarkı söylemeyi kesti, korkuyla açtığı gözlerini Ateş’e dikti.

‘Bu kelimeleri patlamadan sonra söylemen gerekiyordu.’

‘Planlarını bozduğum için üzgünüm.’ dedi Ateş gülümseyerek. ‘Ama senin mesajın uğruna binlerce kişinin ölmesine izin veremem.’

‘Sorun değil.’ dedi kadın gülümseyerek. ‘Belki bu kadar az süre sizin bütün alışveriş merkezini tahliye etmenize, bombayı bulmanıza ve imha etmenize yeter.’ Sonra acımasız bir sesle ekledi.

‘Yetmezse siz de öbür kölelerle birlikte ölürsünüz… Bol şans!’

O sırada içeri giren Cem kadının kelepçelendiğini görünce kaşlarını çatarak sordu. ‘Neler oluyor?’

‘Vakit yok.’ dedi Ateş. ‘Yolda anlatırım. Telsizi al. Gidiyoruz.’ Tam kapıdan çıkarken dönüp kronometreye baktı.

01.35.01… 01.35.00… 01.34.59…

Polisiye Hikaye: KÖLE – 14

Ateş ve Cem koşarak Ateş’in Harley’ine atladıklarında ‘Tüm birimlere haber ver!’ diye bağırdı Ateş, yağmurun ve motosikletin sesini bastırmak için. ‘İstinye Park alışveriş merkezinde bir bomba var. Ekip göndersinler. Hemen boşaltılsın. Bomba imhaya haber verilsin.’

‘Ne?!!’ diye bağırdı Cem hayret dolu bir sesle.

‘Dediğimi yap!’ diye bağırdı Ateş, tüm gücüyle gazlarken. Cem telaşla telsizi açıp var gücüyle bağırırken Ateş’in motosikleti çoktan ana yola çıkmıştı bile.

Yaklaşık yarım saat sonra, tüm kırmızı ışıklarda geçip, güvenlik şeritleri ve kaldırımları kullanarak bütün trafik kurallarını ihlal ederek İstinye Park’a vardıklarında insanların büyük bir panik ve telaş içinde, akın akın alışveriş merkezinden dışarı koştuklarını gördüler. Her yerde polisler, güvenlik görevlileri bir yandan düzeni sağlamaya, diğer yandan da insanları sakinleştirip tahliyeyi kolaylaştırmaya çalışıyorlardı.

Motosikleti ilk buldukları yere park edip aceleyle indiler. İnsan kalabalığını yararak Alışveriş Merkezinin giriş katından içeri girdiklerinde Komiser Nihat’ın öfkeli gözleriyle karşılaştılar.

‘Benim niye hiçbir şeyden haberim yok?’ diye sordu dişlerinin arasından, Cem’e bakarak.

‘Aradım ama telefonunuz kapalıydı.’ diye cevapladı Cem omuzlarını silkerek.

‘Ve size ulaşmaktan daha önemli işlerimiz vardı.’ diye tamamladı Ateş aksi bir sesle. Komiser Nihat gözlerini kısarak Ateş’e baktı.

‘Bomba tam olarak nerede?’

‘Bilmiyoruz.’ dedi Ateş.

‘Ama bir bomba var, değil mi?’ diye sordu Komiser Nihat, gözlerini kocaman açarak.

’50 dakika sonra havaya uçtuğumuzda sorunun cevabını almış olursun.’ diye yanıtladı Ateş. ‘Olanları anlatacak vaktimiz yok.’ diye devam etti sabırsız bir sesle. ‘Saat tam 12’de patlayacak. O zamana kadar bulup imha etmemiz gerek.’

‘Bence burada bomba olma ihtimali çok düşük.’ dedi Komiser Nihat kollarını bağlayarak, meydan okurcasına. ‘Buraya bomba sokmak imkansız.’

‘Doğru.’ dedi Ateş sabırlı olmak için kendini zorlayan bir ses tonuyla. ‘Ev yapımı bir bomba olmadığı sürece. İnternette bu konuda sınırsız kaynak, nasıl bomba yapılacağını anlatan bloglar, videolar, hatta güvenlikten kolayca geçebilen ev yapımı çeşitli bombalar satan bir yığın manyak var. Yani böyle bir yeri havaya uçurmak sandığınız kadar zor değil.’

Komiser Nihat’ın rahat tavırlarının yerini birden korku ve panik almıştı. ‘Ne kadar zamanımız var?’ diye sordu, yutkunarak.

’45 dakika.’

Komiser Nihat koşar adım az ilerde beklemekte olan yeşil giysili, kasklı bomba imha ekibinin yanına gitti. Ateş ve Cem de onu takip etti.

‘Tüm elektrik ve havalandırma sistemleri devre dışı bırakıldı.’ diye açıklamaya başladı ekibin başı. ‘Öncelikli bölgelerde arama başlatıldı…’ Derin bir nefes aldıktan sonra devam etti.

‘Ancak burası çok büyük bir alan. Bombayı bulmamız saatler alabilir…’

Polisiye Hikaye: KÖLE – 15

‘Burada böyle elimiz kolumuz bağlı duracak mıyız?’ diye bağırdı Komiser Nihat. Sonra umutsuzca çıkış kapılarına koşan gençlere, çocuklarını kucaklamış annelere, insanların yüzündeki paniğe baktı.

’45 dakikada değil bombayı bulmak, buranın tahliyesi bile tamamlayamayız.’

‘Şu an elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz efendim.’ dedi Bomba İmha ekibinden biri.

Ateş oradan uzaklaşıp öfkeli adımlarla ileri geri yürümeye başladı. Bu kadar yaklaşmışken o bombayı bulamazlarsa olacakları düşünmek bile istemiyordu. Yaklaşık 300 mağazadan oluşan, 4 katlı bu devasa alışveriş merkezinin havaya uçması, korkunç kelimesiyle bile anlatılamayacak kadar kötü bir olaydı.

Yaklaşık 10-15 dakika boyunca sinirli adımlarla dolaşıp boş yere iyi bir haber bekledikten sonra, umudunun tamamen tükendiği bir anda cep telefonu çaldı.

‘-1. kat. 12 no’lu sinema salonu.’ dedi Bora.

Ateş ‘Bir dakika.’ deyip Bomba İmha ekibinin yanına koştu. ‘-1. kat 12 no’lu sinema salonunu arayın.’ diye bağırdı. Ekipler hemen telaşla harekete geçtiler.

‘Söyledi mi?’ diye sordu Ateş, Bora’ya ekibi takip ederken. O sırada Cem’i bir el işaretiyle yanına çağırdı.

‘Hayır, sadece şarkı söylüyor. Harflerdeki 12 sayısının zamanla ilgisinin olmadığını bulduk.’ dedi Bora heyecanla. ‘Zamanı zaten kronometreyle yeterince vurgulamış. Harflerin altındaki sayıların başka bir anlamı olmalı diye düşündüm. İstinye Park ve 12 sayılarını beraber arattığımda oradaki AFM’nin 12 salonu olduğunu buldum. Yani bulabildiğim tek bağlantı buydu.’ Kısa bir sessizlikten sonra devam etti.

‘Çok sağlam bir bulgu sayılamaz ama denemeye değer. Çünkü sadece 20 dakikamız kaldı…’

‘Teşekkürler.’ dedi Ateş telefonu kapatmadan önce. ‘İşte şimdi başlıyoruz.’ dedi Cem’e bakarak. ‘Ya bombayı bulup yok edeceğiz…’

‘Ya da burada hep beraber öleceğiz.’ diye tamamladı Cem.

Polisiye Hikaye: KÖLE – 16

Komiser Nihat, Ateş ve Cem 12. sinema salonunun kapısının önünde panik halinde sabırsızlıkla beklerken saat 12’ye sadece 10 dakika kalmıştı.

İçeride yirmi kişilik bir arama ekibi ve beş kişilik bomba imha ekibi canları pahasına bombayı arıyorlardı.

‘Şu an bir sigara için her şeyimi verirdim.’ dedi Ateş sıkıntıyla. ‘Ama yakınlarda bir bomba varken sigara içmek iyi olmaz, değil mi?’ Alaycı bir ifadeyle gülümsedi.

‘Ben de dışarıda temiz havada olmak için.’ diye cevapladı Cem, gergin bir sesle. Ateş saatine baktı. 11.51.

‘Aslında biz dışarı çıkabiliriz.’ dedi Komiser Nihat alnındaki terleri silerken. ‘Burada beklememize gerek yok.’

‘Boşuna uğraşma.’ dedi Ateş. ‘Bombanın şiddetine göre ana yoldan geçen arabalar bile havaya uçabilir.’ Sonra gülümseyerek ekledi. ‘En azından burada çabuk ve acısız ölürüz.’

Komiser Nihat cevap vermeden hızlı hızlı nefes almaya ve gömleğinin düğmelerini gevşetmeye başladı. Sonra kıpkırmızı bir yüzle yavaşça, bitkin bir halde  yere oturdu.

Sessiz geçen bir kaç uzun dakikadan sonra Cem’in ‘Son 3 dakika’ demesiyle içeriden ‘Buldum! Burada!’ seslerinin yükselmesi bir oldu. Cem’le birbirlerine baktılar. Şimdi geriye, bu 3 dakikada bombanın imha edilmesi kalmıştı. Ölüm onlara sadece saniyeler kadar uzaktı.

Ateş ona saatler kadar uzun gelen bir dakika boyunca bir kaç tur attıktan sonra çaresizce salonun duvarına yaslandı, saatine bakmaya başladı.

11.58.59… 11.58.60… 11.59.01… 11.59.02… 11.59.03… 11.59.04…

Kalp atışlarının hızlanıp nefesinin sıkışmaya başladığını hissettiği anda aniden salonun kapısı hızla açıldı.

‘Bitti.’ dedi ekibin başı boğuk bir sesle, kaskın içinden gülümseyerek. Ateş derin bir nefes alıp bir saniyeliğine gözlerini kapattı ve sonra hemen Ece’yi aradı.

‘Bomba imha edildi.’ dedi gerginlikten kısılmış bir sesle. ‘Herkes evine gidebilir.’ Sonra bir sigara yaktı ve çıkışa doğru yürümeye başladı.

‘Bir açıklama yapmayacak mısın?’ diye seslendi arkasından Komiser Nihat.

‘Açıklama yapacak kişi polis merkezinde, kelepçeli bir halde seni bekliyor.’ diye cevap verdi Ateş arkasına bile bakmadan. ‘Benim yarım kalan bazı işleri halletmem gerek.’

Sonra telefonu tekrar eline aldı ve dün gece beraber olduğu kadını aradı.

‘Selam. Bugün işin var mı?’

– Son –

KaraŞapka

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum