Rusya'da Polisiye Edebiyat - Dostoyevski Suç ve Ceza

Rusya’da Polisiye Edebiyat – Dostoyevski Suç ve Ceza

Polisiye, Rusya’da, en sevilen edebiyat dallarından biridir ve günümüzde de geniş kitleler tarafından yaygın bir biçimde rağbet görmektedir. Her ne kadar, eski Sovyet yöneticileri tarafından uzun bir süre baskı altında tutulmakla birlikte, polisiye gizemli bir şekilde  Rusya’da yeniden popüler olmayı başarmıştır.

Rus polisiye edebiyatına baktığımızda, en ünlü yazar olarak karşımıza 1865-1866 yılında yazdığı Suç ve Ceza isimli romanı ile Feodor Dostoyevski çıkar. Suç ve Ceza romanı bir psikolojik gizem romanı olarak baş yapıt kabul edilir. Dostoyevski’nin son çalışması Karamazov Kardeşler ise yetersiz bir kırsal kesim dedektifi tarafından tam anlamıyla çözülememiş bir akraba cinayetini anlatmaktadır.

Anton Çehov

Rus devrimi öncesinde kalem oynatan suç ve polisiye edebiyatı yazarlarının pek çoğu unutulmaya yüz tutmasına rağmen bir isim hala popülerliğini korur. Rus Edebiyatını sevenler hemen Anton Çehov ismini akıllarına getireceklerdir. Anton Çehov‘un The Swedish Match isimli kısa hikayesi mükemmel bir polisiye komedidir. Ayrıca, Çehov polisiye edebiyata Çehov’un Silahı diye bilinen bir kural hediye etmiştir. Bu kurala göre, eğer birinci perdede duvarda bir silah varsa, ikinci ya da üçüncü perdede o silah mutlaka patlamalıdır.

Rusya’da yerli yazarların yanısıra, 1905 devriminden sonra, Sherlock Holmes, Nick Carter ve Nat Pinkerton’un seri bir şekilde Rusça’ya tercüme edilmesi, polisiye gizem edebiyatına karşı olan ilgiyi arttırdı ve polisiye edebiyat büyük kitleler tarafından okunur hale geldi.

Bolşevik Devrimi’nden sonra, 1920’lerin başlarında, sıradışı bir suç edebiyatı dalgası tüm ülkeyi kasıp kavurmaya başladı. “Pinkerton Fenomeni” olarak anılan bu türün temel yaklaşımı, başroldeki uluslararası dedektiflerin Amerikan Pinkertonları tarzında, kötü adamları kesip biçerken tasvir edilmesiydi. Son derece büyük rakamlar halinde basılan kitaplar, bu edebiyat türünü kısa zaman da Rusya’daki milyonlarca okuyucuya ulaştırdı. Bunlardan en ünlüsü Marietta Shaginian‘ın, Dzhim (Jim) Dolar takma ismini kullanarak yazdıklarıydı

Stalin döneminde, sanatın tüm alanları devletin konrolüne girdi. Edebiyat ta bundan nasibini aldı. Sanat ve dolayısıyla edebiyat, devleti ve Komünist Partisini yüceltmek için yapılıyor,  Batı değerlerini yüceltmek ve bireysel kahramanlar yaratmak amacıyla kullanılması tamamen yasaklanıyordu. Garipliğe bakın ki, 1948 yılında Stalin Edebiyat Ödülünü Anatoly Rybakov, Hançer isimli gizem hikayesi ile kazandı. Daha sonra Rybakov, Perestroyka döneminde,  – Sovyet lideri Gorbaçov’un ekonomide gerçekleştirmeye çalıştığı yeniden yapılanma hareketi – batı ülkelerinde Ağır Kum, Arbat’ın Çocukları isimli kitapları ile son derece popüler bir yazar oldu.

Stalin’in ölümü sonrasında polisiye edebiyat yeniden yükselişe geçti. 1966 ve 1970 yılları arasında Agatha Christie‘nin on beşden fazla hikayesi ve Rus yazarların polisiye hikayeleri büyük sayılar halinde yayınlandı. Bu dönemde Rus yerli polisiye edebiyatı, şeytani batılı güçler tarafından işlenen suçların, soğuk ve duygularını belli etmeyen Sovyet polisi ya da KGB  tarafından çözüldüğü hikayelerden oluşuyordu. Bu dönemin en verimli ve en çok tanınan ismi Julian Semyonov’dur. Semyonov’un 50’nin üzerinde polisiye kitabı basılmıştır ve o dönemde 35 milyon baskı sayısına ulaşmıştır. Yazar aynı zamanda Dedektif Hikayesi ve Politik Roman isimli dergilerin de editörlüğünü yapmıştır. Bu dönemin diğer ünlü Rus polisiye yazarları ise Lve Ovalov ve Vainer kardeşlerdir. Oldukça popüler dedektif hikayelerini seriler halinde yazmışlardır. Dönemin en kalıcı isimleri arasında ise Nikolai Leonov gelir. Yarattığı polis müfettişi 1989 yılı öncesinde Sovyet düşmanı kötü kişilere karşı mücadele ederken Sovyet sonrası dönemde ise Rus Mafyası ile mücadeleye başlar.

Ne yazık ki, Rus ve Sovyet Dönemi polisiye edebiyatının küçük bir kısmı Türkçe’ye çevrilmiştir. Semyonov’un 1988 tarihli romanı Tass,  çok heyecanlı olmamasına rağmen son derece ilginç, geç Sovyet döneminden gelen bir polisiye kitaptır. Sibirya’da geçen Sovyet gizem romanlarına örnek olarak ise M. Chernyonok’un 1984 tarihli Bahsi Kaybetmek isimli kitabını gösterebiliriz. Nikolai Aleksandrov’un 1992 tarihli kitabı Uçurum Üzerinde İki Sıçrama isimli kitabı yüksek mevkilerdeki kirli ilişkileri ortaya çıkarmak için güç birlikteliği yapan bir polis ve gazetecinin heyecanlı macerasını anlatır. A. Malaşenko’nun Sovyet sonrası kitabı Son Kızıl Ağustos, 1993, seks ve şiddet içeren kara bir yapıttır. Yazarın sonraki eserleri de yeni Rusya’ya geçisi oldukça başarılı bir şekilde anlatır.

Bugün Rusya’ya baktığımızda polisiye edebiyatın en popüler zamanını yaşadığını görüyoruz. Yakın bir zamanda yapılan bir okuyucu anketinde erkeklerin %32’si kadınların %24’ü polisiye edebiyatı favori okuma türü olarak seçmişlerdir. Rus yayınevleri polisiye edebiyat konusunda kıyasıya bir rekabete girmiş olmalarına rağmen pazar payı iki yayınevinin elinde bulunmaktadır. Bu yayınevleri Lokid ve Eksmo’dur. Polisiye edebiyat alanında en çok okunan ve sevilen yazarlar Viktor Dotsenko ve Aleksandra Marinina‘dır. Dotsenko’nun Rambo benzeri kahramanı bir Afganistan gazisidir ve Rus mafyası ile şiddet dolu bir savaşa girmiştir. Marinina (Marina Alekseyeva) Moskova Polisi Yarbay Anastasia Kamenskaya’nın içinde geçtiği en az onyedi roman yazmıştır. Yazarın karmaşık, akıllı ve non-feminist kadın kahramanı suçları çoğu zaman ofisinden ayrılmadan, Nero Wolf tarzında çözer.

Gizem romanları ve polisiye edebiyat  günümüz Rusyası’nda  son derece canlı ve popülerdir. Umarız Rus polisiyeleri, yayınevlerimizin ve çevirmenlerimizin dikkatini daha fazla çeker ve bizler de Rus polisiye kitaplarının tercümelerinden daha fazla yararlanabiliriz.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum