Ted Bundy'nin hayatı Bölüm 3

Ted Bundy’nin hayatı Bölüm 3

Her anne gibi Louise, Bundy ailesinin eğitmen ebeveyniydi. Ev içerisinde ki diyaloglar ile ilgili Ted şöyle bir özet geçti, “Çok kişisel konular ile ilgili görüşmüyorduk. Cinsellik hiç konuşulmuyordu. Annem özel şeylerden veya kişisel şeylerden bahsetmeyi sevmezdi. Duygularını bastırıyordu ve açık davranmıyordu”.

“Çocukluğu hakkında hiç konuşmazdık. Sadece ananemin ve dedemin evinde büyüdüğü haricinde pek bir şey bilmiyordum. Lisede başarılıymış. En üst derecede bitirmiş. Okul yıllığında bizzat okudum. Sınıf başkanıydı, okul sözcüsüydü, onun başkanı bunun başkanı, çok başarılıymış. En büyük başarısızlığı lise yıllarında sadece bir kez bir dersten “Pekiyi” yerine “iyi” almış olmasıydı”.

Ted yaklaşık 1 dakika sessizliğe bürünüp düşünmeye başladı. “Sonrasını bilmiyorum,” diyerek devam etti. “Arada bir boşluk var. Hatırlıyorum, okulun tek bursu zengin bir kıza verilmesine içerlemişti. Çünkü okumak için fakir bir aileydi. Bunun haksızlık olduğunu düşünüyordu. Yıllar sonra bu anısını bana anlatırken hala sesinde bir hüzün sezinledim”.

Ted gençliğini yalnızlık ile tanımlıyordu. Gençliğinde en sevdiği şey geceleri radyo programları dinlemekti. Karanlık odasında, özel bir dünyanın misafiri gibi hissediyordu kendisini. “Kendimi bu dünyada rahat hissediyordum. İnsanlar fikirlerini savunurken, konuşma şekilleri, seçtikleri kelimeler hoşuma gidiyordu. Beni o anlar rahatlatıyordu. Ne hakkında konuştukları önemli değildi. Nasıl ifade ettikleri önemliydi. Burada insanlar birbirileriyle sohbet ediyorlardı ve ben onları dinliyordum”.

Lise döneminde, Ted bir değişime uğramaya başladı. Bundy fiziki olarak gelişiyordu artık. Genç, atletik ve yakışıklı bir erkeğe dönüşüyordu. Ama fiziki gelişimi ile zihinsel gelişimi aynı seviyede ilerlemiyordu. Ted son derece içine kapanık bir yapıya sahipti. Büyük öğrencilerle yarışmak için kendisini çok sıska buluyordu. “Okulun Basket ve Baseball takımına girmeye çalışıyordum. Ama başarısız oldum. Bu olay benim için son derece travmatik ti. Ne yapacağımı bilmiyordum. Bu mağlubiyeti hazmetmek zordu. Çok kişisel algılıyordum her şeyi” diye hatırlıyordu Ted o yılları.

Bireysel sporlara yöneldi. Çocukluk ve Üniversite arkadaşı Terry Storwick o günleri anımsayarak “Ted iyi bir kayakçıydı. İyi malzemeler satın almak için bir şekilde para buluyordu. Çok ciddiye alıyordu bu kayak meselesini” diye anlattı. Bundy’nin edindiği çoğu pahalı kayak malzemeleri çalıntıydı. Bunu daha sonra öğrenen aile fertleri büyük bir hayal kırıklığı yaşamışlardı. Bundy ailenin büyük oğlu olarak hep örnekti. Kiliseye giden, Kilise gençlik kolu başkanı ve hukuk merakı olan örnek bir genç için büyük bir tezatlık vardı.

Terry Storwick için Ted’in bu sorunu ve her şeye rağmen neşeli tavrı daha düşündürücüydü. “Kendisi iğneleyici ve eleştirisel bir espri anlayışına sahipti. Genelde nokta atışları yapmasını iyi bilirdi. Çok komik olmayı başarıyordu. Bana göre bu alanda gerçekten iyiydi. Bazen bir mimikle, bir veya iki kelimeyle beni güldürebiliyordu. Benim aynı etkiyi yaratmam için saatlerce dile döktürmem gerektiği yerde, o bir hareketle bitiriyordu. Bence zekâsının bir göstergesiydi bu yetenek.

Ama bunu geliştirmek için kendisine ve zekâsına yeterince güvenmiyordu. Bence insanları ikna ve etkileme yeteneği çok daha fazla gelişirdi, eğer zekâsının farkına varabilseydi. Kalabalık ortamlarda daha suskundu mesela. Sadece kızlar anlamında söylemiyorum, yeni insanları tanımak onun için hiç te kolay olmuyordu.

Ted bunu bir tür dışlanma olarak görüyordu. Hâlbuki bu ortamı kendisi yaratıyordu. Benim arkadaş çevremde popüler olmak önemliydi. Düşünün ki Ted ile koridorda sohbet ediyoruz. Biri bana doğru geliyor ve ‘Hey Cuma akşamı bir parti veriyoruz. Sende gelir misin?’ diye laf atıyor. Ted’de aynı ortamda bulunmasına rağmen ona sormazlardı. Ted hassas biriydi, Çok Hassas”.

Woodrow Wilson lisesinde okuduğu 3 yıl boyunca sadece bir kızla bir günlüğüne çıktığından bahsetti bana. “Daha çok çıkmak isterdim, ama bir kızın benden hoşlanıp hoşlanmadığını anlamıyorum. Sonrada hoşlanmadığını düşünerek vazgeçiyordum” dedi Bundy. “Bir kızın benden hoşlandığını algılayamıyordum. Bu konuda iyi değildim. Sürekli yakışıklı ya da benzer boktan benzetmelerle olarak tarif edildim. Ben böyle olduğuna inanmıyorum. Yakışıklı olduğuma inanmıyorum”.

Cinsellik onu şaşırtıyordu. Arkadaşları deneyimlerini, fantezilerini veya kız arkadaşları ile neler yaptıklarına yalan söylerlerken bile Ted sadece anlayışsız bir şekilde dinliyordu. “Ben onlarla empati kuramıyordum bu konuda. Aklım almıyordu gerçekten” diye anımsadı o anları.

Sadece iki yerde kendisini huzurlu hissediyordu. Kayak pisti ve sınıfı içerisinde. “Sınıf içerisinde konuşuyordu. Nutuk atıyordum. Çünkü orada kurallar var. Başarınızı ölçmenin yolları var. Ama bunu yemekhanede arkadaş grupları arasında belirlemek imkânsız” dedi Bundy. Sunum beceresi ve kendisini soyutlaması onu başka öğrenciler tarafından daha çok bilimci gibi görmelerini sağlıyordu. Ama okulda bunca çabasına rağmen, mezuniyeti sadece “iyi” derecesiyle tamamladı. Kendisi çok daha sosyal ve yavaş yavaş sevilen bir kişiliğe bürünüyordu. Okulda popülerliği gitgide artmaktaydı. Zevkli giyimiyle, yakışıklıyla ve efendiliğe dikkat çekiyordu. Buna rağmen, kızlarla çıkmaktan kaçınıyordu. İlgi alanları, daha çok siyaset ve boş zamanlarında kayak yapmakla sınırlıydı. Gerçekten de Ted in Siyaset merakı onu çeşitli siyasi partilerde faaliyet içerisinde bulunmasına olanak sağlamıştı.

1965 yılında Liseden ortalama bir dereceyle mezun olduktan sonra Jack Amcasının Okulu olan Puget-Sound Üniversitesini kazandı. Okulun kalabalık olmaması ve rekabet ortamının oluşmaması sebebiyle, akıllı ve zeki bir Ted için bulunmaz bir fırsattı. Özgüvenini kazanması için her türlü ortam mevcuttu. Wilson lisesinden birçok kişi, Ted’in hukuk fakültesine yazılmasına ve yerel cumhuriyetçi siyasetçiler semasında yükselen yıldız olmasına şaşırmışlardı.

Etrafındakilerin Ted’e yakınlaşma istekleri onu daha da özgüvenli olmasını sağlıyordu. Çocukluk yıllarından beri çevresinde olan hassas ve çekingen bir çocuk olmasını yanı sıra, bir dizi cinayetlerinin şüphelisi olmasını anımsayacaklardı. Onu bu durumu itebilecek sebepleri algılayabilmek için, geçmişin tozlu raflarını eşeleyerek niçin bu durumda olduğuna dair ipuçları arayacaklardı. Ama bir şey bulamayacaklardı. En yakın arkadaşı olan Terry Storwick bile Ted’i anlayamayacaktı. Aralarında bazı acı veren hatıraları anımsak Terry’nin gözlerinin dolmasına sebep oluyordu. Ted bir gün Terry’nin yeğenini Wendy’yi boğulmaktan kurtarmıştı.

Storwick kendisini ifade ederken boğazının düğümlenmesinden ötürü konuşmakta zorlanıyordu. “Hiçbir şekilde tüm bu cinayetlerin Ted tarafından işlendiğine inanamıyorum. Birlikte büyüdüğümüz çocuk bir katil olamaz. Bu seri katil ile Kasım ayının ilk karı düştüğünde bizim bahçemize gelen o çocukla hiç bağdaşmıyor. Bu iki dönem arasında bir şeyler oldu. Büyük bir şey”.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum