Agatha Christie Romanlarında Uşaklar ve Hizmetçiler

Agatha Christie Romanlarında Uşaklar ve Hizmetçiler

Agatha Christie‘nin her romanında mutlaka ya bir uşak ya da bir hizmetçi  vardır. Zengin ya da aristokrat bütün erkek karakterler eğer bir uşağa sahip değillerse  o romanın tadı kaçar. Bir uşak patronu hakkında her şeyi bilir ama kimseye söylemez. Az konuşur, soğuk ve ciddidir. Bunların bazıları kendini pek yükseklerde görür. Polis müfettişlerine ve Mösyö Poirot’ya tepelerden bakar. Bazısı çok gençtir ve tek başına yaşayan patronuna hizmet eder. Bazısı ise iyice yaşını başını almıştır, koskoca bir malikaneyi çekip çevirir, konakta çalışan onlarca hizmetkarı idare eder.

Unutmadan söyleyelim, uşaklar istisnasız erkektir. Onlar, çok büyük bir evdeki hizmetkarlar ordusunun başında olsalar bile, her şeyden önce efendisi olan evin reisinin (Lord, Dük, Banker vs) hizmetkarıdırlar. Patronlarının her şeyiyle ilgilenirler. Elbiselerini yıkar ve ütüler, çoğu yemek yapar, masayı hazırlar, misafirleri ağırlar. İçlerinde, buruşmuş kağıt paraları ütüleyenler bile vardır.

Agatha Christie romanlarında toplumdaki sınıfsal yapı çok belirgindir. Maddi zenginlik içinde olan kahramanların çoğu aristokrasiye ya da yüksek burjuvaziye mensuptur. Onların, her an her işlerine koşacak, zahmet ve emek gerektiren işlerini yaptıracak, geleneksel bir yardımcının varlığı  her iki sınıf arasındaki keskinliği belirgin biçimde ortaya koyar.

Hizmetçilerse kadınlardan oluşur. Uşağın, kadın cephesindeki karşılığı oda hizmetçisidir. Her centilmenin nasıl bir uşağı varsa, her leydinin de bir oda hizmetçisi vardır. Bunlar, hanımefendilerinin  -sırları dahil- her şeylerini bilir ve ilgilenirler. Oda hizmetçilerinin seyahatlerde hanımlarının mücevher çantasını taşımak gibi ilginç bir görevleri vardır ki, genellikle bu durum, işin sonunda mazarrat çıkmasına yol açar. Küçük bir evde tek hizmetçi yeterlidir. Ama o bile zor bulunur. Agatha Christie romanlarında hizmetçi bulmak kolay bir iş değildir. Hemen her ev kadını bundan şikayet eder. Hizmetçi istihdam etmek, sınıfsal bir gösterge olduğundan, her aile iyi kötü birinin evde yemek yapmasına, ortalığı çekip çevirmesine gerek duyar. Hatta bazen son derece beceriksiz birini bile işe almak söz konusu olur. Örneğin, Ölüm Çığlığı’ndaki Clement’lerin hizmetçisi böyle biridir. Kötü yemekler yaptığı gibi, (fazla haşlanmış sebzeler, yanmış etler vb.), burnu da bir karış havadadır. Mary Adams’ın yemek servisi yaparken, tabakları masaya fırlatırcasına koymasına rağmen bu kabalığı Clement ailesinin içine nasıl sindirebildiğini anlamak güçtür.

Agatha Christie’nin malikane ve konaklarında ise, hizmetçiler farklı farklı işlere yönlendirilirler. Kimisi, çamaşır yıkarken, kimisi mutfağa yardım eder; kimisi yemek servis ederken, kimisi ortalığı temizler. Çoğu, aynı zamanda birkaç işi birden yapar. Hizmetçilerin büyük çoğunluğu, (çalışılan yer bir konaksa, hepsi) iş bitince evlerine gitmezler. Evin kendilerine ayrılan kısmında yatarlar. Haftada bir gün izinleri vardır. O da genellikle çarşambaları ve yarım gündür.

Bir konakta, akşam olunca lambaların yakılmasının ne büyük bir zahmet olduğunu o sırada kütüphanedeki koltuğunda uyuklamakta olan Lord hazretleri bilemez elbette. Salonlardaki ve odalardaki avizeler yere indirilecek, bunlardaki kandiller tek tek yakılacak, sonra avizeler tekrar eski yerine asılacak. Mevsim kış ise, buna şöminelerin yakılmasını da ekleyebilirsiniz. Malikane sahibi lordun ve karısının kan ter içinde bu işleri yapmalarını bir hayal edin.

Agatha Christie romanlarının genel havası 1930’lu yılları yansıtır. Bunu 1950’lere kadar uzatmak mümkün. Kapitalizmin geliştiği, refahın arttığı, ama aynı zamanda, kişisel hak ve özgürlüklerin benimsendiği, işçi sınıfının zenginleştiği bir dönem. Buna rağmen alt ve üst sınıflar arasında hâlâ çelişkiler vardır ve bu çelişkiler en keskin biçimde, efendi aristokrat ile köle hizmetkarlar arasındaki ilişkide görülür.

Hizmetçilik, geçen bütün olumlu süreçlere rağmen, hâlâ en zor , en ağır işlerden biri. “Bu günlerde iyi bir hizmetçi bulmak çok zor” denmesinin arkasındaki gerçek de bu. Artık herkes iyi bir eğitim almak, iyi bir meslek sahibi olmak, kaliteli bir yaşam sürmek istiyor. Hizmetçilik, daha az eğitimli, daha az becerikli, daha az anlayışlı insanların tercihi olabiliyor günümüzde.

Agatha Christie’nin en tanınan uşak karakteri, George’dur. Erken dönemdee Hercule Poirot’nun hizmetine giren bu adam, uzun yıllar ünlü dedektifle birlikte çalışır. 1923’ten Poirot’nun ölümüne dek.  Poirot’ya göre o, kusursuz bir uşaktır. Mükemmel bir İngilizcesi vardır ve aristokrasinin bütün bilgisine sahiptir. Hayal gücü ise sıfırdır.

Uşakların neredeyse bir lord havasında olmalarına karşılık, hizmetçiler genellikle daha düşük bir profil çizerler.

Klasik polisiye romanların bir temsilcisi olarak Agatha Christie‘nin Van Dine  kurallarından en ciddiye alınabilecek belli başlılarına bağlılığı hiç su götürmez. Van Dine’nin buyurduğu bir çok kurala kafayı takmayan Agatha Christie, romanda en az bir cinayet ve bir dedektif olmalıdır, katil okuyucunun tanıdığı biri çıkmalıdır, katil profesyonel bir cani olmamalıdır, suçun sebebi kişisel olmalıdır, suçun analizi nesnel yöntemlere dayanmalıdır, bütün ipuçları okuyucuya verilmelidir, suçlunun dedektifi yanıltmaya yönelik çabaları hariç, yazar okuru yanıltmaya çalışmamalıdır, gibi kurallara ise sıkı sıkıya bağlı kalmıştır.

Van Dine, kurallardan birini “Uşak, asla katil olamamalıdır…” diye yazmıştır. Yaygın bir kanıya göre, Agatha Christie bu kurala da uymuştur. Ancak yaptığımız araştırmada bu kuralın da Agatha Christie tarafından delindiğini gördük. Uşağın hizmetkarlar grubuna dahil olduğunu göz önüne aldığımızda, cinayet romanlarını ölümsüzleştiren yazarın tam iki defa bu kuralı çiğnediği ortaya çıkmaktadır.

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum