Agatha Christie Ecelin Çağrısı

Kitap Eleştirisi: Agatha Christie – Ecelin Çağrısı

Agatha Christie’nin polisiye kitabı Ecelin Çağrısı’ndan bir alıntı:

“Yemekten sonra kütüphaneye geçtiler. Önce biraz havadan sudan bahsettiler. Sonra herkes yan yan Mr. Entwhistle’e bakmaya başladı. Avukat da hemen saatine bir göz atarak, harekete geçti.
«Üç buçukta kalkan trene yetişmem lâzım.»
Diğerlerinin de aynı trene binmek niyetinde oldukları anlaşılıyordu.

Mr.  Entwhistle,     «Bildiğiniz gibi,» dedi.«Richard Abernathie, vasiyetnamesinin şartlarının yerine getirilmesi görevini bana verdi.»

Cora Lansquenet, bağırdı. «A, ben bunu bilmiyordum! Demek böyle? Peki ağabeyim bana bir şey bıraktı mı?»
Mr. Entwhistle yine Cora’nın fazla patavatsız olduğunu düşündü. Kadına sert bir tavırla baktıktan sonra, «Bir yıl öncesine kadar,» diye devam etti. «Richard Abernathie’nin vasiyetnamesi  gayet basitti. Bir iki kişiye verilecek belirli miktarların dışında bütün servetini oğlu Mortimer’e bırakıyordu.»
Cora, «Zavallı Mortimer,» dedi. «Bence çocuk felci pek feci bir şey.»
«Mortimer’in o ani ölümü Richard için büyük bir darbe oldu. Ancak aylar sonra kendisini biraz toplayabildi. Kendisine bu durum karşısında yeni bir vasiyetname yapmasının doğru olduğunu söyledim.»
Timothy’nin karısı Maude Abernathie, o kalın sesiyle, «Richard yeni bir vasiyetname yapmasaydı, durum nasıl olurdu?» diye sordu. «Yani bütün parası kardeşi Timothy’ye mi kalırdı?»
Mr. Entwhistle, bu konuda kadına bir ders vermek için ağzını açtı. Sonra bundan vazgeçerek, «Richard, tavsiyem üzerine yeni bir vasiyetname yapmaya karar verdi,» dedi. «Fakat önce yeni kuşağı yakından tanımayı istiyordu.
Susan, birdenbire tatlı bir kahkaha attı. «Bizi şöyle bir inceledi. Önce George’u. Sonra Greg’le beni. Ve nihayet Rosamund’la Michael’ı.»
Kocası Gregory Banks’in zayıf yüzü kızardı birdenbire. «O ne biçim lâf, Susan?» Sesi sertti.
«Ama o bizi hakikaten inceledi. Öyle değil mi, Mr. Entwhistle?»
Cora, «Ağabeyim bana bir şey bıraktı mı?» diye tekrarladı.
Avukat, öksürdü. Sonra da buz gibi bir sesle konuşmaya başladı. «Hepinize vasiyetnamenin bir kopyesini yollayacağım. Bunu size şimdi de okuyabilirim. Fakat hukukî terimlerden bir anlam çıkarmakta güçlük çekebilirsiniz. Onun için size kısaca bilgi vereceğim. Bir kaç kişiye belirli miktarda para verilecek. Lanscombe her yıl dolgun bir para alacak. Servetin geri kalan kısmı ise eşit olarak altıya bölünecek. Bu hisselerden dördü Richard’ın kardeşi Timothy’ye, yeğenleri George Crossfield, Susan Banks ve Rosamund Shane’e verilecek. Geri kalan iki hisse ise bir işe yatırılacak ve bundan gelen gelir Richard’ın kardeşi Leo’nun dul karısı Helen Abernathie’yle, kız kardeşi Cora Lansquenet’e yollanacak. Onların ölümünden sonra da bu iki hisse yine diğer mirasçılar arasında eşit şekilde bölünecek.»
Cora takdirle başını salladı, «işte bu çok iyi. Gelir ha? Bu bir yılda ne kadar tutar?»
«Şey… şu anda kesin bir şey söyleyemem. Fakat on bin sterlin civarında olacağını sanıyorum.»
Helen Abernathie, usulca, «Richard’ın bu iyiliğini ve cömertliğini hiç bir zaman unutmayacağım,» diye mırıldandı.
Mr. Entwhistle, cevap verdi. «Richard sizi çok severdi. Kardeşleri arasında da en çok Leo’ya düşkündü. Onun ölümünden sonra kendisini görmeye gelmenizden de çok hoşlanırdı Richard.»
Helen, üzüntüyle içini çekti. «Onun ne kadar hasta olduğunu bilmiyordum. Richard’ın ölümünden kısa bir süre önce, buraya kendisini görmeye geldim. Hastalık geçirmiş olduğunu bilmeme rağmen, durumunun ciddi olduğundan hiç haberim yoktu.»
Mr. Entwhistle, «Richard’ın durumu daima ciddiydi,» diye başını salladı. «Fakat o bundan bahsedilmesini istemiyordu. Richard’ın böyle birdenbire öleceğini de kimse sanmıyordu. Doktorun çok şaşırdığını biliyorum.»
Cora, «Buna rağmen,» dedi. «Her şey ustalıkla ört bas edildi, değil mi?» Herkes dönüp ona baktı. Kadın biraz şaşaladı. Telâşla, «Tabii bu bakımdan çok haklısınız,» diye bağırdı. «Çok haklısınız,.. Yani  durumun açıklanması hiç de hoş olmaz. Herşey aile arasında kalmalı.»
Diğerleri hâlâ şaşkın şaşkın ona bakıyorlardı.
Avukat, öne doğru eğildi. «Cora, açıkçası ne demek istediğinizi anlıyamadım.»
Cora hayret dolu gözlerle diğerlerini süzdü. Sonra bir kuşu hatırlatan bir tavırla başını yana eğdi. «Fakat ağabeyim cinayete kurban gitti değil mi?»
**
Londra treninde, birinci mevki kompartmanda oturan Mr. Entwhistle derin derin Cora Lansquenet’in sözlerini düşünüyordu. Biraz endişeliydi. «Tabii Cora biraz dengesiz ve son derecede aptal. Genç kızken de herkesi sıkacak hakikatleri birdenbire açıklayıverirdi. Hayır, hakikat demek istemedim. Bu kelime yanlış. Daha doğrusu Cora daima pot kırardı.»
Avukat, Cora’nın o hoşa gitmeyen sözlerinden sonra olanları inceledi. Diğerlerinin hayret ve öfke dolu gözleri Cora’nın aklını biraz başına getirir gibi olmuştu.
Timothy’nin karısı Maude, «Cora, Allah aşkına!» diye bağırmıştı. George ise, «Sevgili teyzeciğim…» demişti. Bir başkası ise, «Ne demek istiyorsun?» diye sormuştu.
Fena halde sarsılan Cora utanç ve telâşla kekelemeye başlamıştı. «Şey — yani ¦— affedersiniz… Tabii — benimki budalalık… Fakat ağabeyimin sözleri — tabii bir terslik olmadığından eminim… Fakat — onun ölümü de öyle ani oldu ki… Lütfen — sözlerimi unutun… Böyle — budalalık etmek istemiyordum — zaten ben daima ters şeyler söylerim.»
Avukat, «Neyse,» diye düşündü. «Sonradan diğerleri Cora’nın bu patavatsızlığını unuttular. Neticede Cora daima — anormal değilse bile fazla saftı. Hem de insanı utandıracak kadar. Nelerin söylenmemesi gerektiğini bilmezdi. O on dokuzundayken bu durum fazla önemli sayılmıyordu tabii. Ama şimdi? Hoşa gitmeyecek hakikatleri ağzından kaçırmak —». Mr. Entwhistle birdenbire durakladı, ikinci defa o endisje verici kelimeyi kullanmıştı: «hakikat». Ama neden endişe vericiydi bu? Çünkü — Cora’nın o utandırıcı sözleri daima bir hakikate dayanırdı.
Tombul Cora kırk dokuzundaydı artık. Avukat yıllar önceki beceriksizce tavırlı iri kızla onun arasında bir benzerlik bulamamıştı pek. Tabii Cora’nın tavırları hiç değişmemişti. Meselâ o korkunç sözleri söylerken başını bir kuş gibi yana doğru eğmesi. Memnun bir tavırla bir şeyler bekler gibi durması.
Mr. Entwhistle, endişesini daha iyice incelemeye çalıştı. Cora’nın o gülünç sözlerinin kendisini bu şekilde etkilemesinin sebebi neydi? Nihayet avukat, bir kaç sözü ayırabildi. «Fakat ağabeyimin sözleri… Ölümü çok ani oldu…»
Avukat, önce bu ikinci cümleyi tahlil etti. Evet, bir bakıma Richard’ın ölümü ani sayılabilirdi. Mr. Entwhistle, Richard’ın sağlığı konusunu hem kendisiyle, hem de doktoruyla konuşmuştu. Doktor, açık açık Richard’ın daha uzun yıllar yaşamasına imkân olmadığını da söylemişti. Richard, kendine iyi baktığı takdirde sadece iki veya üç yıl hayatta kalabilirdi. Ama buna karşılık doktor hastasının çabucak öleceğini de hiç sanmıyordu.
Doktor yanılmıştı işte. Ama hekimler, kendileri de itiraf ettikleri gibi, bir hastanın derdine göstereceği kişisel tepkiyi önceden kesinlikle tahmin edemiyorlardı. Ölümün eşiğinde olduğu düşünülen hastalar birdenbire iyileşiyor, buna karşılık iyiliğe yüz tutanlar da birdenbire ağırlaşıyorlardı. Her şey hastanın canlılığına ve yaşama isteğine bağlıydı.
Ve Richard Abernathie de güçlü kuvvetli bir adam olmasına rağmen hayata fazla bağlı değildi.
Altı ay önce hayatta kalan tek oğlu Mortimer çocuk felcine yakalanmış ve bir hafta içinde ölüp gitmişti. Tabii bu olay Richard’ı çok sarsmıştı. Gelecekle ilgili bütün istek ve ümitleri Mortimer’e bağlıydı. Çok sevdiği, takdir ettiği oğlunun nişanlanmak üzere olması da kendisini çok sevindiriyordu.
Onun yerine felâketle karşılaşmıştı. Bu kayıptan sonra kendisini hayata bağlayacak hiç bir bağ da kalmamıştı. İlk oğlu çocukluğunda, diğeri ise daha sonra ölmüştü. Torunları yoktu. Artık Abernathie adını taşıyacak hiç kimse kalmamıştı. Kendisinden sonra işi ve o büyük serveti kim idare edecekti?
Entwhistle, bu konunun Richard’ı çok endişelendirdiğini biliyordu. Hayatta olan tek kardeşi hastalık hastasıydı. Geriye genç kuşak kalıyordu. Richard bu konuda açık açık bir şey söylememişti ama avukat onun gençler arasından birini esas vâris olarak seçmek niyetinde olduğunu anlamıştı. Tabii diğerlerine de biraz bir şeyler bırakacaktı. İşte bu yüzden Richard Abernathie, son altı ay içinde sırayla yeğenleri George’u, Susan’la kocasını, Ro-samund’la Michael’ı ve yengesi Mrs. Leo Abernathie’yi konağa çağırmıştı. Entwhistle, onun vârisini üç yeğeni arasından seçmek istediğini seziyordu. Helen Abernathie’yi ise kadını çok sevdiği ve onun fikirlerine saygısı olduğu için davet etmişti. Mr. Entwhistle, Richard’ın o altı ay içinde kardeşi Timothy’ye gidip onun yanında kısa bir süre kaldığını da hatırlıyordu.
Ondan sonra da, Richard, şimdi avukatın çantasında duran vasiyetnameyi yapmıştı. Malını mülkünü eşit şekilde bölüyordu. Bundan da Richard’ın, yeğenleri konusunda hayal kırıklığına uğramış olduğu anlaşılmaktaydı. Veya belki de Susan’la Rosamund’un kocaları hoşuna gitmemişti.
Avukat, Richard’ın kız kardeşi Cora’yı konağa çağırdığım duymamıştı. Şimdi Cora Lansquenet’in söylediği endişe verici diğer lâfları düşünüyordu. «Fakat ağabeyimin sözleri…»
Richard Abernathie, kız kardeşine ne söylemişti? Sonra — nerede olmuştu bu konuşma? Cora, konağa gitmediğine göre, Richard kardeşini onun oturduğu o ressamlarla dolu köyde ziyaret mi etmişti? Yoksa kadına bir mektup mu yazmıştı?
Mr. Entwhistle, kaşlarını çattı. «Tabii Cora aptalın biri. Richard’ın bir sözünü pek âlâ yanlışı anlamış olabilir. Ama doğrusu Richard’ın ona ne dediğini öğrenmek isterdim… Bilhassa onun herkesin içinde o sözleri söylemesine neyin sebep olduğunu…»
Cora, «Fakat ağabeyim cinayete kurban gitti değil mi?» demişti.
**
Maude Abernathie, o geceyi konakta geçirecekti. Kadın, akşam yemeğine inmek için elbisesini değiştirirken, «Acaba burada kalıp Helen’e yardım etmelimiydim?» diye düşündü. «Eşyalar toplanacak… Richard’ın şahsî şeyleri de var… Mektuplar da olabilir… Her halde önemli vesikaları Mr. Entwhistle aldı… Zaten Timothy’nin yanına çabucak dönmem lâzım. Ben yanında olup kendisine bakmadığım zaman fena halde sinirleniyor. Mirasa kızmayacağını, bilâkis sevineceğini umarım… Tabii aslında o Richard’ın servetinin önemli bir kısmını kendisine bırakacağını sanıyordu. Neticede hayatta tek kalan Aber-nathie de kocam. Her halde Richard da servetini ona bırakabilirdi. Timothy’nin yeni kuşağa yardım edeceğine inanmalıydı. Evet, korkarım Timothy öfkelenecek… Bu da midesinin bozulmasma sebep olacak. Doğrusu Timothy kızdığı zaman bayağı mantıksızlaşıyor. Ölçüyü kaçırıyor bayağı… Dr. Barton’la o uyku haplarını da konuşmam lâzım. Son zamanlarda Timothy o haplardan fazla almaya başladı. Şişeyi yanımda saklayacağımı söylediğim zaman da çok öfkelendi. Halbuki o ilâç kendisi için tehlikeli olabilir. Dr. Barton da öyle söyledi. İnsan uyuklamaya başlar ve daha önce o haplardan içmiş olduğunu da unutur. Bir kaç hap daha almaya kalkar. Ondan sonra da olanlar olur tabii. Şişedeki hapların iyice azalmış olduğunu da farkettim. Halbuki daha fazla olması lâzımdı… Doğrusu Timothy ilâçlar konusunda çok dik kafalılık ediyor… Beni dinlemiyor. Aksileşiyor…» İçini çekti. Sonra da yüzünde memnun bir ifade belirdi. «Artık her şey daha düzelecek … Meselâ — bahçe…»
Helen Abernathie, yeşil salonda    şöminenin önünde oturmuş, Maude’un aşağıya inmesini bekliyordu. Etrafına bakmarak, eski günleri düşündü. Leo ve diğerleriyle ne mutlu zamanlar geçirmişlerdi. «Bir zamanlar neşeli bir yerdi bu konak. Fakat böyle bir evin kalabalık olması lâzımdır. Bilhassa çocuklar olmalıdır. Çocuklar, uşaklar, kışın gürül gürül yanan ocaklar… Son zamanlarda burada sadece oğlunu kaybetmiş olan kederli, yaşlı bir adam yaşıyordu. Onun için de konak çok hüzünlüydü… Acaba burayı kim satın alacak? Yoksa burayı bir otel veya gençler için bir yurt haline mi sokacaklar? Son zamanlarda büyük evler hep böyle oluyor. Çok yazık…» Helen, bu üzücü düşünceleri kafasından atmaya çalıştı. «Geçmişi düşünmenin bir faydası yok… Geleceğe bakmalı. Richard’ın bana bıraktığı gelirle Kıbrıs’ta bir villâ alacağım ve bütün plânladığım o şeyleri yapabileceğim… Son zamanlarda para meselesi yüzünden çok üzülüyordum. Vergiler… Üstelik yanlış yatırımlar da yapmıştım… Fakat artık Richard’ın iyiliği sayesinde durum düzelecek… Zavallı Richard… Fakat insanın öyle uykusunda ölmesi rahat bir şey olmalı… Her halde Cora da bu yüzden o acayip fikre saplandı… Doğrusu Cora da pek münasebetsiz! Daima da öyleydi zaten! »
Helen, Cora’yla Pierre Lansqunet’le evlenmesinden kısa bir süre sonra Avrupa’da karşılaşmıştı. «O gün münasebetsizliği ve aptallığı üstündeydi. Başını öyle kuş gibi yana eğiyor ve resim hakkında saçma sapan sözler söylüyordu. Bilhassa kocasının tabloları hakkında. Her halde adam bu yüzden bir hayli sıkılıyordu. Hiç kimse karısının gülünç bir hale düşmesini istemezdi. Cora da hakikaten gülünç! Neyse… Zavallı her halde elinde değil bu. Duyduğuma göre kocası da kendisine hiç bir zaman iyi davranmazmış.»
Helen yeşil mermer masanın üzerinde duran balmu-mundan yapılmış çiçeklere baktı. «Cenaze törenine gitmeden önce Cora o masanın yanında oturuyordu. Eşyaları tanımıştı, eski günlerden neşeyle bahsediyordu. Eski evine döndüğü için o kadar memnundu ki, oraya neden geldiğini de unutmuştu… Veya belki de Cora bizim kadar iki yüzlü değil… Zaten o hiç bir zaman kaidelere, kurallara aldırmazdı. Mr. Entwhistle konuşurken o soruyu sormasına ne demeli? ‘Fakat ağabeyim cinayete kurban gitti değil mi?’ Herkes şaşırdı, hayretle ona baka kaldı…»
O sahneyi gözlerinin önünde canlandıran Helen birdenbire kaşlarını çattı… Bu tabloda hatalı bir şey vardı.
Bir şey… ?
Bir kimse…?
Birinin yüzündeki ifade miydi bu? Yoksa—
Helen bu sorularını cevaplandıramadı. Sadece acayip bir şey olduğunu seziyordu…
**
Mr. Entwhistle, sıkıntılı bir gece geçirdi. Sabahleyin kendisini o kadar yorgun ve bitkin hissetti ki, yataktan kalkmamaya karar verdi. Evi idare eden, ona bakan kız kardeşi kalkıp ta Kuzey İngiltere’ye gittiği için kendisini azarladı durdu tabii. «Senin yaşındaki bir adam için cenaze törenleri bayağı öldürücüdür. Sen de sevgili Mr. Abernathie’in gibi birdenbire ölürsen hiç karışmam.»
‘Birdenbire’ sözü avukatın irkilmesine sebep oldu. Bu yüzden kız kardeşiyle münakaşaya da kalkışmadı.
Akşam altıya çeyrek kala baş ucundaki telefon çaldı. Kendisini ortağı avukat Mr. Bollard arıyordu.
Mr. Bollard, «Buraya bak, Entwhistle,» dedi. «Biraz önce St. Mary polisi beni aradı.»
«St. Mary polisi mi?»
 «Evet. Bu —» Mr. Bollard, bir an sustu. Utanmış olduğu anlaşılıyordu.  «Şey — bana Mrs. Cora Lansqunet’den bahsettiler. O Richard Abernathie’nin vârislerindendi değil mi?»
«Evet, tabii. Kendisini dün cenaze töreninde gördüm.»
«Ya? Demek o da cenazedeydi?»
«Evet. Ona ne olmuş?»
  «Şey…» Mr. Bollard, özür diler gibi konuşmaya başladı. «Şey — bu çok acayip — şey — kadını öldürmüşler.» Mr. Bollar’ın sesinden, «Entwhistle ve Bollard hukuk firmasının böyle şeylerle bir ilgisi olamaz,» diye düşündüğü anlaşılıyordu.
«Öldürmüşler mi?»
 «Evet — korkarım öyle. Yani — bu bakımdan hiç şüphe yok.»
Polis bizi nereden öğrenmiş?»
«Mrs. Cora Lansqunet’in Miss Gilchrist adında bir kâhyası mı, yardımcısı mı, ne varmış. Polis ona kadının akrabalarının veya avukatlarının adresini sormuş.    Miss Gilchrist, akrabalar konusunda tereddüde kapılmış. Onların adresini pek bilmiyormuş galiba. Fakat bizi hatırlamış.»
Mr. Entwhistle, «Kadının öldürülmüş olduğunu nereden çıkarmışlar?» diye sordu.
Mr. Bollard, yine özür dilenmiş gibi bir tavırla konuşmaya başladı. «Bu konuda hiç bir şüphe yokmuş… Şey — katil balta mı ne kullanmış… Yani — kanlı bir cinayet bu.»
«Hırsız mı yapmış bunu?»
 «Polis öyle düşünüyor. Cam kırılmış. Bazı şeyler alınmış. Çekmeceler çekilip, eşyalar saçılmış.  Fakat polis bunun mahsus yapılmış olabileceğini de söyledi.»
«Ne zaman olmuş bu?»
«Bu akşam üzeri ikiyle dört buçuk arası.»
 «Kâhya kadın neredeymiş?»
 «Reading’deki kütüphanede. Alınan kitapları değiştiriyor muş. Eve beşte dönmüş ve Cora Lansquenet’in ölüsünü bulmuş. Polis bize ona kimin saldırabileceğini bilip bilmediğimizi sordu. Ben de —» Mr. Bollard’ın sesinde öfke vardı şimdi. «Bu fikri pek saçma bulduğumu söyledim.»
«Tabii tabii.»
«Her halde bunu köydeki bir deli yaptı.    Evde çalınacak bir şey olduğunu sanıyordu. Kadınla karşılaşınca paniğe kapılarak onu öldürdü. Öyle değil mi, Entwhistle?»
 «Evet… Evet…» Avukat, dalgın bir tavırla konuşmuştu. Kendi kendine, «Bollard haklı,» diyordu. «Her hai-de böyle oldu.» Ama diğer taraftan da Cora’nın neşeli sesi kulaklarında çınlamaktaydı.  «Fakat ağabeyim bir cinayete kurban gitti değil mi?»
Cora ne aptaldı. Daima öyleydi… Hiç çekinmeden hakikatleri açıklayıverirdi. Hakikatleri! İşte yine o Allanın cezası kelimeyi kullanmıştı?” -Kitaptan bir bölüm.

 

2006 yılında, Altın Kitaplar tarafından basılan kitabın çevirmeni Gönül Suveren. İlk basımı: 1953-Londra. Kitabın orijinal adları: After the Funeral / Funerals are Fatal / Murder at the Gallop
Kitap Eleştirisi: Agatha Christie - Ecelin Çağrısı 1
İlk baskının kapağı.
Polisiye Kitap Ecelin Çağrısı, Cenazeyle ilgisi olanlar:
  • Richard Abernathie: Zengin bir adam. Ölümü pek ani olmuştu.
  • Lanscombe: Yaşlı uşak. Konağı pek sessiz buluyordu.
  • Helen Abetrmathie: Richard’ın yengesi. Aklı başında, kibar bir kadındı.
  • Timothy Abernathie: Richard’ın erkek kardeşi. Hastalık hastasıydı.
  • Maude Abernathie: Timothy’nin karısı. Kocasına âdeta anne şefkati gösteriyordu.
  • Cora Lansquenet: Richard’ın kız kardeşi. Düşündüğünü hiç çekinmeden söylerdi.
  • Susan Banks: Richard’ın diğer yeğeni. Azimli ve cesur bir kadındı.
  • Gregory Banks: Susan’ın kocası. Nasıl bir insan olduğu anlaşılmıyordu.
  • Rosamund Shane: Richard’ın kardeşinin kızı. Çok güzel fakat akılsızdı.
  • Michael Shane: Rosamund’un kocası. Sanatını her şeyden üstün tutuyordu.
  • Miss Gilchrist: Cora Lansquenet’in yardımcısı. Rahibelerden korkmaya başlamıştı.
  • Müfettiş Morton: Zeki bir polis memuru. Poirot’ya çok değer veriyordu, ve
  • Hercule Poirot .

 

Ecelin Çağrısı Entrika: Ölen zengin bir adamın cenazesinden sonra bütün yakın akrabaları onun konağında toplanır ve merakla vasiyetnamenin okunmasını beklerler. Bu sırada ölen adamın kızkardeşi abisinin bir cinayete kurban gittiğinden söz eder. Aslında zengin akrabanın aniden ölmesi herkesin kafasında bir soru işareti oluşturmuş ama kimse bunu dile getirmemiştir. Bu tatsız konuşmanın ardından ertesi gece Cora evinde bir baltayla öldürülmüş olarak bulunur. Böylece Cora’nın cenazeden sonra ettiği o sözler bir anlam kazanır ve onunkiyle beraber abisinin ölümü de polis tarafından soruşturulmaya başlanır.Ecelin Çağrısı Değerlendirme: Son derece ustalıkla yazılmış, gizemli ve karanlık bir roman. Aynı zamanda bir hayli ürkütücü olduğunu da söylemeliyim. Herşeyden önce, mükemmel bir öykü var karşımızda. Klasik başlangıcına rağmen, Cora halanın hazin öyküsü romana damgasını vuruyor. Savaş sonrası dönemde İngiliz halkının içine düştüğü ekonomik sıkıntı çok güzel yansıtılmış. İnsanların işlerini kaybetmesi, kurulu düzenin bozulması, fakirlik ve savaş sonrası elde edilen kirli kazançlar neredeyse patolojik bir boyutta anlatılıyor. Düzenin yeniden kurulmasının eski bir İngiliz geleneğinde, çayhanelerde simgeleşmesi ise oldukça ilginç.

Bu romanda da Agatha Christie, bize geçeği anlatırken dikkatimizi başka yönlere çekmek için elinden geleni yapıyor. Şüpheliler listesinin hayli uzun olduğu, ipuçlarının ise bolca serpiştirildiği böyle bir hikayede doğru sonuca ulaşmak elbette kolay değil. Neyse ki, Poirot, listeyi daraltmakla kalmıyor, aynı zamanda, sahte ipuçlarını ayıklayarak önümüzü görmemizi sağlıyor. Ama gene de işimizin kolay olmadığını tahmin edersiniz. Katil gene en olmayacak bir kişi. Ve gene katil hep gözümüzün önünde.

Finale doğru kitabın verdiği hüzün iyice artıyor. Katilin ele geçmesi bile bu durumu değiştirmiyor.
Kitap, polisiye severlere oldukça keyifli saatler vadediyor. Sıkılmadan, merakla okunacak bir roman bu. Tabii, Altın Kitaplar yayınevinin artık çok ünlü hale gelen özensiz baskısıyla bu keyfiniz ne ölçüde kaçar onu bilemem. Orijinal adı ‘Cenazeden Sonra’ olmasına rağmen, bunu ‘Ecelin Çağrısı’ haline dönüştürmenin maksadını da anlayabilmiş değilim. Romanın çevirmeni Gönül Suveren’in orijinal eserden ne gibi kısaltma, özetleme, silme ve eklemeler yaptığını kesin olarak bilmesem de tahmin etmekte bir güçlük çekmiyorum. (Bakınız: Gönül Hanım, Agatha Christie’yi Nasıl Öldürdü?)

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum