Hercule Poirot'yu Kimler Oynadı?

Hercule Poirot’yu Kimler Oynadı?

Agatha Christie‘nin ünlü detektifi Hercule Poirot, bir çok kez sinemada ve televizyon ekranlarında boy gösterdi. Bu yazımda sizlere bu oyunculardan ve filmlerinden söz etmek istiyorum

Austin Trevor
Gri hücreleriyle ünlü detektif, beyaz perdede ilk kez 1931 yılında, Alibi adlı bir filmle göründü. Senaryo, Agatha Christie’nin bir oyunundan uyarlanmıştı. Oyunun kaynağı ise Roger Ackroyd Cinayeti‘ydi.

Hercule Poirot rolünde oynayan oyuncu Austin Trevor‘du. Sinemanın ilk Poirot’su olma ünvanını kazanan Trevor’un bu role seçilmesinin en önemli nedeni, İngilizceyi Fransız aksanıyla çok iyi konuşabilmesiydi.

1897-1978 yılları arasında yaşayan Trevor, İrlanda doğumluydu. Kariyerini İngiliz sinema ve tiyatrosunda yapmıştı. Uzun sanat hayatı boyunca bir çok filmde oynadı. Bunlar arasında özellikle Goodbye Mr. Chips’le hatırlanan aktör, 1969 yılına kadar tiyatrolarda sahneye çıkmaya devam etti.

Twickenham stüdyolarında çekilen bu filmden sonra, Trevor iki kez daha Poirot rolünde beyaz perdede göründü. Bunlar, gene aynı yıl çekilen Black Cofee ve 1934’teki Lord Edgware Dies (Lord Edgware’in Ölümü) filmleriydi. Austin Trevor, yıllar sonra, bir başka Poirot filminde, Alphabet Murders’da (ABC Cinayetleri) ama bu kez küçük bir rolde oynadı. Bu, aynı zamanda onun yer aldığı en son sinema filmiydi.

Margaret Rutherford

Lord Edgware’in Ölümü‘nden sonra uzun bir süre Hercule Poirot beyaz perdeden uzak kaldı. 1963 yılında After the Funeral (Cenazeden Sonra/Ecelin Çağrısı) romanının MGM tarafından filme çekildiğini duyan  hayranlarının sevinci ise fazla uzun sürmedi. Gösterime Murder at the Gallop adıyla girecek olan filmde Poirot’nun yerini Miss Jane Marple almıştı. Margaret Rutherford‘un başrolde oynadığı film, Agatha Christie’nin orijinal öyküsüne dayanıyordu. Aradaki tek fark, detektiflik görevini Miss Marple’ın yapmasıydı.

Senaryoda yapılan bu dramatik değişiklik Margaret Rutherford’un 1961’deki Murder She Said filmindeki Miss Marple rolünün başarısından kaynaklanmış olabilir. Anlaşılan, Rutherford’un komik ve eğlenceli oyunu, Amerikalıların hoşuna gitmiş. Siyah beyaz çekilen bu filmlerin devam edip bir seriye dönüşmesi de herhalde bundan.

Ertesi yıl çekilen başka bir filmde de  aynı şey oldu. Mrs. McGinty’s Dead (Fotoğraftaki Lekeler) isimli roman aslına sadık kalınarak Murder Most Foul adıyla çekildi ve gene Margaret Rutherford, aslında Hercule Poirot’ya ait olan detektiflik rolünü bu filmde de ondan çalmayı başardı.

Margaret Rutherford, aynı yıl bir Miss Marple filmi daha çevirdi:Murder Ahoy. Neyse ki bu film Agatha Christie’nin herhangi bir romanını ya da öyküsünü temel almıyordu. Böylece, Poirot’nun rolünü Miss Marple’a verme fantazisi iki filmle sınırlı kaldı.

Margaret Rutherford, İngiliz sinema ve tiyatrosunun önemli karakter oyuncularından biriydi. İlk filmini 1936’da çeviren Rutherford, aktif sanat yaşamını 1972 yılına kadar sürdürdü. Austin Trevor gibi, o da 1965 yılında çevrilen Alphabet Murders filminde kısa bir rol aldı.

Tony Randall

1965 yılında çevrilen Alphabet Murders (ABC Cinayetleri) ile Hercule Poirot, sinemaya yeniden bir dönüş yaptı. Bu kez, Hercule Poirot rolünü Tony Randall üstlendi. Aslında Poirot rolü için Zero Mostel düşünülmüştü. Senaryo da buna göre yazılmıştı. Ne var ki, Agatha Christie senaryoya itiraz etti. Bu da filmin çekimine geç başlanmasına yol açtı.Senaryo değişikliği ile birlikte, Poirot rolünü oynayacak aktör de değişti.

Film, romandan önemli ölçüde saptırıldı ve bir komediye dönüştürüldü. Bunda şaşılacak bir yan yoktu çünkü filmin yönetmeni Frank Tashlin komedi filmleriyle tanınan biriydi. Jery Lewis, Bob Hope gibi komedyenlerin filmlerini yönetmişti daha çok.

Poirot rolündeki Tony Randall  komik ve şapşal bir Poirot olarak görünüyordu  filmde. Arthur Hastings rolünü ise büyük İngiliz aktörü Robert Morley üstlenmişti.

Albert Finney

1974’de çevrilen The Murder On The Orient Express (Doğu Ekspresinde Cinayet), Agatha Christie, dolayısıyla Hercule Poirot filmleri arasında adından en fazla söz ettireni oldu.

Bunun en önemli nedeni oyuncu kadrosundaki zenginlikti. Adeta sinemanın bütün ünlüleri bu filmde bir araya gelmişlerdi. Lauren Bacall, Ingrıd Bergman, Anthony Perkins, Sir John Gielgud, Vanessa Redgrave, Sean Connery, Jacqueline Bisset, Michael York, bu ünlü oyuncuların sadece bir kısmıydı. Poirot rolü iseAlbert Finney‘e verilmişti bu kez.

1936 doğumlu bir İngiliz aktörü olan Finney beş defa oskara aday gösterildi. Ancak kazanamadı. Adaylıklarından biri de Doğu Ekspresinde Cinayet filmindeki Hercule Poirot rolüyle oldu. Oyuncunun performansı  Oskara aday olacak kadar etkileyiciydi ama Poirot ile benzerliği çok tartışmalıydı. Hercule Poirot hayranları için, Finney’i karikatürize edilmiş bir Poirot olarak izlemek ızdıraptan başka bir şey değildi.  Buna rağmen filmin, muhteşem oyuncu kadrosu, esas öyküye tamamen sadık kalması ve bir bölümünün İstanbul’da çekilmesi gibi nedenlerle, Agatha Christie uyarlamaları içinde apayrı bir yeri olduğu (hatta en iyisi olduğu) inkar edilemez.

İsveçli dadıyı oynayan Bergman’ın filmden bir Oskar kazandığını da belirtelim.

Sir Ian Holm

İngiliz sinema ve tiyatro oyuncusu Sir Ian Holm da bir televizyon filminde Hercule Poirot rolünü üstlendi. Murder by the Book isimli 45 dakikalık bu drama, bir çok bakımdan ilginç olmasına rağmen fazla bir ses getirmedi.

Agatha Christie ile onun detektifi Poiro’yu bir araya getiren televizyon filminin konusu, yazarla onun yarattığı kahramanı arasında geçen bir kedi-fare oyunudur. Hikaye, özgündür, Agatha Christie’nin hiçbir öykü ve romanı temel alınmamıştır.

Sir İan Holm’u, özellikle  Alien(Yaratık) filmindeki etkileyici androit Ash  rolüyle tanıyoruz. Ayrıca Yüzüklerin Efendisi’nin birinci ve üçüncü filmlerinde oynadığı Hobbit Bilge Babbins ve Beşinci Element filmindeki Vito Cornelius rollerini de unutulmazlar arasında sayabiliriz.

Peter Ustinov

1978’den itibaren seksenli yıllar boyunca Peter Ustinov‘un Poirot filmleriyle sinemalar şenlendi.
1978’de Nil’de Ölüm, 1982’de Evil Under the Sun, 1985’de Thirteen at Dinner (Lord Edgware’in Ölümü), 1986’da Dead Man’s Folly ve Murder in Three Acts (Üç Perdelik Cinayet) ve son olarak 1988’de Appointment with Death (Ölümle Randevu), Poirot hayranları için beklemedikleri bir hediye oldu.

Bu filmlerin içinde en iyisi 1978 yapımı Nil’de Ölüm’dür. Bu yapımda, tıpkı Doğu Ekspresinde Cinayet’de olduğu gibi,çok sayıda yıldız oyuncu  Peter Ustinov’a eşlik etmiştir.  Bette Davis, Mia Farrow, Jane Birkin, George Kennedy, Maggie Smith, Angela Lansbury, David Niven bu oyunculardan bazılarıdır. Bütün bu yıldızlar geçidine, Mısır’ın o eşsiz egzotik güzelliği ve Agatha Christie’nin romanına uyumlu senaryo da eklenince, ortaya seyredilmesi oldukça keyifli bir film çıkmıştır.

Aksayan tek nokta, Peter Ustinov’la hayat bulan Hercule Poirot’nun romanda anlatılan karakterle
ilgisinin çok az oluşudur ki, bunun da Poirot hayranları açısından az buz bir şey olmadığı açıktır.

Tony Randall’la başlayan, Finney’le doruğa çıkan komikleştirilmiş Poirot karakteri, Ustinov’un performansında biraz durulmuş ama hepten kaybolmamıştır. Ustinov, altı filmlik seri boyunca, en aykırı Poirot olmak için adeta elinden geleni yapmıştır. Agatha Christie’nin yazdığı Poirot ile en ufak bir benzerliği yoktur. Ustinov’la birlikte Poirot’nun aşırı kibarlığı kaybolmuş, yerini bariz bir kabalık ve görgüsüzlük almıştır. Beyaz çoraplarıyla ortalıkta dolaşan, yeri geldi mi horul horul uyuyan, askılı mayoyla denize giren, ak saçlı, ak bıyıklı bu Poirot, tüm babacan tavırlarına rağmen hayranları için tam bir hayal kırıklığıdır.

David Suchet

8 Ocak 1989 günü İngiliz televizyonunda yeni bir dizi film başladı. Dizinin adı Agatha Christie’s Poirot (Agatha Christie’nin Poirot’su) idi. Christie’nin bütün Hercule Poirot roman ve öykülerini televizyon ekranına taşımak kararını alan LWT şirketi çekilecek bölüm sayısını 70 olarak planlamıştı.
Dizinin tamamı 25 yıl sürdü. 8 ocak 1989’da The Adventure of the Clapham Cook ile başlayan bu serüven, 13 kasım 2013de The Curtain: Poirot’s Last Case‘in gösterilmesiyle sona erdi.

1930-1950 yılları arasında geçtiği varsayılan dizinin dönem tasviri son derece başarılıydı. O yıllara ait kıyafetler, otomobiller, art deco tarzı binalar, o dönemin Londra’sından park, sokak, metro ve pub manzaraları büyük bir incelikle ekrana yansıtılmıştı. Ancak, uyarlama yapılırken, bir çok karaktere ve olaya yer verilmemiş, yani romanlar bire bir filme alınmamıştı. (Bize göre dizinin tek kusuru budur.) Buna karşılık 1930’ların İngiltere’sinin ekrandaki görkemli yansıması kadar, olağanüstü mükemmellikte, kitabına uygun bir Hercule Poirot vardı karşımızda. David Suchet‘in oynadığı bu rol tüm zamanların en iyi Hercul Poirot performansıydı.

Öncelikle, yıllardır üzerine yapışan karikatürize edilmişlikten kurtulmuş bir Poirot’du bu. David Suchet, en ince ayrıntılara kadar, mükemmel oynuyor, Agatha Christie’nin yarattığı karakterin hakkını veriyordu. Öykülerinde onu tanımlayan ne varsa, hepsine uygun davranan, aynı sözleri söyleyen, aynı tavırları takınan bu son Poirot’nun tek sorunu, romanlarında belirtildiği gibi yumurta biçimi bir kafaya sahip olmayışıydı. Buna rağmen David Suchet’in Poirot’su özellikle bu eşsiz kahramanın fanatikleri tarafından çok sevildi ve tutuldu. 25 yıla yayılan 70 bölüm, yayınlandığı her sezonda ilgiyle izlendi. Dizide sadece Poirot değil, arkadaşı Arthur Hastings, Scotland Yard Baş Müfettişi Japp, sekreteri Miss Lemon, yazar arkadaşı Ariadne Oliver gibi kimi sürekli karakterler de olağanüstü başarılı bir biçimde hayat buldular. Romanlarında zamanla yaşlanan Poirot’yu, seri ilerledikçe gerçekten yaşlanan bir aktörün oynaması, bu diziyi sıradan bir televizyon dizisi olmaktan çıkarttı.

Alfred Molina

İngiliz televizyonlarında Agatha Christie’s Poirot dizisi yayınlanır ve David Suchet fırtınası eserken, Amerika Birleşik Devletleri’nde, Doğu Ekspresi Cinayeti, 2001 yılında bir televizyon filmi olarak yeniden çekildi. 1934’de yazılan romanın öyküsünü günümüze getiren yapımda Hercule Poirot rolünü Alfred Molina oynadı.

Film, bir cinayeti çözmek için İstanbul’a gelen Poirot’nun final konuşmasıyla açılıyor. Tüm görüntü ve dekorlar, oryantalist bakış açısıyla biçimlendirilmiş. Poirot’nun kıyafeti bile sıcak Arap ülkelerinde Beyaz Avrupalı’nın üzerinde görmeye alışık olduğumuz türden. Otel lobisi pekala Nil’de Cinayet filminde set olarak kullanılabilir. Olay günümüzde geçiyor ama filmin 1974 yapımındaki komik İstanbul görüntüleri neredeyse aynen muhafaza edilmiş. Ne yazık ki, Türkiye’ye yönelik oryantalist hatalı bakış, David Suchet’in oynadığı, filmin 2010 yılı uyarlamasında da aynen vardır. Zina yapan bir kadın, Poirot’nun gözleri önünde taşlanarak öldürülür. Hem de 1935 yılında. Pes değil mi?

Uyarlamada mevsim de değişmiş. Kış yerine bahar gelmiş. Böyle olunca da haliyle trenin kara saplanması imkansız. Bu versiyonda trenin yolda kalmasına raylara düşen dev kayalar sebep oluyor.

Alfred Molina 1953 doğumlu İtalyan asıllı bir İngiliz aktörü. Sinema kariyeri Kutsal Hazine Avcıları‘nın ilk sahnelerindeki kısacık rolüyle başlamış. Genellikle karakter rollerini üstlenmiş. Doğu Ekspresi Cinayeti’nin 2001 versiyonunda Molina’nın Poirot’yla hiçbir ilgisi yok. Zaten onun da böyle bir derdi olmadığı belli. Badem bıyıklı bir Poirot. Gerisini siz düşünün artık.

Genco Sümer

Yorum yaparken lütfen hikaye ya da filmlerin konusunu açık etmeyin ki her okuyan sizle aynı zevki alabilsin ;)

yorum