Polisiye Üzerine

Dedektif Dergi: Türkiye'nin İlk Dijital Polisiye Dergisi

Türkiye’nin ilk polisiye e-dergisi Dedektif Dergi, geçtiğimiz ay yayın hayatına başladı. 

Dergi şimdilik sadece dijital ortamda yayınlanıyor ve ücretsiz. İlerde basılı olarak yayınlanır mı bilmiyorum ama bunun benim için çok da önemli olmadığını söyleyebilirim. Her ne kadar, kağıda basılı kitapların, dergilerin yeri hala bir başkaysa da dijital yayının  avantajları saymakla bitmez. Yayıncı açısından, baskı ve dağıtım gibi bir sorun, dolayısıyla maliyet yok. Baskı ve dağıtımın, yayımcılığın en önemli maliyet kalemi olduğu hatırlanırsa, dijital yayının mukayeseli üstünlüğü kendiliğinden ortaya çıkar. Tabii maliyetler bu kadar düşük olunca, fiyat ta otomatik olarak düşük oluyor ki,  bu da okuyucu açısından çok iyi bir şey.






İnternetten gazete, dergi, kitap okumak hem ucuz hem de pratik. Bir kütüphaneye sığabilecek kitaplardan, gazete ve dergi ciltlerinden çok daha fazlasını bilgisayarınızda saklayabilir, dilediğiniz zaman okuyabilirsiniz. Tatile çıkarken bavulunuzu kitapla doldurmak, sevdiğiniz kitabı yanınıza almayı unutmuş olmak gibi bir sorun da yok. Tabletiniz yanınızda olsun yeter; bütün kitaplar, gazeteler, dergiler bavulunuzda demektir. Çok değil, daha 20-30 yıl önce bunu hayal etmek bile imkansızdı. Geçen yüzyılın son ve en büyük buluşu internet sayesinde artık  mümkün.

Dedektif Dergi’nin internet sitesine www.dedektifdergi.com  linkinden ulaşılıyor.  Oradan da dergiyi okumaya geçebiliyorsunuz. Ben, sadece tabletteki değil, cep telefonundaki sürümünü de çok beğendim. Hem hızlı açılıyor, hem rahat okunuyor.

Derginin içeriği, polisiyesever bir okuru fazlasıyla tatmin edecek bir nitelikte oluşturulmuş. Öncelikle dikkatimi öykülerin bolluğu çekti.  Tam on üç polisiye öykü var. Ayrıca iki de tefrika yayınlanıyor. Bir de polisiye bulmaca var. Bence dergideki en büyük sürprizlerden biri bu. Baya bir öykü aslında bu bulmaca. Hem de ödüllü. Cevabı doğru bilen okurlardan birine polisiye bir kitap hediye edilecekmiş.  Ben katilin kim olduğunu bulduğumu sanıyorum. Cevabımı dergiye gönderdim. Bakalım sonuç ne olacak?

Dedektif Dergi’de bu kadar çok öykünün olması beni hem şaşırttı, hem de çok mutlu etti. Şaşırmamın nedeni şu: Malumunuz, bizde öykü pek yaygın bir anlatı türü değil. Her yıl basılan roman sayısı binlerle ifade edilirken, öykü kitapları yüzlü rakamlarda. Örneğin 2015 yılında topu topu 326 öykü kitabı basılmış. Bunun da büyük çoğunluğu yabancı yazarlara ve daha önce yayımlanmış olanlara ait. Dergilere bakınca bu durumu daha net görebiliyoruz. Yayınlanan öyküler üçü beşi geçmiyor. Eli yüzü düzgün olanların sayısı daha da az.

İş polisiye öyküye gelince, durum felaket. Ortalık polisiye romandan geçilmiyor ama öykü yazan çok az. Oysa öykü polisiyenin can damarı. Polisiye edebiyat, polisiye öykülerle başladı. Edgar Allen Poe, Auguste Dupin’in 3 öyküsüyle attı ilk adımı. Onu izleyen Sir Arthur Conan Doyle ise, tam 56 Sherlock Holmes öyküsüyle polisiyeyi taçlandırırken, ünlü dedektifinin sadece 4 romanda görünmesine izin verdi. Agatha Christie de öykü yazmayı hiç ihmal etmedi ve 65 polisiye romana karşılık, 165 polisiye öykü yazdı.

Yazarları öykü yazmaya özendirmek, kültür ve edebiyat dergilerinin en başta gelen işlevidir. Hatta daha da ileri gideyim, başlı başına görevidir de. Dedektif Dergi, bu işlevi/görevi fazlasıyla yerine getirmiş. Sayfalarının büyük bir bölümünü polisiye öykülere ayırmış.

Dergide dört tane klasik dedektif öyküsü var. Çağatay Yaşmut’un Editör Cinayetleri, Ceyda Kiremitçi’nin Ruj İzi, Gencoy Sümer’in Mr. Monaldi’nin Endişesi ve Nilgün Kolgar Çalışkan ile Kerim Güner’in birlikte yazdıkları Anı Yaşa isimli öyküleri bu gruba giriyor. Tuğba Turan’ın eğlenceli öyküsü İlan ve Serkan Ertem’in tefrikası Ölümün Kokusu da aynı türe dahil. Bu öyküler, gerek yarattıkları atmosfer ve gerekse beklenmedik finalleriyle oldukça göz dolduruyorlar.


Cenk Çalışır’ın psikolojik derinlikli polisiyesi Camda Eriyen, değişik kurgusuyla dikkat çeken etkileyici bir öykü. Günay Gafur’un polisiye bilim kurgu öyküsü Tanık da öyle.


Necva Esen’in gotik öyküsü Malikane, gerçekten insanın içini ürpertiyor. Aynı şeyi Türker Beşe’nin Makul Doktor’u için de söyleyebilirim. Her iki öyküyü okurken aklıma nedense Edgar Allen Poe geldi hep.


Emrah Poyraz ve Ulaş Özkan’ın birlikte yazdıkları Sıradan Bir Hayat İçin, Gencoy Sümer’in Otuz Yıl Sonra ve Doruk Ateş’in Çinçin adlı öyküleri toplumsal temalı polisiyeler. Ve bize,mükemmel bir cinayetin nasıl işleneceğini anlatıyorlar.


Turgut Şişman’ın Gitti Gidiyor’u ise şaşırtıcı bir gerilim öyküsü. Kısa ama etkileyici. Mehmet Berk Yaltırık’ın yazdığı Hortlakların Fecri, tarihsel bir korku tefrikası. Olaylar Osmanlı’nın fetih yıllarında geçiyor.

Öykülerin tümünü ben çok beğendim. Hepsi özenle, dikkatle, inceden inceye düşünülerek, belli bir edebi düzeyin üzerinde kalınarak yazılmış. Umarım bu hep böyle devam eder ve Dedektif Dergi, her zaman çok sayıda ve nitelikli polisiye öyküler yayınlamayı sürdürür.

Dedektif Dergi’de sadece polisiye öyküler yok tabii. Polisiye ile ilgili değişik yazılar da var. Çeşitli yazarlar tarafından on bir adet deneme, kitap tanıtımı, değerlendirme ve araştırma kaleme alınmış.Bunlardan, Arkın Gelişin’in kadın seri katillerle ilgili araştırması ve Galip Uyar’ın 1970’li yıllardaki bazı cinayet davaları hakkındaki incelemesi oldukça ilginç bilgiler içeriyor.  Devrim Şenyaman’ın Olof Palme suikastini, Ayça Mumkule Erşipal’in Colarado’daki sinema katliamını anlatan yazıları da öyle.


Şebnem Şenyener Sherlock Holmes’ün aşık olduğu kadından söz etmiş yazdığı denemede. Funda Menekşe ise polisiyeyi sevmenin gerçek sebeplerini anlatmış.


Ramazan Eraslan, Jean-Christophe Grange’ın Lontano’sunu değerlendirirken, Özlem Solak Doruk Ateş’in Mabet’i ile Erdoğan Eyrik’in Cinayetin Peşinde romanı üzerine görüşlerini dile getirmiş. Kerim Güner’in yazdığı eleştirinin konuları ise, Agatha Christie’nin Roger Ackroyd Cinayeti,  Algan Sezgin Türedi’nin Katilin Şahidi ve Çağatay Yaşmut’un Kadıköy Cinayetleri isimli romanları.

Teknolojik gelişmeyle polisiye edebiyat arasındaki ilişkiyi irdeleyen yazıda  Celal Cem Dengiz’in imzasını var. Türkiye’de özel dedektifliğin gelişimi ve sorunlarını öğrenmek için de  Özel Dedektifler Derneği başkanı İsmail Yetimoğlu’nun makalesini okumak lazım.

Bilgilendirici, keyifle okunan yazılar bunlar. Laf ebeliği yapmadan, konuyu dallanıp budaklandırmadan, sade ve anlaşılır bir dille yazılmışlar.

Bu noktada bir şey daha dikkatimi çekti: Dedektif Dergi’deki yazılarda belli bir konu çevresinde kümelenme yok. Yani “dosya” tarzı bir sunum hazırlanmamış. Bence iyi olmuş. Ben o “dosya” olayını pek sevmiyorum. Derginin yarısından çoğu o konuya ayrılıyor. İyi de ya ben o konuya ilgi duymuyorsam ne olacak? Ki, çoğu zaman da öyle oluyor. Bana kalırsa, dergilerde her tür okurun beğenisine hitap etmeye özen göstermek çok daha doğru bir anlayış. Tabii bu, Dedektif Dergi yöneticilerinin bir yayın politikası mı, yoksa ilk sayı olduğu için mi böyle oldu bilemiyorum. Bunu ilerideki sayılarda göreceğiz.

Dedektif Dergi’nin hoşuma giden bir diğer özelliği de tıpkı basılı bir dergiye benziyor olması. Bu haliyle, görsel olarak diğer internet dergilerinden çok farklı. Bir internet dergisinden ziyade, internette yayınlanan basılı bir dergiye benziyor. Bu da okuyucu memnuniyetini artıran bir durum.

Bir zamanlar dijital yayının, geleceğin yayını olduğu söylenirdi. O gelecek, sanılandan daha kısa zamanda geldi. Bugün artık, gazeteleri, dergileri, kitapları, haberleri, filimleri, dizileri, hatta televizyonları internet üzerinden izler olduk. Gönlümüz hala kağıt üzerine yapılan baskıdan yana  olsa da yavaş yavaş internet üzerinden okumaya da alışıyoruz. Bir de olayın şu cephesini unutmayalım. Kağıdın hammaddesi ağaç. Kağıt üretmek için ağaçları kesmek zorundayız. Dijital yayıncılığın gelişmesi, daha çok ağacın hayatta kalmasını sağlayacak. Sadece bu sebep bile, dijital yayıncılığı desteklememiz için yeter de artar.

Bir polisiyesever olarak Dedektif Dergi’ye hoş geldin diyor, polisiye kültür ve edebiyatımızdaki yerinin uzun soluklu olmasını diliyorum.


Esin İnci

Cinayet, Margaret Ve Ben

Agatha Christie, Miss Marple ve Margaret Rutherford.

Gerçekten ilginç bir üçlü. Agatha Christie  malum, ölümünün üzerinden 40 yıl geçmiş olmasına rağmen dünyada kitapları en çok satan yazar, polisiye romanların kraliçesi. Hala onun kadar güzel entrika kurabilen, katili onun kadar ustalıkla saklayabilen ve onun kadar mükemmel atmosfer yaratabilen bir yazar çıkmadı.


Simirna Kızılı

Sahi Simirna ne demektir?


"Biliyorum, yerli yazar okumuyorsun ama bu yazarı duymuş olmalısın."diyen arkadaşıma, ismi daha önce duymadığımı söylerken, cehaletimden utandığımı hatırlıyorum. Okumamış olabilirdim ama bu kadar polisiyeye düşkün olduğumu söylerken, az çok kaleminden söz ettiren güçlü isimlere de aşina olmalıydım.

Yerli yazar okumam gibi bir takıntım yoktu aslında, sadece çok iyi yabancı yazarlara tutkum vardı. Ve yerli polisiye yazarlarından herkesin bildiği tek ismin de her kitabından tat alamamıştım.

Alien: Covenant

Yeni çıkan Bilim Kurgu filmlerini merak edenler ve Ridley Scott 'un Alien filminin hayranlarına iyi bir haberimiz var zira Ridley Scott, Alien filmi ile yarattığı evrene, Alien: Covenant filmi ile dönüş yapıyor.


alien covenant

SHERLOCK 4. SEZON

Sherlock 4. sezon başlıyor 

Tam üç yıldır ekrandan uzak olan Sherlock dizisinin 4. sezonunun 2017 yılının ilk günü yeniden başlayacağı haberi, serinin meraklılarını zevkten dört köşe etmeye yetti de arttı bile. Yeni sezonun bölümlerine ait fragman ve fotoğrafların yayınlanması ise herkesi büsbütün heyecanlandırdı. 1 Ocak akşamı, televizyonun karşısında olmak için bütün randevular çoktan iptal edildi.


sherlock 4. sezon


Evden Kaçış Oyunu

Geçtiğimiz günlerde, kilit altında kaldığım bir evden kaçmak zorunda kaldım. Canımı zor kurtardım. 

Aslında bakılacak olursa canımızı zor kurtardık çünkü toplam altı arkadaşım ile birlikte, çeşitli komplo teorilerine kafa yoran bir profesörün evinde bulduk kendimizi.


evden kaçış oyunu

Her temas bir öykü bırakır

"Bozkırda bir kasabadan geçerken
Tozlu yolda iki sıralı kahveler
Öyle sakin kıpırtısız
Otobüsü süzerler
Doğdukları yerde ölenler..."



Fonda "Sevdalı Başım" şarkısının ezgisi ile üstadın sesinden ne çok severdim bu şiiri. Yazıya başlarken aklımdan ilk geçen bu dizeler oldu.

Cingöz Recai

Cingöz Recai, Peyami Safa'nın yazdığı serüven romanlarındaki temel karakterin adıdır.
İlk yayımı gazetelerde tefrika şeklinde olmuştur. Gördüğü büyük ilgi üzerine daha sonra kitap olarak da yayınlanmıştır.

Peyami Safa

Cenk Çalışır İle Nasıl Tanıştım?

Polisiye kitap Satranç Cinayetleri Cenk ÇalışırHer şey hiç olmaması gereken bir çekmecede, nadir kullanılan fularların altında, bir kitaba

rastlamamla başladı. Kendi kendime koyduğum erken bunama teşhisini doğrularcasına, nereden ve ne zaman aldığımı hatırlamadığım, hatta ilk 107 sayfasını okuyup da araya ayraç koyduğumu bile şaşırarak fark ettiğim kitap o an bir define bulmaya eş değerdi. Çünkü tam da, bir sahaf yolu tutsam artık, dediğim bir dönemdeydim. Kitabı kaptığım gibi sil baştan okumaya ve okudukça da, böyle bir kitabı nasıl yarım bırakıp unutursun, diye hayıflanmaya başladım.

CENK ÇALIŞIR - Satranç Cinayetleri

Yabancı polisiyeleri okudukça türe hayranlığım büyümüş,onların yanında orta okul öğrenci kompozisyonları gibi kalan bir kaç yerli kitap ile hayal kırıklığı yaşamış ve tüm bilmişliğim ile; yerli yazarlar bu işin hakkını vererek yapamıyorlar yahu, çıkarımına saplanmış, yerli yazarları okumayı bırakmıştım. İnsanın en büyük düşmanı önyargılarıdır ki meğer ben de epeydir bu düşmana esirmişim. Çekmecede unutulan bu kitap, kitap sayesinde tanıdığım yazar, kendimle yüzleşmeme ve düşüncelerimden utanmama sebep olacakmış meğer.

Bursa'da birbiri ardına işlenen cinayetleri çözmek için uğraşan bir ekibin, zeki ve temkinli bir katile karşı verdiği mücadeleyi anlatan Satranç Cinayetleri, bir solukta okunacak kadar akıcı bir kurguya sahip. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen anlatım o kadar dozunda ki okuyucuda bir acemilik dönemi eseri izlenimini asla bırakmıyor. Emniyet Teşkilatının işleyişine dair ince detaylar, karakterler arasındaki karşılıklı konuşmalarda var olan doğallık, psikolojik tespitlerdeki bilimsellik yazarın kitabı yazarken ön hazırlığını sağlam yaptığını hissettiriyor. Yer yer "aaa" sesi ile ifade ettiğim şaşırmalara ya da yüzüme yayılan çarpık bir gülümsemeye sebep olan kurguda ufak tefek boşluklar olsa da Satranç Cinayetleri benden iyi not almayı kesinlikle başarıyor.

Cenk ÇALIŞIR; dilindeki üslup, kitap yazmak ile yazar olmak arasındaki çizgide yazarlık tarafına bariz geçiş, kurgusundaki bütünsellik ile polisiye alanında ayakları yere çok sağlam basan bir yazarımız kanımca. Öyle ki ilk kitabını kapatır kapatmaz diğer kitaplarını alma isteğini uyandırabiliyor.

Lafı çok da dolandırmadan diyebilirim ki; sizinle tanıştığıma memnun oldum Cenk ÇALIŞIR. Bana yaşattığınız mahçubiyet için teşekkür ederim. Yakında yeniden görüşeceğimiz kesindir.

Funda Menekşe

EQ KOÇUNUN NOT DEFTERİ, NOT 8: Ben Duygularım Değilim!

“Gözüm kararıyor Olric! Elimden bir kaza çıkacak.” Oğuz Atay (Tutunamayanlar)

Öfke yönetimi


Aslında bu kadar kolaydır. Duyguların kendisi olmadığımızı kendimize söyleyerek duygu yönetimi ile ilgili çok büyük bir adım atmış oluruz. Çünkü bir kez bunu kendine söyleyebilen biri, mücadele etmesi gereken şeyin kendisi olmadığını fark edecektir. Böylece amygdala durdurmayacak, ön beyin rahatlıkla hizmetimize girecektir. Aslında duygu ile mücadele etmek de haksızlıktır. Bir duygu var olduysa mutlaka bir mesajı bulunmaktadır. Duygu ile mücadele edilmez, duygunun negatif etkisi ile mücadele edilir, içinde barındırdığı bilgi fark edilir ve duygu dönüştürülür.

Seda Sayan Cinayetleri Devam Ediyor: Nurullah & Solmaz Aşkı

Seda Sayan cinayetleri devam ediyor. Bunun son kurbanı Nurullah ve Solmaz  arasındaki aşk oldu.

Nurullah-Solmaz aşkı bir oyun mu?
Herşey bir senaryo mu? 
Olaylar önceden planlandığı şekilde mi gelişiyor?


Nurullah Solmaz Aşkı Evleneceksen gel

Polisiye Yazarı: Ahmet Ümit

Türkiye'nin en popüler polisiye roman yazarı Ahmet Ümit 12 Temmuz 1960'da Gaziantep'de doğdu. Gençlik yıllarını solcu bir aktivist olarak geçirdi. 1983'de Marmara Üniversitesi Kamu Yönetimi'nden mezun oldu. 1985-1986 yılları arasında Moskova Sosyal Bilimler Akademisi'nde eğitim gördü. 1989 yılında aktif siyaseti bırakarak kendisini tamamen yazarlığa verdi.
Ahmet Ümit ve polisiye kitapları
Ahmet Ümit ve polisiye kitapları
Başlangıçta şiir kitaplarıyla duyurdu adını. Bunu öyküleri izledi. 1992'de ilk öykü kitabı Çıplak Ayaklıydı Gece yayınlandı. Kitap, Ferit Oğuz Bayır Düşün ve Sanat Ödülü'nü aldı. Edebiyat dünyamızda tanınması bu öykü kitabıyla oldu.

Polisiye yazarı Ahmet Ümit'in suçu kurgulama ve gerilim yaratmadaki becerisi onu giderek tamamen polisiye yazmaya yöneltti. Bu niteliklerin tamen öne çıktığı Sis Ve Gece, 1996'da yayımlandı ve büyük bir ses getirdi. Türkiye'de epey gürültü koparan kitap Yunanca'ya çevrildi. Böylece Sis ve gece, yabancı bir dile çevrilen ilk Türk romanı olma unvanını kazandı.

Dergilerde. gazetelerde yayınlanan polisiye öykü ve araştırmalarının yanı sıra Televizyon için de çalışmalar yapan Ahmet Ümit, peşpeşe yayınladığı romanlarla Türkiye'nin en tanınmış yazarlarından biri haline geldi.

Ahmet Ümit'in kitapları:


  • Sokağın Zulası...1989
  • Çıplak Ayaklıydı Gece...1992
  • Bir Sis Böler Geceyi...1996
  • Masal Masal İçinde...1995
  • Sis Ve Gece...1996
  • Tapınak Fahişeleri...1997
  • Agatha'nın Anahtarı...1999
  • Kar Kokusu...1998
  • Patasana...2000
  • Şeytan Ayrıntıda Gizlidir...20002
  • Kukla...2002
  • Beyoğlu Rapsodisi...2003
  • Aşk Köpekliktir...2004
  • Başkomser Nevzat Çiçekçi'nin Ölümü...2005
  • Kavim...2006
  • Ninatta'nın Bileziği...2006
  • İnsan Ruhunun Haritası...2007
  • Olmayan Ülke...2008
  • Bab-ı Esrar...2008
  • İstanbul Hatırası...2010
  • Başkomser Nevzat 3. Davulcu Davut'u Kim Öldürdü? 2011
  • Sultanı Öldürmek...2012
  • Beyoğlu'nun En Güzel Abisi...2013
  • Elveda Güzel Vatanım...2015